Yapay zekâ hayatımıza hızla girerken, teknolojinin sadece hayatımızı kolaylaştıran tarafsız bir araç olmadığını net bir şekilde görüyoruz. Özellikle üretken yapay zekâ, toplumda halihazırda var olan eşitsizlikleri daha da büyütüyor. Büyük teknoloji şirketleri, ‘gelişimin önünü kesmeyelim’ bahanesiyle ürünlerini hiçbir güvenlik testinden geçirmeden piyasaya sürüyor. Bu kural tanımazlığın en büyük mağduru ise kadınlar. Yeni nesil teknolojiler, kadın düşmanlığını milyonlarca dolarlık bir sektöre dönüştürmüş durumda. İnternette olup bitenlerin sadece sanal dünyada kaldığını ve gerçek hayata etki etmediğini düşünmek büyük bir hata. Ortaya çıkan bu kriz, teknolojinin toplumsal boyutunu ve büyük şirketlerin kâr hırsına karşı yasal denetimin ne kadar şart olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.
Financial Times internet sitesinde yayımlanan, feminist yazar ve kadın hakları savunucusu Laura Bates tarafından kaleme alınan yazıda, teknolojinin kadınlara karşı nasıl bir silaha dönüştüğü ve ‘inovasyon’ kılıfı altındaki denetimsizliğin yarattığı tahribat ele alınıyor. Yazı, xAI’nin Grok aracıyla saniyeler içinde üretilen rıza dışı deepfake görüntülerden ChatGPT’nin işe alımlardaki cinsiyetçi maaş tavsiyelerine kadar uzanan istismar zincirinin kadınları nasıl hedef aldığını vurguluyor ve artık teknolojinin tarafsız bir ilerleme aracı olmaktan çıkıp, büyük teknoloji şirketlerinin kâr hırsıyla beslenen yepyeni ve tehlikeli bir cinsiyet eşitsizliği çağının baş aktörü hâline geldiği iddiasını ortaya koyuyor.
Yazıdan öne çıkan bazı bölümleri aktarıyoruz:
“Aralık ayının sonlarında, yalnızca dokuz gün gibi kısa bir sürede, xAI şirketinin Grok aracı kullanılarak kadınların rızası dışında üretilen milyonlarca mahrem görüntü internete sızdırıldı. Görüntülerdeki kadınların yüzlerine ve bedenlerine morluk, kan ve hatta kurşun delikleri eklenmesi gibi korkunç talepler sistem tarafından anında yerine getiriliyordu.
Kadın düşmanlığına derin bir ırkçılık da eşlik ediyordu: Demokrat kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, Zendaya, Cardi B. gibi önde gelen siyasetçiler ve ünlü kadınlar hedef alınarak ten renklerinin beyazlaştırılması istenildi. Yahudi bir kadın, Auschwitz toplama kampının önünde bikiniyle durduğu sahte bir yapay zekâ görselinin üretildiğini dehşetle gördü. Üretilen görsellerin milyonlarcası ise çocukların cinsel istismarını içeriyordu.
Bundan yalnızca birkaç hafta sonra Waymo, sürücüsüz araçlarını 2026’nın sonuna kadar Londra sokaklarına çıkarmayı planladığını duyurdu. Yıllardır geliştirilen bu araçların İngiltere yollarına çıkabilmesi için öncelikle sıkı güvenlik standartlarını karşılamaları, hack’lenme veya siber saldırı gibi tehlikelere karşı korunaklı olduklarını kanıtlamaları gerekecek. Öte yandan, kadınların taciz edilmesine, aşağılanmasına, istismara uğramasına ve acımasızca hedef alınmasına yol açan yapay zekâ araçları için görünüşe göre böyle bir güvenlik duvarına hiç gerek duyulmuyor.
İnovasyon bahanesi ve büyük teknolojinin denetimsizliği
Son yirmi yılda, büyük bütçelerle ve güç sahipleriyle kurduğu benzeri görülmemiş yakın ilişkilerle beslenen büyük teknoloji lobisi, bizi kendi sektörlerinde yasal düzenleme yapmanın neredeyse imkânsız olduğuna ikna etmeyi çok iyi başardı. Savundukları teze göre denetim, inovasyonun en büyük düşmanıydı. Onlara kalırsa yasal sınırlar yaratıcılığı boğacak, ilerlemeyi durduracak, hatta koca bir sektörü yerle bir edecekti.
Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru, yapay zekâ çipleri üreten Nvidia’nın piyasa değeri 5 trilyon doları aşarak rekor kırarken ve şirket dünyanın en değerli firması unvanını alırken, International Banker‘da yayınlanan bir makalede şu sözlere yer veriliyordu: ‘Devlet denetimlerinin aşırıya kaçması, yeni doğan ve umut vadeden teknolojiler için ciddi bir tehdit oluşturabilir. Bu durum bilhassa yapay zekâ için geçerli.’
Tüm bunların sonucunda, test edilmemiş yapay zekâ araçlarının piyasaya sürülmesiyle akıl almaz bir hızda büyüyen, yeni bir cinsiyet eşitsizliği çağına doğru adeta gözü kapalı yürüyoruz. Rıza dışı deepfake pornografisindeki patlama ve uygulamaların önünü açtığı cinsel istismar furyası, kadınların hayatını temelden sarsan bu teknoloji devriminin sadece görünen yüzü. İşin pek konuşulmayan fakat en az o kadar yaygın olan bir diğer boyutu da var: Taraflı ve yanıltıcı verilerle eğitilen bu araçlar, halihazırda var olan eşitsizlik ve ayrımcılığı kopyalayıp daha da derinleştiriyorlar. Yeni teknolojiler cinsellikten sağlığa, eğitimden ceza hukukuna kadar her alanda, cinsiyete dayalı güç ve istismarın o eski çağlardan kalma kalıplarını yeniden üreterek güçlendiriyorlar.
Yapay zekâ araştırmacılarının sadece yüzde 12’si kadınlardan oluşuyor. Kadın girişimciler ise risk sermayesi fonlarından yalnızca yüzde 2 oranında pay alabiliyorlar. Özetle, bu yeni dünyayı kuranlar biz değiliz. Fakat bu dünyada yaşamaktan başka bir çaremiz de olmayacak.
Cinsel suçlu Jeffrey Epstein ve suç ortaklarıyla ilgili milyonlarca belgenin ortaya dökülmesinin ardından, tablo çok daha karamsar bir hal alıyor. Epstein’in gücünü ne boyutlarda kötüye kullandığı gerçeğiyle yüzleşmek gerçekten ağır. Fakat bu durum, erkeklerin tekelindeki servet, güç ve nüfuz ağlarının arka planda kadın düşmanlığını nasıl besleyip büyüttüğünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Artık bir yerlerde, her şeyi yoluna koyacak görünmez bir denetim ve denge mekanizmasının var olduğuna körü körüne inanamayız.
Yasal düzenleme yapma konusundaki bu ayak diremenin bir nedeni de, olası zararların somut olmadığına dair yaygın inanç. Birçok insan, internette olup bitenlerin gerçek dünyada pek bir karşılığı olmadığını düşünüyor. Onlara göre cinselleştirilmiş bir görsel ‘gerçek’ değilse, etkisi ne kadar büyük olabilir ki? Grok üzerinden yapılan istismar her ne kadar tüyler ürpertici olsa da, pek çok kişi bunun tüm sektörü kısıtlayacak kadar geniş çaplı bir denetimi haklı çıkarmayacağını savunacaktır.
İstismarın ticarileşmesi ve teknoloji devlerinin kârlılığı
Oysa Grok, buzdağının sadece görünen yüzü. Erkeklerin sadece tek bir tıkla kadınları istismar etmesine olanak tanıyan ‘soyundurma’ araçları, arama motorlarını ve uygulama mağazalarını işgal etmeye devam ediyor. Öyle ki, Tech Transparency Project’in araştırması, 2026’nın başlarında Google Play Store ve Apple App Store’da bu tarz 100’den fazla uygulamanın bulunduğunu ortaya koydu. Analiz şirketi AppMagic’in tahminlerine göre bu uygulamalar dünya çapında yaklaşık 705 milyon kez indirildi ve 117 milyon dolar gelir yarattı. Teknoloji devleri bu gelirden kendi paylarını alarak, aslında bu uygulamaların kadınlara ve kız çocuklarına yönelik yarattığı istismardan doğrudan kâr elde ediyorlar. Her iki şirket de, yapılan araştırmanın ardından bazı uygulamaları mağazalarından kaldırdıklarını veya askıya aldıklarını belirtti.
Geçtiğimiz ay, xAI’nin Grok aracı tarafından üretilen kadın ve çocukların istismar edici görüntülerine yönelik kamuoyu tepkisi büyürken, Elon Musk’ın şirketi başlangıçta bu özelliği devre dışı bırakmamayı seçti. Bunun yerine kullanımı yalnızca ücretli abonelerle sınırlandırarak, istismarı engellemek için harekete geçmek yerine aktif olarak bundan para kazanmayı tercih etti.
Grok’un kullanıcılara cinselleştirilmiş deepfake görseller sunma yeteneği daha sonra, dünyanın dört bir yanından gelen yasal düzenleme tehditlerine yanıt olarak xAI tarafından kısıtlandı. Yine de, ilk tepkinin arkasındaki o özgüven, teknoloji devlerinin ve onların ürünlerini istismar amacıyla kullananların yararlandığı cezasızlık boyutu hakkında her şeyi özetliyor. Kendilerine güvenmekte haklılar. Milyonlarca kadın mağdur edildi. İstismarcıların büyük çoğunluğu ise hiçbir yaptırımla karşılaşmıyorlar.
Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler Grok’tan sızan milyonlarca istismar edici görüntüye yanıt vermek için çabalarken Musk, Grok’un ‘popülaritesinin ve kullanımının’ küresel çapta hızla arttığını iddia eden bir gönderi paylaştı. Görünüşe göre istismar, iş dünyası için oldukça kârlı. İşte tam da bu yüzden yasal düzenleme şart.
Toplumumuzun en savunmasız kesimlerine halihazırda verildiğini gördüğümüz bu ikincil zararları ancak önleyici bir yaklaşım engelleyebilir. Ancak yasal düzenlemelerin, yalnızca tacizi kolaylaştırmak için kasıtlı olarak tasarlanmış teknolojilerle sınırlı kalmaması da büyük önem taşıyor. Yaşanan sayısız örnek, sözde masum amaçlar taşıyan yapay zekâ araçlarının bile piyasaya sürülmeden önce yeterince test edilmemesi halinde ön yargıları kalıcı hale getirme riski taşıdığını açıkça göstermeye devam ediyor.
Almanya’da yapılan bir araştırma, ChatGPT gibi büyük dil modellerinin, işe alım süreçlerinde kadınlara, erkeklerle tamamen aynı niteliklere sahip olsalar bile sürekli olarak daha düşük maaş talep etmelerini tavsiye ettiğini ortaya koydu. Başvuru sahibinin cinsiyeti dışında sohbet robotuna tamamen aynı komutların verildiği bir vakada, adaylara talep etmeleri önerilen yıllık maaşlar arasında 100.000 dolardan fazla bir uçurum olması gerektiği söylendi.
Yapay zekânın eşitsizliği derinleştiren kısır döngüsü
Uzmanlar, işe alımlarda kullanılan yapay zekâ araçlarının kadın başvuru sahiplerinin yanı sıra başörtülü ve ‘siyahi çağrışımı yapan isimlere’ sahip adaylara karşı aktif bir şekilde ayrımcılık yapabileceği konusunda defalarca uyarıda bulundular. Buna rağmen Melbourne Üniversitesi’nin bir çalışması, küresel şirketlerin yüzde 42’sinin işe alımlarda halihazırda tahmine dayalı yapay zekâ sistemleri kullandığını ve bu oranın önümüzdeki birkaç yıl içinde ciddi şekilde artmasının beklendiğini ortaya koydu. Binlerce yapay zekâ aracı tarafından hızla yeniden üretilen ve büyütülen kadın düşmanlığı, tehlikeli bir kısır döngüyü temsil ediyor.
Halihazırda ön yargı ve istismar, bu tür araçları kadınlar için daha az güvenli hale getirdiği için, günlük yaşamlarında yapay zekâyı kullandığını belirten kadınların sayısı çarpıcı biçimde düşük. Daha az kadın yapay zekâ kullandıkça, daha azı yapay zekâ tasarımına katkıda bulunacak donanıma sahip olduğunu hissedecek ve daha fazlası da yapay zekânın hızlandırdığı kaçınılmaz iş kayıplarından etkilenecek. Bu kısır döngü böyle sürüp gidiyor.
Channel 4 gazetecilerinin 2024’te yaptığı bir araştırma, İngiltere’de 30’dan fazla kadın siyasetçinin deepfake görüntü istismarının kurbanı olduğunu ortaya çıkardı; ki bu sayının o zamandan bu yana artmış olması kuvvetle muhtemel. Önemli konumlardaki pek çok kadın siyasetçi, siyaseti bırakma kararı alırken bu istismarı bir etken olarak gösterdi. Üstelik bu durumun, en başından siyasete girmeyi düşünen diğer kadınları da caydırması, dolayısıyla yapay zekâ düzenlemeleri hakkında hayati kararlar alacak siyasi karar vericilerin çok daha erkek egemen bir yapıda kalmasına yol açması olası. Dünya çapında kadın haklarında zaten endişe verici boyutta olan gerilemeyi daha da hızlandırma riski taşıyan bir çöküş sarmalına doğru yuvarlanıyoruz.
Oysa tüm bu tablo çok farklı olabilirdi. Teknoloji dostu düzenlemeler için özenle hazırlanmış uluslararası çerçeveler, etik standartları korurken sağlıklı bir inovasyonu ve büyümeyi destekleyebilirdi. Bu tür bir denetim mekanizması; insan gözetimini, araçların denetlenmesini, veri seti örneklemesini, hesap verebilirliği ve şeffaflığı, tasarım aşamasında güvenliği sağlayan bariyerler için asgari standartları ve araçların piyasaya sürülmeden önce insan hakları çerçevesine uygun olmasını sağlama fırsatını içermeli.
Diğer sektörler bize, iyi tasarlanmış yasal düzenlemelerin aslında büyümeyi ve teknoloji kullanımını artırabileceğini kanıtladı. Bunların hiçbiri ulaşılmaz hedefler değil. Fakat bazı yönetimlerin büyük teknoloji şirketleriyle kol kola hareket ettiği düşünüldüğünde, eyleme geçmek ciddi bir siyasi cesaret gerektirecek. Hükümetler, nüfuslarının yarısından fazlası olan kadınlara bu liderliği göstermeyi borçlular. Yapay zekânın, ne pahasına olursa olsun peşinden koşulması gereken parlak ve yeni bir geleceği temsil ettiği inancıyla dünya çapında milyarlarca dolar yatırım yapılıyor. Şu an için, kadınlar ve kız çocukları adına, bu vaat koca bir yalandan ibaret.”
Bu yazı ilk kez 27 Mart 2026’da yayımlanmıştır.




