Yeşil sanayi nasıl kurulacak?

Avrupa Birliği’nin (AB) iklim krizine en önemli yanıtı olan Yeşil Mutabakat’ın hedeflerine ulaşmak, sanayi politikalarında da ciddi bir dönüşüm gerektiriyor. HTW Berlin Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden Prof. Dr. Barbara Praetorius, Institut Montaigne internet sitesinde yayımlanan yazısında teşvikler, yatırım ve inovasyondan beslenen yeşil bir sanayi politikasının yol haritasını çiziyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Avrupa Birliği, 2050 itibarıyla iklim nötr yani iklime zararsız bir ekonomi hedefi belirledi. Aralık 2020’de ise karbondioksit (CO2) emisyonlarını 2030’a kadar 1990 seviyelerine göre %55 oranında azaltma taahhüdünü yineledi. Bunu başarmak için 2021’de ‘55’e Uygunluk Paketi’nin (Fit for 55 Package) ana hatlarını oluşturacak.

Avrupa bugün her ne kadar zorlu ekonomik koşullarla karşı karşıya olsa da 2019 Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın hedefleri geçerliliğini koruyor. AB, koronavirüs krizinden sonraki ekonomik toparlanmaya yardımcı olmak amacıyla YeniNesilAB (NextGenerationEU) paketinin bir parçası olarak Toparlanma ve Dayanıklılık Aracı’nı geliştirdi. Bu, önümüzdeki yıllarda en az %37’si iklim dostu yatırımlara ve reformlara ayrılacak 673 milyar euroluk bir finansman sağlayacak. Ancak iklim nötr olmak için bu araçlar daha hedefli bir şekilde kullanılmalı.”

Yazar, paradigma değişiminin zamanının geldiğini ve bunun Avrupa’nın kaçırmayı göze alamayacağı eşsiz bir fırsat olduğunu belirtiyor: “COVID sonrası kurtarma programlarından ve 2021-2027 çok yıllı mali çerçeveden sağlanan fonlardan öncelikle kilit Avrupa endüstrilerinin yeşil geçişine yatırıma pay ayrılmalıdır. (…)

İklim nötr üretim

Avrupa ekonomisi için iklim nötr olmak, tüm üretim süreçlerinin ve ürünlerin aşamalı olarak iklime nötr teknolojilere geçirilmesi anlamına geliyor. AB’nin teknolojik rekabet gücü ancak başta sanayi tesisleri, otomotiv sektörü ve hammadde endüstri olmak üzere çok fazla enerji tüketen ana sanayilerin bu teknolojilere ve geliştirilmelerine yeterince erken yatırım yapmaları halinde kurtarılabilecektir. Yatırımlar uzun ömürlü olduğundan, yatırım rotası önümüzdeki yıllarda belirlenmelidir.

Buna karşın iklim koruma teşvikleri, yatırım programlarında hâlâ düşük bir profile sahip. Bu bakımdan AB kendi sanayine zarar veriyor. Geleneksel, uzun ömürlü fosil yakıt teknolojilerine yapılacak herhangi bir yatırımın, 2040’larda sonu gelecektir. Geleneksel verimlilik artırıcı teknolojilere yapılan yatırımlar bile beklenen teknik ömre sahip veya kârlı olmadıklarından ciddi mali tuzaklar oluşturabilir.

İyi haber şu ki, 2050’de iklim nötr olmaya götürecek teknolojilerin çoğu halihazırda mevcut. Ancak küresel ekonomimizin uluslararası rekabeti içinde maliyet baskısı, pahalı erken yatırımları içeren iklim nötr olma çabalarının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duruyor. Öte yandan, bugün yeşil teknolojilere yatırım yapmazsak yarının piyasalarını erişimi kaybetme riskiyle de karşı karşıyayız.

Otomotiv sektörü nasıl dönüşebilir?

Somutlaştıracak olursak bu, örneğin otomotiv endüstrisinin Avrupa’da rekabetçi ve karbon nötr araç ve pil üretimini gerektirir. 436 milyar avroluk cirosu ile otomotiv, Almanya’nın ana sanayi sektörü. Almanya’da otomotiv sektörü 833.000 kişiyi, yani imalat sanayii işgücünün %11,8’ini, Fransa ise %7,4’ünü istihdam ediyor. Ancak Alman üretim hatları, 2030’larda artık yollarda olmaması planlanan yanmalı motorlar için tasarlanmış. Bir iklim zorunluluğu olan bu durum, Almanya’yı zorda bırakıyor. Sürecin başında elektrikli araç üretmeye başlayan Japonya gibi ülkeler artık pazar lideri ve üstelik pil üretimi esas olarak dünyanın diğer bölgelerinde yapılıyor. Avrupa bu nedenle kendi üretimini yapmak istemekte haklı.

Öte yandan sürdürülebilir pil üretimi, pil geri dönüşümü konusunda beceri ve kapasite gerektiriyor. AB bu teknolojide liderliğini sürdürecek, sinerjilerden ve ölçek ekonomilerinden yararlanacaksa geri dönüşüm, Avrupa çapında ölçeğinde düşünülmelidir.

Yoğun enerji tüketen temel sanayilerde durum ne?

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Agora Energiewende tarafından yapılan bir çalışmaya göre, yoğun enerji tüketen temel sanayiler de ekonomik zorluklarla karşı karşıya. Teknik olarak açıklamak gerekirse, CO² nötr çelik üretmek halihazırda mümkün ancak rekabetçi olmaktan uzak. Yine de 2030’a kadar birçok üretim tesisinin güncellenmesi gerekecek.

Kimya endüstrisinde, endüstriyel proses ısısı iklimi etkilemeyecek şekilde üretilmelidir. Bu elektrikle yapılabilir, ancak proses çok pahalıdır. Alüminyum endüstrisinde, esnek alüminyumun elektrolizi gibi yenilikçi yaklaşımlar geliştiriliyor. Çimento endüstrisi geri dönüştürülmüş malzemelerin artan kullanım oranı ve son zamanlarda karbon tutma yoluyla karbon nötr olma yolunda ilerliyor. Ancak CO­­² emisyonları düşük olan temel teknolojiler, şu anda iklim nötr ürünlere yönelik zayıf talep karşısında zarar görüyor ve emsiyonları azaltmanın maliyetleri, emisyon piyasasındaki CO2 fiyatının çok üzerinde kalıyor.

İklim koruma, emisyon ticaretinin fiyatları yeterince yükseltmesini bekleyemez. Dolayısıyla inovasyon döngüsünü hızlandırmak ve gelecekteki yatırımları teşvik etmek için tüm endüstriyel değer zinciri boyunca doğru piyasa teşvikleri, sübvansiyonlar ve düzenleyici gereklilikler karışımı oluşturarak bu dinamiği harekete geçirmek devletlere kalmıştır. Bunlar yeni katalizörler, biyokütle kullanan yenilikçi süreçler, e-parçalayıcılar, çimento geri dönüşümü, elektrik akımı ve hidrojene dayalı ısıtma prosesleri ve hatta dijital prosesler olabilir.”

İklim nötr süreçlere geçiş küresel rekabet için şart

Yazar, yeni teknolojik ve iklim nötr süreçlerin geliştirilmesinin, Alman ve Avrupa sanayi tesislerinin kendilerini küresel rekabette konumlandırmaları için bir fırsat olduğunu vurguluyor: “Sonuçta AB’nin hedefi, karbon nötr ürünler ve teknolojiler için yeni küresel standartlar belirlemek ve sürekli büyüyen çevre dostu ürünler pazarına tedarik sağlamak olmalıdır.

Son olarak, tüm endüstriler yenilenebilir kaynaklardan önemli miktarda hidrojene ihtiyaç duyacaktır. Uzun vadede, yenilenebilir enerji için ihtiyaç duyulan yüzey alanı ve bu alanın genişletilmesinde yetersizlikler olabileceğinden, hidrojenin çoğunun ithal edilmesi gerekecektir. Bu nedenle Avrupa’nın hidrojen stratejileri, güvenilir tedarik ve nakliyat planlarını içermelidir ve bu bir an önce yapılmalıdır.

Bununla birlikte, fiyatının yüksekliğini koruması beklendiğinden hidrojen yalnızca temel sanayiler ve ağır nakliyat gibi diğer yenilenebilir enerji türlerinin (örneğin, elektrik) teknik olarak yeterli olmadığı durumlarda kullanılmalıdır.

Yeşil sanayi politikasının motoru: Teşvikler

AB’nin halihazıra pek çok alanda etkili bir iklim politikası var. Başlangıçta çok da ciddiye alınmayan Avrupa Emisyon Ticareti Sistemi (ETS) başarıyla ilerledi ve yaklaşık üç yıldır Avrupa elektrik sektöründe etki yaratıyor. Bugün, kömür santralleri artık kârlı değil. (…)

Öte yandan enerji yoğun şirketlere sağlanan muafiyetler de anlaşılabilir ve CO2 fiyatları tek taraflı olarak Avrupa düzeyinde belirlendiği, küresel olmadığı sürece gerekli olacaklardır. Karbon üretim tesislerinin ve dolayısıyla karbon emisyonlarının daha gevşek iklim koruma koşulları olan ülkelere taşındığı ‘karbon kaçağından’ kaçınmalıyız. Bununla birlikte, AB hedefinin %55’e çekilmesiyle izin verilen emisyon hacimleri 2021’den, AB ETS’nin dördüncü dönemi olan 2030’a kadar düşecek ve bu da büyük olasılıkla CO2 fiyatlarında daha fazla artışa neden olacaktır.

Bu ikilemle başa çıkmak için Avrupa Komisyonu, Mart 2020’de, daha önceki düzenlemelerin yerini alması ve piyasa teşviklerini güçlendirmesi amacıyla Avrupa sınırlarında karbon emisyonlarını ayarlamaya yönelik bir mekanizmanın kurulmasına ilişkin Başlangıç Etki Değerlendirmesi sundu.

Yatırım ve inovasyon

Yeni politikalar uygulandığında sanayi genellikle zor durumdan kurtulur. Almanya’nın da yenilenebilir enerjinin gelişimini hızlandırmaya yönelik bir dizi iklim koruma tedbiri gibi net hedefler içeren son girişimlerinden etkilenmek mümkün değil. Kuşkusuz iklim fiyatlandırma teşvikleri, iklim korumanın ekonomik maliyetlerini telafi etmek ve şirketlerin hesaplamalarına iklim değişikliğinin dışsal maliyetlerini dâhil etmelerini sağlamak için önemlidir. Ancak yeşil yatırım, Avrupa düzeyinde uyumlaştırılmış, yatırımı ve inovasyonu teşvik eden, hedefli bir yeşil sanayi politikası ile örtüşmelidir. Burada, devletin bir yatırımın ek maliyetlerini karşılamasına izin veren finans piyasası ‘fark sözleşmelerinin’ bir versiyonu olan Karbon Fark Sözleşmeleri (CCfD) gibi hedefli inovasyon teşviklerinin faydalarını görüyoruz. CCfD’ler Alman Ulusal Hidrojen Stratejisi’nde ve Almanya Federal Ekonomi ve Enerji Bakanı’nın son girişimlerinde de bir seçenek olarak değerlendiriliyor. (…) Yatırımı ve inovasyonu teşvik eden bir Avrupa yeşil sanayi politikası, Almanya’da teknik olgunluğa ve ekonomik uygulanabilirliğe ulaşmış yeşil teknoloji veya temiz teknoloji alanında geliştirilen öncü inovasyonlardan da ilham alabilir. Bunlar arasında yenilenebilir enerjilerin yanı sıra inovasyonları her zaman verimlilik ve kalite göz önünde bulundurularak gerçekleştirilen imalat sanayii ürünleri de yer alıyor.

Finans piyasalarında da çevre ve iklim korumanın etkisi artıyor. Kurumsal yatırımcılar birkaç yıl önce fosil yakıt yatırımlarından çekilmeye başladı; Avrupa Yeşil Mutabakatı da bu gelişmenin bir devamı. Temmuz 2020’de kabul edilen AB Taksonomisi, sürdürülebilir ekonomik faaliyet için tek tip bir sınıflandırma sisteminin temelini attı. Bu çerçevede yatırımlar, altı çevresel hedeften en az birine (diğerleriyle çatışmadan) önemli ölçüde katkıda bulunuyorsa sınıflandırmaya uyuyor.

Fransız-Alman işbirliği

Çevresel, Sosyal, Yönetişim (ESG) kriterleri üçlüsü ise endüstri dönüşümünü harekete geçirmeye yardımcı olabilecek finansal yatırımlar için net standartlar oluşturuyor. Sübvansiyonlu ve krediyle finanse edilen yatırımların sürdürülebilirliğini sağlamak için burada da AB’nin daha katı şartlar getirmesi arzu edilecektir.

Avrupa iklim nötr olmak için uzun yeniden yatırım döngülerine dayalı yeşil yatırım yapılmalıdır. Bu, Avrupa genelinde akıllı, hedefli ve uyumlaştırılmış bir yeşil sanayi politikası ile birlikte Avrupa sanayiini istikrara kavuşturacak ve Avrupa’yı karbon nötr süreçler ve ürünlerde teknolojik bir lider haline getirecektir. Gerekli olan, piyasa teşvikleri (emisyon ticareti gibi), yatırım yardımı, düzenleyici tedbirler ve karbon kaçağına yönelik geçici korumadır. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve COVID sonrası teşvik programları ilk önemli adımları atıyor, ancak iklim nötr olma hedefi için bunların daha sağlam bir zemine oturmaları gerekiyor. Fransız-Alman işbirliğinin ivme yaratabileceği yer de burası.

Mayıs 2019’da, Şansölye Angela Merkel ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, karbon taban fiyatı olarak minimum CO2 fiyatı önermenin yanı sıra dijital ve otomotiv sektörlerinde iklim koruma ve inovasyonu hedefleyen ortak girişimlerini duyurdular. Fransa ve Almanya bu girişimleri kararlı bir şekilde uygulamalı ve iklim nötr olma yolunda Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın araçlarından yararlanmalıdır.

Bu yazı ilk kez 1 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

 

Barbara Praetorius’un Institut Montaigne internet sitesinde yayımlanan “Green Deal Reloaded-Towards a New Green Industrial Policy in Europe” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.institutmontaigne.org/en/blog/green-deal-un-nouvel-elan-pour-une-nouvelle-politique-industrielle-et-climatique-europeenne

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend