Toplum

1 Haziran 2021

Yazdır

Suudi Arabistan’da kadın meselesi kimin meselesi?

Körfez ülkeleri arasında kadın meselesiyle en çok gündeme gelen ülke şüphesiz Suudi Arabistan. Bu ülke, kadınların giyim kuşamından araba kullanmasına, seyahat özgürlüğü tartışmalarından siyasi katılımına kadar birçok konuda dikkatleri sürekli üzerine çeker.

Ancak bu kadar güncel tartışmalara ve hatta defalarca uluslararası gündem konusu olmasına rağmen, Suudi toplumundaki kadının konumu ile ilgili yeterli sosyolojik çalışmanın yapılmadığını ve konunun ekseriyetle siyasi bir düzlemde konuşulduğunu söylemek mümkün. Bu nedenle Suudi toplumunun, kadın meselesinde coğrafi, geleneksel, dinsel ve siyasal sebeplerle gösterdiği direnç veya değişim incelenmeye değer.

Suudi toplumunun çeşitliliği

Suudi Arabistan toplumunun yaşadığı geniş coğrafya birçok yönden sosyal çeşitliliğe sahip. 34 milyon nüfuslu ülkenin %42.3’ünü kadınlar teşkil ediyor.
Bu geniş coğrafyanın barındırdığı kültürel çeşitliliği kabaca iki büyük gruba ayırabiliriz: Çöl koşullarında yaşayan ve geçmişte göçebe olan kabilelerden oluşan “Bedeviler” ve eskiden vahalarda yaşayan ve yerleşik olan “Hadariler”.

Yerleşik olan kabilelerin aksine bedeviler, kendilerine has ve çoğunlukla katı gelenek ve göreneklerini bugüne dek tüm canlılığıyla sürdürüyorlar. Bedevi toplulukların katı örfi tutumlarını sürdürdükleri alanlardan biri de şüphesiz evlilik kurumu. Örneğin, soyları Peygamber’in torunu Hazreti Hasan’a dayanan Şerifler’in bir parçası oluğunu düşünen kabileler, asil neseplerini korumak amacıyla sadece kendi kabilelerinden evlenir.
Bedevi kabilelerde, kimlik kartı işlevi gören kadınların yüzlerine dövme yaptırma geleneği de hâlâ sürüyor. Bu dövmelerin amacı estetik değil, kadının kaybolması veya esir düşmesi durumunda hangi kabilenin mensubu olduğunun tespit edilmesini kolaylaştırma amacıyla yapılıyor.

Yerleşik Hadari topluluklarda ise modernleşmenin etkisiyle büyük oranda geleneksel direncin kırıldığı görülüyor. Ancak yine de Hadari kabilelerde de bazı katı geleneklerin gerçek bağlamından kopartılarak dinselleştirildiği ve kadının toplumsal rolünü sınırlandıran bir baskı aracına dönüştüğü aşikar.

Suudi Arabistan’ın önde gelen düşünce kuruluşlarından El-Raya’nın eski koordinatörü ve yıllarca Suudi Arabistan’da yaşamış Dr. Leyla Ahmet el Ahdap’a göre de, Suudi Arabistan’daki kadın hakları ile ilgili sorunlar dinî değil, ülkenin sosyal karakterini oluşturan ve çoğunlukla bedevilere ait örf ve adetlerle ilgili. Örneğin, bazı bölgelerde kadınlar tüm yüzü kaplayan ve “nikab” denilen örtüyü kullanıyor, uyurken bile örtüyü çıkarmıyor. Hatta bazı kabilelerde kadınlar gündelik hayatlarında eşlerinin yanında bile yüzlerini açmıyor.

İslam’ın temel metinlerine bakıldığında, bu tür katı uygulamaların dinsel kaynağı olmadığı açık. Ancak bazı pratikleri ülkenin bütün bölgeleri için genellemek de mümkün değil. Mesela Cidde’de normal karşılanabilecek bir davranış ülkenin çoğunlukla Bedevi nüfusunun yaşadığı Kasim şehrinde de kesinlikle kabul edilemez bulunuyor. Bazı bölgelerin yerel halkının turistlerle ve dinî vazifesini yapmaya gelen hacılarla temas halinde olması, birtakım geleneklerde esneklik göstermelerine sebep oluyor. Ancak yabancılarla temasın az olduğu bölgelerde kök salmış kabilesel örf ve adetler daha görünür ve tavizsiz.

Suudi kadınların tarihindeki kırılma noktaları

Suudi Arabistan tarihinde kadınların sosyal hayattaki konumunu etkileyen bazı kırılma dönemleri yaşandı ve bugünkü noktaya gelindi.

1950 ve 60’ların Suudi Arabistan’ında kadın, toplumda nispeten daha adaletli bir konuma sahipti; zira o dönemde geleneklere saygı kadının toplumdaki konumuyla pek çatışmıyordu. Kadının günlük yaşantısına engel olacak kadar etki gücüne sahip kanun ve yaptırımlar yoktu. O döneme ait kısa bir Google taraması yaparsanız karşınıza bugünkü Suudi kadın imajından çok farklı kadın imajları çıkacaktır. Baş örtüsü takanlar veya takmayanlar toplumun çeşitli alanlarında aktif bir şekilde rol alıyordu.

60’lı yılların sonuna doğru ülkenin yönetim anlayışında çok keskin bir değişim yaşandı ve özellikle sosyal yaşantıyı görünür ölçüde değiştirdi. “Sahva” olarak adlandırılan bu dönemde bir dizi kanunla özellikle kadının kılık kıyafetine müdahil olan ve “siyah abaya” olarak tanımlanan dış giyimi mecbur kılan kanunlar yürürlüğe girdi. Zamanla bu “abaya”ya ek olarak “nikap” da yaygınlaştı. Sahva aslında “uyanış” anlamına gelir. Kısaca Sahva diye anılır ama aslında “El Sahva El İslamiya” yani İslami uyanış manasında kullanılır. Zirve noktasına 1970’lerde ulaşan bu dönemde, çağdaş yaşamın İslam’a ve İslami yaşam biçimine uğrattığı dejenerasyonu onarmak gibi bir amacı vardı.

Dinî bir heyetin belirlediği bu kanunlar gittikçe daha da radikalleşen yaptırımlara dönüştü. Yine bu dönemde kadına bir erkeğin veli tayin edilmesi kanunlaşarak kadının temel hak ve özgürlükleri direkt hedef alındı. Buna göre, bir kadın evli değilse babası, evli ise eşi velisi kabul edildi. Ancak eşi ve babası ölmüş ise bu durum o kadar çarpık bir hal alıyordu ki erkek torun nenesine veli tayin edilebiliyor ve kadının seyahat izni torunun insafına bırakılıyordu. Özellikle boşanmış veya eşi vefat etmiş kadınlar bu velilik kanunundan oldukça zarar gördü.

Bu ve benzeri daha birçok soruna çözüm üretebilmek için Suudi Arabistan’da son yıllarda bu konuyu merkezine alan çok sayıda panel ve sempozyumlar düzenleniyor. Buna bir de uluslararası baskı da eklenince Suudi yönetimi, kadınların lehine birçok değişimin yasal altyapısını hazırladı.

Veliaht Muhammed bin Selman 2019’da açıklanan reform paketiyle kadınlara veli izni olmadan seyahat etme, boşanma ve evlilik başvurusu yapabilme, çocuğu için kimlik çıkartabilme hakkı tanıdı. Yine bu kararla kadınlara diplomasi ve devletin yönetim kademelerinde aktif rol alma hakkı tanındı.

Bu adımlardan dikkat çekenlerinden biri de abayanın dinî bir mecburiyet olmayıp geleneksel bir giyim olduğunun altının çizilmesi. Yurt dışına çıkar çıkmaz siyah dış giyimi terk eden Suudi kadınının da yıllarca dile getirdiği bir konuydu bu.

Bu reformların yapılmasından güç alarak başörtüsüz bir şekilde alışveriş merkezlerinde dolaşan bazı kadınlar toplumda muhafazakârların tepkisiyle karşılaştı. Özellikle din adamları, Batı tipi yaşam biçimine öykünme olarak gördükleri bu uygulamaları toplum için tehdit olarak gördü.

Suudi kadınların eğitimi

Suudi kadınının, hak taleplerini cezaevine girmeyi göze alacak kadar yüksek sesle dillendirmesinin en önemli sebeplerinden biri de eğitim.
Diğer Arap ülkelerinde eğitim alan kadınların ortalaması %50, Suudi Arabistan’daki eğitimli kadın oranıysa %68’e çıktı. Suudi Arabistan Milli İstatistik Kurumu’nun 2020 verilerine göre, üniversite mezunları arasında kadınlar erkeklerin önüne geçip %53.2’lik bir orana ulaştı. Erkeklerde bu oran %46.8. Ancak yurt dışına lisans veya lisan üstü eğitim için giden kadın oranı %29.4’te kalmış durumda. Bunda en önemli etken yapılan tüm düzenlemelere rağmen kadının seyahat özgürlüğünün kısıtlı olması. Beyan edilen bu küçük oran ise ekseriyet evlenip yurt dışına eğitime giden kadınlara ait.

Kadınların yüzde 51.5’i gazete ve dergi okuma alışkanlığına sahip, kitap okuyan kadınların oranı da yüzde 52.1. Son yıllarda kadınların yerel yönetimlerde aktif rol alma arzusunda olduğunu da görüyoruz. Belediye meclis üyeliğine adaylık oranı %14 iken ülkenin tüm yerel meclislerinde kadın üyelerin oranı %1’de kalıyor.

Elbette kadınların dünyaya açılmasında öğrendikleri yabancı dillerin, yurt dışı eğitimlerinin çok büyük bir katkısı var ancak kadınların eğitim alanı ve meslek seçiminde toplumsal ve yapısal sorunları tamamen son bulmuş değil. Engelleyici yasalar olmasa bile kadınlar çoğunlukla öğretmenlik, tıp gibi alanlarla sınırlandırılıyor. Kadınların farklı meslek dallarında görünür olmasını artırmaya yönelik reformlarsa “kadın asker” örneğinde olduğu gibi sembolik düzeyde kalıyor ve toplumsal dirençle karşılaşıyor.

Kadınlarla ilgili bazı pozitif ayrımcılıklar ise bütüncül olmayıp bilakis geleneksel öğretilerle şekilleniyor. Örnek vermek gerekirse yalnız bir Suudi kadın bir bankaya girdiğinde büyük ihtimal sıra beklemeye gerek kalmadan işlerini halledebilir ancak bu; kadınlara sunulmuş bir ayrıcalık olarak mı yoksa kadının dışarıda yalnız geçirdiği süreyi olabildiğince azaltmaya yönelik baskın geleneğin bir tezahürü olarak mı değerlendirilmeli? Şüphesiz bunu pozitif ayrımcılık olarak değerlendirmek oldukça zor.

Kadınların ekonomik gücü

Kadınların ekonomik güçleriyle ilgili ise şaşırtıcı veriler de bulunuyor.

Suudi Arabistan Kadın Güçlendirme Programı’nın danışmanlarından Dr. Nouf bint Abdul Aziz, kadınların nakdi banka hesaplarının ülkedeki mevduat hesaplarının %40’ına tekabül ettiğini ve bu oranın 185 milyar dolar olduğunu, yurt dışı yatırımlarının ise 27 milyar dolara ulaştığını söylüyor.

Bu veriler ışığında Suudi kadının diğer Körfez ülkelerindeki hemcinslerinden ayrışacak kadar aktif ve üretken olduğu söylenebilir. Ancak bunun sadece modern zamana ait olmadığını, bölgenin geçmişte de ticaret ağı üzerinde olduğunu ve kadınların da zenginlikleri ve ticaretleri ile bilindiğini hatırlatmak gerekir.

Bütün sorunlara rağmen bugün Suudi Arabistan’da kadın hak ve özgürlüklerinden bahsedebilmek ve bir milim dahi olsa mesafe kat edilmesi umut verici. Ancak toplumun muhafazakâr ve katı gelenekçi kesiminin; kadınların sosyal hayattaki rolünü sınırlandırmak ve elde edilen hakları sabote etmek amacıyla uzun bir süre daha tetikte olacağını bilmek gerekir.

Kaynaklar

https://bit.ly/3wPvTiL

https://bit.ly/3phPkhH

https://bit.ly/3i5jJxX

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 1 Haziran 2021’de yayımlanmıştır.

Esma Afandi

Esma Saeb Afandi - 9 Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde okudu. 4 yıl Suriye Türkiye iş konseyi yönetiminde aktif rol aldı. TRT Arapça kanalında 7 yıl sabah programının sunuculuğunu yaptı. TRT Haber’de kedili Kütüphane isimli edebiyat programını sundu. Al Jazeera Documentary gibi birçok kanalda program ve proje danışmanlığı yaptı.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend