İstanbul’da müzikal bir rota

İstanbul’da aynı nağmeler her semtten semaya yükseldiği gibi, her semtin kendi özgünlüğünden farklı nağmeler de çıkıyor, yüreklerdeki ve gök kubbedeki yerini huzurla alıyor. Hüseyin Irmak yazdı.

Kadim şehir İstanbul, evrenin ve kurulalı beri dünyanın sahip olduğu armoniye çağlar boyu ses katmaya devam ediyor. Doğanın kendine özgü müziğine şehir halkı da yüzyıllarca sesi ve müziğiyle katılıyor, bu yönüyle önemli birikim oluşturuyor, miras bırakıyor. İstanbul’da müzikal bir rota oluşturuyor.

Aynı nağmeler her semtten semaya yükseldiği gibi, her semtin kendi özgünlüğünden farklı nağmeler de çıkıyor, yüreklerdeki ve gök kubbedeki yerini huzurla alıyor.

Bütün ibadethanelerden yükselen ilahiler ve geleneksel kutlama şarkılarıyla topluca coşa geliyor. Mevsimin ve aşkın devinimiyle naçiz yürekleri ayaklandırıyor ya da gönül yarasını sarıyor İstanbul.

Yani kuruluşundan itibaren bir hikâye oluşturabilmiş bu şehirde önemli bir repertuar, nadide bir zenginlik söz konusu. İstanbul semtlerinde kendimizce bir rotada ilerleyip buralardan yükselmiş seslere, birer örnekle bile baktığımızda yüzümüze, gönlümüze çarpan renklerin çokluğuna şaşırabiliyoruz.

Beyoğlu’dan Maslak’a

Bir ses, “Beyoğlu’nda Gezersin/Gözlerini Süzersin” derken, biraz kuzeye çıkan birileri Harbiye’de, vaktiyle oradaki cezaevinde yazılıp bestelenmiş “Mahsus Mahal”i duyabilir. Daha ileride bir başkası “Şişli’de Bir Apartıman/Yoksa Eğer Halin Yaman” diyebilir.

Kuzey rotasını takip ettiğinizde bu defa bir Roman’ın sesi yükselir; “Kuştepe’de Gül Ver Bana”. “Çiçekçi Kız”a edilen bu söz, hemen komşu semtte “Gültepe’de Gül Ver Bana”ya dönüşebilir.

Büyükdere Caddesi’nde ilerleyip de Sanayi Mahallesi girişindeki Oto Sanayi’ye geldiğinizde bir “tamirci çırağı”nın yüreği dillenebilir; “Elleri ak, yumuk yumuk/Ojeli tırnakları”yla arabasını tamire gelen kıza, “Bir romanda okumuştum” diyerek aşkla yaklaşır. Ne yazık ki hayat her zaman romanlardaki gibi değildir ve kız “Kim bu serseri” der, ustası ise çırağa “İşçisin sen işçi kal/Giy de(r) tulumları” nasihatinde.

Bu mahallenin karşısında bulunan ve Maslak’a doğru devam eden, bir zamanlar “Levent Çiftliği” denilen askerî alansa, mehteranın yerine kurulan ordu bandosunun yeni askerî marşlarının, örneğin Mahmudiye Marşı’nın duyulduğu yerlerden.

Romanlar, Deniz kızı Eftalya ve Yeniköy

Maslak’tan Hacı Osman Yokuşu’nu takiben Çayırbaşı’na Romanların arasına inelim. 9/8’lik nağmeler çarparken yüzümüze biz aslında Büyükdere Koyu’na gelmişizdir. Burası eski zaman mehtabiye eğlencelerinin önemli merkezlerinden biri… Deniz Kızı Eftalya’nın billûr sesi gelir Boğaz’ın sularından… Dolunay, Koy’u gümüşe boyarken “Boğaziçi’nin Büyülü Sesi” Büyükdereli Eftalya, “Ehl-i aşkın neşvegâhı”nı söyler. Sonraki yıllarda ona atfen “Gel Ey Denizin Nazlı Kızı” bestelenecek ve tınısı Boğaz’ın sularına sinecek, Boğaziçi repertuarındaki yerini layıkıyla alacaktır.

Derken bir zamanlar “Sular Bölgesi” olarak ünlenmiş olan Sarıyer’deyiz. Hemen aklımıza “Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de” diye başlayan “Sarıyerli” şarkısı gelir. Biraz daha yaşlılarımız “Sarıyer’in Ortasında Var Bir Çeşme”yi hatırlar.

Geri dönüp de sahili takiben Büyükdere’den Tarabya ve Yeniköy’e doğru ilerlediğimizde artık “Boğaziçi, Şen Gönüller Diyarı”ndayız demektir. Ve “Eğe Ya Panaya” (Έχε Γεια Παναγιά) isimli Rumca nağmelerde “Büyükdere, Tarabya, Tatavla ve Yeniköy/İstanbul’u Güzelleştiren Bu Dört Köy” mısralarını hem bu sahillerde hem Tarabya tavernaları ve Bebek gazinolarında duyarız. Bebek’te size Dario Moreno “Deniz ve Mehtap” diye seslenmektedir. Müzeyyen Senar ise “Mehtaplı Gecelerde Hep Seni Andım” der.

Yeniköy Rıhtımı” ve “Yeniköy” isimli şarkılar son yıllarda kulaklarımıza gelenlerdendir. “Duruşun andırır asil soyluyu/Hisar, Kuruçeşme, Sahil Boylu mu/ Arnavutköylü mü, Ortaköylü mü/Kız Sen İstanbul’un Neresindensin/Emirgan, Bebekli, Aşiyanlı mı/Kız Sen İstanbul’un Neresindensin” diyen Emel Sayın, size adeta bir Boğaziçi yolculuğu yaptırır. Bir yerinde bir anınızdır aklınıza gelen, belki bir aşk yarasıdır gönlünüze oturan…

Haydi Abbas

Akşam olduğunda ise Cahit Sıtkı “Haydi Abbas” diyerek Beşiktaş’tan getirmek ister ilk sevgiliyi ve yaşamak ister gençliğini yeni baştan.

Belki yürek yaranız sizi yine Beyoğlu’na çıkarır ve Tatyos Efendi’nin ilk orada biraz da doğaçlama söylediği “Gam-zedeyim Deva Bulmam”a götürür. Belki de zihniniz “Üsküdar’a Gider İken”e takılır ve karşıya geçer.

Boğaz’ı aşarken size bir usta ses eşlik edebilir. Hafız Burhan’ın sesidir bu, suları yalayarak ilerleyen… Büyük usta Boğaz’ın bir kıyısından “Makber”i söylemekte diğer kıyısında insanlar dinlemektedir.

Gözünüzü çevirip tepelere baktığınızda “Biz Çamlıca’nın Üç Gülüyüz” diye seslenenleri duyabilirsiniz. Bir başka tepeye baktığınızda Karacaahmet dolaylarından Kerbela mersiyeleri kulaklarınıza gelir.

Sırtınız Boğaz’a doğru sol yanınızda duran Paşa Limanı, bilenlerin aklına “Pasa Limani” isimli Rumca şarkıyı getirse de o “Pasa Limani” İstanbul’da değil Pire’dedir.

Bekli bizi İstanbul

Aynı yönde daha ileriye örneğin Küçüksu taraflarına giderse zihniniz, “Küçüksu’da Gördüm Seni” ve “Gidelim Göksu’ya Bir Âlem-i Âb Eyleyelim” şarkıları gelip oturacaktır önünüze. Bakarsınız yoğurdunun yanı sıra Zeki Müren’in sesiyle Kanlıca size “Bir Geceye Bin Ömür Verilir Kanlıca’da/İstanbul’un Sırrına Erilir Kanlıca’da” diyerek kendini hatırlatacaktır. Ya da “Beykoz Konakları” Emel Sayın’ın sesinden size ulaşacaktır.

Sırtınız Boğaz’a doğru bu defa sağ yanınıza çevirdiniz mi başınızı “Kadıköylü” ile Deniz Kızı Eftalya, taş plaklardan seslenir. İlerleyin, Kalamış’ta Münir Nurettin karşılayacaktır sizi. “Bir Tatlı Huzur Almaya Geldim Kalamış’tan” diyerek..

Oralardan bu defa Adalar’a bakın. “Biz Heybeli’de Her Gece Mehtaba Çıkardık”, “Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere”, “Dil’de Yalnız Dolaştım”, “Yine Bu Yıl Ada Sensiz Hiç İçime Sinmedi”, “Ada Sahillerinde Bekliyorum”, “Yıldızların Altında” ve daha birçok nağme hatırınıza düşecektir.

Tabii bu arada Münir Nurettin, “Aziz İstanbul” diyecek ve siz bir yandan Yahya Kemal’in İstanbul’a baktığı tepeyi düşünürken öte yandan gözlerinizi sur içine çevirecek ve onun gibi “Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul” diyeceksiniz.

Ardından yedi tepe ve minareler “Bekle Bizi İstanbul” dedirtirse eğer, önünüzde akan suları “mavi patiskaları yırtan gemiler” ile görecek, “Bin bir direkli Haliç’inde akşamlar”, “Adalarında bahar, Süleymaniye’nde güneş”, “Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle” mısralarıyla bir yerlere gidebileceksiniz.

Sana Laleler Aldım Çiçek Pazarı’ndan” ile Eminönü’ne, “İstanbul güzel ama/Zabitleri pek yaman” mısralarıyla Yedikule’ye bakarken Emel Sayın’ın şarkısındaki kızın “Yeşilyurt, Florya, Bakırköylü mü?” olduğuna kafa yorabilirsiniz.

Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da” diyerek hüzünlenebilir, “Söyleyin Sevgilim Nerde” mısrasıyla “İstanbul Sokakları”na gönderme yapabilirsiniz.

Ramazan akşamlarında Direklerarası’nda “İşte Bir Hanım Pek Mini Mini”, “Bekârlıktan Bıktım Usandım” gibi çok sayıda kantoyla coşabilir. Ya da Cankurtaran’daki evinde Dede Efendi size “Yine Bir Gülnihal”i bestelemiş olabilir. Yenikapı ve Bahariye Mevlevihanelerinin ilahileri sizi beklerken bir kadın “Aksaray’dan Geçer iken Çevirdiler Yolumu” diyebilir. Ve “Balat uğramaz/Doğru Fener” diye devam edip “Kâğıthane’ye gideyim” ile noktalayabilir.

Oysa Cibali’de “Fabrika Kızı”, “gün doğarken her sabah” “başı önde yorgunca”, Cibali Tütün Fabrikası’nda tütün sarmaya gitmektedir.

Balat Kapısından Girdim İçeri” diyen bir Karagöz şarkısıdır. Yine Balat’taki Agora, İzmir’deki Agora Meyhanesi’ne atıfta bulunarak hicranını mısralara vurur.

Şimdi İstanbul’da olmak vardı

Sonunda “Gidelim serv-i revanım/Yürü Sadabad’e” veya “Çeşm-i Celladın Ne Kanlar Döktü Suy-i Kâğıthane’de” diyerek Kâğıthane mesiresine uğrayıp kasap havasının icat edildiği iddia edilen Tatavla’ya çıkabiliriz. Orada ister yavaş ister hızlı versiyonunda “Tatavla Kasabı”yla oyuna dururken ünlü Tatavla Karnavalı’nın şarkılarını “Hayde Gidelim Baklahoraniye” ile anabilir ve günümüzün Kurtuluş’una gelip “Kur Masayı Madam Despina” diyerek “o yâr”in Bomonti’den gelip bizi şereflendirmesini temenni edebiliriz.

Bomonti bahçeleri, Elmadağ’ın mekânlarının yanı sıra Büyük Maksim, Taşlık, Çakıl, Gar, Küçük Bebek, Beyaz Park ve Defterdar Burnu gazinolarında ister kadınlar matinesinde ister akşam programlarında nice İstanbul şarkısıyla gönül telinizi titretebilirsiniz.

Gönlümüzün sarsılmasından bahsetmişken son olarak bu şehirde atalarının mezarlarını, çocukluğunu, gençliğini, anılarını ve aşklarını bırakarak gitmek zorunda kalmış insanların kilometrelerce öteden duydukları hasreti “Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı” diye anarak bitirelim.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 29 Mayıs 2023’te yayımlanmıştır.

Hüseyin Irmak
Hüseyin Irmak
Hüseyin Irmak - 1961-62 kışında Sivas, Zara’da doğdu. Dört yaşına doğru ailesiyle birlikte İstanbul Kurtuluş’a geldi. İlk ve ortaokulu Kurtuluş’ta tamamladıktan sonra Kabataş Erkek Lisesi ve Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu (şimdiki İletişim Fakültesi) bitirdi. Aynı üniversitede halkla ilişkiler dalında yüksek lisans yaptı. 1987-89’da Güneş, 1989-91’de ise Tercüman gazetelerinde muhabir olarak çalıştı. 1991 sonbaharından itibaren Kâğıthane Belediyesi basın danışmanlığı görevini sürdürüyor. Kâğıthane tarihi ile ilgili çok sayıda kitabı ve yazıları bulunuyor. Kurtuluş’un 1970’li yıllarını bir çocuğun gözüyle yazdığı “İstanbul’da Bir Kadim Semt, Yaşadığım Kurtuluş” isimli kitabı diğer baskılarını “Tatavla’dan Kurtuluş’a” ismiyle yaptı. “Dinler Arası Sevda Türküleri” adlı çalışması ise 2009 yılında kitap olarak yayımlandı ve yıllar içinde dört baskı daha yaptı. Mart 2007’den bu yana Marmara İletişim Mezunları Derneği başkanlığını, beraberinde 2017’den bu yana da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Sosyal İşler Komisyon Başkanlığı’nı yürütüyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

İstanbul’da müzikal bir rota

İstanbul’da aynı nağmeler her semtten semaya yükseldiği gibi, her semtin kendi özgünlüğünden farklı nağmeler de çıkıyor, yüreklerdeki ve gök kubbedeki yerini huzurla alıyor. Hüseyin Irmak yazdı.

Kadim şehir İstanbul, evrenin ve kurulalı beri dünyanın sahip olduğu armoniye çağlar boyu ses katmaya devam ediyor. Doğanın kendine özgü müziğine şehir halkı da yüzyıllarca sesi ve müziğiyle katılıyor, bu yönüyle önemli birikim oluşturuyor, miras bırakıyor. İstanbul’da müzikal bir rota oluşturuyor.

Aynı nağmeler her semtten semaya yükseldiği gibi, her semtin kendi özgünlüğünden farklı nağmeler de çıkıyor, yüreklerdeki ve gök kubbedeki yerini huzurla alıyor.

Bütün ibadethanelerden yükselen ilahiler ve geleneksel kutlama şarkılarıyla topluca coşa geliyor. Mevsimin ve aşkın devinimiyle naçiz yürekleri ayaklandırıyor ya da gönül yarasını sarıyor İstanbul.

Yani kuruluşundan itibaren bir hikâye oluşturabilmiş bu şehirde önemli bir repertuar, nadide bir zenginlik söz konusu. İstanbul semtlerinde kendimizce bir rotada ilerleyip buralardan yükselmiş seslere, birer örnekle bile baktığımızda yüzümüze, gönlümüze çarpan renklerin çokluğuna şaşırabiliyoruz.

Beyoğlu’dan Maslak’a

Bir ses, “Beyoğlu’nda Gezersin/Gözlerini Süzersin” derken, biraz kuzeye çıkan birileri Harbiye’de, vaktiyle oradaki cezaevinde yazılıp bestelenmiş “Mahsus Mahal”i duyabilir. Daha ileride bir başkası “Şişli’de Bir Apartıman/Yoksa Eğer Halin Yaman” diyebilir.

Kuzey rotasını takip ettiğinizde bu defa bir Roman’ın sesi yükselir; “Kuştepe’de Gül Ver Bana”. “Çiçekçi Kız”a edilen bu söz, hemen komşu semtte “Gültepe’de Gül Ver Bana”ya dönüşebilir.

Büyükdere Caddesi’nde ilerleyip de Sanayi Mahallesi girişindeki Oto Sanayi’ye geldiğinizde bir “tamirci çırağı”nın yüreği dillenebilir; “Elleri ak, yumuk yumuk/Ojeli tırnakları”yla arabasını tamire gelen kıza, “Bir romanda okumuştum” diyerek aşkla yaklaşır. Ne yazık ki hayat her zaman romanlardaki gibi değildir ve kız “Kim bu serseri” der, ustası ise çırağa “İşçisin sen işçi kal/Giy de(r) tulumları” nasihatinde.

Bu mahallenin karşısında bulunan ve Maslak’a doğru devam eden, bir zamanlar “Levent Çiftliği” denilen askerî alansa, mehteranın yerine kurulan ordu bandosunun yeni askerî marşlarının, örneğin Mahmudiye Marşı’nın duyulduğu yerlerden.

Romanlar, Deniz kızı Eftalya ve Yeniköy

Maslak’tan Hacı Osman Yokuşu’nu takiben Çayırbaşı’na Romanların arasına inelim. 9/8’lik nağmeler çarparken yüzümüze biz aslında Büyükdere Koyu’na gelmişizdir. Burası eski zaman mehtabiye eğlencelerinin önemli merkezlerinden biri… Deniz Kızı Eftalya’nın billûr sesi gelir Boğaz’ın sularından… Dolunay, Koy’u gümüşe boyarken “Boğaziçi’nin Büyülü Sesi” Büyükdereli Eftalya, “Ehl-i aşkın neşvegâhı”nı söyler. Sonraki yıllarda ona atfen “Gel Ey Denizin Nazlı Kızı” bestelenecek ve tınısı Boğaz’ın sularına sinecek, Boğaziçi repertuarındaki yerini layıkıyla alacaktır.

Derken bir zamanlar “Sular Bölgesi” olarak ünlenmiş olan Sarıyer’deyiz. Hemen aklımıza “Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de” diye başlayan “Sarıyerli” şarkısı gelir. Biraz daha yaşlılarımız “Sarıyer’in Ortasında Var Bir Çeşme”yi hatırlar.

Geri dönüp de sahili takiben Büyükdere’den Tarabya ve Yeniköy’e doğru ilerlediğimizde artık “Boğaziçi, Şen Gönüller Diyarı”ndayız demektir. Ve “Eğe Ya Panaya” (Έχε Γεια Παναγιά) isimli Rumca nağmelerde “Büyükdere, Tarabya, Tatavla ve Yeniköy/İstanbul’u Güzelleştiren Bu Dört Köy” mısralarını hem bu sahillerde hem Tarabya tavernaları ve Bebek gazinolarında duyarız. Bebek’te size Dario Moreno “Deniz ve Mehtap” diye seslenmektedir. Müzeyyen Senar ise “Mehtaplı Gecelerde Hep Seni Andım” der.

Yeniköy Rıhtımı” ve “Yeniköy” isimli şarkılar son yıllarda kulaklarımıza gelenlerdendir. “Duruşun andırır asil soyluyu/Hisar, Kuruçeşme, Sahil Boylu mu/ Arnavutköylü mü, Ortaköylü mü/Kız Sen İstanbul’un Neresindensin/Emirgan, Bebekli, Aşiyanlı mı/Kız Sen İstanbul’un Neresindensin” diyen Emel Sayın, size adeta bir Boğaziçi yolculuğu yaptırır. Bir yerinde bir anınızdır aklınıza gelen, belki bir aşk yarasıdır gönlünüze oturan…

Haydi Abbas

Akşam olduğunda ise Cahit Sıtkı “Haydi Abbas” diyerek Beşiktaş’tan getirmek ister ilk sevgiliyi ve yaşamak ister gençliğini yeni baştan.

Belki yürek yaranız sizi yine Beyoğlu’na çıkarır ve Tatyos Efendi’nin ilk orada biraz da doğaçlama söylediği “Gam-zedeyim Deva Bulmam”a götürür. Belki de zihniniz “Üsküdar’a Gider İken”e takılır ve karşıya geçer.

Boğaz’ı aşarken size bir usta ses eşlik edebilir. Hafız Burhan’ın sesidir bu, suları yalayarak ilerleyen… Büyük usta Boğaz’ın bir kıyısından “Makber”i söylemekte diğer kıyısında insanlar dinlemektedir.

Gözünüzü çevirip tepelere baktığınızda “Biz Çamlıca’nın Üç Gülüyüz” diye seslenenleri duyabilirsiniz. Bir başka tepeye baktığınızda Karacaahmet dolaylarından Kerbela mersiyeleri kulaklarınıza gelir.

Sırtınız Boğaz’a doğru sol yanınızda duran Paşa Limanı, bilenlerin aklına “Pasa Limani” isimli Rumca şarkıyı getirse de o “Pasa Limani” İstanbul’da değil Pire’dedir.

Bekli bizi İstanbul

Aynı yönde daha ileriye örneğin Küçüksu taraflarına giderse zihniniz, “Küçüksu’da Gördüm Seni” ve “Gidelim Göksu’ya Bir Âlem-i Âb Eyleyelim” şarkıları gelip oturacaktır önünüze. Bakarsınız yoğurdunun yanı sıra Zeki Müren’in sesiyle Kanlıca size “Bir Geceye Bin Ömür Verilir Kanlıca’da/İstanbul’un Sırrına Erilir Kanlıca’da” diyerek kendini hatırlatacaktır. Ya da “Beykoz Konakları” Emel Sayın’ın sesinden size ulaşacaktır.

Sırtınız Boğaz’a doğru bu defa sağ yanınıza çevirdiniz mi başınızı “Kadıköylü” ile Deniz Kızı Eftalya, taş plaklardan seslenir. İlerleyin, Kalamış’ta Münir Nurettin karşılayacaktır sizi. “Bir Tatlı Huzur Almaya Geldim Kalamış’tan” diyerek..

Oralardan bu defa Adalar’a bakın. “Biz Heybeli’de Her Gece Mehtaba Çıkardık”, “Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere”, “Dil’de Yalnız Dolaştım”, “Yine Bu Yıl Ada Sensiz Hiç İçime Sinmedi”, “Ada Sahillerinde Bekliyorum”, “Yıldızların Altında” ve daha birçok nağme hatırınıza düşecektir.

Tabii bu arada Münir Nurettin, “Aziz İstanbul” diyecek ve siz bir yandan Yahya Kemal’in İstanbul’a baktığı tepeyi düşünürken öte yandan gözlerinizi sur içine çevirecek ve onun gibi “Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul” diyeceksiniz.

Ardından yedi tepe ve minareler “Bekle Bizi İstanbul” dedirtirse eğer, önünüzde akan suları “mavi patiskaları yırtan gemiler” ile görecek, “Bin bir direkli Haliç’inde akşamlar”, “Adalarında bahar, Süleymaniye’nde güneş”, “Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle” mısralarıyla bir yerlere gidebileceksiniz.

Sana Laleler Aldım Çiçek Pazarı’ndan” ile Eminönü’ne, “İstanbul güzel ama/Zabitleri pek yaman” mısralarıyla Yedikule’ye bakarken Emel Sayın’ın şarkısındaki kızın “Yeşilyurt, Florya, Bakırköylü mü?” olduğuna kafa yorabilirsiniz.

Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da” diyerek hüzünlenebilir, “Söyleyin Sevgilim Nerde” mısrasıyla “İstanbul Sokakları”na gönderme yapabilirsiniz.

Ramazan akşamlarında Direklerarası’nda “İşte Bir Hanım Pek Mini Mini”, “Bekârlıktan Bıktım Usandım” gibi çok sayıda kantoyla coşabilir. Ya da Cankurtaran’daki evinde Dede Efendi size “Yine Bir Gülnihal”i bestelemiş olabilir. Yenikapı ve Bahariye Mevlevihanelerinin ilahileri sizi beklerken bir kadın “Aksaray’dan Geçer iken Çevirdiler Yolumu” diyebilir. Ve “Balat uğramaz/Doğru Fener” diye devam edip “Kâğıthane’ye gideyim” ile noktalayabilir.

Oysa Cibali’de “Fabrika Kızı”, “gün doğarken her sabah” “başı önde yorgunca”, Cibali Tütün Fabrikası’nda tütün sarmaya gitmektedir.

Balat Kapısından Girdim İçeri” diyen bir Karagöz şarkısıdır. Yine Balat’taki Agora, İzmir’deki Agora Meyhanesi’ne atıfta bulunarak hicranını mısralara vurur.

Şimdi İstanbul’da olmak vardı

Sonunda “Gidelim serv-i revanım/Yürü Sadabad’e” veya “Çeşm-i Celladın Ne Kanlar Döktü Suy-i Kâğıthane’de” diyerek Kâğıthane mesiresine uğrayıp kasap havasının icat edildiği iddia edilen Tatavla’ya çıkabiliriz. Orada ister yavaş ister hızlı versiyonunda “Tatavla Kasabı”yla oyuna dururken ünlü Tatavla Karnavalı’nın şarkılarını “Hayde Gidelim Baklahoraniye” ile anabilir ve günümüzün Kurtuluş’una gelip “Kur Masayı Madam Despina” diyerek “o yâr”in Bomonti’den gelip bizi şereflendirmesini temenni edebiliriz.

Bomonti bahçeleri, Elmadağ’ın mekânlarının yanı sıra Büyük Maksim, Taşlık, Çakıl, Gar, Küçük Bebek, Beyaz Park ve Defterdar Burnu gazinolarında ister kadınlar matinesinde ister akşam programlarında nice İstanbul şarkısıyla gönül telinizi titretebilirsiniz.

Gönlümüzün sarsılmasından bahsetmişken son olarak bu şehirde atalarının mezarlarını, çocukluğunu, gençliğini, anılarını ve aşklarını bırakarak gitmek zorunda kalmış insanların kilometrelerce öteden duydukları hasreti “Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı” diye anarak bitirelim.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 29 Mayıs 2023’te yayımlanmıştır.

Hüseyin Irmak
Hüseyin Irmak
Hüseyin Irmak - 1961-62 kışında Sivas, Zara’da doğdu. Dört yaşına doğru ailesiyle birlikte İstanbul Kurtuluş’a geldi. İlk ve ortaokulu Kurtuluş’ta tamamladıktan sonra Kabataş Erkek Lisesi ve Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu (şimdiki İletişim Fakültesi) bitirdi. Aynı üniversitede halkla ilişkiler dalında yüksek lisans yaptı. 1987-89’da Güneş, 1989-91’de ise Tercüman gazetelerinde muhabir olarak çalıştı. 1991 sonbaharından itibaren Kâğıthane Belediyesi basın danışmanlığı görevini sürdürüyor. Kâğıthane tarihi ile ilgili çok sayıda kitabı ve yazıları bulunuyor. Kurtuluş’un 1970’li yıllarını bir çocuğun gözüyle yazdığı “İstanbul’da Bir Kadim Semt, Yaşadığım Kurtuluş” isimli kitabı diğer baskılarını “Tatavla’dan Kurtuluş’a” ismiyle yaptı. “Dinler Arası Sevda Türküleri” adlı çalışması ise 2009 yılında kitap olarak yayımlandı ve yıllar içinde dört baskı daha yaptı. Mart 2007’den bu yana Marmara İletişim Mezunları Derneği başkanlığını, beraberinde 2017’den bu yana da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Sosyal İşler Komisyon Başkanlığı’nı yürütüyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x