Köpekler sokaktan, sokak köpeklerden nasıl kurtulur?

Başıboş köpek sorunu insan hayatına mal olur hale nasıl geldi? Köpekler sokakta yaşamaktan mutlu mu gerçekten? Meseleyi akla, vicdana ve bilime uygun çözmenin yolu ne? Hayvan barınakları nasıl olmalı? Veteriner Hekim Prof. Dr. Nilüfer Sabuncuoğlu Çoban yazdı.

Sosyal ve iktisadi refahını artıran toplumlar, hayvanlar ve ekolojik sistemin tüm bileşenlerine ilgi ve özen göstermeye başlarlar. Devletler de toplumun talepleri doğrultusunda, canlıların iyilik ve refah standartlarını belirlemeye, düzenlenmeye, desteklemeye ve yasalarla sürdürmeye çalışırlar.

Türkiye Cumhuriyeti de, 2004 yılında, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununu yürürlüğe koyarken, hayvan haklarının yasalarla korunması yolunda tarihi bir adım attı.

2004 yılı öncesinde, belediyelerin hemen hepsi, belirli aralıklarla, gece vaktinde, yerleşim yerlerindeki başıboş köpeklere zehirli yem dağıtır, birkaç saat sonra cesetleri toplardı.

Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, başıboş köpeklerin öldürülmesi yasaklandı. Ayrıca, hayvan bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri kurulmasının yolu açıldı. Köpeklerin üremesinin kontrolü için, kısırlaştırılma; sağlık kontrolleri için de aşılama, işaretleme faaliyetleri düzenlendi.

Ancak, ülkemizdeki çoğu belediye, barınak, operasyon alanı gibi fiziki altyapı, veteriner hekim istihdamı, ilaç ve aşı tedariği gibi konularda son derece yetersiz kaldı, sorumluluklarını etkili şekilde yerine getiremedi.

Bazı belediyeler, kanunun ilanını takip eden birkaç sene boyunca herhangi bir çalışmada bulunmadı. Artan sahipsiz köpek popülasyonun, halkın sağlığı ve güvenliğini tehdit etmesine seyirci kaldı. Bu dönemde, yani 2004 ve sonrasında şehirlerde ve köylerde, kuduzdan şüpheli ısırılma vakaları ciddi oranda yükselmeye başladı. Bazı belediyeler, köpekleri toplayıp uzak köylerin civarına bırakmayı çözüm zannetti. Şehirden taşraya taşınıp bırakılan köpekler, köyünde en güvenli yerde, evinin önünde oyun oynayan çocuklara saldırdı. Bu çocuklardan ikisi, Sudenaz ve Kadir, Erzurum’un farklı köylerinde, bir hafta aralıkla köpekler tarafından ısırıldıktan sonra 2007 yılında kuduz sebebiyle öldüler.

Çoğu açıdan, toplum tarafından sevinçle karşılanan 5199 sayılı kanunun ilanı üzerinden 18 sene geçti; bu dönemde, sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları ve belediyeler beraber emek verip, işlevsel sistemler oluşturmaya çalıştı.

Ancak, orta büyüklükte bir belediye sınırları içerisinde bulunan hayvan bakımevinde, maksimum 3-4 veteriner hekim, 1 taşıma aracı, 8-10 yardımcı personel ile, her doğumda yaklaşık 6-7 tane yavrulayan binlerce sokak köpeğinin kısırlaştırma, aşılama, küpeleme, diğer tedavi ve bakım işlemleri yetersiz kaldı, köpeklerin üreme hızına yetişilemedi.

Sayısı geometrik olarak artan, 20-50 kg arasında, insanlarda korku oluşturabilen, saldırma veya oyun amaçlı insana yaklaşabilen başıboş köpeklerin sayısı, yıllar içinde, arttıkça arttı.

Kontrolsüz ve hareket halindeki hayvanların kısırlaştırma işlemleri ve tekrar dozları yapılması gereken kuduz aşıları, kanunda belirtildiği üzere, topla-aşıla-aldığın yere bırak şeklinde uygulandı.

Ancak, bu prosedür, hem maliyet ve meşakkati artırdı, hem de sürdürülebilir olamadı. Belediyeler 2004-2022 yılları boyunca, her ilçede çok sayıda özel veteriner klinisyenlerinden hizmet alımı yapabilir, kısırlaştırma/aşılama seferberliği ile başıboş köpek sayısını belirli bir süre içerisinde tolere edilebilir seviyeye indirebilirdi, ancak bu çözüm de denenmedi.

Yine ölümler, yine çocuklar, yine korku

2022 yılını geride bırakırken, vatandaşlarımız, köpeklerin saldırısına uğruyorlar. Sürü halinde saldırma sonucunda yaşlılar ve çocuklar yaralanıyor; çocuklarımız, gençlerimiz sokak köpeklerinin saldırısından kaçarken trafik kazası geçiriyor, hayatlarını kaybediyorlar. Yaşlılar veya çocuklar, işe, okula, gezmeye, sokağa çıktığı zaman stres ve endişe yaşıyor, köpeklerden korkuyorlar.

Ülkemizde, her gün yüzlerce kez -gelişmemiş ülkelerdeki oranlar kadar- ‘kuduz şüpheli ısırık vakaları’ gerçekleşiyor, yılda yaklaşık 250 bin (2021) insan tıbbi tedavi alıyor.

Sokaklarda yaşayan sahipsiz köpekler, kah beslenip, kah tekmelenerek; çoğu zaman aç ve agresif halde, kıyıda köşede, bina girişlerinde; klima altında, otobüs duraklarında; hijyen kurallarının, insan/hayvan/çevre sağlığı ve güvenliğinin karşılıklı riske edildiği şartlarda yaşayıp gidiyorlar.

Özellikle sonbahar-kış mevsimlerinde, başıboş köpeklerde kuduz vakaları artıyor. Kasım 2022’de Bitlis’te ısırılan Mustafa’yı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine naklediyoruz. Hacettepe sağlık kampüsünün öğrenci yemekhanesinin orta yerinde köpek Kırçıl, uzanmış yatıyor. Bitlisli Mustafa’yı, önlenebilir korkunç hastalığın pençesine düşmekten kurtaramıyoruz, Kırçıl’ın hangi virüs ve bakterileri, hangi parazitleri taşıdığını; ne zaman sevgiyle kuyruk sallayıp, ne zaman agresif davranacağını hiç bilemiyoruz.

Başıboş dolaşan köpeklerin, sağlık ve üreme yönetiminin yapılması, bakım ve beslenmesi oldukça zor, neredeyse imkânsız bir süreç. Ülkemizdeki sayıları milyonlarla ifade edilen bu köpeklerin; çocuklar, erişkinler, yaşlılar ve diğer canlılara zarar verme ihtimali; önlem almadığımız her gün artıyor.

Yıllardan beri, kuduz ölümleriyle alevlenen tartışmalarda, bir arpa boyu yol alınamadığı da bir gerçek. Bu durumda, aklın, bilimin ve vicdanın rehberliğinde öncelikle ve acilen yapılması gerekenler neler?

Sahipsiz köpek sorununda atılması gereken ilk adım

Önce birbirimize güvenmemiz; belediyelerimiz, ilgili kurumlarımız, gönüllü kuruluşlarımız ve vatandaşlarımızın aynı amaç etrafında birleşmesi, işbirliğine açık olması, belki de içimizi acıtan bu sorunun çözümü için çıkış noktasıdır.

Kırçıl köpek ne ister?

Hayvan refahı ile ilgili bilimsel araştırmalar, bütün hayvanlar için, 5 temel ihtiyacın karşılanması durumunda, konfor halinin oluşacağını söylüyor:

– Yiyecek/su ihtiyaçlarının karşılanması,

– Uyuma/dinlenme için güvenli uygun bir barınak sağlanması,

– Doğal davranışlarının desteklenmesi,
(Türdaşlarından ayrılmaması, yalnızlaştırılmaması, koşması, zıplaması, uyuması, hareket etmesi, oynaması).

– Acı, ağrı çekmemesi, şiddet, travma ve hastalıklara maruz kalmaması,

– Korku ve tehdit altında olmaması.

Sahipsiz köpeklerin neredeyse tamamı, ülkemiz coğrafyasına ve çevresel şartlarına adapte olmuş, yerli ırk ve melezler. Büyük cüsseli, davranış bozuklukları zaten gelişmiş yerli ırkların sahiplendirilme yoluyla kontrol altına alınması önerileri, konuya çözüm sağlamaktan uzak zira insanlar, ev içerisinde kolay barındırabilecekleri, küçük cüsseli ırklarla yaşamayı tercih ediyorlar.

Sahipsiz köpeklerin yeri sokaklar değil, barınaklar

Yurdumuzun hemen tamamında, köpekler, coğrafi yönleri doğru planlanmış, bölgeye özel tasarlanmış, yapım maliyeti düşük, sundurmalı, çok bölmeli barınaklarda konfor içinde yaşayabilirler.

Sokakta, başıboş dolaşırken, 5 temel gereksinimin ne kadarı karşılanabilir? Birisi su verir, diğeri tekmeler, horlar; hayvan, korku ve tehdit hisseder, stres altında yaşar, huyu kötüleşir, aç-susuz kalır, bazıları insana saldırır ve hatta ölüme sebep olur, bazıları her şeye rağmen sevgiyle kuyruk sallar…

Sahipsiz çocuklarımızı, sahipsiz yaşlılarımızı sokakta bırakmıyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarına emanet ediyoruz. Sahibi olmayan, tesadüfen bulduğumuz eşyayı, parayı en yakındaki emniyet kurumumuza iletiyoruz. Sokaktaki başıboş köpekleri de, belediyelere bağlı bakımevlerinin kontrol ve sorumluluğu altında barındırmak, kısa ve orta vadede, en doğru çözüm olarak karşımıza çıkıyor.

Doğru ve ekonomik şekilde projelendirilip, barınaklarımızın sayı ve kapasiteleri hızla artırılırken, uygun yöntemlerle toplanan başıboş köpekler, cinsiyet ve diğer fiziksel ve huy özelliklerine göre ayrı bölmelere yerleştirilmeli. Bu şekilde kontrol altına alınan hayvanlarda, kısırlaştırma olmasa da üreme faaliyetleri sonlanır. Böylece, hayvanın ameliyat geçirmesi, kısırlaştırmanın ciddi maliyetleri ve operasyon sonrası sorunlar olmaksızın; kısırlaştırma için ayrılan bütçe, bakım ve beslenme için kullanılabilir. Sokaktan, otoyol kenarlarından kurtarılan hayvanlardan yaşlı ve hastalıkları olanlar sürekli tedavi altında tutulabilir.

Belediyelerde, periyodik sağlık kontrolleri, sağlık yönetimi ve bakım/besleme için yeterli sayıda personel istihdamı sağlanmalı. Ayrıca, barınaklar, şeffaf ve topluma açık olursa, görevliler ve gönüllülerin ortak çabası ile barınaktaki hayvanların refah seviyeleri zaman içerisinde artar.

Öğrenciler, ebeveynler ve hayvanseverlerin, kolaylıkla ulaşıp, bakım-beslemede görev alabileceği, geziler düzenleyeceği, mama bağışlayacağı, büyük kurumların yemekhane artıklarından faydalanıp, gıdanın israf edilmediği bir sistemin kurulması ve işletilmesi, mevcut durum nedeniyle soğumuş tarihin en eski dostluk ilişkisini, insan-köpek ilişkisini yeniden ısıtabilir.

Barınaklarda hayvanlara şiddet uygulayan personeller mi var?

Maalesef, yoğun bakımdaki insana zalimce muamele eden hemşireler de var. Bireysel suçlar; bir meslek grubuna veya bir kuruma mal edilmemeli. Savaşta ve barışta, yüzyıllardır insan yaşamını destekleyen hemşirelerimize, ancak teşekkür edilir. Hâlihazırda ülkemizdeki hayvan barınaklarında çalışan binlerce personelin, halk ve hayvan sağlığına katkısını yok saymak ise haksızlık olur.

İşbirliği halinde, şefkatle, hassasiyetle; başıboş köpeklerle yaşanan acı ve travmalara empati yaparak; her yıl yüzbinlerce insanımızın şüpheli ısırık vakalarının ciddiyetini idrak ederek;

Vakit kaybetmeden, köpekleri sokaklardan, sokakları köpeklerden kurtarabiliriz.

Çocuklar ölmesin; insanlar tedirgin olmasın; hayvanlar yolun ortasında yatmasın, hastalanmasın, hastalık bulaştırmasın, sahipsiz kalmasın, aç ve açıkta durmasın…

Aramız bozulmasın, kadim dostluğumuz devam etsin.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Aralık 2022’de yayımlanmıştır.

Nilüfer Sabuncuoğlu Çoban
Nilüfer Sabuncuoğlu Çoban
Prof. Dr. Nilüfer Sabuncuoğlu Çoban – Veteriner Hekim, Zooteknist, Akademisyen. 1973’te Erzurum’da doğdu. Lisans, Doktora ve sonrası eğitimlerini Türkiye ve ABD’de tamamladı. Hayvan refahı ile ilgili Avrupa Birliği Çerçeve Programı ve Cost projelerinde Türkiye’yi temsil etti. Halen Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesinde öğretim üyesidir. İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Köpekler sokaktan, sokak köpeklerden nasıl kurtulur?

Başıboş köpek sorunu insan hayatına mal olur hale nasıl geldi? Köpekler sokakta yaşamaktan mutlu mu gerçekten? Meseleyi akla, vicdana ve bilime uygun çözmenin yolu ne? Hayvan barınakları nasıl olmalı? Veteriner Hekim Prof. Dr. Nilüfer Sabuncuoğlu Çoban yazdı.

Sosyal ve iktisadi refahını artıran toplumlar, hayvanlar ve ekolojik sistemin tüm bileşenlerine ilgi ve özen göstermeye başlarlar. Devletler de toplumun talepleri doğrultusunda, canlıların iyilik ve refah standartlarını belirlemeye, düzenlenmeye, desteklemeye ve yasalarla sürdürmeye çalışırlar.

Türkiye Cumhuriyeti de, 2004 yılında, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununu yürürlüğe koyarken, hayvan haklarının yasalarla korunması yolunda tarihi bir adım attı.

2004 yılı öncesinde, belediyelerin hemen hepsi, belirli aralıklarla, gece vaktinde, yerleşim yerlerindeki başıboş köpeklere zehirli yem dağıtır, birkaç saat sonra cesetleri toplardı.

Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, başıboş köpeklerin öldürülmesi yasaklandı. Ayrıca, hayvan bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri kurulmasının yolu açıldı. Köpeklerin üremesinin kontrolü için, kısırlaştırılma; sağlık kontrolleri için de aşılama, işaretleme faaliyetleri düzenlendi.

Ancak, ülkemizdeki çoğu belediye, barınak, operasyon alanı gibi fiziki altyapı, veteriner hekim istihdamı, ilaç ve aşı tedariği gibi konularda son derece yetersiz kaldı, sorumluluklarını etkili şekilde yerine getiremedi.

Bazı belediyeler, kanunun ilanını takip eden birkaç sene boyunca herhangi bir çalışmada bulunmadı. Artan sahipsiz köpek popülasyonun, halkın sağlığı ve güvenliğini tehdit etmesine seyirci kaldı. Bu dönemde, yani 2004 ve sonrasında şehirlerde ve köylerde, kuduzdan şüpheli ısırılma vakaları ciddi oranda yükselmeye başladı. Bazı belediyeler, köpekleri toplayıp uzak köylerin civarına bırakmayı çözüm zannetti. Şehirden taşraya taşınıp bırakılan köpekler, köyünde en güvenli yerde, evinin önünde oyun oynayan çocuklara saldırdı. Bu çocuklardan ikisi, Sudenaz ve Kadir, Erzurum’un farklı köylerinde, bir hafta aralıkla köpekler tarafından ısırıldıktan sonra 2007 yılında kuduz sebebiyle öldüler.

Çoğu açıdan, toplum tarafından sevinçle karşılanan 5199 sayılı kanunun ilanı üzerinden 18 sene geçti; bu dönemde, sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları ve belediyeler beraber emek verip, işlevsel sistemler oluşturmaya çalıştı.

Ancak, orta büyüklükte bir belediye sınırları içerisinde bulunan hayvan bakımevinde, maksimum 3-4 veteriner hekim, 1 taşıma aracı, 8-10 yardımcı personel ile, her doğumda yaklaşık 6-7 tane yavrulayan binlerce sokak köpeğinin kısırlaştırma, aşılama, küpeleme, diğer tedavi ve bakım işlemleri yetersiz kaldı, köpeklerin üreme hızına yetişilemedi.

Sayısı geometrik olarak artan, 20-50 kg arasında, insanlarda korku oluşturabilen, saldırma veya oyun amaçlı insana yaklaşabilen başıboş köpeklerin sayısı, yıllar içinde, arttıkça arttı.

Kontrolsüz ve hareket halindeki hayvanların kısırlaştırma işlemleri ve tekrar dozları yapılması gereken kuduz aşıları, kanunda belirtildiği üzere, topla-aşıla-aldığın yere bırak şeklinde uygulandı.

Ancak, bu prosedür, hem maliyet ve meşakkati artırdı, hem de sürdürülebilir olamadı. Belediyeler 2004-2022 yılları boyunca, her ilçede çok sayıda özel veteriner klinisyenlerinden hizmet alımı yapabilir, kısırlaştırma/aşılama seferberliği ile başıboş köpek sayısını belirli bir süre içerisinde tolere edilebilir seviyeye indirebilirdi, ancak bu çözüm de denenmedi.

Yine ölümler, yine çocuklar, yine korku

2022 yılını geride bırakırken, vatandaşlarımız, köpeklerin saldırısına uğruyorlar. Sürü halinde saldırma sonucunda yaşlılar ve çocuklar yaralanıyor; çocuklarımız, gençlerimiz sokak köpeklerinin saldırısından kaçarken trafik kazası geçiriyor, hayatlarını kaybediyorlar. Yaşlılar veya çocuklar, işe, okula, gezmeye, sokağa çıktığı zaman stres ve endişe yaşıyor, köpeklerden korkuyorlar.

Ülkemizde, her gün yüzlerce kez -gelişmemiş ülkelerdeki oranlar kadar- ‘kuduz şüpheli ısırık vakaları’ gerçekleşiyor, yılda yaklaşık 250 bin (2021) insan tıbbi tedavi alıyor.

Sokaklarda yaşayan sahipsiz köpekler, kah beslenip, kah tekmelenerek; çoğu zaman aç ve agresif halde, kıyıda köşede, bina girişlerinde; klima altında, otobüs duraklarında; hijyen kurallarının, insan/hayvan/çevre sağlığı ve güvenliğinin karşılıklı riske edildiği şartlarda yaşayıp gidiyorlar.

Özellikle sonbahar-kış mevsimlerinde, başıboş köpeklerde kuduz vakaları artıyor. Kasım 2022’de Bitlis’te ısırılan Mustafa’yı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine naklediyoruz. Hacettepe sağlık kampüsünün öğrenci yemekhanesinin orta yerinde köpek Kırçıl, uzanmış yatıyor. Bitlisli Mustafa’yı, önlenebilir korkunç hastalığın pençesine düşmekten kurtaramıyoruz, Kırçıl’ın hangi virüs ve bakterileri, hangi parazitleri taşıdığını; ne zaman sevgiyle kuyruk sallayıp, ne zaman agresif davranacağını hiç bilemiyoruz.

Başıboş dolaşan köpeklerin, sağlık ve üreme yönetiminin yapılması, bakım ve beslenmesi oldukça zor, neredeyse imkânsız bir süreç. Ülkemizdeki sayıları milyonlarla ifade edilen bu köpeklerin; çocuklar, erişkinler, yaşlılar ve diğer canlılara zarar verme ihtimali; önlem almadığımız her gün artıyor.

Yıllardan beri, kuduz ölümleriyle alevlenen tartışmalarda, bir arpa boyu yol alınamadığı da bir gerçek. Bu durumda, aklın, bilimin ve vicdanın rehberliğinde öncelikle ve acilen yapılması gerekenler neler?

Sahipsiz köpek sorununda atılması gereken ilk adım

Önce birbirimize güvenmemiz; belediyelerimiz, ilgili kurumlarımız, gönüllü kuruluşlarımız ve vatandaşlarımızın aynı amaç etrafında birleşmesi, işbirliğine açık olması, belki de içimizi acıtan bu sorunun çözümü için çıkış noktasıdır.

Kırçıl köpek ne ister?

Hayvan refahı ile ilgili bilimsel araştırmalar, bütün hayvanlar için, 5 temel ihtiyacın karşılanması durumunda, konfor halinin oluşacağını söylüyor:

– Yiyecek/su ihtiyaçlarının karşılanması,

– Uyuma/dinlenme için güvenli uygun bir barınak sağlanması,

– Doğal davranışlarının desteklenmesi,
(Türdaşlarından ayrılmaması, yalnızlaştırılmaması, koşması, zıplaması, uyuması, hareket etmesi, oynaması).

– Acı, ağrı çekmemesi, şiddet, travma ve hastalıklara maruz kalmaması,

– Korku ve tehdit altında olmaması.

Sahipsiz köpeklerin neredeyse tamamı, ülkemiz coğrafyasına ve çevresel şartlarına adapte olmuş, yerli ırk ve melezler. Büyük cüsseli, davranış bozuklukları zaten gelişmiş yerli ırkların sahiplendirilme yoluyla kontrol altına alınması önerileri, konuya çözüm sağlamaktan uzak zira insanlar, ev içerisinde kolay barındırabilecekleri, küçük cüsseli ırklarla yaşamayı tercih ediyorlar.

Sahipsiz köpeklerin yeri sokaklar değil, barınaklar

Yurdumuzun hemen tamamında, köpekler, coğrafi yönleri doğru planlanmış, bölgeye özel tasarlanmış, yapım maliyeti düşük, sundurmalı, çok bölmeli barınaklarda konfor içinde yaşayabilirler.

Sokakta, başıboş dolaşırken, 5 temel gereksinimin ne kadarı karşılanabilir? Birisi su verir, diğeri tekmeler, horlar; hayvan, korku ve tehdit hisseder, stres altında yaşar, huyu kötüleşir, aç-susuz kalır, bazıları insana saldırır ve hatta ölüme sebep olur, bazıları her şeye rağmen sevgiyle kuyruk sallar…

Sahipsiz çocuklarımızı, sahipsiz yaşlılarımızı sokakta bırakmıyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarına emanet ediyoruz. Sahibi olmayan, tesadüfen bulduğumuz eşyayı, parayı en yakındaki emniyet kurumumuza iletiyoruz. Sokaktaki başıboş köpekleri de, belediyelere bağlı bakımevlerinin kontrol ve sorumluluğu altında barındırmak, kısa ve orta vadede, en doğru çözüm olarak karşımıza çıkıyor.

Doğru ve ekonomik şekilde projelendirilip, barınaklarımızın sayı ve kapasiteleri hızla artırılırken, uygun yöntemlerle toplanan başıboş köpekler, cinsiyet ve diğer fiziksel ve huy özelliklerine göre ayrı bölmelere yerleştirilmeli. Bu şekilde kontrol altına alınan hayvanlarda, kısırlaştırma olmasa da üreme faaliyetleri sonlanır. Böylece, hayvanın ameliyat geçirmesi, kısırlaştırmanın ciddi maliyetleri ve operasyon sonrası sorunlar olmaksızın; kısırlaştırma için ayrılan bütçe, bakım ve beslenme için kullanılabilir. Sokaktan, otoyol kenarlarından kurtarılan hayvanlardan yaşlı ve hastalıkları olanlar sürekli tedavi altında tutulabilir.

Belediyelerde, periyodik sağlık kontrolleri, sağlık yönetimi ve bakım/besleme için yeterli sayıda personel istihdamı sağlanmalı. Ayrıca, barınaklar, şeffaf ve topluma açık olursa, görevliler ve gönüllülerin ortak çabası ile barınaktaki hayvanların refah seviyeleri zaman içerisinde artar.

Öğrenciler, ebeveynler ve hayvanseverlerin, kolaylıkla ulaşıp, bakım-beslemede görev alabileceği, geziler düzenleyeceği, mama bağışlayacağı, büyük kurumların yemekhane artıklarından faydalanıp, gıdanın israf edilmediği bir sistemin kurulması ve işletilmesi, mevcut durum nedeniyle soğumuş tarihin en eski dostluk ilişkisini, insan-köpek ilişkisini yeniden ısıtabilir.

Barınaklarda hayvanlara şiddet uygulayan personeller mi var?

Maalesef, yoğun bakımdaki insana zalimce muamele eden hemşireler de var. Bireysel suçlar; bir meslek grubuna veya bir kuruma mal edilmemeli. Savaşta ve barışta, yüzyıllardır insan yaşamını destekleyen hemşirelerimize, ancak teşekkür edilir. Hâlihazırda ülkemizdeki hayvan barınaklarında çalışan binlerce personelin, halk ve hayvan sağlığına katkısını yok saymak ise haksızlık olur.

İşbirliği halinde, şefkatle, hassasiyetle; başıboş köpeklerle yaşanan acı ve travmalara empati yaparak; her yıl yüzbinlerce insanımızın şüpheli ısırık vakalarının ciddiyetini idrak ederek;

Vakit kaybetmeden, köpekleri sokaklardan, sokakları köpeklerden kurtarabiliriz.

Çocuklar ölmesin; insanlar tedirgin olmasın; hayvanlar yolun ortasında yatmasın, hastalanmasın, hastalık bulaştırmasın, sahipsiz kalmasın, aç ve açıkta durmasın…

Aramız bozulmasın, kadim dostluğumuz devam etsin.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Aralık 2022’de yayımlanmıştır.

Nilüfer Sabuncuoğlu Çoban
Nilüfer Sabuncuoğlu Çoban
Prof. Dr. Nilüfer Sabuncuoğlu Çoban – Veteriner Hekim, Zooteknist, Akademisyen. 1973’te Erzurum’da doğdu. Lisans, Doktora ve sonrası eğitimlerini Türkiye ve ABD’de tamamladı. Hayvan refahı ile ilgili Avrupa Birliği Çerçeve Programı ve Cost projelerinde Türkiye’yi temsil etti. Halen Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesinde öğretim üyesidir. İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x