Neotik tarımdan COVID-ik tarıma: Gıda ve tarım sistemleri nasıl değişmeli?

COVID-19, tarım ve gıda üretim sistemlerini nasıl değiştirecek? İnsanlığı bu alanda bekleyen tehlikeler neler? Türkiye’nin tarımsal üretimi COVID-19 sonrası nasıl şekillenmeli, neler öncelenmeli? Tarımda sosyal devlet ilkelerini gözeterek dönüşüm mümkün mü? Prof. Dr. Bülent Gülçubuk yazdı.

Bilindiği gibi, Tarım Devrimi olarak da adlandırılan Neolitik Çağ bundan yaklaşık 12.000 yıl öncesine dayanır. Neolitik dönem boyunca, avcı toplayıcılar gözlerine kestirdikleri avlarının peşinde koşarken, doğal dünyayı adım adım turluyordu. Ancak, daha sonra köklü bir değişim gerçekleşti ve bu göçebe insan toplulukları avcı toplayıcılıktan daha yerleşik bir düzene geçerek çiftçi oldular. Tarım Devrimi başladı. Neolitik Çağ’da çiftçiler Mezopotamya’da bitkileri ve hayvanları evcilleştirirken artık geldiğimiz süreçte COVİD-19 denilen ve insanların çıplak gözle göremedikleri, göremeyecekleri ve mikroskopta bile zor görünen bir virüs, bu sefer insanları evcilleştirmeye başladı.

Tüm dünyada bir virüs toplumları, ülkeleri ve tarımı dizayn etmeye, geleceğe ilişkin davranış ve tutumlarını değiştirmeye başladı. Herkesin bireysel, kurumsal ve ülkesel olarak bundan dersler çıkarması ve geleceğe yönelik akılcı politikalar izlemesi elzem oldu. Çünkü insanların en temel gereksinimi olan beslenme, gıda kaygısı bir anda bütün gündemin, hayatın ilk sırasında yer almaya başladı. “Beslenebilecek miyiz, gıda gereksinimlerini karşılayabilecek miyiz ve hatta hayatta kalabilecek miyiz?” sorusu ve kaygısı oluştu. İnsanlar hangi çağı yaşarsa yaşasın, insanlığın en temel gereksinimi besin ve gıdadır ve bu da hiçbir zaman unutulmamalıdır. Nitekim, bulunduğumuz çağda yani Endüstri 4.0’ın, yapay zekânın işlevselliğini en üst düzeyde yaşadığı günümüzde bile COVİD-19 salgını tarım ve gıdanın yine vazgeçilmezliğini ortaya koymuştur.

Dünyada pandeminin ilk günlerinde yaşanan tedirginlikler, tarım ve gıda ile sürdürülebilir üretimin önemi anlaşıldıkça, alınan önlemlerle aşılmaya başlandı. İlk günlerdeki kaygılar, tedirginlikler biraz olsun geride kaldı. Fakat doğal afetler, iklim değişiklikleri, kaotik durumlar, bilimsel veriler yakın gelecekte de benzer salgınların yaşanabileceğini ortaya koyuyor. İşte, burada insanlığın tarih boyunca odaklandığı bir soruya dikkat çekme zamanı geldi ve bu soru hiçbir zaman da ortada kalkmayacaktır: Küresel düzeyde yaşadığımız korkularla, kaygılarla bir daha karşılaşmamak, yüzleşmemek için ne yapmalıyız? Ne yaparsak tarım ve gıda üretiminde, temininde zorluk çekmeyiz, aç kalmayız?

Nihayet buna bağlı olarak bugünden görünen şu olmuştur ki, her ülke, her toplum tarımı, gıdayı, suyu kendine yeterliliğini daha çok konuşur hale gelmiştir. Belirsizlik koşullarında karar alma zorunluluğu hem iç piyasalardaki arz-talep koşullarının, hem de dış piyasaların yakından izlenmesini öncelikli hale getirmiştir. Her ülke öncelikle başının çaresine bakar olmuştur. Çünkü tarımın, gıdanın önemini kavrayan her ülke süreçte daha fazla korumacı politikalar izleyecek ve öncelik kendi kendine yeterlilik olacaktır. Her ülkenin izleyeceği korumacı politikalar hükümetlerin dünyayı daha iyi okumalarını zorunlu kılacaktır. Alınacak her önlem, izlenecek her sürdürebilir üretim politikası açlık, erişememezlik, kıtlık, gıdada yetersizlik kaygılarını azaltacak ve de ortadan kaldırabilecektir.

COVİD-19 kaygısı ve dayattığı değişim

Tüm kaygılarla birlikte dünyada salgın yayıldıktan sonra ülkelerin ilk aldığı kararlar tarım ürünlerinin ticaretine kısıtlamalar getirmek oldu. Burada temel amaç, öncelikle kendi vatandaşının gıda güvenliği ve güvencesini sağlamaktı. Tüm dünya gördü ki sağlık ile birlikte tarım ve gıda salgın sürecinin en önemli sektörleridir. Eğer ulusal düzeyde, küresel düzeyde paylaşım temelli önlemler alınırsa süreçten en az etkilenecek sektörler tarım ve gıda olacaktır. Çünkü tarım ve gıda mutlak ürünler kategorisinde olup, yerine ikame edilebilecek bir ürün de yoktur.

COVID-19 süreci hem bugün ve hem de gelecekte belirsizliği ve istikrarsızlığı gözler önüne serdi ve bugünden geleceği daha fazla planlamayı, tedbirler almayı da şart koştu. Belirsizlik koşullarında karar alma zorunluluğu hem iç piyasalardaki arz-talep koşullarının hem de dış piyasaların yakından izlenmesini öncelikli hale getirdi. Ülkeler daha fazla korumacı politikalar izlemeye başladı. Bu durum tarımda, gıdada dışa bağımlı, ithalatçı ülkeleri kaygıya sürükledi. Bunun için hem ulusal hem de bölgesel-küresel anlamda piyasaları izlemek, üretim-tüketim temelinde arz-talep ilişkilerini analiz etmek, kurumsal-teknolojik yapılanmalara gitmek, zamanında değişimlere gitmek daha fazla önem kazandı.

Tarımda dünyada güçlü olan ülkeler salgından en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyorlar. Çin, ABD, İspanya, Rusya, İtalya, Fransa, Brezilya gibi ülkeler dünyanın en önemli tarım üreticileri ve dış ticareti de güçlü olan ülkelerdir. Bu nedenle bu ülkelerin COVID-19 salgınından etkilenme düzeyi ve salgından çıkış biçimi küresel düzeyde tarım ve gıda sistemleri ile birlikte tarım sektörünü etkiliyor. Tarımda güçlü bu ülkelerle yoğun tarımsal ürün ticaretinde bulunan ülkeler artık farklı ülkelerle de ticari arayışlara giriyor ve/veya kendi yeterliliklerine daha fazla ağırlık verir hale geliyorlar. Büyük ihracatçı ülkeler kendi iç taleplerini güvenceye almak için kısıtlamalara gidiyor ve bunun tam olarak ne zaman biteceği de bilinmiyor. Bu durum gelecek açısından tarım ve gıdada her ülke için farklı arayışları, uygulamaları gündeme getiriyor. Süreç içinde ülkeler sorunlarla baş edebilmek için farklı uygulamalara gidiyor. Bu önlemler arasında tarım ve gıda ürünleri arzının, dağıtımının devamlılığı, sürdürülebilir üretim, geleneksel gıdayı-yerel gıdayı özendirme, işgücü arzının sürekliliğini sağlama ve arz-talebe dayalı güncel ve güncellenebilir veri paylaşımı konuları öne çıkıyor.

Türkiye ne yapıyor ve ne yapmalı?

COVID-19 ile birlikte dünyada olduğu gibi Türkiye de tarım ve gıdada üretim, tedarik ve tüketiciye arz etme noktasında bazı önlemleri devreye soktu. Ve bu bir zorunluluktu. Ülke olarak, sosyal devlet ilkesini de göz önünde bulundurarak üretime dayalı karar süreçlerini daha etkili kılacak bir risk yönetim sistemini ortaya koyup, yönetmek durumu ortaya çıktı.

Türkiye tarımsal potansiyeli açısından kuşkusuz avantajlı bir konumdadır. Salgının Türkiye’ye geç gelmesi, süreç içinde alınan önlemler tarım ve gıda tedarikinde fazla bir sorun yaşanmamasına katkı sağladı. Türkiye’nin süreçten en az kayıp ile çıkması hem çiftçimiz ve hem de uluslararası boyutta önem taşıyor. Türkiye kaynaklarını, potansiyelini akılcı bir biçimde değerlendirebilirse üretim, tedarik, pazara eriştirebilme, sürdürülebilir üretim konularında sıkıntı yaşamayabilir, bunun yanı sıra dünyada tarımda önemli bir ülke konumunu pekiştirebilir. Ancak bu konumunu salgın gibi ortamlarda daha da güçlü kılacak önlemler almalıdır. Bu önlemler öncelikle kendine yeterlilik temelinde olmalı ve sonrasında da dünyada başta açlık, kıtlık sorunu yaşayan ülkelerle paylaşım ve pandemi sürecinde adil ticaret-adil rekabet temelinde sürekli üretimi sağlayacak bir yaklaşımda olmalıdır. Aslında bu yeryüzündeki her ülke için uyacakları geçerli bir kural haline gelmelidir.

Hangi tedbirler öncelikli olmalı?

COVID-19 salgını dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gıdaya ulaşmada online alışverişleri-dijitalleşmeyi ön plana taşıdı. Bu süreçte üretim, ticaret, pazarlama yapıları değişirken tüketim davranış-tutumları da değişiyor. Tarımda herkes için kendine yeterlilik önemlidir. COVID-19 sonrası dönemde güvenilir ve kendine yeter bir piyasa oluşturmak için etkin ve her yere ulaşabilir pazarlama-tedarik zincirleri oluşturmak gelecekteki riskleri azaltmak ve zamanla tamamen ortadan kaldırmak açısından önemlidir. Türkiye sahip olduğu coğrafik koşulları iyi değerlendirerek ve kırsalı, gençleri, aile çiftçiliğini de gözeten bir yaklaşımla destekleyerek kendine yeterlilik seviyesini daha da sağlamlaştırabilir.

Türkiye yerel ürünler, geleneksel ürünler, coğrafi işaretli ürünler gibi potansiyeli yüksek alanlara ve kendi üretim değerlerine daha fazla sahip çıkmalıdır. Kendine yeterli ve sağlıklı bir tarım-gıda sistemini benimsemeli ve buna yönelik politikalar, stratejiler geliştirmelidir. İnsan, çevre, doğa merkezli bir üretim, koruma ve yaşam biçimi merkeze alınmalıdır. Bu nedenle COVID-19 ile birlikte tarım-gıda-beslenme-sağlık ilişkisinin birlikte düşünülmesi, ele alınması ve buna yönelik araştırmaların, eğitim programlarının yapılması, destekleme araçlarının devreye konulması önem taşıyor.

İsimsiz ve sessiz kahramanlar: Mevsimlik tarım işçileri

İmkânı olan pek çok insan hem alınan ulusal düzeydeki önlemler sonucu ve hem de koşulları ölçüsünde virüsten kendini ve ailesini korumak için evde kalabilirken, yiyebildiğimiz domatesi, salatalığı, sayısız meyve ve sebzeyi üreten, toplayan gizli kahramanlar var: Onlar, mevsimlik tarım işçileri.

COVID-19 dönemi sayesinde, Türkiye’de yıllardır varlığı göz ardı edilen ve en dezavantajlı toplum gruplarından birisi olan mevsimlik tarım işçileri görünür hale geldi. Neredeyse tamamına yakını kayıt dışı çalışan mevsimlik (gezici/geçici) tarım işçileri her türlü riske karşı çalışmaya, üretime devam etti ve etmeye devam ediyor. Bu nedenle bundan sonra söyleme dayalı değil yasal, ekonomik, insana yakışır iş koşullarına dayalı çözüm politikalarının hayata geçirilmesi gerekir.

Yani, tarımsal üretim ve hasat sezonunun devam ettiği bugünlerde olumsuzluklardan dolayı mevsimlik tarım işçilerine yönelik hem gıda güvencesi hem de insan hakkı temelinde özel politika alanları geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. COVID-19 süreci ve tarım işçilerine duyulan bu gereksinim bunu daha da gerekli kılıyor.

Temel çıkarım: Ortak gelecek için sosyal devlet anlayışıyla planlanan tarım

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü COVID-19 için alınan önlemlere dikkat çekiyor. Tarımsal üretimde, gıda imalatında, tedarik zincirinde ve gıdaya erişimde kısa vadede arz ve talep yönlü şoklar ortaya çıkabilir ve bu şoklar uzun vadede gıda krizine yol açabilir diyor. Her ülke için bunlar ciddi bir uyarıdır.

Ortak geleceğimiz için toprak, su, orman ve de çiftçilere, tarım işçilerine daha fazla önem vermeliyiz. Tarım, gıda, çevre herkes için önemlidir. Bütün canlıların ortak geleceği için ortak akıl ile küresel düzeyde hareket edilmelidir. Çünkü tehdit küreseldir. Her ülke kuşkusuz öncelikle kendini, kendine yeterliliği dikkate alacaktır ama COVİD-19 sadece bir ülkenin sınırlarına hapsolmamaktadır. Her ülke her zaman farklı bir virüs, salgın, doğal afet, iklim değişikliği gibi unsurları dikkate alarak önlem almak ve politikalar uygulama durumundadır.

COVİD-19 salgınının daha insancıl ve toplumsal ihtiyaçları konu alması ve çözüm getirmesi için politikaların, stratejilerin normatif olması gerekir. Burada insana yakışır iş, eşit ve adil yurttaşlık hakları, sosyal koruma ilkelerinden ödün vermeden sorunlara çözüm bulmak gerekir. Salgın ve krizlerin normatif öncelikler dışına çıkılıp çözüm aramak insan hakları ve hak temelli kalkınma ilkeleri açısından doğru bir yaklaşım olmaz. Normatif yaklaşımlar için; tarımda-kırsalda refah düzeyini yükseltmek, sürdürülebilir üretimi sağlamak, kırsal yoksulları önceliklendirmek, kırsalda tarım dışı istihdam alanları yaratmak, doğal varlıkları amacına uygun kullanmak, aile çiftçiliğini desteklemek, tarım işçilerinin yasal haklarını düzenleyici ve uygulamaya aktarıcı önlemleri almak şarttır.

Ortak geleceğimiz için tarım ve gıda artık sadece serbest piyasa koşullarına bağlı arz-talep dengesine göre biçimlenmemeli, sosyal devlet anlayışı ön plana çıkmalı. Toplum sağlığı, beslenmesi güvence altına alınmalı. Türkiye tarım ve kırsal kalkınma politikalarını ulusal çıkarlar ve yerli üretim, kendine yeterlilik ve dünyada açlık yaşayanlara karşı hassaslık çerçevesinde oluşturmalı. Ve herkesin gıda güvencesi için, açlık-kıtlık-beslenme yetersizliği yaşanmaması için tarım ve gıda sistemleri, gıda egemenliği, tüm girdilerde kendine yeterlilik kapsamında değişmek durumundadır. Ve işin iyi tarafı şudur ki, bu mümkündür.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 17 Temmuz 2020’de yayımlanmıştır.

Bülent Gülçubuk
Bülent Gülçubuk
Prof. Dr. Bülent Gülçubuk - Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nden mezun oldu, halen aynı bölümde görev yapıyor. Kırsal Kalkınma, Tarımsal Kalkınma, Kırsal Sosyoloji, Tarım Politikası, Tarımda – Kırsalda İnsan Kaynakları Politikaları, Girişimcilik konularında çalışmalarda bulunuyor ve dersler veriyor. Birçok ülkede uzmanlık alanına giren konular ile ilgili çalışmalarda bulundu, bazı eğitim programlarına katıldı ve ulusal-uluslararası çok sayıda çalışmada yer aldı. 30’dan fazla ülkede çalışma konuları ile ilgili ziyaretlerde, bilimsel etkinliklerde bulundu. 2002-2009 yılları arasında Birleşmiş Milletler Küresel Çevre Formu Türkiye Yürütme komitesi üyeliği yaptı. Kısa adı AKÇAM olan Ankara Üniversitesi Kalkınma Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürlüğü görevini sürdürüyor. Uluslararası Tarım Ekonomisi Derneği, Dünya Kırsal Sosyoloji Derneği ve Avrupa Sosyoloji Derneği üyesidir. Prof. Gülçubuk’un, çalışma alanına giren konulara ilişkin olarak makale, bildiri, kitap, proje vd. biçiminde 220’den fazla eseri vardır. Birçok il ve ilçenin gelişme planını hazırladı. 10. ve 11. Beş Yıllık Kalkınma Planı ile 3. Tarım ve Orman Şurasında Kırsal Kalkınma Komisyon Başkanlığını yaptı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Neotik tarımdan COVID-ik tarıma: Gıda ve tarım sistemleri nasıl değişmeli?

COVID-19, tarım ve gıda üretim sistemlerini nasıl değiştirecek? İnsanlığı bu alanda bekleyen tehlikeler neler? Türkiye’nin tarımsal üretimi COVID-19 sonrası nasıl şekillenmeli, neler öncelenmeli? Tarımda sosyal devlet ilkelerini gözeterek dönüşüm mümkün mü? Prof. Dr. Bülent Gülçubuk yazdı.

Bilindiği gibi, Tarım Devrimi olarak da adlandırılan Neolitik Çağ bundan yaklaşık 12.000 yıl öncesine dayanır. Neolitik dönem boyunca, avcı toplayıcılar gözlerine kestirdikleri avlarının peşinde koşarken, doğal dünyayı adım adım turluyordu. Ancak, daha sonra köklü bir değişim gerçekleşti ve bu göçebe insan toplulukları avcı toplayıcılıktan daha yerleşik bir düzene geçerek çiftçi oldular. Tarım Devrimi başladı. Neolitik Çağ’da çiftçiler Mezopotamya’da bitkileri ve hayvanları evcilleştirirken artık geldiğimiz süreçte COVİD-19 denilen ve insanların çıplak gözle göremedikleri, göremeyecekleri ve mikroskopta bile zor görünen bir virüs, bu sefer insanları evcilleştirmeye başladı.

Tüm dünyada bir virüs toplumları, ülkeleri ve tarımı dizayn etmeye, geleceğe ilişkin davranış ve tutumlarını değiştirmeye başladı. Herkesin bireysel, kurumsal ve ülkesel olarak bundan dersler çıkarması ve geleceğe yönelik akılcı politikalar izlemesi elzem oldu. Çünkü insanların en temel gereksinimi olan beslenme, gıda kaygısı bir anda bütün gündemin, hayatın ilk sırasında yer almaya başladı. “Beslenebilecek miyiz, gıda gereksinimlerini karşılayabilecek miyiz ve hatta hayatta kalabilecek miyiz?” sorusu ve kaygısı oluştu. İnsanlar hangi çağı yaşarsa yaşasın, insanlığın en temel gereksinimi besin ve gıdadır ve bu da hiçbir zaman unutulmamalıdır. Nitekim, bulunduğumuz çağda yani Endüstri 4.0’ın, yapay zekânın işlevselliğini en üst düzeyde yaşadığı günümüzde bile COVİD-19 salgını tarım ve gıdanın yine vazgeçilmezliğini ortaya koymuştur.

Dünyada pandeminin ilk günlerinde yaşanan tedirginlikler, tarım ve gıda ile sürdürülebilir üretimin önemi anlaşıldıkça, alınan önlemlerle aşılmaya başlandı. İlk günlerdeki kaygılar, tedirginlikler biraz olsun geride kaldı. Fakat doğal afetler, iklim değişiklikleri, kaotik durumlar, bilimsel veriler yakın gelecekte de benzer salgınların yaşanabileceğini ortaya koyuyor. İşte, burada insanlığın tarih boyunca odaklandığı bir soruya dikkat çekme zamanı geldi ve bu soru hiçbir zaman da ortada kalkmayacaktır: Küresel düzeyde yaşadığımız korkularla, kaygılarla bir daha karşılaşmamak, yüzleşmemek için ne yapmalıyız? Ne yaparsak tarım ve gıda üretiminde, temininde zorluk çekmeyiz, aç kalmayız?

Nihayet buna bağlı olarak bugünden görünen şu olmuştur ki, her ülke, her toplum tarımı, gıdayı, suyu kendine yeterliliğini daha çok konuşur hale gelmiştir. Belirsizlik koşullarında karar alma zorunluluğu hem iç piyasalardaki arz-talep koşullarının, hem de dış piyasaların yakından izlenmesini öncelikli hale getirmiştir. Her ülke öncelikle başının çaresine bakar olmuştur. Çünkü tarımın, gıdanın önemini kavrayan her ülke süreçte daha fazla korumacı politikalar izleyecek ve öncelik kendi kendine yeterlilik olacaktır. Her ülkenin izleyeceği korumacı politikalar hükümetlerin dünyayı daha iyi okumalarını zorunlu kılacaktır. Alınacak her önlem, izlenecek her sürdürebilir üretim politikası açlık, erişememezlik, kıtlık, gıdada yetersizlik kaygılarını azaltacak ve de ortadan kaldırabilecektir.

COVİD-19 kaygısı ve dayattığı değişim

Tüm kaygılarla birlikte dünyada salgın yayıldıktan sonra ülkelerin ilk aldığı kararlar tarım ürünlerinin ticaretine kısıtlamalar getirmek oldu. Burada temel amaç, öncelikle kendi vatandaşının gıda güvenliği ve güvencesini sağlamaktı. Tüm dünya gördü ki sağlık ile birlikte tarım ve gıda salgın sürecinin en önemli sektörleridir. Eğer ulusal düzeyde, küresel düzeyde paylaşım temelli önlemler alınırsa süreçten en az etkilenecek sektörler tarım ve gıda olacaktır. Çünkü tarım ve gıda mutlak ürünler kategorisinde olup, yerine ikame edilebilecek bir ürün de yoktur.

COVID-19 süreci hem bugün ve hem de gelecekte belirsizliği ve istikrarsızlığı gözler önüne serdi ve bugünden geleceği daha fazla planlamayı, tedbirler almayı da şart koştu. Belirsizlik koşullarında karar alma zorunluluğu hem iç piyasalardaki arz-talep koşullarının hem de dış piyasaların yakından izlenmesini öncelikli hale getirdi. Ülkeler daha fazla korumacı politikalar izlemeye başladı. Bu durum tarımda, gıdada dışa bağımlı, ithalatçı ülkeleri kaygıya sürükledi. Bunun için hem ulusal hem de bölgesel-küresel anlamda piyasaları izlemek, üretim-tüketim temelinde arz-talep ilişkilerini analiz etmek, kurumsal-teknolojik yapılanmalara gitmek, zamanında değişimlere gitmek daha fazla önem kazandı.

Tarımda dünyada güçlü olan ülkeler salgından en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyorlar. Çin, ABD, İspanya, Rusya, İtalya, Fransa, Brezilya gibi ülkeler dünyanın en önemli tarım üreticileri ve dış ticareti de güçlü olan ülkelerdir. Bu nedenle bu ülkelerin COVID-19 salgınından etkilenme düzeyi ve salgından çıkış biçimi küresel düzeyde tarım ve gıda sistemleri ile birlikte tarım sektörünü etkiliyor. Tarımda güçlü bu ülkelerle yoğun tarımsal ürün ticaretinde bulunan ülkeler artık farklı ülkelerle de ticari arayışlara giriyor ve/veya kendi yeterliliklerine daha fazla ağırlık verir hale geliyorlar. Büyük ihracatçı ülkeler kendi iç taleplerini güvenceye almak için kısıtlamalara gidiyor ve bunun tam olarak ne zaman biteceği de bilinmiyor. Bu durum gelecek açısından tarım ve gıdada her ülke için farklı arayışları, uygulamaları gündeme getiriyor. Süreç içinde ülkeler sorunlarla baş edebilmek için farklı uygulamalara gidiyor. Bu önlemler arasında tarım ve gıda ürünleri arzının, dağıtımının devamlılığı, sürdürülebilir üretim, geleneksel gıdayı-yerel gıdayı özendirme, işgücü arzının sürekliliğini sağlama ve arz-talebe dayalı güncel ve güncellenebilir veri paylaşımı konuları öne çıkıyor.

Türkiye ne yapıyor ve ne yapmalı?

COVID-19 ile birlikte dünyada olduğu gibi Türkiye de tarım ve gıdada üretim, tedarik ve tüketiciye arz etme noktasında bazı önlemleri devreye soktu. Ve bu bir zorunluluktu. Ülke olarak, sosyal devlet ilkesini de göz önünde bulundurarak üretime dayalı karar süreçlerini daha etkili kılacak bir risk yönetim sistemini ortaya koyup, yönetmek durumu ortaya çıktı.

Türkiye tarımsal potansiyeli açısından kuşkusuz avantajlı bir konumdadır. Salgının Türkiye’ye geç gelmesi, süreç içinde alınan önlemler tarım ve gıda tedarikinde fazla bir sorun yaşanmamasına katkı sağladı. Türkiye’nin süreçten en az kayıp ile çıkması hem çiftçimiz ve hem de uluslararası boyutta önem taşıyor. Türkiye kaynaklarını, potansiyelini akılcı bir biçimde değerlendirebilirse üretim, tedarik, pazara eriştirebilme, sürdürülebilir üretim konularında sıkıntı yaşamayabilir, bunun yanı sıra dünyada tarımda önemli bir ülke konumunu pekiştirebilir. Ancak bu konumunu salgın gibi ortamlarda daha da güçlü kılacak önlemler almalıdır. Bu önlemler öncelikle kendine yeterlilik temelinde olmalı ve sonrasında da dünyada başta açlık, kıtlık sorunu yaşayan ülkelerle paylaşım ve pandemi sürecinde adil ticaret-adil rekabet temelinde sürekli üretimi sağlayacak bir yaklaşımda olmalıdır. Aslında bu yeryüzündeki her ülke için uyacakları geçerli bir kural haline gelmelidir.

Hangi tedbirler öncelikli olmalı?

COVID-19 salgını dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gıdaya ulaşmada online alışverişleri-dijitalleşmeyi ön plana taşıdı. Bu süreçte üretim, ticaret, pazarlama yapıları değişirken tüketim davranış-tutumları da değişiyor. Tarımda herkes için kendine yeterlilik önemlidir. COVID-19 sonrası dönemde güvenilir ve kendine yeter bir piyasa oluşturmak için etkin ve her yere ulaşabilir pazarlama-tedarik zincirleri oluşturmak gelecekteki riskleri azaltmak ve zamanla tamamen ortadan kaldırmak açısından önemlidir. Türkiye sahip olduğu coğrafik koşulları iyi değerlendirerek ve kırsalı, gençleri, aile çiftçiliğini de gözeten bir yaklaşımla destekleyerek kendine yeterlilik seviyesini daha da sağlamlaştırabilir.

Türkiye yerel ürünler, geleneksel ürünler, coğrafi işaretli ürünler gibi potansiyeli yüksek alanlara ve kendi üretim değerlerine daha fazla sahip çıkmalıdır. Kendine yeterli ve sağlıklı bir tarım-gıda sistemini benimsemeli ve buna yönelik politikalar, stratejiler geliştirmelidir. İnsan, çevre, doğa merkezli bir üretim, koruma ve yaşam biçimi merkeze alınmalıdır. Bu nedenle COVID-19 ile birlikte tarım-gıda-beslenme-sağlık ilişkisinin birlikte düşünülmesi, ele alınması ve buna yönelik araştırmaların, eğitim programlarının yapılması, destekleme araçlarının devreye konulması önem taşıyor.

İsimsiz ve sessiz kahramanlar: Mevsimlik tarım işçileri

İmkânı olan pek çok insan hem alınan ulusal düzeydeki önlemler sonucu ve hem de koşulları ölçüsünde virüsten kendini ve ailesini korumak için evde kalabilirken, yiyebildiğimiz domatesi, salatalığı, sayısız meyve ve sebzeyi üreten, toplayan gizli kahramanlar var: Onlar, mevsimlik tarım işçileri.

COVID-19 dönemi sayesinde, Türkiye’de yıllardır varlığı göz ardı edilen ve en dezavantajlı toplum gruplarından birisi olan mevsimlik tarım işçileri görünür hale geldi. Neredeyse tamamına yakını kayıt dışı çalışan mevsimlik (gezici/geçici) tarım işçileri her türlü riske karşı çalışmaya, üretime devam etti ve etmeye devam ediyor. Bu nedenle bundan sonra söyleme dayalı değil yasal, ekonomik, insana yakışır iş koşullarına dayalı çözüm politikalarının hayata geçirilmesi gerekir.

Yani, tarımsal üretim ve hasat sezonunun devam ettiği bugünlerde olumsuzluklardan dolayı mevsimlik tarım işçilerine yönelik hem gıda güvencesi hem de insan hakkı temelinde özel politika alanları geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. COVID-19 süreci ve tarım işçilerine duyulan bu gereksinim bunu daha da gerekli kılıyor.

Temel çıkarım: Ortak gelecek için sosyal devlet anlayışıyla planlanan tarım

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü COVID-19 için alınan önlemlere dikkat çekiyor. Tarımsal üretimde, gıda imalatında, tedarik zincirinde ve gıdaya erişimde kısa vadede arz ve talep yönlü şoklar ortaya çıkabilir ve bu şoklar uzun vadede gıda krizine yol açabilir diyor. Her ülke için bunlar ciddi bir uyarıdır.

Ortak geleceğimiz için toprak, su, orman ve de çiftçilere, tarım işçilerine daha fazla önem vermeliyiz. Tarım, gıda, çevre herkes için önemlidir. Bütün canlıların ortak geleceği için ortak akıl ile küresel düzeyde hareket edilmelidir. Çünkü tehdit küreseldir. Her ülke kuşkusuz öncelikle kendini, kendine yeterliliği dikkate alacaktır ama COVİD-19 sadece bir ülkenin sınırlarına hapsolmamaktadır. Her ülke her zaman farklı bir virüs, salgın, doğal afet, iklim değişikliği gibi unsurları dikkate alarak önlem almak ve politikalar uygulama durumundadır.

COVİD-19 salgınının daha insancıl ve toplumsal ihtiyaçları konu alması ve çözüm getirmesi için politikaların, stratejilerin normatif olması gerekir. Burada insana yakışır iş, eşit ve adil yurttaşlık hakları, sosyal koruma ilkelerinden ödün vermeden sorunlara çözüm bulmak gerekir. Salgın ve krizlerin normatif öncelikler dışına çıkılıp çözüm aramak insan hakları ve hak temelli kalkınma ilkeleri açısından doğru bir yaklaşım olmaz. Normatif yaklaşımlar için; tarımda-kırsalda refah düzeyini yükseltmek, sürdürülebilir üretimi sağlamak, kırsal yoksulları önceliklendirmek, kırsalda tarım dışı istihdam alanları yaratmak, doğal varlıkları amacına uygun kullanmak, aile çiftçiliğini desteklemek, tarım işçilerinin yasal haklarını düzenleyici ve uygulamaya aktarıcı önlemleri almak şarttır.

Ortak geleceğimiz için tarım ve gıda artık sadece serbest piyasa koşullarına bağlı arz-talep dengesine göre biçimlenmemeli, sosyal devlet anlayışı ön plana çıkmalı. Toplum sağlığı, beslenmesi güvence altına alınmalı. Türkiye tarım ve kırsal kalkınma politikalarını ulusal çıkarlar ve yerli üretim, kendine yeterlilik ve dünyada açlık yaşayanlara karşı hassaslık çerçevesinde oluşturmalı. Ve herkesin gıda güvencesi için, açlık-kıtlık-beslenme yetersizliği yaşanmaması için tarım ve gıda sistemleri, gıda egemenliği, tüm girdilerde kendine yeterlilik kapsamında değişmek durumundadır. Ve işin iyi tarafı şudur ki, bu mümkündür.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 17 Temmuz 2020’de yayımlanmıştır.

Bülent Gülçubuk
Bülent Gülçubuk
Prof. Dr. Bülent Gülçubuk - Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nden mezun oldu, halen aynı bölümde görev yapıyor. Kırsal Kalkınma, Tarımsal Kalkınma, Kırsal Sosyoloji, Tarım Politikası, Tarımda – Kırsalda İnsan Kaynakları Politikaları, Girişimcilik konularında çalışmalarda bulunuyor ve dersler veriyor. Birçok ülkede uzmanlık alanına giren konular ile ilgili çalışmalarda bulundu, bazı eğitim programlarına katıldı ve ulusal-uluslararası çok sayıda çalışmada yer aldı. 30’dan fazla ülkede çalışma konuları ile ilgili ziyaretlerde, bilimsel etkinliklerde bulundu. 2002-2009 yılları arasında Birleşmiş Milletler Küresel Çevre Formu Türkiye Yürütme komitesi üyeliği yaptı. Kısa adı AKÇAM olan Ankara Üniversitesi Kalkınma Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürlüğü görevini sürdürüyor. Uluslararası Tarım Ekonomisi Derneği, Dünya Kırsal Sosyoloji Derneği ve Avrupa Sosyoloji Derneği üyesidir. Prof. Gülçubuk’un, çalışma alanına giren konulara ilişkin olarak makale, bildiri, kitap, proje vd. biçiminde 220’den fazla eseri vardır. Birçok il ve ilçenin gelişme planını hazırladı. 10. ve 11. Beş Yıllık Kalkınma Planı ile 3. Tarım ve Orman Şurasında Kırsal Kalkınma Komisyon Başkanlığını yaptı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x