Önsezilerimize güvenmeli miyiz?

Hepimizin başına şu veya bu biçimde, en azından birkaç kez gelmiştir; bir anda bizi uyaran, bir adım sonrasının tehlikeli olabileceğini söyleyen ya da hiç bilmediğimiz bir olay karşısında bile ipuçları veren, beynimizin içinde yankılanan ama kelimelerle konuşmayan o kuvvetli fısıldamaları duymuşuzdur.

Peki, neden? Önsezi olarak tanımladığımız bu hissin kaynağı ne? Doğru mu söylüyor? O fısıldamaya güvenmeli miyiz, üzerine bilimsel çalışma yapabilir miyiz?

Bu soruları BBC Dünya Servisi’nin The Why Factor (Neden Faktörü) isimli podcast yayını da geçenlerde sordu ve ‘önsezi’ konusunu ele aldı.

Podcast’in sunucusu Nastaran Tavakoli-Far uzmanlarla konuşarak, ‘önsezilerimize güvenmeli miyiz?’ sorusunun yanıtını araştırdı.

Cinayet çözdüren önsezi

2006’da Polonyalı genç bir kadın Glasgow Kilisesi’nde ölü bulununca, Dedektif David Swindle olay mahalline gönderildi.

“Gaddarca öldürülmüştü ve naaşı kilise zeminindeki tahtaların altına saklanmıştı. Soruşturmaya en başında dâhil edildim ve vahşeti bizzat gördüm. Nasıl öldürdüğü, cesedi saklama biçimi, olay yerinde bir süre kalması… Olay yerini gördüğümde ilk hissim, ‘Katil bunu daha önce de yaptı’ oldu.”

Dedektifin önsezisi doğru çıktı. İngiltere basınının uzun yıllar boyunca konuşacağı ve müebbet hapis cezası alan katil Peter Tobin gerçekten de kilisede bulunan kişiden önce de iki kişi öldürmüştü.

Dedektifi, cinayeti çözmeye götüren bu önsezi tam olarak neydi?

Bir anda Spiderman’in ‘örümcek hissi’ gibi bizi saran, bize ne yapmamız gerektiğini, kimden kaçınmamız gerektiğini güçlü bir şekilde fısıldayan; ama gerekçelerini kendi kendimize bile açıklayamadığımız önsezilere güvenmeli miyiz?

Bir anda Spiderman’in ‘örümcek hissi’ gibi bizi saran, bize ne yapmamız gerektiğini, kimden kaçınmamız gerektiğini güçlü bir şekilde fısıldayan; ama gerekçelerini kendi kendimize bile açıklayamadığımız önsezilere güvenmeli miyiz?

Önsezilerin bilimsel tarafı ne?

Bu düşünceler, kaçıkça şeyleri, kristal küresiyle oynayan medyumları falan akıllara getiriyor. Diğer yandan önsezilerin tamamen uydurma olduklarını da söyleyemeyiz. Ancak bunun bilimsel tarafı ne?

Bilişsel psikoloji disiplini alanında uzman olan Prof. Gary Klein hayatımızı şekillendiren önseziyi şöyle tanımlıyor: “Net bir tanım yok, her insan kendine uygun bulduğu açıklamayı kabul ediyor. Benim için önsezi, önceki deneyimlerimizi eyleme çeviren bir şey. Bilinçdışından geldiği için, insanları rahatsız edebiliyor. Önsezi insanları ürkütüyor, onlara altıncı his gibi geliyor ama öyle değil!”

Klein, önsezilerin çok da rastgele koşullardan, bilinmez uzak diyarlardan gelmediğini de vurguluyor: “Önsezi deneyimlerle, öğrendiğimiz ve alıştığımız davranış örüntüleriyle, prototipleriyle ilgili. Belli davranış örüntülerini benimsiyoruz ve onlar için ekstradan çaba göstermenize gerek kalmıyor.”

Hayatımızdaki davranış örüntüleri içinde, kendimizi aynı eylemin bir sonraki aşamasına göre ayarlıyoruz. Ancak attığımız adımdan sonra beklediğimiz ve alışıldık bir sonraki aşamaya geçemiyorsak, durup düşünmeye başlıyoruz. Burada bilinçdışından gelen önsezileri ve bilincimizi kullanarak yaptığımız analizleri birlikte çalıştırmaya başlıyoruz.

Önsezi mi tahmin edilebilirlik mi?

Nobel ödüllü ekonomist Prof. Daniel Kahneman ise önsezi için ön koşullardan birinin ‘tahmin edilebilirlik’ olduğunu vurguluyor:

“Önseziyi farklı perspektiflerden bakarak araştırdım. Gary Klein ile de yıllarca birlikte çalıştık ve neredeyse hiçbir konuda anlaşamıyoruz. Etrafında yeterince sabit kural yoksa, düzenli bir ortam yoksa, ortam verimsiz ve tahmin edilemezse; işine yarayacak, güvenebileceğin önsezin de olamaz. Mesela borsada, güvenilebilir önsezi sahibi olmak çok zor. İnsanlar sahip olduğunu düşünüyor ama değiller! Çünkü her şey sürekli değişiyor.

Herkesin düzenli bir hayatı yok. Ama satranç oyuncuları önsezi konusunda çok iyi bir örnek. Sürekli olarak belli bir örüntüyü öğrenip, o örüntünün dışına çıkmadan tekrarlamak zorundalar. Çok zaman alan bir şey ancak bu koşullar sayesinde önsezilerini geliştirebiliyorlar.”

Duygular sizi bir yanıta götürüyor. Eğer duygusuz biriyseniz, büyük ihtimalle önsezi sahibi değilsiniz. Önsezi, tamamen demiyorum ama büyük oranda pozitif ya da negatif duygularla harekete geçiyor.

İtfaiyeci önsezisi

Bilişsel psikoloji uzmanı Prof. Gary Klein, itfaiyecilerle de çalışmalar yaptı. Onu çok etkileyen bir olayı ise şöyle anlatıyor:

“Yanan bir eve giren itfaiye şefi, mutfaktan duman geldiğini gördü. Yanında çalışanlara ‘Su dökün’ dedi. Su hiçbir işe yaramayınca, ne yapacaklarını düşündüler. Defalarca denediler ama sonuç alamadılar. Ekip şefi, bir anda hissettiği önsezisini dinleyip ‘Çıkın buradan’ diye bağırdı. Herkes kaçışmaya başladı ve ev çöktü. Meğer yangın bodrumdaymış. Evde bodrum olduğunu dahi bilmiyorlardı. Az önce içinde oldukları odanın tabanı çökmüştü.

Olayı bana anlatan itfaiyeci, ‘Ev olağandışı bir şekilde sıcaktı.Yangınlarda normalde ses yüksek olur, o sefer az ses gelmişti’ dedi. Bütün deneyimlerinden yola çıkarak, önsezisi harekete geçti. ‘Bu kadar sıcak olmamalı, bu kadar sessiz olmamalı’ diye düşündü ve önsezisi itfaiyecileri kurtardı.”

Zeka olmadan önsezi olmaz

Başka bir psikoloji profesörü Antonio Damasio ise önsezilerin, duygularla ilişkisini vurguluyor. Damasio’ya göre, zekâ olmadan önsezi de olamaz. Ancak duygusuz biriyseniz, önsezilerin sizin hayatınızda önemli rol oynamama ihtimali çok daha fazla: “Duygular, sizi bir yanıta götürüyor. Eğer duygusuz biriyseniz, büyük ihtimalle önsezi sahibi değilsiniz. Önsezi, tamamen demiyorum ama büyük oranda pozitif ya da negatif duygularla harekete geçiyor.”

İngiltere’yi günlerce meşgul eden cinayeti bir çırpıda çözen ve yazının başında söz ettiğimiz dedektif gibi kişilerin önsezilerine ne kadar güvendiklerini araştıran psikolog Michelle Wright’in konuyla ilgili deneyi önsezinin güvenilirliği sorusuna önemli bir yanıt veriyor.

Yaptıkları bir araştırmada, Wright ve arkadaşları, dedektiflere ve öğrencilerine 20 tane olay yeri fotoğrafı gösterdiler. Olaylar hakkında da çok az bilgi ve belge sundular. Dedektifler fotoğrafları görür görmez doğrudan çok detaylı analizler yaptı.

Bir örnekte yaşlı birinin cesedi sokakta bulunmuştu. Dedektiflerden biri hemen “Bu aile içi bir durum olabilir. Eğer anneni ya da büyükanneni öldürdüysen, cesedin evde durmasını istemezsin” dedi.

Cinayet soruşturmalarında altın saat olarak görülen bir zaman dilimi var. Dedektifler, olay yerinde ilk başta görebileceklerini görüyor. Bu tarz önseziler, mistik bir durum gibi görülüyor. Ondan dolayı dedektifler kendilerini ifade etmekte güçlük çekebiliyorlar. Altın saatte yaptıkları tahminin yüzde 67’si doğru çıkıyor

Bir başka örnekte; öğrenciler evde öldürülmüş 19 yaşındaki bir kadın görünce, bunun hırsızlık nedeniyle olabileceğini söylediler, dedektifler ise evdeki eşyalara bakarak kadının tanıdığı biri tarafından öldürüldüğünü düşündü. Dedektifler haklıydı.

Bu deneyi yapan psikolog Wright’a göre, dedektiflerin olay yerine gittiklerinde uyanan önsezileri çok önemli: “Cinayet soruşturmalarında altın saat olarak görülen bir zaman dilimi var. Dedektifler, olay yerinde ilk başta görebileceklerini görüyor. Bu tarz önseziler, mistik bir durum gibi görülüyor. Ondan dolayı dedektifler kendilerini ifade etmekte güçlük çekebiliyorlar. Altın
saatte yaptıkları tahminin yüzde 67’si doğru çıkıyor. İlk saatte elde edilen bilgiler, soruşturmanın başarıya kavuşup kavuşmayacağını belirliyor.”

Siyasetçiler de önseziye muhtaç

Önseziden faydalanan meslek grupları, elbette ki yalnızca dedektifler, itfaiyeciler ve profesyonel satranç oyuncularıyla sınırlı değil. Siyasetçiler de önsezilerine güvenenler arasında. Eski İngiltere Bilimden Sorumlu Devlet Bakanı Lord David Willetts onlardan biri, bu konudaki görüşlerini ise şöyle paylaşıyor:

“Hepimiz önseziyi kullanıyoruz. Siyasette de sunulan kısıtlı bilgiyle belli bir zaman içerisinde harekete geçmen lazım. Sürekli yeni problemler karşına çıkıyor. Dünya senin konuyu araştırıp yanıt vermeni beklemiyor. Bundan dolayı herkes önseziyi kullanıyor. On yıllar boyunca yaşadığın benzer karar verme örüntüleri, seni buna hazırlıyor. İyi bir siyasetçi olmak için ‘Akademik çalışmaları yakından takip edeceğim’ demezsiniz. Onun yerine bir yönetim politikasına sahip olmanız ve ona tutunmanız lazım.”

Önseziler bizi yanıltır mı?

Maalesef önseziler her zaman bizi doğru olana yöneltmiyor, bazen bizi yanıltabiliyorlar da… İnsanlar zaman zaman önsezilerinin kendilerini başarısızlığa sürüklediği anları unutabiliyorlar.

Konuyla ilgili çalışmalar yapan ünlü bilim insanı Eric Bonabeau, insanların önsezilerinin başarısızlığını kabullenmesinin pek de kolay olmadığına dikkat çekiyor:

“İnsanlar başarısızlıklarının reklamını, başarılarından çok daha az yapar. Her başarı hikayesinin ardından, 20 tane başarısızlık hikayesi vardır ve bunları duymazsınız. İnsanlar ‘Önsezilerime güvendim ve bu beni yanılttı’ demeyi veya bu anılarını hatırlamayı sevmez.”

Cornell Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Thomas Gilovich ise önsezilerin temelini oluşturan deneyimlerin ve bilgilerin yanlış ortamlarda oluşturulmaları durumunda, insanları yanlış yönlendirebileceğini vurguluyor:

“Eğer oluşturduğunuz çağrışımlar yanlış bir ortamdaysa, bunlar sizi yanlış yönlendirir. Sürekli olarak ‘Göçmenler çok suç işler’ algısını yaratan bir ortamda yaşıyorsanız, bunun istatistiklere göre doğru olmadığını içten içe bilseniz bile, önsezileriniz bu algılar temelinde işler.”

BBC’ye konuşan bilim insanlarından Daniel Kahneman, önsezilerin bir soruna bulunabilecek farklı çözümlerin önünü kesebileceği kanısında. Bize anlamlı gelen bir çözümü önseziyle bulduğumuzda, bu çözümün dışına çıkıp yeni bir çözüm bulmaya çoğunlukla çalışmayacağımızı ifade ediyor.

Bütün bu bilim insanlarının düşünceleri, araştırma sonuçları ve deneyimleri bir araya geldiğinde, önseziye dair şu sonuç ortaya çıkıyor: Önsezi rastgele değildir, bir yerden gelir. Geçmiş deneyimlerimizden kaynaklanır. Belli bir alanda uzun süre çalışırsak ve o konu belli bir rutine imkan tanıyorsa, önsezilerimiz olumlu yönde gelişir. Ama önsezilerimizin doğru olduklarına çok inanırsak, zihnimizin bütün uyarılarına rağmen yanılabiliriz de…

Bu yazı ilk kez 30 Ekim 2019’da yayımlanmıştır.

Fikir Turu

BBC’de 7 Ekim’de yayımlanan The Why Factor podcast serisinin “Önsezilerimize neden güvenmeliyiz” bölümünün editörlüğünü Richard Knight yaptı, Nastaran Tavakoli-Far da programı hazırladı ve sundu. Eren Umutbilir’in çevirdiği ve yazıya döktüğü metin Fikirturu’nun katkılarıyla yeniden düzenlendi. Podcast’in orjinalini şu linkten dinleyebilirsiniz: https://www.bbc.co.uk/programmes/w3csyv04

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend