Katılım “fikir onaylatmak mıdır?” yoksa “oluşturmak mı?“

Yerel yönetimlerde katılımcılık neden önemli? Yerel yönetimler aldıkları hangi kararlarda katılımcı yöntemlere başvuruyorlar? Bunlar ne kadar işlevsel? Kamuoyunun tercihlerini ne kadar yansıtıyor? Ankara’dan iki örnek… Prof. Dr. Feyzan Erkip yazdı.

Katılım, çeşitli çevrelerde sürekli duyduğumuz bir kavram, bu nedenle kavramı doğru tanımlamak ve anlamak önemli. Bu yazıda, katılımı bir ‘kentli hakkı’ olarak yaşadığımız kentlerin yönetiminde ve kentimizle ilgili kararlarda söz/pay sahibi olmakla ilgili bir süreç olarak ele alacağım.

Yazıya, ‘Kadın Koalisyonu’nun yerel yönetim izleme çalışmasından bir alıntıyla başlamak istiyorum.

Katılımcı belediyeciliğin sözünü etmekle onu hayata geçirmenin iki ayrı şey olduğunu biliyoruz. Bugün kimse açıktan ‘Biz katılımcı değiliz’ demiyor ancak katılımcı olduğunun altını çizenlerin de bu kavramdan ne anladıkları ve katılımı nasıl hayata geçirdikleri konusunda ortaklaşılan bir yaklaşım yok. Bazı belediyelerde katılım süreçleri kurumsal yapının bir parçası haline getirilmeye çalışılsa da, genellikle katılım adına yapıldığı söylenen çalışmalar ‘fikir sormak’ ile kısıtlı kalıyor (Üstün ve Yalçın, 2024, s. 50).[1]

Bu çok yerinde saptamaya son cümleye katılımın, ‘fikir onaylatmak’ için kullanmasını eklemek çok da yanlış olmaz. Kent yönetimlerinin önceden almış oldukları kararların uygulanması için kentlilerin desteğini almak, biraz da oluşabilecek muhalefete karşı önlem almak için katılımcılığı öne sürmeleri söz konusu olabiliyor. Bu nedenle, katılımcı süreçlerin analizi büyük önem taşıyor.

Bu noktada, hızlı bir geçişle Bourdieu’nun ‘kamuoyunun var olmadığı, en azından onun varlığını ortaya koymakta çıkarı olanların iddia ettiği şekilde var olmadığı’ (2014, s. 266) önermesine bakabiliriz. Bourdieu, bunu söylerken bir konuda kanaati olanların kamuoyunun bütününü temsil etmekten uzak olduğunu, kanaatler sorulurken kullanılan yöntemlerin de çoğu kez, yanlış, eksik ve yetersiz olduğunu vurgulayarak, sürecin istenen sonucu elde edecek şekilde yönetildiğini belirtir.

Katılımın, bu yazıda tartışılması mümkün olmayan ideolojik ve politik boyutlarının yanı sıra, bilimsel bir uygulama yöntemi ve teknik gerektirdiğini kavramak, bu tehlikeyi yok etmese de, azaltabilir.

Özetle, sorduğunuz her soruya istediğiniz yanıtı alabileceğiniz bir yöntem vardır ve amaç gerçekten katılımı sağlamak ise, sorulan sorunun amacı, çerçevesi ve netliği önemlidir. Ayrıca, sorunun kimlere sorulduğu veya kimlerin yanıt verdiği de sonucu etkiler. Sorulan konuyla ilgili bilgisi olanlarla olmayanları aynı kefeye koymak ve bir nedenle yanıtla(ya)mayanları dışarda bırakarak ortaya çıkan sonuca kamuoyu denemez.

Ankara’dan iki örnek ve sorular

Bu noktada, uzun yıllardır yaşadığım başkent Ankara’yla ilgili iki örneği ele almak açıklayıcı olabilir.

Birincisi, çok tartışmalı bir sürecin sonunda yıkılan Ulus’taki 100. Yıl Çarşısı ve yerine yapılan açık alan, ki son olarak yeni yapılan bu alanda büyükçe bir bölümün çökmesiyle konu tekrar gündeme geldi. Meslek odalarının ve uzmanların binanın yıkımına ilişkin yoğun itirazlarına rağmen alınan kararın tartışılması doğal. Bu konudaki çok sayıda örnekten biri olan TMMOB Şehir Plancıları Odası’nın görüşleri linkte[2] görülebilir.

Süreci ele alacak olursak, Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan bir yarışma sürecinin sonunda binayı koruyan projeler ağırlıktayken, binanın yıkımına ve içinde bulunduğu alanın açık alana dönüştürülmesine karar verilmesi ve bu kararın gerekçeleri arasında belediyenin web sayfasında yer alan iki soruluk bir anket sonucunun gösterilmesi, yukarda söz edilen yanlış uygulamalara iyi bir örnek. Yarışma sürecinde tasarımlarını sunan katılımcıların ve jüri üyelerinin harcadığı emeğin hiçe sayılması ise, katılıma güveni sarsacak ciddiyette bir yanlış.

Anketli katılıma gelince, ‘Çarşı kalsın mı? Açık alan mı olsun?’ sorusuna ‘Açık alan olsun’ diyen çoğunluğun, 6 milyonluk bir kentte kaç kişi olduğu, bu konu ve süreç hakkında ne kadar bilgili olduğu, kaç kişinin internet/web sayfasına erişimi olduğu gibi uzun bir eleştiri listesi yapılabilir. Yine belediyenin web sayfasındaki habere göre 28 binden fazla Ankaralının ankete katılması, kentlilerin ilgisi açısından olumlu bir işaret olsa da, yukardaki sorulara yanıt olmaktan uzak.[3] Korunacak bina veya tasarlanacak alanın üst ölçekli plan kararlarına bağlı olması nedeniyle uzmanlık konusu olması, bu konunun kamuya sorulmasının doğru olmadığını göstermek için yeterli. Bu şekilde sorulmasının anlamlı olmadığı ise teknik bir açıklama olabilir.

Belediye, bu uygulamayla sürece dahil olan uzmanları neden dikkate almadığını ve kararının nedenini açıklayacağı yerde, özensiz bir anket sonucunu kullanarak ‘Halk böyle istiyor’ demeyi seçmiş oluyor ki, bu durumun katılımla ilgisi yok.

Diğer örneğim, Ankara’nın çeşitli cadde ve sokaklarında kuruyan ağaçların budanarak kalan kısımların heykele dönüştürülmesi, ki bu olumlu bir girişim olarak görülebilir. Tüm heykellerin aynı şirket adı altında, heykeltraşı belirtilmeden yerleştirilmesinin nedenini bilmiyoruz. Ancak, heykeltraşın medyaya açıklamaları sürecin tesadüfi geliştiğini gösteriyor. (Daha fazla bilgi için bkz[4]) Buna rağmen, açıklamalar birçok boyutun dikkate alındığını gösteriyor; ayrıca heykellerin, sanatsal değeri ve teknik özellikleri gibi konular bu yazının kapsamı dışında.

Ancak, konumuz olan katılım açısından bakıldığında, kentlilerin günlük hayatlarında sıklıkla karşılaştıkları ahşap heykeller – çoğunluğu Ankara’yla ilişkilendirilen hayvanlar biçiminde – konusunda hiç söz sahibi olmamaları sürecin katılımcı olmadığının işareti. Üstelik, bu konu ilk örnekle karşılaştırıldığında, uzmanlıktan çok estetik anlayışa bağlı, en azından çok sesli bir yaklaşım düşünülebilirdi. Heykellerin tasarımı için yarışma açmak, anket düzenlemek, kamuoyuna seçenekler sunmak mümkün olamaz mıydı? Bir arkadaşımın çok haklı olarak işaret ettiği gibi kuruyan ağaçların yerine yenileri dikilemez miydi? Belki de, kentlilere “Aaç mı, heykel mi?” sorusunu sormak gerekirdi.

Bu haliyle ahşap hayvanlar ormansız kalıp şehre inmiş gibi görünüyor. Biz kentliler de, ağacı azalan, gölgesiz bir kaldırımda sincapla karşılaşıyoruz. İnsan düşünmeden edemiyor; dünyada birçok büyük kentin kocaman parklarında sincapların gerçek ağaçlara tırmanması mümkün oluyorsa, bizdeki durum neden böyle diye.

Bu noktada, kentsel yönetimlerin katılımı doğru kavramamış veya özümsememiş olmasının rolünü dikkate almamız gerekiyor. 30 yıldır Ankara’da etkinlik gösteren Kavaklıderem Derneği’nin bu konuyu dert edinmesi, Ankara Kent Konseyi bünyesinde oluşan Çevre ve İklim Meclisi’nin konuyu sahiplenerek tartışma için ilgili uzmanları ve ilgilileri bir araya getirerek tartışma mekanı sağlaması ve üzerinde anlaşılan boyutları belediyenin dikkatine getirmeyi üstlenmesi, kentlilerin kente sahip çıkmasına sevindirici bir örnek.

Kavaklıderem Derneği, bu kapsamda, 28 Şubat 2025 tarihinde, Ankara Kent Konseyi ile işbirliği içinde bir çalıştay düzenledi. Çalıştayda ortaya çıkan öneriler, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne sunulacak.[5] Katılımın yüksek olduğu çalıştaydaki önerilerin dikkate alınması birçok açıdan önem taşıyor.

Başarılı katılım örnekleri

Katılım, özenle tasarlanması gereken ve uzmanlarla kentlilerin işbirliği içinde yaşadıkları kente ilişkin karar almalarını kolaylaştıran bir süreç olmalı. Bunun örneklerine başta Avrupa kentleri olmak üzere, dünyanın birçok kentinde rastlanıyor. Özellikle kentlerin geleceğini tehdit eden çevre ve iklim konularında katılım örnekleri çok.

Hollanda’nın Delft kentinde dört değişik gelecek senaryosunun katılımcı yöntemlerle tartışılması, Rotterdam-Carnisse ve Avusturya’nın Finkenstein kentlerinde katılımcı süreçlerin dönüştürücü etkilerinin karşılaştırmalı analizi, Finlandiya’nın Lahti kentinde, kentteki tüm aktörlerin kent merkezinin dönüşümünün planlanmasına katılımının sağlanması gibi[6] İngiltere’de katılımcı yöntemlerin bir teknik olarak ele alınıp geliştirilmesi için yapılan çalışmalar oldukça gelişmiş durumda ve yararlanılabilecek pek çok örnek içeriyor[7].

Bunlardan öğrenilecek çok şey var, ancak bu yöntemleri ve uygulamaları olduğu gibi aktarmak değil, bunları özgül koşulları içinde değerlendirmek gerektiği vurgulanmalı. Her durumda, iyi planlanmış, uzun soluklu, karşılıklı öğrenmeye açık bir süreçten söz ediyoruz. Bu süreçte uzmanların yönlendirici olmak yerine destekleyici olması büyük önem taşıyor.

Katılım nasıl olmalı?

Sonuçta, katılım çok katmanlı ve pratiğe yansıtılması zor bir kavram. Bu konuda birçok araştırma, tartışma ve bilgi birikimi var. Ön kabulümüz her konuda katılımın gerekli olmadığı olmalıdır. Belirgin uzmanlıklar gerektiren teknik konularda katılım anlamlı değildir.

Ayrıca, katılım sürecinin nasıl ele alınacağı da, bir uzmanlık konusudur ve rastgele yürütülemez. Birkaç temel noktayı vurgulayarak yazıyı bitirmek istiyorum. Bunlar, bir katılım modeli oluşturmak için bilinmesi gerekenlerin başında geliyor:

  • Katılımın konusu nedir? Bu konunun teknik ve uzmanlık gerektiren boyutları ile kentlilere sorulabilecek boyutları nasıl ayrıştırılmalıdır?
  • Katılım, hangi ölçek ve kesimleri kapsamalıdır? Karar veya uygulamadan doğrudan ve/veya dolaylı etkilenecek kesimler hangileridir?
  • Katılım süreci nasıl eşitlikçi yönetilir? Sonuçları nasıl anlamlı biçimde değerlendirilir?

Elbette, bu sorulara yenileri eklenebilir. Önemli olan, katılımı bir süreç olarak görmek, süreci doğru yönetmek ve yanlışlardan ders çıkarmaktır. Ancak bu şekilde, kentte eşitlikçi ve paylaşımcı bir yönetişimin yolunu açabiliriz.

Kaynaklar

Üstün, İ. ve Yalçın, B. (2024) Kadın Koalisyonu’nun yerel yönetim izleme çalışması: Kadınların eşit hemşeriler olması için…Birikim, 418-419, s. 49-61.

Bourdieu, P. (1981) Sosyoloji Meseleleri, Ankara: Heretik yayınları (5. Baskı, 2022).

Konsti-Laakso, S. and Rantala, T. (2018) Managing community engagement: A process model for urban planning, European Journal of Operational Research, 268, 1040-1049.

Midgley, G., Johnson, M. P., Chichirau, G. (2018) What is community operational research? European Journal of Operational Research, 268, 771-783.

Quist, J., Wittmayer, J., Umpfenbach, K. and Bauler, T. (2013) Pathways, Transitions and Backcasting for Low-Carbon and Sustainable Lifestyles. Sustainable Consumption Transitions Series, Issue 3, Proceedings of SCORAI Europe & InContext Workshop, 7-8 October 2013, Rotterdam. The Netherlands.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Mart 2025’te yayımlanmıştır.

[1] Kadın Koalisyonu üyelerine teşekkür ve sevgili Feride Eroğlu’nun anısına saygıyla.

[2] https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=3&kod=12804

[3] https://www.ankara.bel.tr/haberler/vatandas-meydan-olsun-dedi-ulus-meydani-ve-100-yil-carsisi-anketi-sonuclandi-15805

[4] https://9koy.org/sokakta-sanat-biyolojik-omrunu-tamamlamis-agaclar-heykele-donusuyor.html

[5] Bilgi için bkz. https://bha.net.tr/yenilenmeyen-sokak-agaclari-icin-calistay-duzenleniyor-akkden-kapimdaki-doga-calistayi

[6] Quist, Wittmayer, Umpfenbach ve Bauler, 2013; Konsti-Laakso ve Rantala, 2018.

[7] Midgley, Johnson ve Chichirau, 2018.

Feyzan Erkip
Feyzan Erkip
Prof. Dr. Feyzan Erkip, Bilkent Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü'nden emekli. Akademik ilgi alanları olan kentsel kamusal alanlar, tüketim mekânları ve eğilimleri, çevre psikolojisi ve kent sosyolojisi konularında dersler verdi. Araştırmaları, Progress in Planning, Cities, European Urban and Regional Studies, Environment and Planning A, Environment and Behavior, Environmental Psychology gibi uluslararası dergilerde yayımlandı. Cities dergisinin yayın kurulu üyesi. 2003-2004 akademik yılında Tilburg Üniversitesi ve 2011-2012 akademik yılında New York Üniversitesi'nde (NYU) ziyaretçi öğretim üyesi olarak araştırmalar yaptı. TÜBİTAK ve Urban-Net projelerinde yönetici ve araştırmacı olarak çalıştı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Katılım “fikir onaylatmak mıdır?” yoksa “oluşturmak mı?“

Yerel yönetimlerde katılımcılık neden önemli? Yerel yönetimler aldıkları hangi kararlarda katılımcı yöntemlere başvuruyorlar? Bunlar ne kadar işlevsel? Kamuoyunun tercihlerini ne kadar yansıtıyor? Ankara’dan iki örnek… Prof. Dr. Feyzan Erkip yazdı.

Katılım, çeşitli çevrelerde sürekli duyduğumuz bir kavram, bu nedenle kavramı doğru tanımlamak ve anlamak önemli. Bu yazıda, katılımı bir ‘kentli hakkı’ olarak yaşadığımız kentlerin yönetiminde ve kentimizle ilgili kararlarda söz/pay sahibi olmakla ilgili bir süreç olarak ele alacağım.

Yazıya, ‘Kadın Koalisyonu’nun yerel yönetim izleme çalışmasından bir alıntıyla başlamak istiyorum.

Katılımcı belediyeciliğin sözünü etmekle onu hayata geçirmenin iki ayrı şey olduğunu biliyoruz. Bugün kimse açıktan ‘Biz katılımcı değiliz’ demiyor ancak katılımcı olduğunun altını çizenlerin de bu kavramdan ne anladıkları ve katılımı nasıl hayata geçirdikleri konusunda ortaklaşılan bir yaklaşım yok. Bazı belediyelerde katılım süreçleri kurumsal yapının bir parçası haline getirilmeye çalışılsa da, genellikle katılım adına yapıldığı söylenen çalışmalar ‘fikir sormak’ ile kısıtlı kalıyor (Üstün ve Yalçın, 2024, s. 50).[1]

Bu çok yerinde saptamaya son cümleye katılımın, ‘fikir onaylatmak’ için kullanmasını eklemek çok da yanlış olmaz. Kent yönetimlerinin önceden almış oldukları kararların uygulanması için kentlilerin desteğini almak, biraz da oluşabilecek muhalefete karşı önlem almak için katılımcılığı öne sürmeleri söz konusu olabiliyor. Bu nedenle, katılımcı süreçlerin analizi büyük önem taşıyor.

Bu noktada, hızlı bir geçişle Bourdieu’nun ‘kamuoyunun var olmadığı, en azından onun varlığını ortaya koymakta çıkarı olanların iddia ettiği şekilde var olmadığı’ (2014, s. 266) önermesine bakabiliriz. Bourdieu, bunu söylerken bir konuda kanaati olanların kamuoyunun bütününü temsil etmekten uzak olduğunu, kanaatler sorulurken kullanılan yöntemlerin de çoğu kez, yanlış, eksik ve yetersiz olduğunu vurgulayarak, sürecin istenen sonucu elde edecek şekilde yönetildiğini belirtir.

Katılımın, bu yazıda tartışılması mümkün olmayan ideolojik ve politik boyutlarının yanı sıra, bilimsel bir uygulama yöntemi ve teknik gerektirdiğini kavramak, bu tehlikeyi yok etmese de, azaltabilir.

Özetle, sorduğunuz her soruya istediğiniz yanıtı alabileceğiniz bir yöntem vardır ve amaç gerçekten katılımı sağlamak ise, sorulan sorunun amacı, çerçevesi ve netliği önemlidir. Ayrıca, sorunun kimlere sorulduğu veya kimlerin yanıt verdiği de sonucu etkiler. Sorulan konuyla ilgili bilgisi olanlarla olmayanları aynı kefeye koymak ve bir nedenle yanıtla(ya)mayanları dışarda bırakarak ortaya çıkan sonuca kamuoyu denemez.

Ankara’dan iki örnek ve sorular

Bu noktada, uzun yıllardır yaşadığım başkent Ankara’yla ilgili iki örneği ele almak açıklayıcı olabilir.

Birincisi, çok tartışmalı bir sürecin sonunda yıkılan Ulus’taki 100. Yıl Çarşısı ve yerine yapılan açık alan, ki son olarak yeni yapılan bu alanda büyükçe bir bölümün çökmesiyle konu tekrar gündeme geldi. Meslek odalarının ve uzmanların binanın yıkımına ilişkin yoğun itirazlarına rağmen alınan kararın tartışılması doğal. Bu konudaki çok sayıda örnekten biri olan TMMOB Şehir Plancıları Odası’nın görüşleri linkte[2] görülebilir.

Süreci ele alacak olursak, Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan bir yarışma sürecinin sonunda binayı koruyan projeler ağırlıktayken, binanın yıkımına ve içinde bulunduğu alanın açık alana dönüştürülmesine karar verilmesi ve bu kararın gerekçeleri arasında belediyenin web sayfasında yer alan iki soruluk bir anket sonucunun gösterilmesi, yukarda söz edilen yanlış uygulamalara iyi bir örnek. Yarışma sürecinde tasarımlarını sunan katılımcıların ve jüri üyelerinin harcadığı emeğin hiçe sayılması ise, katılıma güveni sarsacak ciddiyette bir yanlış.

Anketli katılıma gelince, ‘Çarşı kalsın mı? Açık alan mı olsun?’ sorusuna ‘Açık alan olsun’ diyen çoğunluğun, 6 milyonluk bir kentte kaç kişi olduğu, bu konu ve süreç hakkında ne kadar bilgili olduğu, kaç kişinin internet/web sayfasına erişimi olduğu gibi uzun bir eleştiri listesi yapılabilir. Yine belediyenin web sayfasındaki habere göre 28 binden fazla Ankaralının ankete katılması, kentlilerin ilgisi açısından olumlu bir işaret olsa da, yukardaki sorulara yanıt olmaktan uzak.[3] Korunacak bina veya tasarlanacak alanın üst ölçekli plan kararlarına bağlı olması nedeniyle uzmanlık konusu olması, bu konunun kamuya sorulmasının doğru olmadığını göstermek için yeterli. Bu şekilde sorulmasının anlamlı olmadığı ise teknik bir açıklama olabilir.

Belediye, bu uygulamayla sürece dahil olan uzmanları neden dikkate almadığını ve kararının nedenini açıklayacağı yerde, özensiz bir anket sonucunu kullanarak ‘Halk böyle istiyor’ demeyi seçmiş oluyor ki, bu durumun katılımla ilgisi yok.

Diğer örneğim, Ankara’nın çeşitli cadde ve sokaklarında kuruyan ağaçların budanarak kalan kısımların heykele dönüştürülmesi, ki bu olumlu bir girişim olarak görülebilir. Tüm heykellerin aynı şirket adı altında, heykeltraşı belirtilmeden yerleştirilmesinin nedenini bilmiyoruz. Ancak, heykeltraşın medyaya açıklamaları sürecin tesadüfi geliştiğini gösteriyor. (Daha fazla bilgi için bkz[4]) Buna rağmen, açıklamalar birçok boyutun dikkate alındığını gösteriyor; ayrıca heykellerin, sanatsal değeri ve teknik özellikleri gibi konular bu yazının kapsamı dışında.

Ancak, konumuz olan katılım açısından bakıldığında, kentlilerin günlük hayatlarında sıklıkla karşılaştıkları ahşap heykeller – çoğunluğu Ankara’yla ilişkilendirilen hayvanlar biçiminde – konusunda hiç söz sahibi olmamaları sürecin katılımcı olmadığının işareti. Üstelik, bu konu ilk örnekle karşılaştırıldığında, uzmanlıktan çok estetik anlayışa bağlı, en azından çok sesli bir yaklaşım düşünülebilirdi. Heykellerin tasarımı için yarışma açmak, anket düzenlemek, kamuoyuna seçenekler sunmak mümkün olamaz mıydı? Bir arkadaşımın çok haklı olarak işaret ettiği gibi kuruyan ağaçların yerine yenileri dikilemez miydi? Belki de, kentlilere “Aaç mı, heykel mi?” sorusunu sormak gerekirdi.

Bu haliyle ahşap hayvanlar ormansız kalıp şehre inmiş gibi görünüyor. Biz kentliler de, ağacı azalan, gölgesiz bir kaldırımda sincapla karşılaşıyoruz. İnsan düşünmeden edemiyor; dünyada birçok büyük kentin kocaman parklarında sincapların gerçek ağaçlara tırmanması mümkün oluyorsa, bizdeki durum neden böyle diye.

Bu noktada, kentsel yönetimlerin katılımı doğru kavramamış veya özümsememiş olmasının rolünü dikkate almamız gerekiyor. 30 yıldır Ankara’da etkinlik gösteren Kavaklıderem Derneği’nin bu konuyu dert edinmesi, Ankara Kent Konseyi bünyesinde oluşan Çevre ve İklim Meclisi’nin konuyu sahiplenerek tartışma için ilgili uzmanları ve ilgilileri bir araya getirerek tartışma mekanı sağlaması ve üzerinde anlaşılan boyutları belediyenin dikkatine getirmeyi üstlenmesi, kentlilerin kente sahip çıkmasına sevindirici bir örnek.

Kavaklıderem Derneği, bu kapsamda, 28 Şubat 2025 tarihinde, Ankara Kent Konseyi ile işbirliği içinde bir çalıştay düzenledi. Çalıştayda ortaya çıkan öneriler, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne sunulacak.[5] Katılımın yüksek olduğu çalıştaydaki önerilerin dikkate alınması birçok açıdan önem taşıyor.

Başarılı katılım örnekleri

Katılım, özenle tasarlanması gereken ve uzmanlarla kentlilerin işbirliği içinde yaşadıkları kente ilişkin karar almalarını kolaylaştıran bir süreç olmalı. Bunun örneklerine başta Avrupa kentleri olmak üzere, dünyanın birçok kentinde rastlanıyor. Özellikle kentlerin geleceğini tehdit eden çevre ve iklim konularında katılım örnekleri çok.

Hollanda’nın Delft kentinde dört değişik gelecek senaryosunun katılımcı yöntemlerle tartışılması, Rotterdam-Carnisse ve Avusturya’nın Finkenstein kentlerinde katılımcı süreçlerin dönüştürücü etkilerinin karşılaştırmalı analizi, Finlandiya’nın Lahti kentinde, kentteki tüm aktörlerin kent merkezinin dönüşümünün planlanmasına katılımının sağlanması gibi[6] İngiltere’de katılımcı yöntemlerin bir teknik olarak ele alınıp geliştirilmesi için yapılan çalışmalar oldukça gelişmiş durumda ve yararlanılabilecek pek çok örnek içeriyor[7].

Bunlardan öğrenilecek çok şey var, ancak bu yöntemleri ve uygulamaları olduğu gibi aktarmak değil, bunları özgül koşulları içinde değerlendirmek gerektiği vurgulanmalı. Her durumda, iyi planlanmış, uzun soluklu, karşılıklı öğrenmeye açık bir süreçten söz ediyoruz. Bu süreçte uzmanların yönlendirici olmak yerine destekleyici olması büyük önem taşıyor.

Katılım nasıl olmalı?

Sonuçta, katılım çok katmanlı ve pratiğe yansıtılması zor bir kavram. Bu konuda birçok araştırma, tartışma ve bilgi birikimi var. Ön kabulümüz her konuda katılımın gerekli olmadığı olmalıdır. Belirgin uzmanlıklar gerektiren teknik konularda katılım anlamlı değildir.

Ayrıca, katılım sürecinin nasıl ele alınacağı da, bir uzmanlık konusudur ve rastgele yürütülemez. Birkaç temel noktayı vurgulayarak yazıyı bitirmek istiyorum. Bunlar, bir katılım modeli oluşturmak için bilinmesi gerekenlerin başında geliyor:

  • Katılımın konusu nedir? Bu konunun teknik ve uzmanlık gerektiren boyutları ile kentlilere sorulabilecek boyutları nasıl ayrıştırılmalıdır?
  • Katılım, hangi ölçek ve kesimleri kapsamalıdır? Karar veya uygulamadan doğrudan ve/veya dolaylı etkilenecek kesimler hangileridir?
  • Katılım süreci nasıl eşitlikçi yönetilir? Sonuçları nasıl anlamlı biçimde değerlendirilir?

Elbette, bu sorulara yenileri eklenebilir. Önemli olan, katılımı bir süreç olarak görmek, süreci doğru yönetmek ve yanlışlardan ders çıkarmaktır. Ancak bu şekilde, kentte eşitlikçi ve paylaşımcı bir yönetişimin yolunu açabiliriz.

Kaynaklar

Üstün, İ. ve Yalçın, B. (2024) Kadın Koalisyonu’nun yerel yönetim izleme çalışması: Kadınların eşit hemşeriler olması için…Birikim, 418-419, s. 49-61.

Bourdieu, P. (1981) Sosyoloji Meseleleri, Ankara: Heretik yayınları (5. Baskı, 2022).

Konsti-Laakso, S. and Rantala, T. (2018) Managing community engagement: A process model for urban planning, European Journal of Operational Research, 268, 1040-1049.

Midgley, G., Johnson, M. P., Chichirau, G. (2018) What is community operational research? European Journal of Operational Research, 268, 771-783.

Quist, J., Wittmayer, J., Umpfenbach, K. and Bauler, T. (2013) Pathways, Transitions and Backcasting for Low-Carbon and Sustainable Lifestyles. Sustainable Consumption Transitions Series, Issue 3, Proceedings of SCORAI Europe & InContext Workshop, 7-8 October 2013, Rotterdam. The Netherlands.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Mart 2025’te yayımlanmıştır.

[1] Kadın Koalisyonu üyelerine teşekkür ve sevgili Feride Eroğlu’nun anısına saygıyla.

[2] https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=3&kod=12804

[3] https://www.ankara.bel.tr/haberler/vatandas-meydan-olsun-dedi-ulus-meydani-ve-100-yil-carsisi-anketi-sonuclandi-15805

[4] https://9koy.org/sokakta-sanat-biyolojik-omrunu-tamamlamis-agaclar-heykele-donusuyor.html

[5] Bilgi için bkz. https://bha.net.tr/yenilenmeyen-sokak-agaclari-icin-calistay-duzenleniyor-akkden-kapimdaki-doga-calistayi

[6] Quist, Wittmayer, Umpfenbach ve Bauler, 2013; Konsti-Laakso ve Rantala, 2018.

[7] Midgley, Johnson ve Chichirau, 2018.

Feyzan Erkip
Feyzan Erkip
Prof. Dr. Feyzan Erkip, Bilkent Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü'nden emekli. Akademik ilgi alanları olan kentsel kamusal alanlar, tüketim mekânları ve eğilimleri, çevre psikolojisi ve kent sosyolojisi konularında dersler verdi. Araştırmaları, Progress in Planning, Cities, European Urban and Regional Studies, Environment and Planning A, Environment and Behavior, Environmental Psychology gibi uluslararası dergilerde yayımlandı. Cities dergisinin yayın kurulu üyesi. 2003-2004 akademik yılında Tilburg Üniversitesi ve 2011-2012 akademik yılında New York Üniversitesi'nde (NYU) ziyaretçi öğretim üyesi olarak araştırmalar yaptı. TÜBİTAK ve Urban-Net projelerinde yönetici ve araştırmacı olarak çalıştı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x