Toplum

28 Eylül 2021

Yazdır

Seçim sistemleri hakkında bilmeniz gereken her şey

Seçimlerde oy vermek, bir vatandaşın en hayati haklarından ve belki de sesini en etkili şekilde duyurduğu anlardan biri… Ancak nasıl yönetileceğimizi belirleyecek ve ülkenin geleceğini etkileyecek seçim sistemleri konusunda, çoğu zaman kapsamlı bilgiye sahip değiliz. Oysa halkın iradesinin hangi sistem, formül ya da yöntemle parlamentoya yansıtıldığını, bu işlemin iradesini ne ölçüde temsil edip etmediğini öğrenmesi, kendi tercihleriyle oluşan kurumsal yapıların meşru olup olmadığını bilmesi açısından önemli.

Seçimlerle ilgili “D’hont sistemi, seçim çevresi (bölgesi), nispi temsil, dar bölge, daraltılmış bölge” terimleri de zaman zaman Türkiye’nin gündemine gelen kavramlardan. Bunlar hakkında bilgi sahibi olmak, iradesinin en iyi hangi sistemde temsil edilebileceğini öğrenmek ve bilinçli tercihler yapmak da bir yurttaşlık hakkı.

İktidarı paylaşan Cumhur İttifakı seçim barajının yüzde 7 olacağını açıkladı, bir değişiklik olasılığı daha gündemde. Türkiye’de 1961 seçimlerinden beri uygulanan çoğulcu nitelikli, bir seçim çevresinde nüfus büyüklüğüne göre belirlenmiş çok sandalye seçimine imkân tanıyan d’Hondt yöntemine dayalı nispi temsil sistemini kaldırmayı tartışıyor. Bu sistem yerine çoğunlukçu ve seçim çevrelerinde tek sandalye (Dar bölge) ya da eşit sayıda birden fazla (muhtemelen 5-8) sandalye seçimine dayalı yöntem (Daraltılmış Bölge) arayışları öne çıkıyor.

Peki, seçim çevresi, dar bölge, daraltılmış bölge sistemleri nedir; avantajları, dezavantajları neler? Hangi ülkeler hangisini uyguluyor, sonuçları siyasete nasıl yansıyor? Bunlar seçim sonuçlarında neden ve nasıl etkili?

Üç seçim sistemi

Seçimlerde uygulanan teknik, oylama şekli, sonuçların hesaplanma biçimi seçimlerin sonuçlarında önemli ölçüde belirleyicidir. Seçim sistemleri halkın temsilcilerinin belirlenmesinde kullanılan teknik, ilke ve kurallar bütünüdür.

Seçim sistemleri çoğunluk, nispi (her partinin seçmenlerden aldığı oy oranında milletvekili çıkarmasını öngören sistem) ve bu iki sistemin birtakım özellikleri alınarak oluşturulmuş karma sistem şeklinde üçe ayrılır.

Tercih edilen seçim sisteminin niteliği, uygulayıcı ülkelerin tarihsel koşulları, siyasal elitlerin tercihleri, sosyo-ekonomik yapılarıyla ilintilidir. Sistem tercihinde, karar alıcıların amaçlarına göre çeşitli kriterlerden yararlanılır. Bu tercihte ülkelerin sosyo-ekonomik yapıları, siyasal koşulları, siyasi rejimin niteliği, siyasi iktidarların beklentileri gibi unsurlar belirleyicidir.

Seçim çevresi neden önemli?

Bir ülkede seçim sistemi belirlenirken, ilgili ülkede kaç seçim çevresi oluşturulacağı ve her seçim çevresinde meclis sandalyelerinden kaçının bulunacağı, her seçim çevresinden meclise kaç sandalye seçileceği önemlidir.

Seçim bölgesi, yasama organına girecek temsilcilerin seçildiği birim olarak tanımlanabilir. Seçim çevresi coğrafi büyüklük ya da idari özelliklerine göre değil, çıkaracağı temsilci ya da milletvekili sayısına göre belirlenir. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçim çevrelerini belirlerken, buraların mümkün olduğu ölçüde eşit ya da birbirine yakın sayıda milletvekili çıkaracak biçimde tasarlanmasını, ilçelerin mülki bütünlüklerinin, idari teşkilat yapısının bozulmamasını, aynı seçim çevresinde bulunan ilçelerin nüfus, coğrafi yakınlıklarıyla ulaşım koşullarını da göz önünde bulundurmak zorundadır.

24 Haziran 2018’deki Milletvekili Genel Seçimi İstanbul ve Ankara 3’er, Bursa ve İzmir 2’şer, diğer iller 1’er seçim çevresine ayrılarak yapıldı. YSK’nın konuya ilişkin 17 Mart 2021 tarih ve 125 sayılı kararında, çıkaracağı milletvekili sayısı 18’e kadar olan iller tek seçim bölgesi sayıldı. Milletvekili sayısı 19-35 arası olan iller 2 bölgeye bölündü. Temsilci sayısı 36 ve daha fazla olan iller ise 3 seçim çevresine ayrıldı. Örneğin, 36 milletvekili çıkaracağı belirlenen Bursa ve 28 milletvekili çıkaracağı belirlenen İzmir 2 seçim çevresine bölündü. 98 milletvekili çıkaracağı tespit edilen İstanbul ise 3 seçim bölgesine.

Dar bölge sistemi nasıl çalışır, nerelerde tercih ediliyor?

Gelelim, daha önce bizde hiç kullanılmamış, dar bölge olarak da bilinen tek sandalyeli sisteme. Bu sistem, her bir seçim çevresinden meclise tek bir milletvekili seçilmesine imkân tanır.

Tek turlu dar bölge sistemi bir seçim bölgesinde tek bir turda rekabet eden adaylar arasında en çok oyu alan adayın seçimi kazanması esasına dayanır. Bu uygulama “en çok oyu alan aday sandalyeyi kazanır” olarak bilinir. İngiliz Avam Kamarası Seçimleri, Singapur devlet başkanlığı seçimleri, Kanada ve Hindistan genel seçimlerinde, Belize, bazı Karayip ülkeleri Bangladeş, Burma, Malezya, Nepal’de bu sistem uygulanır.

Tek turlu dar bölge sisteminin bir diğer uygulaması ise alternatif oydur. Bu sistem, basit çoğunluktan farklı olarak seçmenlere adayları tercihlerine göre sıralama imkânı tanır. Oy çokluğu esasına değil, bir adayın oyların çoğunu alması esasına dayanır ve tek turlu olarak işler, tercih sıralamasına imkân tanır. Bu yöntemde seçmenler oy pusulasında partiler için tercih sıralaması yapar. İlk aşamada seçmenlerin 1.tercihlerine bakılır. Hiçbir parti 1.tercihlerde yüzde 50+1 alamazsa, en az oy alan parti sayım dışı bırakılır. Sayım dışı bırakılan partiye oy veren seçmenlerin 2.tercihleri de dikkate alınarak yeniden sayım yapılır. 2.tercihlerde de herhangi bir parti yüzde 50+1’e ulaşamazsa, bu kez 2.tercihlerde de en az oy alan parti sayım dışı bırakılır, fakat bu seçmenlerin 3.tercihleri de sayıma dahil olur. Sayım herhangi bir partinin oyların çoğunu alana kadar devam eder. Bir örnekle açıklarsak; seçime A, B, C, D olmak üzere 4 partinin adayı katılsın. Seçmenlerin 1.tercihlerinde A:40, B:29, C:9 ve D:22 oy alsın. Hiçbiri 1.tercihlerde yüzde 50+1 alamadığı için, en az oy alan C partisi sayım dışı bırakılarak 2.tercihler sayılır. 2.tercihlerde A: 48, B: 35, C:17 oy aldığı takdirde yüzde 50+1’e yine ulaşılamayacak, bu kez 2.tercihlerde en az oy alan C sayım dışı bırakılarak, fakat C partisine oy verenlerin 3.tercihleri de sayılarak A ve B partilerinin sayıma dahil edildiği 3.tercihlere bakılacaktır. Bu sayımda 3.tercihlerde A Partisi’nin 44, B Partisinin 56 oy aldığını varsayalım. Bu seçim çevresinde temsilcilik kazanacak B partisidir. 3.tercihlerde de herhangi bir parti oyların çoğunluğuna ulaşamasaydı, diğer tercihlere geçilecek ve bir parti oyların çoğunu alana kadar sayma işlemi devam edecekti.

Avustralya genel seçimlerindeki uygulama konuya ilişkin tipik bir örnektir. Ayrıca Fiji, Papua Yeni Gine’de uygulanır.

İki turlu dar bölge çoğunluk sisteminde ise, ilk turda oyların çoğunluğunu bir tek aday elde edemediği takdirde, belirli oy oranına ulaşan adaylar (örneğin yüzde 25) veya ilk turda en çok oy elde eden belirli sayıdaki aday ikinci turda yarışır, bu turda en çok oy alan aday seçilir. Fransız Yarı Başkanlık sisteminde Cumhurbaşkanının seçimi bu yönteme göre yapılır. Ayrıca Orta Afrika Cumhuriyeti, Mali, Togo, Gabon, Kongo, Belarus, Kırgızistan, Özbekistan’da uygulanır.

Dar bölgenin artıları ve eksileri neler?

Dünyanın çeşitli ülkelerindeki uygulamalar göstermiştir ki, dar bölge sistemlerinin avantaj ve dezavantajları vardır.

Öncelikle seçmenler tarafından anlaşılması kolaydır. Her seçim çevresinde bir aday seçileceği için, seçmenlerin adayları tanıyıp, değerlendirmesi, ona göre oy kullanması söz konusu olur; bu da seçmenlerin daha bilinçli tercihte bulunmalarına imkân tanır.

Dar bölgeler güçlü bir seçmen temsiliyetine yol açar çünkü her seçim çevresinden tek bir temsilci seçilebilir. Bu, aynı zamanda temsil organı meclis ile seçmen bağını güçlendirir. Bu sistem, seçilenin hesap verebilirliğini zorunlu kılar. Çünkü seçmenler seçtiklerinin faaliyetlerini yakından izleme imkanına sahip olur ve bir sonraki seçimde temsilcinin performansı seçilmede önemli bir kriter olur. Şöyle düşünün, diyelim ki Ankara 1. Seçim bölgesinde yaşıyorsunuz. Sizin bölgenizden seçilmiş kaç milletvekilinin adını biliyorsunuz? Oysa ki bölgeniz tek bir milletvekili çıkarıyor olsa, muhtemelen onun adını bilirdiniz. Bu sistem, parti içindeki oligarşik eğilimleri ve liderlerin temsilciler üzerindeki hâkimiyetini de azaltır. Çünkü temsilciler yasama faaliyetleri sürecinde, yeniden seçilebilmek için, lidere değil, seçmenin taleplerine duyarlı olurlar. Bu sistem parlamenter sistemlerde parti sisteminin, dolayısıyla parlamentodaki sandalye parçalanmasının azalmasına, güçlü, istikrarlı hükümetlerin kurulmasına da imkân tanır.

Dezavantajlarına gelirsek, sistemin dar bölgeler esasına göre tanzim edilmesi coğrafi, göreli nüfus yoğunluğu, kültürel eşitsizlik ve temsil adaletsizliği sorunlarına yol açabilir. Örneğin 100 oy kullanılmışsa, 51 oy alanının temsilci olması ama 49 oy alanın temsilci olmaması, o 49 oy sahibine karşı bir adaletsizlik yaratır.

Bu sistem popüler, hemşehrilik, cemaat, mezhepsel ilişkilere dayalı adayların seçiminde avantaj sağladığı için, siyasette niteliğin, donanımın zayıflamasına yol açabilir. Siyasette bölgesel olarak etnik, dinsel açıdan güçlü partilerin, adayların seçilme şansını arttırdığı için, parlamento içinde kültürel çatışmaların artma potansiyeli yüksek olur.

Ayrıca, özellikle kadının statüsünün güçlü olmadığı az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadınların güçlü olarak meclise girmeleri daha zordur. Yine, bu sistem özellikle küçük illerde bölgesel gücü olan yerel adayları politik alanda güçlendirdiğinden parti örgütlenmelerini zayıflatabilir.

Uygulamalar bu sistemin uygulandığı ülkelerde, siyaset bilimci Arend Lijphart’ın bulgularına göre seçime katılım oranlarının daha düşük kaldığına da işaret ediyor. Seçim bölgelerinin belirlenmesinde, tasarım sahiplerinin daha fazla temsilcilik kazanma istekleri etkili olduğu için, çeşitli politik, coğrafi, muhalefet aleyhine seçim mühendisliği manüpülasyonlarına açıktır.

Siyaset bilimi tarihinde, bu sistemin uygulamasına yönelik adaletsizlikler de dikkat çekmiştir. Örneğin, 1998 Avustralya seçimlerinde, seçilen adaylar ortalama 37.531 oy almış iken, ülke çapında toplam 936.621 oy toplayan Tek Ulus partisi hiçbir bölgede birinci gelemediğinden Meclis’e girememiştir.

Bu sistemin seçim çevresinde tek temsilci seçimine imkân veren özelliği, 1 oy az alan partinin temsilcilik elde etme şansını ortadan kaldırması, en temel temsil adaletsizliğidir. Belirli bölgelerde güçlü partilerin temsilcilik kazanmasına imkân tanıması sistemin avantajlı yönü olarak iddia edilse de, ülke bütünü itibarıyla bakıldığında, bu sınırlı adalet, makro düzeyde temsil adaletsizliğini örtemez.

Coğrafi ve etnik olarak güçlü partilerin meclise temsilci sokmalarını kolaylaştırdığı için temsilde adaleti sağlayıcı etkiye sahip olsa da, sistem, meclis içinde etnik, kültürel açıdan çatışmacı sonuçlar üretmeye daha yatkındır. Özellikle ülke genelinde en güçlü olan parti, belirli seçim çevrelerinde rakibi karşısında daha zayıf olsa bile, iktidar olmanın avantajını kullanarak, o bölgelerde oy avcılığı yaparak seçim kazanma yoluna gidebilir. Bu da güçlü partinin parlamentoda mutlak çoğunluğa sahip olması gibi demokrasi ve temsil açığı yaratabilir.

Dar bölge nerelerde başarılı olur?

Dar bölge sisteminin başarıyla işleyip, sistemin demokrasiyi pekiştirdiği örnekler, siyasal kültürlerinde demokratik unsurların yaygın, demokratik kurumları işletme konusunda kapasiteleri yüksek, hesap verme ve hesap sorma kültürünün güçlü, yurttaşlık kültürünün yaygın olduğu ülkelerdir.

Uyruk kültürün hakim olduğu, hesap verme/sorma kültürünün zayıf, etnik, dinsel bölünmelerin yaygın, partilerdeki lider egemenliği ve oligarşik yapıların hakim olduğu, sosyolojik yapıda ilksel bağların baskın, uzlaşı ve bir arada yaşama kültürünün sığ olduğu ülkelerde dar bölge sisteminin politik kutuplaşma, gerilim ve demokrasi açığını arttırmaya hizmet etmesi kaçınılmazdır.

Daraltılmış bölge

Ülkemizde mevcut durumda bazı seçim bölgelerinden, mesela İstanbul birinci bölgeden 35 milletvekili çıkıyor. Bu gibi seçim bölgelerini 5-8 temsilci seçilmesine imkân sağlayacak şekilde bölme fikrine dayalı sisteme daraltılmış bölge seçim sistemi deniyor.

Her ne kadar seçim sistemleri literatüründe daraltılmış bölge sistemi şeklinde bir kategori olmasa da bu kavramla bir seçim çevresinde seçilecek milletvekili sayısının azaltılması, aynı zamanda seçim çevresinin coğrafi olarak daraltılması kast ediliyor. Ancak, şimdi olduğu gibi, farklı seçim bölgelerinden büyüklüklerine göre, farklı sayıda temsilci seçilmesi yerine, seçim çevrelerinin temsilci sayısının da eşitlenmesi hedeflendiğinden bir seçim çevresi daralırken, küçük seçim çevrelerinin birleştirilerek genişletilmesi söz konusu.

Bu sistemin de kendine özgü avantaj ve dezavantajları mevcut. Seçim sistemlerinde yönetimde istikrarın temsilde adalete göre önceliklendirilmesi durumunda, oyların ve parlamentoda sandalyelerin parçalanmasını azaltan bir yöntem olduğu için, yönetimde istikrarı sağlamaya daha yatkındır. Partiler seçim çevrelerinde kazanmak için popüler, sosyal gruplarla bağları güçlü adaylarla yarışa girmek zorunda oldukları için, lider hegemonyasını zayıflatıp, partilerin kurumsallaşmasına katkıda bulunabilir. Seçilen temsilcilerin seçmenden gelen talep ve baskı nedeniyle parlamentoda yöresel sorunları daha fazla temsil ettirme zorunluluğu, seçenle seçilen arasındaki bağı kuvvetlendireceği gibi, bölgesel sorunların daha hızlı çözülmesine katlıda bulunabilir. Yöntemin en önemli dezavantajı ise iktidar partisinin seçim çevrelerini kendisinin daha fazla temsilci çıkarmasına yönelik belirlemesi durumunda, özellikle küçük partiler için temsil adaletsizliğine yol açabilir. Seçim çevrelerinin objektif kriterlere göre belirlenmemesiyle oluşturulacak yeni seçim çevreleri coğrafi temsil adaletsizliğine de yol açabilir. Bu ise son tahlilde politik kutuplaşmayı tetikleyebilir. Özellikle belirli seçim çevrelerinde oy gücü anlamında orta büyüklükte olan partilerin çok az oy farkıyla temsilcilik kazanamamalarına da daha yatkın olan bir yöntemdir.

Formül ne olmalı?

Siyaset bilimci Donald Horowitz seçim sistemlerinin hedeflerine ilişkin 6 unsurdan bahseder: Oy dağılımı ile sandalye dağılımı arasında oranlılık, hesap verebilirlik, istikrarlı hükümetlerin kurulması, halkın en çok istediği adayın seçilebilmesi, farklı etnik ve dini gruplar arasında uzlaşma yapılmasına imkân vermesi ile azınlıkların temsili.

Ülkemizdeki tartışmaların da hangi sistemin hangi partiye ne zaman ve nasıl yarayacağı üzerinden değil de, bu amaçları en iyi sağlayacak seçim sisteminin hangisi olacağı üzerinden yapılması gerektiği aşikâr.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 28 Eylül 2021’de yayımlanmıştır.

Tanju Tosun

Prof. Dr. Tanju Tosun – 1965 yılında Bursa’da doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünde tamamlayarak, 1988 yılında S.B.F Kamu Yönetimi Bölümü’nden ikincilikle mezun oldu. Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden aldı. Doçentliğini Siyasal Hayat ve Kurumları alanında aldı. YÖK bursuyla kısa bir süre Amerika Birleşik Devletleri’nde Washington DC’de Middle East Institute isimli düşünce kuruluşunda Turkish Studies Center’da kıdemli araştırmacı olarak bulundu. Dr. Tosun 1998-2020 yılları arasında Ege İ.İ.B.F Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyeliği yaptı, Şubat 2020’de ayrıldı. Türk Siyasi İlimler Derneği, Mülkiyeliler Birliği ve TÜSES üyesi. Akademik ilgi ve çalışma alanları; Türkiye Siyasal Hayatı, Oy Verme Davranışı, Karşılaştırmalı Siyaset, Seçim Analizleri yer alıyor. Türkiye siyasal hayatı, karşılaştırmalı siyaset, oy verme davranışı, seçimlerle ilgili yayınlanmış kitapları, çeşitli kitap bölümleri var. Ulusal ve uluslararası çeşitli akademik konferans ve sempozyumlara katıldı.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend