Toplum

26 Nisan 2021

Yazdır

Suriyelilerin İstanbullularla ilişkisinin özeti: Temas içinde temassızlık

Kutuplaşmış bir toplumda yaşıyoruz. Ama Suriyelilere karşı yaygın bir antipatiye sahip olmamız son yıllarda bizi birleştiren meselelerden biri haline geldi. İstanbul Göç Araştırması (İGA) 2020’nin verilerine göre İstanbul ahalisinin %83’ü Suriyelilerin topluma etkisinin genel olarak olumsuz olduğunu düşünüyor.1 Yani, Türküyle Kürdüyle, Sünnisiyle Alevisiyle, sağcısıyla solcusuyla Suriyelilerden rahatsızız.

Yabancıyı hoş karşılamamak bize özgü bir durum değil elbette, yaygın bir insan davranışı bu. Biz de bu vesileyle o kadar da misafirperver olmadığımızı öğrenmiş olduk.

Yabancı düşmanlığını kendi haline bırakmak

Peki, yabancıları hoş karşılamamak yaygın bir insan davranışı diye yabancı düşmanlığını kendi haline mi bırakmak gerekir? Elbette hayır! Bu meseleyi kendi haline bırakmamak için iki neden var.

Birincisi, Suriyeliler meselesi, tıpkı diğer ülkelerdeki yabancı düşmanlığının, Türk düşmanlığının, İslam düşmanlığının ve göçmen karşıtlığının yarattığı etki gibi siyaseti zehirliyor. Birçok ülkede aşırı sağın ve popülizmin yükselmesinin arkasında bu dinamikler var. Aşırı sağın veya popülizmin yükselmesi başlı başına bir kötülük çünkü bu yükselme çoğulculuğun, hukuk devletinin ve güçler ayrılığının aleyhine gerçekleşiyor, hepimizin nefes aldığı atmosfer zarar görüyor.

İkincisi, Suriyeli antipatisi kendi haline bırakıldıkça yayılıyor, yayıldıkça nefrete dönüşüyor. Bu yaygın nefretin yarattığı linç, şiddet, zorbalık veya taciz gibi gayri insani etkiler de başlı başına birer kötülük. Ayrıca bunun önemli bir yan etkisi daha var. Suriyelilere dönük antipatinin artması Suriyelilerin topluma uyumunu da zorlaştırıyor.

“Ne uyumu canım, dönsünler ülkelerine!” denilebilir. Gerçekten de İGA 2020’ye göre halkımızın %84’ü Suriyelilerin ülkelerine geri gönderilmesi gerektiği fikrini destekliyor. Ancak yine dünyanın diğer ülkelerindeki göçmenlerin ve mültecilerin durumunda olduğu gibi Suriyelilerin büyük bir kısmı Türkiye’de kalmaya devam edecek. Bunun öngörüsü İGA 2020 verilerinde de var. Suriyelilerin %50’si ülkelerindeki iç savaş bitse bile dönme niyetinde olmadıklarını söylerken, İstanbul ahalisinin %78’i de Suriyelilerin kalıcı olduğu kanaatini paylaşıyor.

Uyumsuzluğun maliyeti ne?

Suriyelilerin ciddi bir kısmı kalacaksa uyum politikaları hakkında daha ciddi düşünmekte fayda var. Çünkü Suriyeliler gibi büyük bir göçmen grubun topluma uyumsuz olmasının maliyeti, uyum için harcanacak kaynakların maliyetinden çok daha yüksek olabilir. Yani gayri insani etkileri bir yana bırakıp sadece basit bir fayda-maliyet analizi yapsak bile Suriyelilerin uyumu için politika üretmenin rasyonalitesi anlaşılacaktır.

Dil ve mesleki becerileri yetersiz, eğitim seviyesi düşük, kendi ayakları üzerinde duramayan Suriyelilerin sayısı ne kadar fazla olursa topluma yükleri ve sebep olacakları antipati de o kadar artacaktır. Bu da sosyal ve ekonomik maliyeti gittikçe çoğalan bir kısır döngüden başka bir şey değildir. O halde Suriyelilerin Türkiye’de kaldıkları süre boyunca kendi ayakları üzerinde durabilen, toplumsal gerilimlere ve ekonomik külfete yol açmayan, aksine toplumsal ve ekonomik hayata pozitif katkı yapan bireylere dönüşmesi, yani uyum sağlamaları için politikalar üretilmelidir.

Uyumun sosyokültürel yönü

İGA 2020’de Suriyelilerin uyumu ile ilgili politikalara ışık tutabilecek önemli veriler var. Öncelikle İstanbulluların %78’ine göre Suriyeliler henüz Türkiye’ye uyum sağlayamadı. Araştırmada İstanbullulara Suriyelilerin uyum sağlayamama nedenleri hakkındaki fikirleri de sorulmuş. Buna göre Suriyelilerin kültürel özelliklerini uyuma engel olarak görenlerin oranı %86. Kültürden sonra uyumun önünde en büyük engeller olarak %82 ile Türkçe bilmemek, %81 ile yetersiz etkileşim ve Suriyelilerin uyum için yeterince çaba sarf etmemesi gösteriliyor. Görüşülen kişiler tarafından öne çıkarılan bu dört sebep İstanbulluların uyuma ağırlıklı olarak sosyokültürel bir perspektiften baktığını gösteriyor.

Uyuma engel sebepler arasında sosyoekonomik, ev sahibi toplumdan kaynaklanan ve yasal olanlar da vardır ancak Türk vatandaşlar tarafından bunların sosyokültürel sebepler yanında görece daha az önemsendiği görülüyor. İlk akla gelen sosyoekonomik faktörlerden olan Suriyelilerin eğitim seviyelerinin ve mesleki becerilerinin yetersiz olmasının uyuma engel olarak görülmesi sırasıyla %77 ve %68 olarak beliriyor. Bu engellerin hepsinin Suriyelilerin özellikleri ile ilgili olmasıysa dikkat çekici…

Oysa uyum zorluklarının ev sahibi toplumdan ve ülkeden kaynaklanan yönleri de var. İGA 2020’de bu kapsama girebilecek faktörlerden olan medyadaki olumsuz Suriyeli imajı ve Suriyelilere dönük ayrımcılık %66 ve %61 oranlarla uyumun önünde engel olarak görülüyor. Türkiye’deki iş ve eğitim olanaklarının yeterli olmaması ise İstanbulluların %65’i tarafından problem olarak gösteriliyor. Suriyelilere verilen geçici koruma statüsünün sağladığı yasal olanakların uyumun önünde engel olarak düşünülmesi fikriniyse Türklerin %55’i paylaşıyor. Her ne kadar bunlar Suriyelilerden kaynaklanan ve büyük oranda sosyokültürel faktörlere atfedilen sebepler kadar öne çıkarılmasa da Suriyelilerle ilgili yaygın olumsuz tutumlar göz önüne alındığında her 10 Türk vatandaştan 6 veya 7’sinin Türkiye’den kaynaklanan sebepleri de uyumun önünde engel olarak görmesi azımsanacak bir oran değil.

Türklerin bu yaygın olumsuz görüşlerine mukabil, İGA 2020’ye göre Suriyelilerin sadece %6’sı İstanbul’a hiç uyum sağlayamadıklarını, %20’si de çok az uyum sağlayabildiklerini ifade ederken, %59’u büyük oranda uyum sağladıkları kanaatinde. Uyum sağlamalarının önündeki engellerin neler olduğu sorulduğunda ise ilk sırada %44 ile Türkçeyi az bilmek, ikinci sırada %43 ile medyada kendileri ile ilgili olumsuz haberler, üçüncü sırada ise %41 ile iş imkânlarının yeterli olmaması gösteriliyor. Bunların ardından Türklerle yeteri kadar etkileşime geçememeyi uyumun önünde engel olarak görenlerin oranı %33. İlginç bir şekilde Suriyeliler kendilerine dönük ayrımcılığı sadece %24 oranında uyuma engel olarak algılıyor.

Uyum için yapılabilecekler

Peki, Suriyelilerin uyumu için neler yapılabilir? Araştırmaya göre, bu sorunun cevabında üç madde öne çıkıyor: Türkçe öğrenmek (%78), Türk kültürünü ve sosyal hayatını iyi bilmek (%32) ve Türk arkadaşlarının olması (%31). Zira, sosyoekonomik şartlar Suriyeliler için daha az önemli. Örneğin çalışabilmek (%30), yeterli bir gelir seviyesine sahip olmak (%24) veya eğitim görmek (%20) sosyokültürel meselelerin gerisinden geliyor.

Aynı soru Türklere yöneltildiğinde birinci önceliğin açık ara Türkçe konuşabilmeye verildiği, ikinci öncelikte ise Türk kültürünü ve sosyal hayatını iyi bilmenin geldiği görülüyor.

Buradan şöyle bir çıkarım yapılabilir: Suriyelilerin uyum sağlaması için öncelikli olarak onlara Türkçe desteği vermek, İstanbul’daki kent hayatının muhtelif yönleri hakkında Suriyelileri daha çok bilgilendirmek ve Türklerle Suriyelilerin etkileşimini arttırmanın zeminlerini oluşturmak gerekiyor. Bu konularda özellikle Suriyeli kadınların desteğe ihtiyacı olduğu İGA 2020 verilerinde çok belirgin. Hiç Türkçe konuşamadığını beyan eden Suriyeli erkeklerin oranı %11,3 iken kadınlarda bu oran %27,5’e yükseliyor. Yine derinlemesine mülakatlarda özellikle ev kadını olan Suriyelilerin çok izole yaşadıkları, Türkçe bilen çocuklarının desteği olmadan günlük işlerini göremediklerine dair birçok ifade var. Bu tür destekler sağlandıkça Suriyelilerin bir şekilde sosyoekonomik uyumu gerçekleştirmek yönünde daha az yardıma ihtiyacı oldukları anlaşılıyor.

“Temas içinde temassızlık” hali

Bunlar arasında en ilginç meselelerden biri de Suriyeliler ile Türklerin temas eksikliği. Ev sahibi toplumla göçmenleri/mültecilerin etkileşimini arttırmak kamu otoriteleri tarafından ilk akla gelen uyum projelerinden biri olarak karşımıza çıkar. İki grubun temas etmesini sağlamanın ön yargıları ve negatif tutumları azaltacağı düşünülür. Bu tür beklentiler ilk bakışta mantıklı gelir ve bir takım sosyal psikoloji deneyleri tarafından da desteklenir. Ancak gerçek hayatın karmaşık dinamikleri bu türden naif beklentileri mütemadiyen hayal kırıklığına uğratır. Birçok araştırmada2 özellikle yüzeysel temasların mevcut önyargıları pekiştirebileceği ve negatif tutumları arttırabileceğine dair bulgular vardır. Veya temastan kaynaklanan olumlu izlenimi istisna olarak görmek, göçmenlerin geneline yaygınlaştırmamak yaygın bir sonuç. İGA 2020 verileri de bu tür bulguları destekliyor.

Araştırmanın derinlemesine görüşmelerinde Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerin muhtarları temasın yüzeysel olduğu tespitini sıklıkla yapıyor. Örneğin Zeytinburnu ilçesi muhtarlarından biri bu durumu şu şekilde ifade ediyor: “Kimse kimseyle kavga etmiyor, kimse kimseyle tartışmıyor, kimse kimseyle irtibata da girmiyor.”

Suriyelilerin Fatih veya Bağcılar gibi yoğun nüfuslu bölgelerde yaklaşık 10 yıldır yaşamalarına rağmen Türklerle temaslarının halen çok pasif düzeyde seyretmesi önemli bir problem. İGA 2020 raporunda bu durum bir “temas içinde temassızlık” olarak adlandırılıyor. Araştırmanın bulgularına göre Türklerin Suriyelilerle sıklıkla karşılaştığı mekanlarda sokak, mahalle, toplu taşıma ve park gibi daha ziyade yüzeysel karşılaşmaların olduğu yerler işyeri, kültürel aktivite, okul veya camiler gibi daha nitelikli karşılaşmaların gerçekleşeceği mekanlara göre çok daha yaygın.

İlginç bir şekilde yaşadığı muhitte hemen hemen hiç Suriyeli olmayan İstanbullular Suriyelilerin İstanbul’a uyum sağlayamadığını en çok düşünen grup (%82). Ancak burada kestirme bir çıkarım yapıp, Türklerin Suriyelilerle temasını arttırırsak olumsuz tutumlar azalır, demek de mümkün değil. Çünkü temasın nerede ve ne şekilde gerçekleştiği de önemli. Gerçekten de İGA 2020’ye göre işyerinde, camilerde ve kültürel aktivitelerde karşılaşma sıklığı arttıkça Suriyelilerin uyumuyla ilgili olumsuz tutumların azaldığı görülüyor. Öte yandan, daha sık karşılaşılan mekânların bunlar değil de yüzeysel temas mekânları olduğu düşünüldüğünde iyimser beklentilere kapılmak için de bir sebep görülmüyor. Eğer temas içinde temassızlık hali devam ederse henüz ev sahibi toplumdan izole hayat alanları oluşturmamış olan Suriyelilerin kısa vadede gettolaşma eğilimine gireceği ve gettolaşmanın da genel olarak iyi sonuçlar doğurmayacağı söylenebilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 26 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

  1. İstanbul Göç Projesi 2020 Raporu, Necmettin Doğan, Rahime Süleymanoğlu Kürüm, Melis Cin ve Edip Asaf Bekaroğlu tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi için hazırlanmıştır. Rapor, 1 Şubat-30 Mayıs 2020 tarihlerinde arasında İstanbul halkını temsilen 1235, İstanbul’daki Suriyelileri temsilen de 1215 anket, 20’si Suriyelilerin yoğun yaşadığı mahallelerin muhtarları olmak üzere 113 derinlemesine görüşme ve 6 odak grup görüşmesinden oluşan bir saha çalışmasına dayanmaktadır. Raporun tamamı için: https://www.ibb.istanbul/Uploads/2021/3/goc-arastirmalari-24.03.2021.pdf
  2. Michael Windzio and Enis Bicer. 2013. “Are we just friends? Immigrant integration into high- and low-cost social networks.” Rationality and Society 25(2): 123–145 https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/1043463113481219 Linda R. Tropp, Dina G. Okamoto, Helen B. Marrow, and Michael Jones-Correa. 2018. “How Contact Experiences Shape Welcoming: Perspectives from U.S.-Born and Immigrant Groups,” Social Psychology Quarterly 81(1): 23–47. https://journals.sagepub.com/doi/full/10.1177/0190272517747265

Edip Asaf Bekaroğlu

Doç. Dr. Edip Asaf Bekaroğlu, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi. Doktorasını Bilkent Üniversitesi'nde Hollanda'daki göçmen azınlıklar ve çokkültürcülük tartışmaları üzerine yaptı. Bekaroğlu'nun çokkültürcülük, popülizm, sekülarizm, siyasi partiler ve seçimler alanlarında çalışmaları bulunuyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend