Milyonlarca insanı ilgilendiren bir adaletsizlik hikayesi

COVID-19 aşılarının ve ilaçlarının fakir ülkeleri tarafından da üretebilmesini için Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) sunulan teklif, iki yıllık zorlu müzakerelerden sonra çok önemli sınırlamalarla kabul edildi. Anlaşma neden huzursuzluk yarattı? Dünya nasıl bir bedel ödeyecek?

Koronavirüs, son üç yıl içinde dünya genelinde 6 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı. Salgın küresel bir hal aldığında ülkeler aşı ve tedavi yöntemleri geliştirmek için seferber oldu.

Hindistan ve Güney Afrika, gelişmekte olan ülkelerin virüs ile mücadelede gerekli araçlara daha kolay erişebilmesi için Dünya Ticaret Örgütü’ne bir teklif sunarak aşıları, tıbbi araçları ve tedavi yöntemlerini kapsayan küresel bir fikri mülkiyet muafiyeti sağlanmasını önerdi. Bu teklif birçok ülke tarafından destek gördü. Ancak müzakerelerin sürdürüldüğü biçim ve koşullar ile birlikte bunun sonucunda ortaya çıkan anlaşma metni tartışmalara sebep oldu.

Hindistanlı yazar ve gazeteci Vidya Krishnan tarafından The Atlantic dergisi için kaleme alınan makalede, Dünya Ticaret Örgütü’nde aşı üretimi ile ilgili fikri mülkiyet hakları tartışılıyor. COVID-19 salgınıyla mücadele için gerekli aşıların, ilaçların ve araçların tedarik ve üretiminde gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki eşitsizlikler su yüzüne çıkarılıyor.

Makaleden öne çıkan bazı bölümleri aktarıyoruz:

“Koronavirüs salgını başladıktan birkaç ay sonra Hindistan ve Güney Afrika, dünya çapında toplum düzeyinde bağışıklık sağlanana kadar ülkelerin hukuki yaptırım korkusu olmadan COVID-19 aşıları, tedavi yöntemleri ve ilaçları üretebilmesini sağlamak amacıyla küresel bir fikri mülkiyet muafiyeti için Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) ortak bir teklif sundu. 140 eski devlet başkanı, birkaç Nobel Ödülü sahibi ve papa ile birlikte 100’den fazla ülke bu teklifi destekledi.

Yaklaşık iki yıl süren müzakerelerin ardından, DTÖ geçen ay nihayet bu teklifin bir versiyonu üzerinde anlaşmaya vardı. … Ancak bu bir başarı hikâyesi değil. Böyle bir şey yalnızca küresel sağlık sistemi içindeki adaletsizliği gösteriyor. Söz konusu anlaşma küresel salgın sürecinde çok geç sağlandı, birçok açıdan yetersiz kaldı ve koronavirüs kâbusunun son bulmasında sınırlı bir etkiye sahip olacak. Kabul edilen anlaşma, teklif edilen anlaşma ile çok az benzerlik gösteriyor.

Kim bilir kaç hayat kurtarılabilirdi?

Hindistan ve Güney Afrika tekliflerini DTÖ’ye sunduğunda aşılar hâlâ geliştirme sürecindeydi. Anlaşmanın hızlı bir şekilde sağlanması halinde ülkeler üretim kapasitelerini hazırlayabilecek ve aşı dozları onaylandığı takdirde derhal harekete geçebilecekti. Ancak müzakereler oldukça yavaş ilerliyordu ve kesinlikle krizin vahametini yansıtmıyordu.

DTÖ hâlâ bu hamle üzerinde düşünürken Hindistan’ı ölümcül ikinci koronavirüs dalgası vurdu ve 2021 yılının Nisan ve Temmuz ayları arasında 2,7 milyon kadar insan hayatını kaybetti. 2021 yılının sonuna kadar dünya çapında yaklaşık 6,3 milyon (tahminler 14,9 milyona kadar çıkıyor) kişi, aşı ile önlenebilen bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Anlaşma daha erken sağlansaydı, kim bilir kaç hayat kurtarılabilirdi?

Üzerinde varılan nihai anlaşma daha geniş kapsamlı olsaydı ya da bir sonraki küresel sağlık krizinde ülkeleri buna benzer uzun müzakerelere girmek zorunda bırakmayacak bir emsal teşkil etmiş olsaydı, belki de bu gecikme makul görülebilirdi. Ancak bu, oldukça dar kapsamlı bir anlaşma.

Anlaşmanın kapsamı ne?

Yeni anlaşma, aşı teknolojisi ile ilgili patentlerin ülkeler tarafından hak sahibinin rızası olmadan yalnızca beş yıllık bir süre için kullanılmasına izin veriyor, ancak bu yalnızca aşılar için geçerli.

Söz konusu anlaşma, test kitleri gibi tıbbi araçlar ve tedavi yöntemleri ile ilgili fikri mülkiyet feragatlerini içermiyor. (DTÖ, teoride, tedavi yöntemleri ve test kitleri hususu ile altı ay içinde ilgilenecek. Ancak az gelişmiş ülkelerden delegeler ile konuştuğumda bana bunun zamanında gerçekleşeceğine dair beklentilerinin düşük olduğunu söylediler.)

Anlaşma, aşılar hususunda bile ticari sırların veya endüstriyel tasarımların kullanımı ve patent engelleri kaldırıldıktan sonra jenerik ilaç üreticilerinin gelişmiş ülkelerde başarılı bir şekilde dağıtılan mRNA aşıları gibi daha karmaşık karışımlar üretebilmesi için gereken bilgi birikimine dair korumalar ile ilgili feragatleri içermiyor.

Ayrıca söz konusu anlaşma, halihazırda aşı üretim kapasitesine sahip olan ülkeleri anlaşmadan “faydalanmamak için bağlayıcı bir taahhütte bulunmaya” zorlayarak bu ülkeleri anlaşmanın dışında tutuyor. Müzakerelere katılan Hintli bir delege, müzakereler hakkında fikrini özgürce belirtmek için ismini vermemek şartıyla konuşarak, DTÖ’nün fikri mülkiyet feragat süresini yalnızca beş yıl ile sınırlı tutarak aşı üretimini artırma konusunda gelişmekte olan ülkeleri uzun vadede teşvik etmeyeceğini söyledi.

Güç dengesizliği

Aynı zamanda müzakereler mevcut güç dengesizliğini de gözler önüne serdi.

Görüştüğüm delegeler, Dörtlü Grup (ABD, Avrupa Birliği, Hindistan ve Güney Afrika) arasındaki görüşmeler Aralık 2021’den Mart 2022’ye kadar uzadığında DTÖ’nün tam görüşme metnini üye ülkeler ile paylaşmadığını ve bunun yerine ekrana yalnızca müzakerelerin yürütüldüğü belirli bir dili yansıtarak büyük resmin görülmesini zorlaştırdığını söylediler.

Nihai anlaşma haline gelen metin, başta Hindistan ve Güney Afrika olmak üzere müzakerelere katılan gelişmekte olan ülkelerin bir kısmı, orijinal taslağın sulandırılmasını protesto etmek için teklife yönelik desteği çektikten sonra resmen sunuldu.

Söz konusu metin üzerinde müzakereler başladığında önde gelen birçok ülke, görüşmelerin büyük bir kısmının gerçekleştiği ABD, AB, İngiltere ve İsviçre’yi içeren “yeşil oda toplantılarına” katılmadı. Fikri mülkiyet feragati hususundaki teklifi sunan Hindistan ve Güney Afrika bu görüşmelere katılırken, gelişmekte olan ülkeler, önerdikleri değişikliklerin gerekçelerini sunmalarına izin verilen istisnai durumlar dışında hariç tutuldu.

Hindistan ve Güney Afrika delegeleri bana, kapalı müzakere sürecinin ve görüşmelere kimlerin davet edileceğine ilişkin keyfi kuralların, gelişmekte olan ülkelerin ortak endişeleri hakkında yürütülen toplu müzakereleri baltaladığını söyledi.

Dünya Ticaret Örgütü iddialara ne yanıt verdi?

Çok uluslu bir kuruluş olan DTÖ, tartışmalı konuları 165 üyenin oylamasına sunma seçeneğine sahip olsa da bu seçeneği daha önce hiç kullanmadı.

DTÖ sözcüsü Daniel Pruzin, öne sürülen iddialar veya DTÖ yetkililerinin üye ülkeler ile yürüttüğü gizli görüşmelerin içeriği hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Pruzin, sorularıma e-posta ile verdiği bir cevapta, “DTÖ ortak görüş birliği ile hareket eder” ve geçen ay kabul edilen TRIPS feragatnamesi “görüş birliği ile kabul edildi… bu yüzden bir bütün olarak tüm üyelerin kararını yansıtıyor” dedi. “Pek çok farklı bölgesel gruplaşmaları temsil eden üyelerin” katıldığı toplantılar da dâhil olmak üzere “farklı görüşlerde farklı üye grupları ile toplantıların yapıldığını” da sözlerine ekledi.

“Kararın, Dörtlü grup da dâhil olmak üzere birçok üye tarafından memnuniyetle karşılanmış olması, söz konusu karara yönelik büyük desteğin ve aşı eşitliği ile mevcudiyetine bulunacağı önemli katkıların kabul gördüğünün bir kanıtıdır” dedi. Pruzin, ayrıca söz konusu teklifin tam metninin 3 Mayıs’ta dağıtıldığını da belirtti.

Anlaşma neden huzursuzluk yarattı? Neler kapsam dışı kaldı?

En nihayetinde, birçok ülkenin delegesi, yapılan teklif üzerindeki değişiklikleri Eylül 2021’de ve Mart 2022’de sızdırılan belgeler sayesinde öğrendi. Yapılan bu değişiklikler, test kitleri ve ilaçlar anlaşmanın dışında tutulduğundan ve kullanılmayan aşıların ihraç edilmesi hususunda fazladan aşı üretim kapasitesine sahip olan ülkeleri kısıtladığından bu delegeler arasında öfkeye yol açtı.

Hindistan’da yayın yapan internet haber sitesi The Wire tarafından geçen ay hazırlanan bir habere göre, Mart 2022’deki ikinci belge sızıntısından sonra eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, anlaşma metni gelişmekte olan ülkelere çok az şey sunduğundan Hindistan ve Güney Afrika liderlerinden bu metni reddetmelerini istedi. (İki ülke de bu yönde bir adım atmadı.)

Hem varılan nihai kararlardan dolayı hem de bu kararların alındığı koşullar nedeniyle bu anlaşma kurt ve kuzu arasında yapılan bir pazarlıktan ibaretti. …

Anlaşma salgınla mücadelede işe yarayacak mı?

Tek bir ülke bile zorunlu lisanslar veya kararnameler yayınlayarak bu anlaşmadan yararlanmadı. Anlaşmanın küresel salgını sona erdirme konusunda şu ana kadar hiçbir etkisi olmadı.

Bizler, gelişmekte olan ülkelerde, uzun süre ilaçları, test kitlerini ve yeni nesil aşıları bekleyeceğiz. Gelişmiş ülkeler tedarik, üretim ve bilgi birikimi üzerinde sahip oldukları tekeli ellerinde tuttular. Uluslar ve halklar arasındaki tüm dayanışma ortadan kalktı.

Yeni pazarlara ulaşmak söz konusu olduğunda “pastayı büyütme” fikrini sık sık öne süren gelişmiş ülkeler, TRIPS müzakerelerini bizler kazandığımız takdirde kendilerinin kaybedeceği sıfır toplamlı bir oyun olarak değerlendirdiler. Bu yalnızca ahlaka aykırı değil, aynı zamanda mantık dışı ve kendi çıkarlarına da aykırı: Küresel salgın daha az gelişmiş ülkelerde ne kadar uzun süre devam ederse, varyantlar çoğaldıkça salgının gelişmiş ülkelere tekrar sıçrama ihtimali daha yüksek.

2020 yılının Nisan ayında Hindistan, sıtma ilacı hidroksiklorokin Donald Trump tarafından koronavirüse karşı mücadelede “çığır açıcı” olarak nitelendirildikten sonra, COVID-19 hastaları üzerinde bir etkiye sahip olduğuna dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen bu ilaç için uygulanan ihracat kısıtlamalarını tersine çevirdi. Trump, sıtmanın hâlâ ciddi bir sorun teşkil ettiği ve bu ilaçlara hâlâ ihtiyaç duyan Hindistan’ın ilaç stoklarını serbest bırakmaması halinde bu ülkeye karşı “misilleme” yapmakla tehdit etti. Yeni Delhi’nin bunu kabul etmekten başka çaresi yoktu. Ayrıca, Kasım 2021 tarihinde Güney Afrika yeni bir koronavirüs varyantını tespit etti ve hızlı bir şekilde bunu bildirdi, ancak ödülü kendi vatandaşlarına uygulanan seyahat yasakları oldu.

Trump’ın talepleri, seyahat yasakları ve daha sonra gerçekleşen DTÖ müzakereleri hep birlikte ele alındığında oldukça aydınlatıcı oluyor. Bir ABD başkanı, serbest bir şekilde sözde müttefiki Hindistan halkının ihtiyaçlarını çiğneyerek ona zorbalık edebiliyor, ancak daha az gelişmiş ülkeler kendi ihtiyaçlarına öncelik vermek için fikri mülkiyet kısıtlamalarını geçersiz kılmaya çalıştığında davalar ile tehdit ediliyorlar. Batı dünyası tehlikeye girdiğinde kaynaklar devasa boyutlarda ve dikkate değer bir hızla seferber ediliyor. Az gelişmiş bir ülke küresel salgın hakkında son derece ihtiyaç duyulan yeni gelişmeleri paylaştığında vatandaşları dünya çapında dışlanıyor. Gelişmekte olan ülkeler acı çekmeye devam ederken müzakereler 20 ay sürüyor.

Bulaşıcı bir küresel salgın sırasında aşı, ilaç ve tıbbi araç tedarikini bir yerde toplamak, bir şehir yanarken su için tek bir kuyu kullanmak ile eşdeğerdir. Ancak müzakerelerin en başından itibaren daha gelişmiş ülkeler ve onların destekçileri, konu aşı üretimine geldiğinde Batı’nın maddi üstünlüğü lehinde argümanlar sundular. 2022 yılının Mart ayında Moderna’nın CEO’su Stéphane Bancel, açık kaynaklı aşı üretimini “Louis Vitton markalı bir çantanın çakmasını” üretmeye benzetti. Bu açıklamasında, aşı tedarik hatlarının gelişmekte olan ülkelerde bulunmasının daha aşağı bir seçenek olduğuna dair inancı örtülü olarak yer alıyordu.

“Aşı Apartheid’ı”

Anlaşma metni son halini aldığında, Sınır Tanımayan Doktorlar da dahil olmak üzere 200’den fazla insani yardım kuruluşu, ülkelerin bu metni görmezden gelmelerini ve patent düzenlemelerinin uygulanmasından kaçınmak için her türlü yasal boşluğu kullanmalarını tavsiye etti. Aşı savunuculuğu yapan bir grup, Biden yönetiminin, özellikle küresel salgın ile mücadelede kullanılan ilaçların ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi için patentleri iptal etmeye başvurabilecek gelişmekte olan ülkelere karşı DTÖ’nün ticari anlaşmazlık mekanizmalarını kullanmaktan kaçınması gerektiğini öne sürdü.

Bu öneriler, daha az gelişmiş olan ülkelerin içinde bulundukları çıkmaza işaret ediyor. Aktif bir şekilde kendi üretim kapasitelerini oluşturmak yerine, kendilerine yapılacak bağışlar için onları gelişmiş ülkelere bağımlı kılan anlaşmalara zorlanıyorlar.

Yazar Harriet Washington tarafından “Tıbbi Apartheid” olarak tanımlanan ve Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus tarafından “Aşı Apartheid’ı” olarak nitelendirilen bu uçurum yeni bir şey değil.

HIV salgını başladığında, özellikle Güney Afrika başta olmak üzere Afrika ülkeleri, antiretroviraller tedarik edebilecek son ülkeler arasında oldukları için çok ciddi zarar gördüler. Bu ülkeler söz konusu ilaçları temin edebilseler bile bu onlar için aşırı derecede maliyetliydi. 1990’ların ilerleyen yıllarında Hint yapımı jenerik ilaçlar nihayet antiretroviralleri daha uygun fiyatlı hale getirdi ve bu ilaçlara yönelik ihtiyacın en fazla olduğu gelişmekte olan ülkelerde HIV/AIDS vakalarının gidişatını kesin olarak değiştirdi. Hindistan ve Güney Afrika’nın tecrübeleri, daha sonra koronavirüs salgını ortaya çıktığında karşılaşacakları krizi öngörmelerine yardımcı oldu.

DSÖ ve DTÖ gibi kurumların geçmişteki sağlık krizlerinden öğrenilen dersleri görmezden geldiğini görmek, gelişmekte olan ülkelerde hayal kırıklığı yarattı. Sağlık sektörünün önde gelenleri, ilaç şirketleri ve siyasetçileri, yapısal sorunları kökten ele almak yerine teker teker hastalıklar ile uğraştığı ve dar kapsamlı sebepler ile uğraştığı için böyle bir eşitsizlik ortaya çıktı.

Meydana gelen bu olaylarda olumlu olan bir şey varsa, o da bu güç dengesizliğinin sonunda ne olduğunun ortaya çıkmasıdır. Az gelişmiş ülkeler, ortaya atıldıktan yaklaşık iki yıl sonra sulandırılmış bir anlaşmaya razı olmak zorunda bırakılmış olabilirler, ancak bu süre içinde fikri mülkiyet yasalarının içine işlemiş olan ırkçılığa karşı meydan okumak için birlikte hareket etmeyi başardılar. Kuşkusuz bu oldukça soluk bir ümit kıvılcımı, ancak yine de ortada bir kıvılcım var. Batı bu sefer kazanmış olabilir, ancak geri kalanlar daha da güçleniyor.”

Bu yazı ilk kez 21 Temmuz 2022’de yayımlanmıştır.

 

Vidya Krishnan’in The Atlantic web sitesinde yayınlanan “The Power Imbalance Undermining Global Health” başlıklı yazısından bölümler Caner Köseler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.theatlantic.com/international/archive/2022/07/covid-trips-agreement-vaccines-global-health/670551/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Milyonlarca insanı ilgilendiren bir adaletsizlik hikayesi

COVID-19 aşılarının ve ilaçlarının fakir ülkeleri tarafından da üretebilmesini için Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) sunulan teklif, iki yıllık zorlu müzakerelerden sonra çok önemli sınırlamalarla kabul edildi. Anlaşma neden huzursuzluk yarattı? Dünya nasıl bir bedel ödeyecek?

Koronavirüs, son üç yıl içinde dünya genelinde 6 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı. Salgın küresel bir hal aldığında ülkeler aşı ve tedavi yöntemleri geliştirmek için seferber oldu.

Hindistan ve Güney Afrika, gelişmekte olan ülkelerin virüs ile mücadelede gerekli araçlara daha kolay erişebilmesi için Dünya Ticaret Örgütü’ne bir teklif sunarak aşıları, tıbbi araçları ve tedavi yöntemlerini kapsayan küresel bir fikri mülkiyet muafiyeti sağlanmasını önerdi. Bu teklif birçok ülke tarafından destek gördü. Ancak müzakerelerin sürdürüldüğü biçim ve koşullar ile birlikte bunun sonucunda ortaya çıkan anlaşma metni tartışmalara sebep oldu.

Hindistanlı yazar ve gazeteci Vidya Krishnan tarafından The Atlantic dergisi için kaleme alınan makalede, Dünya Ticaret Örgütü’nde aşı üretimi ile ilgili fikri mülkiyet hakları tartışılıyor. COVID-19 salgınıyla mücadele için gerekli aşıların, ilaçların ve araçların tedarik ve üretiminde gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki eşitsizlikler su yüzüne çıkarılıyor.

Makaleden öne çıkan bazı bölümleri aktarıyoruz:

“Koronavirüs salgını başladıktan birkaç ay sonra Hindistan ve Güney Afrika, dünya çapında toplum düzeyinde bağışıklık sağlanana kadar ülkelerin hukuki yaptırım korkusu olmadan COVID-19 aşıları, tedavi yöntemleri ve ilaçları üretebilmesini sağlamak amacıyla küresel bir fikri mülkiyet muafiyeti için Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) ortak bir teklif sundu. 140 eski devlet başkanı, birkaç Nobel Ödülü sahibi ve papa ile birlikte 100’den fazla ülke bu teklifi destekledi.

Yaklaşık iki yıl süren müzakerelerin ardından, DTÖ geçen ay nihayet bu teklifin bir versiyonu üzerinde anlaşmaya vardı. … Ancak bu bir başarı hikâyesi değil. Böyle bir şey yalnızca küresel sağlık sistemi içindeki adaletsizliği gösteriyor. Söz konusu anlaşma küresel salgın sürecinde çok geç sağlandı, birçok açıdan yetersiz kaldı ve koronavirüs kâbusunun son bulmasında sınırlı bir etkiye sahip olacak. Kabul edilen anlaşma, teklif edilen anlaşma ile çok az benzerlik gösteriyor.

Kim bilir kaç hayat kurtarılabilirdi?

Hindistan ve Güney Afrika tekliflerini DTÖ’ye sunduğunda aşılar hâlâ geliştirme sürecindeydi. Anlaşmanın hızlı bir şekilde sağlanması halinde ülkeler üretim kapasitelerini hazırlayabilecek ve aşı dozları onaylandığı takdirde derhal harekete geçebilecekti. Ancak müzakereler oldukça yavaş ilerliyordu ve kesinlikle krizin vahametini yansıtmıyordu.

DTÖ hâlâ bu hamle üzerinde düşünürken Hindistan’ı ölümcül ikinci koronavirüs dalgası vurdu ve 2021 yılının Nisan ve Temmuz ayları arasında 2,7 milyon kadar insan hayatını kaybetti. 2021 yılının sonuna kadar dünya çapında yaklaşık 6,3 milyon (tahminler 14,9 milyona kadar çıkıyor) kişi, aşı ile önlenebilen bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Anlaşma daha erken sağlansaydı, kim bilir kaç hayat kurtarılabilirdi?

Üzerinde varılan nihai anlaşma daha geniş kapsamlı olsaydı ya da bir sonraki küresel sağlık krizinde ülkeleri buna benzer uzun müzakerelere girmek zorunda bırakmayacak bir emsal teşkil etmiş olsaydı, belki de bu gecikme makul görülebilirdi. Ancak bu, oldukça dar kapsamlı bir anlaşma.

Anlaşmanın kapsamı ne?

Yeni anlaşma, aşı teknolojisi ile ilgili patentlerin ülkeler tarafından hak sahibinin rızası olmadan yalnızca beş yıllık bir süre için kullanılmasına izin veriyor, ancak bu yalnızca aşılar için geçerli.

Söz konusu anlaşma, test kitleri gibi tıbbi araçlar ve tedavi yöntemleri ile ilgili fikri mülkiyet feragatlerini içermiyor. (DTÖ, teoride, tedavi yöntemleri ve test kitleri hususu ile altı ay içinde ilgilenecek. Ancak az gelişmiş ülkelerden delegeler ile konuştuğumda bana bunun zamanında gerçekleşeceğine dair beklentilerinin düşük olduğunu söylediler.)

Anlaşma, aşılar hususunda bile ticari sırların veya endüstriyel tasarımların kullanımı ve patent engelleri kaldırıldıktan sonra jenerik ilaç üreticilerinin gelişmiş ülkelerde başarılı bir şekilde dağıtılan mRNA aşıları gibi daha karmaşık karışımlar üretebilmesi için gereken bilgi birikimine dair korumalar ile ilgili feragatleri içermiyor.

Ayrıca söz konusu anlaşma, halihazırda aşı üretim kapasitesine sahip olan ülkeleri anlaşmadan “faydalanmamak için bağlayıcı bir taahhütte bulunmaya” zorlayarak bu ülkeleri anlaşmanın dışında tutuyor. Müzakerelere katılan Hintli bir delege, müzakereler hakkında fikrini özgürce belirtmek için ismini vermemek şartıyla konuşarak, DTÖ’nün fikri mülkiyet feragat süresini yalnızca beş yıl ile sınırlı tutarak aşı üretimini artırma konusunda gelişmekte olan ülkeleri uzun vadede teşvik etmeyeceğini söyledi.

Güç dengesizliği

Aynı zamanda müzakereler mevcut güç dengesizliğini de gözler önüne serdi.

Görüştüğüm delegeler, Dörtlü Grup (ABD, Avrupa Birliği, Hindistan ve Güney Afrika) arasındaki görüşmeler Aralık 2021’den Mart 2022’ye kadar uzadığında DTÖ’nün tam görüşme metnini üye ülkeler ile paylaşmadığını ve bunun yerine ekrana yalnızca müzakerelerin yürütüldüğü belirli bir dili yansıtarak büyük resmin görülmesini zorlaştırdığını söylediler.

Nihai anlaşma haline gelen metin, başta Hindistan ve Güney Afrika olmak üzere müzakerelere katılan gelişmekte olan ülkelerin bir kısmı, orijinal taslağın sulandırılmasını protesto etmek için teklife yönelik desteği çektikten sonra resmen sunuldu.

Söz konusu metin üzerinde müzakereler başladığında önde gelen birçok ülke, görüşmelerin büyük bir kısmının gerçekleştiği ABD, AB, İngiltere ve İsviçre’yi içeren “yeşil oda toplantılarına” katılmadı. Fikri mülkiyet feragati hususundaki teklifi sunan Hindistan ve Güney Afrika bu görüşmelere katılırken, gelişmekte olan ülkeler, önerdikleri değişikliklerin gerekçelerini sunmalarına izin verilen istisnai durumlar dışında hariç tutuldu.

Hindistan ve Güney Afrika delegeleri bana, kapalı müzakere sürecinin ve görüşmelere kimlerin davet edileceğine ilişkin keyfi kuralların, gelişmekte olan ülkelerin ortak endişeleri hakkında yürütülen toplu müzakereleri baltaladığını söyledi.

Dünya Ticaret Örgütü iddialara ne yanıt verdi?

Çok uluslu bir kuruluş olan DTÖ, tartışmalı konuları 165 üyenin oylamasına sunma seçeneğine sahip olsa da bu seçeneği daha önce hiç kullanmadı.

DTÖ sözcüsü Daniel Pruzin, öne sürülen iddialar veya DTÖ yetkililerinin üye ülkeler ile yürüttüğü gizli görüşmelerin içeriği hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Pruzin, sorularıma e-posta ile verdiği bir cevapta, “DTÖ ortak görüş birliği ile hareket eder” ve geçen ay kabul edilen TRIPS feragatnamesi “görüş birliği ile kabul edildi… bu yüzden bir bütün olarak tüm üyelerin kararını yansıtıyor” dedi. “Pek çok farklı bölgesel gruplaşmaları temsil eden üyelerin” katıldığı toplantılar da dâhil olmak üzere “farklı görüşlerde farklı üye grupları ile toplantıların yapıldığını” da sözlerine ekledi.

“Kararın, Dörtlü grup da dâhil olmak üzere birçok üye tarafından memnuniyetle karşılanmış olması, söz konusu karara yönelik büyük desteğin ve aşı eşitliği ile mevcudiyetine bulunacağı önemli katkıların kabul gördüğünün bir kanıtıdır” dedi. Pruzin, ayrıca söz konusu teklifin tam metninin 3 Mayıs’ta dağıtıldığını da belirtti.

Anlaşma neden huzursuzluk yarattı? Neler kapsam dışı kaldı?

En nihayetinde, birçok ülkenin delegesi, yapılan teklif üzerindeki değişiklikleri Eylül 2021’de ve Mart 2022’de sızdırılan belgeler sayesinde öğrendi. Yapılan bu değişiklikler, test kitleri ve ilaçlar anlaşmanın dışında tutulduğundan ve kullanılmayan aşıların ihraç edilmesi hususunda fazladan aşı üretim kapasitesine sahip olan ülkeleri kısıtladığından bu delegeler arasında öfkeye yol açtı.

Hindistan’da yayın yapan internet haber sitesi The Wire tarafından geçen ay hazırlanan bir habere göre, Mart 2022’deki ikinci belge sızıntısından sonra eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, anlaşma metni gelişmekte olan ülkelere çok az şey sunduğundan Hindistan ve Güney Afrika liderlerinden bu metni reddetmelerini istedi. (İki ülke de bu yönde bir adım atmadı.)

Hem varılan nihai kararlardan dolayı hem de bu kararların alındığı koşullar nedeniyle bu anlaşma kurt ve kuzu arasında yapılan bir pazarlıktan ibaretti. …

Anlaşma salgınla mücadelede işe yarayacak mı?

Tek bir ülke bile zorunlu lisanslar veya kararnameler yayınlayarak bu anlaşmadan yararlanmadı. Anlaşmanın küresel salgını sona erdirme konusunda şu ana kadar hiçbir etkisi olmadı.

Bizler, gelişmekte olan ülkelerde, uzun süre ilaçları, test kitlerini ve yeni nesil aşıları bekleyeceğiz. Gelişmiş ülkeler tedarik, üretim ve bilgi birikimi üzerinde sahip oldukları tekeli ellerinde tuttular. Uluslar ve halklar arasındaki tüm dayanışma ortadan kalktı.

Yeni pazarlara ulaşmak söz konusu olduğunda “pastayı büyütme” fikrini sık sık öne süren gelişmiş ülkeler, TRIPS müzakerelerini bizler kazandığımız takdirde kendilerinin kaybedeceği sıfır toplamlı bir oyun olarak değerlendirdiler. Bu yalnızca ahlaka aykırı değil, aynı zamanda mantık dışı ve kendi çıkarlarına da aykırı: Küresel salgın daha az gelişmiş ülkelerde ne kadar uzun süre devam ederse, varyantlar çoğaldıkça salgının gelişmiş ülkelere tekrar sıçrama ihtimali daha yüksek.

2020 yılının Nisan ayında Hindistan, sıtma ilacı hidroksiklorokin Donald Trump tarafından koronavirüse karşı mücadelede “çığır açıcı” olarak nitelendirildikten sonra, COVID-19 hastaları üzerinde bir etkiye sahip olduğuna dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen bu ilaç için uygulanan ihracat kısıtlamalarını tersine çevirdi. Trump, sıtmanın hâlâ ciddi bir sorun teşkil ettiği ve bu ilaçlara hâlâ ihtiyaç duyan Hindistan’ın ilaç stoklarını serbest bırakmaması halinde bu ülkeye karşı “misilleme” yapmakla tehdit etti. Yeni Delhi’nin bunu kabul etmekten başka çaresi yoktu. Ayrıca, Kasım 2021 tarihinde Güney Afrika yeni bir koronavirüs varyantını tespit etti ve hızlı bir şekilde bunu bildirdi, ancak ödülü kendi vatandaşlarına uygulanan seyahat yasakları oldu.

Trump’ın talepleri, seyahat yasakları ve daha sonra gerçekleşen DTÖ müzakereleri hep birlikte ele alındığında oldukça aydınlatıcı oluyor. Bir ABD başkanı, serbest bir şekilde sözde müttefiki Hindistan halkının ihtiyaçlarını çiğneyerek ona zorbalık edebiliyor, ancak daha az gelişmiş ülkeler kendi ihtiyaçlarına öncelik vermek için fikri mülkiyet kısıtlamalarını geçersiz kılmaya çalıştığında davalar ile tehdit ediliyorlar. Batı dünyası tehlikeye girdiğinde kaynaklar devasa boyutlarda ve dikkate değer bir hızla seferber ediliyor. Az gelişmiş bir ülke küresel salgın hakkında son derece ihtiyaç duyulan yeni gelişmeleri paylaştığında vatandaşları dünya çapında dışlanıyor. Gelişmekte olan ülkeler acı çekmeye devam ederken müzakereler 20 ay sürüyor.

Bulaşıcı bir küresel salgın sırasında aşı, ilaç ve tıbbi araç tedarikini bir yerde toplamak, bir şehir yanarken su için tek bir kuyu kullanmak ile eşdeğerdir. Ancak müzakerelerin en başından itibaren daha gelişmiş ülkeler ve onların destekçileri, konu aşı üretimine geldiğinde Batı’nın maddi üstünlüğü lehinde argümanlar sundular. 2022 yılının Mart ayında Moderna’nın CEO’su Stéphane Bancel, açık kaynaklı aşı üretimini “Louis Vitton markalı bir çantanın çakmasını” üretmeye benzetti. Bu açıklamasında, aşı tedarik hatlarının gelişmekte olan ülkelerde bulunmasının daha aşağı bir seçenek olduğuna dair inancı örtülü olarak yer alıyordu.

“Aşı Apartheid’ı”

Anlaşma metni son halini aldığında, Sınır Tanımayan Doktorlar da dahil olmak üzere 200’den fazla insani yardım kuruluşu, ülkelerin bu metni görmezden gelmelerini ve patent düzenlemelerinin uygulanmasından kaçınmak için her türlü yasal boşluğu kullanmalarını tavsiye etti. Aşı savunuculuğu yapan bir grup, Biden yönetiminin, özellikle küresel salgın ile mücadelede kullanılan ilaçların ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi için patentleri iptal etmeye başvurabilecek gelişmekte olan ülkelere karşı DTÖ’nün ticari anlaşmazlık mekanizmalarını kullanmaktan kaçınması gerektiğini öne sürdü.

Bu öneriler, daha az gelişmiş olan ülkelerin içinde bulundukları çıkmaza işaret ediyor. Aktif bir şekilde kendi üretim kapasitelerini oluşturmak yerine, kendilerine yapılacak bağışlar için onları gelişmiş ülkelere bağımlı kılan anlaşmalara zorlanıyorlar.

Yazar Harriet Washington tarafından “Tıbbi Apartheid” olarak tanımlanan ve Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus tarafından “Aşı Apartheid’ı” olarak nitelendirilen bu uçurum yeni bir şey değil.

HIV salgını başladığında, özellikle Güney Afrika başta olmak üzere Afrika ülkeleri, antiretroviraller tedarik edebilecek son ülkeler arasında oldukları için çok ciddi zarar gördüler. Bu ülkeler söz konusu ilaçları temin edebilseler bile bu onlar için aşırı derecede maliyetliydi. 1990’ların ilerleyen yıllarında Hint yapımı jenerik ilaçlar nihayet antiretroviralleri daha uygun fiyatlı hale getirdi ve bu ilaçlara yönelik ihtiyacın en fazla olduğu gelişmekte olan ülkelerde HIV/AIDS vakalarının gidişatını kesin olarak değiştirdi. Hindistan ve Güney Afrika’nın tecrübeleri, daha sonra koronavirüs salgını ortaya çıktığında karşılaşacakları krizi öngörmelerine yardımcı oldu.

DSÖ ve DTÖ gibi kurumların geçmişteki sağlık krizlerinden öğrenilen dersleri görmezden geldiğini görmek, gelişmekte olan ülkelerde hayal kırıklığı yarattı. Sağlık sektörünün önde gelenleri, ilaç şirketleri ve siyasetçileri, yapısal sorunları kökten ele almak yerine teker teker hastalıklar ile uğraştığı ve dar kapsamlı sebepler ile uğraştığı için böyle bir eşitsizlik ortaya çıktı.

Meydana gelen bu olaylarda olumlu olan bir şey varsa, o da bu güç dengesizliğinin sonunda ne olduğunun ortaya çıkmasıdır. Az gelişmiş ülkeler, ortaya atıldıktan yaklaşık iki yıl sonra sulandırılmış bir anlaşmaya razı olmak zorunda bırakılmış olabilirler, ancak bu süre içinde fikri mülkiyet yasalarının içine işlemiş olan ırkçılığa karşı meydan okumak için birlikte hareket etmeyi başardılar. Kuşkusuz bu oldukça soluk bir ümit kıvılcımı, ancak yine de ortada bir kıvılcım var. Batı bu sefer kazanmış olabilir, ancak geri kalanlar daha da güçleniyor.”

Bu yazı ilk kez 21 Temmuz 2022’de yayımlanmıştır.

 

Vidya Krishnan’in The Atlantic web sitesinde yayınlanan “The Power Imbalance Undermining Global Health” başlıklı yazısından bölümler Caner Köseler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.theatlantic.com/international/archive/2022/07/covid-trips-agreement-vaccines-global-health/670551/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x