18 Mayıs 2021

Toplum

Yorum yap

Yazdır

Post seküler dönüm noktasında astroloji

“Tanrı öldü” mottosu sanki biraz aceleci bir önermeydi. Sekülerlik mabedi, 2. Dünya Savaşı’ndan itibaren çatırdamaya başladı ve o mabeddeki agnostikler, önce Tek Tanrılı dinlere ardından Doğu Dinlerine ve son noktada New Age inanışlara intisap ettiler. Dolayısıyla sekülerliğin geleceği konusunda dünya çapında ciddi şüpheler oluştu.

Batı, bilimin nesnelliğine alkış tutadursun ve kilisenin karşısında duyulan hoşnutsuzluğu görünür kılsın, inanışlar ve uygulamalar yön-yer değiştirdi hatta yönsüzleşti de diyebiliriz. Şimdi yeni seromoniler ve ritüeller üretme çağındayız. Hatta tekno-çileciliğe1 varan bir post seküler noktadayız. Astroloji ise bu tabloda, 5000 yıl öteden gelen bir “yorumlama biçimi” olarak çağdaş popüler kültür, New Age ve kaygı toplumu arasında bir yerde konumlanıyor; internet ağında anlamını arayanlara bir cevap iddiasıyla endüstriyel ölçekte dolayıma sokularak karşımıza dikiliyor. Doğrulanmayan kehanetlerine, bilim ve kurumsal dinlerin resmî söyleminde eleştirilmesine rağmen hâlâ ayakta.

Astroloji nedir?

İçinde yaşadığı çevreyi anlamlandırmaya çalışan insan, çağlar boyunca dünyada gerçekleşen doğa olaylarını farklı kültürler içinde çözme arayışına girdi. Bu arayış mecralarından biri de gökyüzü oldu.

Ay ve Güneş’in gökyüzündeki döngüsel hareketlerini, görünüp kayboluşlarını ve yıldızların konumlarını inceleyerek, gezegenlerin hareketlerinin sebeplerini bilmek istedi. Bu ilgi, insanlığın bilgisinin ve tasavvur gücünün ilerlemesine paralel olarak arttı. Tarih boyunca astroloji ve astronomi gökyüzü ile yeryüzü arasında bağlantı kuran ve her ikisini anlamaya, anlatmaya yarayan ortak bir dil olma işlevini üstlendi.

Astroloji, doğa karşısında aciz kalan insan için gökyüzündeki tanrısal güçle iletişim aracı oldu. Zamanla, gökyüzündeki yıldız ve gezegenlerle Dünya’yı ve içindekileri ilişkilendirerek aralarında gizli, mistik bir bağ olduğuna inandı. Avın bereketli olup olmayacağından bir sonraki senenin nasıl geçeceğine dair sorulara gökyüzünde cevap aradı. Güneş’in ve Ay’ın tutulmasını, gezegen ve yıldızların durumunu yorumlayarak gelecekle ilgili tahminlerde kullanmaya başladı. Bugünkü bilgimize göre, Neolitik insan Güneş ve Ay’ın hareketlerini gözlemleyip, düzenli olarak mevsimsel takvim işlevi yapan ve astronomik bakımdan hizalanmış anıtlar oluşturdu. Tabiat ve tabiatın etkilerine bugünden daha açık olan ilk toplumlar, özellikle mevsimsel dönüşler ve takvim ihtiyacı nedeniyle astrolojik sistemi kurdular.

Astroloji, terim anlam olarak ise Yıldız bilim anlamına gelir. Gök cisimlerinin hareketiyle yeryüzündeki canlı ve cansız varlıklar arasında bağlantı kuran bir mantık dizilimine sahiptir.

Özetle astroloji, Eski Çağ insanlarının gökyüzünde var olan ve akıl almaz parlaklıklarıyla insanların hayranlığını kazanan yıldızların tanrısal bir öze sahip olduğuna inanmalarından ortaya çıktı. Göklerin insan için ulaşılamayacak kadar uzak olması, ölümden sonra yaşanan düşsel bir mutluluk ülkesi olarak yorumlanmasına yol açtı. Gök ile iletişim kurmak bir anlamda tanrısal olanla iletişim kurmaktı. Dolayısıyla burçların isim babası ve Zodyak’ı meydana getirenlerin Keldanili rahiplerin olması şaşırtıcı değil.

Bana sorarsanız, astroloji; makro kozmosun, insanın ve insan topluluklarının (mikro kozmos) üzerindeki etkilerini ve sonuçlarını yorumlayan bir düşünce sistemi.

Astroloji bir din midir?

Tarih boyunca astroloji, kurumsal dinler gibi kaideleri olan, merkezî bir din olmadı. Bugün de astrolojik bilgiyi üreten ve dağılıma sokanlar için astroloji din değil. Akademisyenler astrolojiyi, Yeni Dini Hareketler ve New Age inanış ve uygulamaları şemsiyesi altında bir kült olarak tanımlıyor.

Astroloji bir din olmasa da kökeninde güçlü bir inanç sistemi var. Örneğin, Babillilerin yaptıkları düzenli gök rasatları sayesinde Güneş ve Ay tutulmalarını hesapladıkları düşünülüyor. Babilliler Ay’ın, yıldızların ve gezegenlerin hareket ve görünümlerinden, gerçekleşecek olayların önceden tahmin edilebileceğine inanıyorlardı. Bu inanca göre gökyüzündeki işaretler, tanrıların niyetleri hakkında ipuçları veriyordu.

Üstelik Babil’in diğer adları arasında “Göğün ve Yerin Temel Evi”, “Gök ile Yer Arasındaki Bağ” gibi isimler de vardı. Bu inanışa göre, Babil ülkesi dünyanın merkeziydi ve tanrılar yeryüzüne Babil Kapısı’ndan iniyorlardı. Bu küçük bilgi bile astrolojinin ne kadar dinî veya kutsalla ilgili olduğuna dair fikir veriyor.

Kurumsal dinlerle astroloji ilişkisi

Antik Çağ’dan beri hermetik2 bilgi olarak kabul edilen astroloji, İslam kültür havzasında ve Yahudilikte metafizikle, dolayısıyla dinî olanla ilişkili görülür. Hristiyanlık, astrolojiye daha mesafeli ve sert yaklaşmış, baskılamış, yasaklamış bazen cadıcılığın bir parçası olarak kabul etmiştir ama astroloji form değiştirerek tarot olarak Hristiyan alemine sızmayı başarmıştır.

Fakat asıl sürpriz İslam kültür havzasından gelir; dünya tarihindeki ilk astrolojik tarihçe eski Zerdüşt Ebu Sehl tarafından Abbasi halifesi için yazılmıştır. Bu kitaba göre, yıldızların hükmü her şeye kadir Allah’ın buyruğuyla zamanı yönetiyordu. Aslında bu sembolik anlatımla verilmek istenen mesaj; yıldızlar, Tanrı’nın emriyle artık dünyada liderlik sırasının, tıpkı daha önce sıranın Sasaniler’de olması gibi, Abbasilere geldiğini müjdelemekti. Bu mesajın örtük olarak ortaya koyduğu bilgi, Emevi saltanatının bitişinin Göklerden geldiği iddiasıydı.

Astroloji-ideoloji ilişkisine bir diğer örnek olarak Abbasi dönemi Bağdat’ının mimari biçimi gösterilebilir. Bağdat, büyüklüğü, dairevi ihtişamıyla bir zodyağı hatırlatır. Bu sembol adeta 754-775 yılları arasında halifelik yapan Halife Mansur’un yaymak istediği imparatorluk ideolojisinin bir göstergesidir. Şehrin şekli, kozmik ve astrolojik anlamlar yüklenerek verilmiştir.

Gezegenler gerçekten geriye gider mi?

Modern öncesi dönemde ve antik devirde, dünyayı her şeyin merkezi, göklere de etki eden olarak görmek ve yıldızların yönettiğini iddia etmek hiç de abartılı değildi. Şaşırtıcı olan, bilimin ilerlediği dönemde örneğin “Merkür’ün geri gitmediğinin” bilindiği bir zamanda, astrolojinin halen bu denli ilgi görmesi.

Uzay araştırmalarının çok geliştiği 21. yüzyılda, astronomi ve astroloji çok net bir şekilde ayrılmışken, dijital mecralarda gittikçe daha çok kişinin ilgi alanına giren astrolojinin modern formu ile takipçileri arasındaki ilişki aslında bize bir şeyler söylüyor.

Söylediklerinden biri de, yeni insanın da eski insan gibi anlam arayışı içinde olduğu. Manevi ve spritüel olana ilgisinden hiçbir şey eksilmediği ve üstüne bir de kaygı ve belirsizliğin eklenmesiyle yeni insanın bir tür “bulantı” yaşadığı gerçeği. Yaşamın bulanık alanları artıyor.

Astroloji mistisizm yüklü bir kurtuluş reçetesi mi?

Kapitalizmin getirdiği belirsizlikler sonucu yaşanan yeni kaygılar, dolayısıyla güvenlik duygusuyla iç içe geçmiş bir astrolojik kutsal arayıştan bahsedebiliriz.

Ünlü psikanalist ve sosyolog Erich Fromm’a göre, modern insanın güvensizlik hissinde olmasının temelinde Orta Çağ’daki tanrı tasavvurunun parçalanması var. Tanrı’nın varlığına olan inanç, insanın evrendeki varoluşuna ve yerine ilişkin bir çerçeve çizerken en önemli duygularından biri olan güvenlik hissini de yatıştırır. Astrolojiyse bu kaybedilen tanrı tasavvurunu çeşitli biçimlerde güçlendiriyor. Batı’nın risk toplumu içinde şekillenen New Age ve kült hareketlerin sunduğu vaatlerden biri olan astroloji de bu vaatlerin çerçevesi, sembolik anlatım biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Ağla beraber mesajı güçlenen astroloji bugün mistisizm yüklü bir kurtuluş reçetesi sunma iddiasında.

Astroloji manevi beklentileri karşılayabilir mi?

Fakat derinlemesine bakılınca görülüyor ki, astrolojinin ağda görünümü manevi beklentileri karşılayacak nitelikte değil. Çünkü birçok gizemci3 öğe, astroloji potasında eritilip anlam bütünlüğünden yoksun dolayıma sokuluyor.

Ağda, astrolojik kelimelerle oluşturulmuş yapay ruhsal bir evrenden bahsetmek mümkün. Bu “yeni kutsal” alan, bütün mesaj yoğunluğuna, kelime zenginliğine rağmen kültürel bir fakirleşme içeriyor. Coşkulu iletilere, antik vurgulara ve aşkın çağrılara rağmen gözden kaçan bir gerçek var; o da “anlam”. Anlam, dijital iletişim araçlarının hızı içinde eriyor. Üstelik bu kadar bağlantılı bağlantısız metafizik evrene ait kelimelerin ve farklı inanışların kullanılması sınırları kaldırıyor. Adeta bir içe patlama söz konusu. Modern bireyin ihtiyaç duyduğu huzur, bolluk, berekete önce “yeni ay” ve Venüs ortasında vaatler, sonra da iletiyi üretenin iletişim bilgileri, danışmanlık hizmeti ekleniyor. Anlam arayışı içinde olanlara anlam bütünlüğünden yoksun ama sonuçta kültür endüstrisine uygun bir içerik sunuluyor.

Kutsal evrene ait kelimelerin kullanımı için bir “mistik simülasyon” tanımı yapmak mümkün. İletiler, fabrikadan çıkmışçasına imge ile hakikat arasındaki ilişkiyi değiştiriyor. Teknolojinin imkânı ile görsel ve yazı desteğiyle ayırt edilmesi zor bir atmosfer sunuluyor. Üstelik astrolojinin tarih boyunca akışından ve yorum-kehanet birikiminden kopartılarak böyle bir tablo oluşturuluyor.

Gazetelerdeki günlük burç yorumları hayatımıza nasıl girdi?

Tabii sorumlu olarak sadece “ağ”ı göremeyiz. Zira, bu işin öncüsü geleneksel medya. ABD ve İngiltere’de, 1933 yılında The People ve 1934 yılında The Daily Express astrolojik analizler yayınlamaya başladı. Analizler, 12 güneş burcuna bölünmüş burçlar haline dönüştü; kademeli biçimde önce Batı dünyasına ardından tüm dünyaya yayılmaya başladı. Yani Anglosakson dünyanın gazeteleri bu konuya el atana kadar astrolojide burca dayalı hesaplama yokken ve astrolojik harita bütün olarak değerlendirilirken, modern bireyin ihtiyacı olan burç ayrışması ortaya çıktı. E bunlara bir de yeni keşfedilen gezegenler, astroidler, transneptünyenler eklendi. Hatta tavsiyeler ezoterik bağlamdan çıkarılıp faydacı, akılcı hale geldi. Frankfurt Okulu’nun önemli temsilcisi toplumbilimci Theodor Adorno, bu tavsiyelerin kapitalizmin ihtiyaçları ve patronun refahı ile uyumuna vurgu yapar ve bu derin faydayı son derece dikkat çekici bulur.

Demem o ki, ağda yer alan astrolojik metinler, okuyucuların düşünme yöntemlerini yönlendirerek bir bilinç yaratma potansiyeline sahiptirler.

Ama kabul etmek lazım, astrolojik içeriğin bir pozitif yönü de var. Sembolik, toplumsal öğrenmeye mitler aktarımıyla destek olabilir ve umutları canlı tutabilir. Evet, astroloji bireyin umut etmesine katkı sağlayacak bir potansiyele sahip. Umut eden insan aynı zamanda mutluluğa bir kapı açabilme ihtimalini yaşar. Umutlarımız, hayallerimiz bizi iyi hissettirir. Sakıncalı olan, aldatıcı umut insanı güçten düşürürken sahici umut insanı güçlendirir.

Ancak maalesef günümüzde, astrolojik iletilerde umudun bu iki yönüne rastlansa da, daha ziyade hesabı daha çok takip ettirme, kendine bağlama, danışmanlık, eğitim vb. ürün satma kaygısı öne çıkıyor. Modern insanın anlam arayışı, bir tür ticarileşmiş faaliyete kurban gidiyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 18 Mayıs 2021’de yayımlanmıştır.

  1. Posthuman kuramıyla yeni bir dünyaya işaret eden filozof Rosi Braidotti, modern insanın sekülerliğe tepki olarak çıktığı yolda insan sonrası tekno-çileciliğe ulaştığına dikkat çeker. Yani sadece ilahiyatçılara göre değil Batılı düşünürlere göre de tekno-çilecilik yeni-pagan inanış ve uygulamalarıyla, insan sonrası devrin siber kültürünün güçlü bir unsuru olmuştur.
  2. Farklı gelenek ve kültürlerde değişik isimler altında tezâhür eden Hermes figürünün öğretilerinden oluşan külliyat. Hermes Thoth’a atfedilen bütün metinleri içine alan Corpus Hermeticum36 yani Hermetik Külliyat’ın bize Yunancası ulaşmıştır. Külliyatın “Zümrüt Tablet” ismi verilen bir parçası, Hermes Trismegistos’tan bir vahiy olarak takdim edilir ve Arapça, Latince çevirileri yoluyla Batı dünyasına ulaşmıştır (Burckhardt, 1999, s. 22).
  3. Gizemcilik. İlk kez 19. Yy’ın ilk yarısında isim olarak kullanılmıştır. Ana Britanica’da mistisizm ile eş anlamlı olarak kullanılsa da aynı şey değildir. Ezoterizm ile eş anlamlı kullanım yanlışlığı yaygındır. Astroloji, simya gibi kozmolojik bilgiler küçük gizemlerdir. Metafiziki bilgi ise küçük gizemleri bünyesinde sindiren büyük gizemdir.

Gülenay Pınarbaşı

Dr. Gülenay Pınarbaşı - İstanbul Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmasının ardından yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladı. Sosyal Medyada Yön Değiştiren İnançları konu alan araştırması ile doktora tezini savundu. Bazı üniversitelerde dersler veren ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının sosyal sorumluluk projelerinde yer alan yazar, kültürlerin inşası üzerine özel çalışmalar ve danışmanlık yapıyor. Kültür, turizm, yerel değerler gibi çeşitli konularda sosyo-ekonomik veri tabanları, anketler ve raporlar hazırlayan yazar, TRT2 ‘de yayınlanan Geleneğin Kalp Atışları programının akademik danışmanı ve editörü. Yayınlamış eserleri arasında Anadolu’nun Ermiş Kadınları (inceleme-araştırma 1.baskı 2011, 2.baskı 2017); Anadolu’ya İsmini Veren Kadınlar (inceleme-araştırma 1.baskı 2014, 3.baskı 2016); Spiritüel Ağ, 1. Baskı 2021; Tarihe Akan Çeşmeler (Belgesel, 13 bölüm, TRT Türk); Geleneğin Kalp Atışları (Belgesel-aktüel program-2018-2020-TRT 2) yer alıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend