30 Eylül: Irak’taki hikayenin sonu mu yeni bir dönemin başlangıcı mı?

30 Eylül 2026 itibarıyla Irak’taki ABD askerleri ülkeden ayrılıyor. Peki bu, stratejik bir kopuş mu? ABD askerlerinin çekilmesi sonrası Irak’ın önündeki asıl büyük sınav ne? Irak bundan sonra kendi güvenliğini sağlayabilir mi? Dr. Bilgay Duman yazdı.

Irak’ın 2003 yılında ABD tarafından işgal edilmesi, ülkenin ulusal güvenliğinin Washington hesaba katılmadan düşünülemeyecek ölçüde ABD’ye bağımlı hale gelmesine yol açtı. Aradan geçen 23 yıl içerisinde ABD’nin Irak’taki askerî varlığının büyüklüğü, niteliği ve hukuki zemini defalarca değişirken Amerikan askerlerinin ülkeden çekilmesi de hemen her dönemde Irak siyasetinin temel tartışma konularından biri oldu.

Ancak 30 Eylül 2026, bu uzun süreç içerisinde diğer tarihlerden farklı bir anlam taşıyor. Zira ABD 2011’de ana askerî kuvvetlerini Irak’tan çekmiş, 2021’de muharip görevini sona erdirmiş, 2024’te ise DEAŞ’a Karşı Uluslararası Koalisyon kapsamındaki askerî misyonu bitirme kararı almıştı. Buna rağmen Amerikan askerî varlığı farklı biçimlerde Irak’ta devam etti. 30 Eylül itibarıyla ise Irak’ta kalan Amerikan askerlerinin de ülkeden ayrılması öngörülüyor.

Bu nedenle yaşanan süreci yalnızca yeni bir “çekilme kararı” olarak değerlendirmek eksik kalacak. 2021’de değişen esas olarak askerlerin görevi, 2024’te Koalisyon misyonunun niteliği olmuştu. 2026’da ise ilk kez Irak’taki mevcut Amerikan askerî konuşlanmasının sona erdirilmesi söz konusu. Ancak bunun ABD’nin Irak dosyasını kapattığı ya da gerektiğinde yeniden askerî olarak devreye girmeyeceği anlamına geldiğini söylemek mümkün değil.

İşgalden DEAŞ’la mücadeleye

ABD’nin Irak’ta 20 Mart 2003’te işgalle başlayan askerî varlığı, 2007 yılına gelindiğinde 170 binin üzerine çıkan asker sayısıyla en yüksek seviyesine ulaştı. Sahada mezhep savaşının hakim olduğu ve el-Kaide’nin etkinlik kazandığı bu dönemde ABD ile Irak arasında 2008’de imzalanan Güvenlik Anlaşması, Amerikan kuvvetlerinin 31 Aralık 2011’e kadar ülkeden ayrılmasını öngörüyordu. Nitekim ABD kuvvetlerinin ana unsurları Aralık 2011 itibarıyla Irak’tan çekildi.

Ancak bu çekilme uzun sürmedi. Suriye’deki iç savaşın yarattığı güvenlik boşluğu ve DEAŞ’ın Haziran 2014’te Musul’u ele geçirerek Irak topraklarının önemli bölümünde kontrol sağlaması üzerine ABD askerleri Irak hükümetinin talebiyle yeniden ülkeye döndü. Böylece 2011’de sona erdiği düşünülen Amerikan askerî varlığı, DEAŞ’a Karşı Uluslararası Koalisyon kapsamında yeniden Irak’a yerleşti. ABD ve Koalisyon güçleri Irak güvenlik güçlerine hava desteği, istihbarat, eğitim ve danışmanlık sağlarken DEAŞ’ın Irak’taki toprak hakimiyeti 2017 sonunda sona erdirildi. Ancak örgütün toprak kaybetmesi DEAŞ’la savaşın bittiği anlamına gelmedi ve örgüt hücre yapılanmaları üzerinden varlığını sürdürdü.

Bu dönemden itibaren Amerikan askerlerinin Irak’taki varlığı yalnızca DEAŞ’la mücadele çerçevesinde değerlendirilemeyecek bir boyut kazandı. Özellikle Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde İran’a yönelik baskının artırılması, Irak’ı Washington ile Tahran arasındaki gerilimin başlıca sahalarından birine dönüştürdü. 3 Ocak 2020’de İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile Haşdi Şabi’nin önemli isimlerinden Ebu Mehdi el-Mühendis’in Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD saldırısında öldürülmesi bu karşıtlığın zirve noktası oldu. Ardından Irak Parlamentosu’nda yabancı askerî varlığın sona erdirilmesi yönünde karar alınması, ABD askerlerinin statüsünü yeniden Irak iç siyasetinin merkezine taşıdı.

2021: Çekilmeden çekilme

Bu atmosfer içerisinde ABD ile Irak arasında yürütülen Stratejik Diyalog Görüşmeleri sonucunda Washington, Irak’taki muharip görevini 2021 yılı sonu itibarıyla sona erdirme kararı aldı. Dönemin Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi’nin 26 Temmuz 2021’de Washington’da Joe Biden ile yaptığı görüşmenin ardından ABD güçlerinin rolünün eğitim, danışmanlık ve destek görevlerine dönüştürülmesi kararlaştırıldı.

Ancak 2021 sonunda gerçekleşen şey bir asker çekilmesinden ziyade askerî misyonun yeniden tanımlanmasıydı. Pentagon, Irak’ta yaklaşık 2 bin 500 Amerikan askerinin bulunmaya devam ettiğini ve askerî konuşlanmada önemli bir değişiklik olmadığını açık biçimde ifade etti. Başka bir ifadeyle değişen fiziki varlık değil, görev tanımı oldu.

Bu nedenle 2021’de ABD’nin Irak’tan “çekilmeden çekilmiş görünmeye” çalıştığını söylemek mümkün. Amerikan askerleri doğrudan muharebe görevinden çıkarılmış ancak eğitim, danışmanlık, istihbarat paylaşımı ve DEAŞ karşıtı operasyonlara verilen destek devam etmişti. Irak aynı zamanda Suriye’deki DEAŞ yapılanmasının takibi açısından Washington için önemli bir askerî platform olmayı sürdürdü.

2024: Koalisyondan ikili güvenlik ortaklığına

İkinci önemli kırılma 2024’te yaşandı. Gazze savaşı sonrasında Irak ve Suriye’deki Amerikan askerî noktalarının İran’a yakın silahlı grupların saldırılarına yeniden hedef olması, Irak’taki ABD varlığı üzerindeki baskıyı artırdı.

27 Eylül 2024 tarihinde açıklanan anlaşmayla DEAŞ’a Karşı Uluslararası Koalisyonun Irak’taki askerî misyonunun Eylül 2025 sonunda sona ermesi kararlaştırıldı. Irak’taki bir platform üzerinden Suriye’de yürütülen DEAŞ karşıtı operasyonların ise Eylül 2026’ya kadar desteklenmesi öngörüldü.

Ancak bu karar o tarihte ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmesi anlamına gelmiyordu. ABD’li yetkililer bunun bir “geri çekilme” olmadığını özellikle vurgulayarak Koalisyon modelinden uzun vadeli ikili güvenlik ortaklığına geçildiğini ifade etti. Terörle mücadele, askerî ekipman, eğitim ve güvenlik işbirliğinin ikili zeminde sürdürülmesi planlanmıştı.

Dolayısıyla 2024’teki formül de 2021’den bütünüyle kopmadı. 2021’de “muharip görevden danışmanlık görevine”, 2024’te ise “Koalisyon misyonundan ikili güvenlik ortaklığına” geçildi. Her iki aşamada da ABD’nin Irak’taki askerî varlığının tamamen sona erdirilmesi söz konusu olmadı.

Ancak 2025’ten itibaren süreç ilk kez belirgin biçimde fiziki çekilmeye dönüştü. Federal Irak’taki Amerikan askerî varlığı azaltılırken birliklerin önemli bölümü Erbil’de yoğunlaştırıldı. Ocak 2026’da Ayn el-Esad Hava Üssü’ndeki Amerikan mevcudiyetinin sona ermesi ve üssün kontrolünün Irak ordusuna geçmesi bu sürecin en önemli aşamalarından biri oldu.

2026: Bu kez fiziki çekilme

Asıl değişiklik Ali ez-Zeydi’nin başbakanlığa gelmesinin ardından yaşandı. Zeydi’nin 14 Temmuz 2026’da ABD Başkanı Donald Trump ile Washington’da yaptığı görüşmede, Irak’taki Amerikan askerlerinin 30 Eylül itibarıyla ülkeden çıkacağı açıklandı. Böylece 2021 ve 2024’teki süreçlerden farklı olarak mevcut Amerikan askerî konuşlanmasının kendisinin sona erdirilmesi kararlaştırılmış oldu.

Bununla birlikte ABD’nin askerlerini çekmesi Washington’ın Irak’tan vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Zeydi’nin Washington ziyareti sırasında enerji, yatırım, finans ve teknoloji alanlarında imzalanan anlaşmalar, iki ülke arasındaki ilişkinin yeni yönünü gösteriyor. Trump yönetiminin yaklaşımı, askeri varlığın azalmasıyla birlikte ekonomik ve siyasi nüfuz araçlarının daha fazla ön plana çıkarılacağına işaret ediyor. Bu anlamda 2003’te askerî güçle başlayan ilişkinin farklı bir aşamaya geçtiğini söylemek mümkün.

Çekilmeyi mümkün kılan unsurlardan biri de Irak güvenlik güçlerinin 2014’e kıyasla ulaştığı kapasite. CENTCOM, 2025 sonunda Irak güçlerinin DEAŞ’a karşı operasyonların önemli bölümünü bağımsız biçimde yürütebilecek seviyeye geldiğini açıkladı. Ancak buradan Irak’ın kendi kapasitesiyle bütün güvenlik sorunlarını çözebileceği sonucunu çıkarmak da doğru olmaz.

Nitekim çekilmenin tamamlanmasına yalnızca günler kala 27 Eylül’de Kerkük’ün Altunköprü ilçesinde Irak Terörle Mücadele Servisi ile DEAŞ mensupları arasında çatışma yaşanması, örgütün hücre yapılanmalarının tamamen ortadan kalkmadığını bir kez daha gösterdi. Altunköprü’de yaşananları DEAŞ’ın Irak’ta yeniden yükselişe geçtiğinin göstergesi olarak değerlendirmek için de yeterli veri bulunmuyor. Ancak örgütün Irak açısından bütünüyle ortadan kalktığını söylemek de mümkün değil. Özellikle Suriye’deki güvenlik ortamı ve Irak-Suriye hattındaki hareketlilik, Bağdat açısından risk oluşturmaya devam ediyor.

Askerî seçenek masadan kalkıyor mu?

Tam bu noktada 2011 tecrübesini hatırlamak gerekiyor. ABD askerleri Irak’tan çekildikten yalnızca üç yıl sonra DEAŞ’ın Musul’u ele geçirmesi üzerine Washington, Bağdat’ın talebiyle yeniden Irak’a dönmüştü. Bu nedenle 30 Eylül’deki çekilmeyi geri dönüşü olmayan stratejik bir kopuş olarak değerlendirmek yanlış olur.

Irak güvenlik güçlerinin bugün 2014’ten daha güçlü olması yeniden geniş çaplı bir Amerikan konuşlanmasının gerekliliğini azaltabilir. Ancak DEAŞ’ın yeniden ciddi bir tehdide dönüşmesi, Suriye’de ortaya çıkabilecek yeni bir güvenlik boşluğu veya bölgesel çatışma dinamiklerinin Irak’ı doğrudan etkilemesi halinde Washington’ın yeniden askerî destek vermesi bir seçenek olarak kalacaktır.

Bunun mutlaka binlerce Amerikan askerinin Irak’a yeniden yerleştirilmesi şeklinde olması da gerekmiyor. ABD bölgedeki üsleri, hava gücü, istihbarat kapasitesi, özel kuvvetleri ve Bağdat’la sürdürülecek ikili güvenlik mekanizmaları üzerinden daha sınırlı ve hedefe yönelik bir müdahale modeline yönelebilir.

Üstelik ABD’nin Irak’tan askerlerini çekmesi Washington’ın bölgedeki askerî kapasitesinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. İran ile ABD arasındaki gerilim, İran’ın Irak’taki siyasi ve askerî etkisi ve Washington’ın İsrail’in güvenliğine ilişkin yaklaşımı devam ettiği sürece Irak’ın ABD’nin bölgesel güvenlik hesabının tamamen dışında kalması zor görünüyor. Burada askerî mevcudiyet ile askerî müdahale kapasitesini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Çekilme sonrası asıl sınav

Öte yandan Amerikan askerlerinin ayrılması Irak’ın bütün güvenlik sorunlarını ortadan kaldırmıyor. Hatta 30 Eylül sonrasının temel meselesi yabancı askerlerin varlığından çok devletin kendi sınırları içerisindeki silahlı yapılar üzerindeki kontrolü olabilir.

Zeydi hükümeti başlangıçta ABD askerlerinin çekileceği 30 Eylül tarihini devlet dışı silahlı yapıların silahsızlandırılması süreciyle ilişkilendirdi. Buna karşın Kataib Hizbullah ve Hareket en-Nüceba gibi İran’la yakın ilişki içerisindeki bazı güçlü gruplar silah bırakmaya yanaşmadı. Böylece ABD askerlerinin ayrılmasıyla birlikte silahlı grupların da gerekçelerini kaybederek silahlarını teslim edeceği beklentisinin gerçekleşmeyebileceği ortaya çıktı ve nitekim milis güçlerin silahlarını bırakmasına yönelik sürecin Haziran 2027’ye uzatıldığı bizzat Irak Başbakanı Zeydi tarafından açıklandı.

Bu durum önemli bir paradoks oluşturuyor. Amerikan askerlerinin Irak’taki varlığı yıllarca İran’a yakın gruplar tarafından silahlı “direnişin” temel gerekçelerinden biri olarak gösterildi. ABD askerleri artık Irak’tan çıkıyor ancak devletin silah üzerindeki tekeli henüz sağlanabilmiş değil. Dolayısıyla ABD sonrası Irak’ın temel egemenlik meselesi yabancı asker varlığından çok silahlı yapıların devlet otoritesi altına alınıp alınamayacağı sorununa doğru kayıyor.

Üstelik İran’ın Irak üzerindeki etkisi yalnızca silahlı gruplarla sınırlı değil. Siyasi partilerden ekonomik ilişkilere, ticari ağlardan bürokratik yapılara kadar uzanan yıllara sari bir nüfuz söz konusu. Dolayısıyla Amerikan askerlerinin çekilmesi, İran’ın Irak’taki etkisini otomatik olarak artırmayacağı gibi milislerin silahsızlandırılması da bu nüfuzu kendiliğinden ortadan kaldırmayacak.

ABD’nin Irak dosyası kapandı mı?

Sonuç olarak 30 Eylül’ü ABD’nin Irak dosyasını kapattığı tarih olarak okumak yanlış olur. ABD 2021’de muharip görevini sona erdirmiş ancak askerlerini Irak’ta tutmuş, 2024’te Koalisyon misyonundan ikili güvenlik ortaklığına geçmeye karar vermiş, 2026’da ise askerlerini fiziki olarak ülkeden çıkarma noktasına gelmiştir. Yeni dönemde Washington’ın Irak’taki etkisini enerji, yatırım, diplomasi ve ikili güvenlik ilişkileri üzerinden sürdürmeye çalışması beklenebilir.

Bununla birlikte DEAŞ tehdidinin tamamen ortadan kalkmaması, Suriye’deki güvenlik belirsizliği, İran’ın Irak’taki etkisi ve ABD-İran rekabetinin devam etmesi askerî seçeneğin bütünüyle masadan kalkmadığını gösteriyor. Bu nedenle 30 Eylül, bir hikayenin sonundan çok yeni bir dönemin başlangıcı niteliğinde. Irak açısından asıl mesele Amerikan askerlerinin ülkeden çıkması değil. Irak’ın bundan sonra kendi güvenliğini ne ölçüde sağlayabileceği, devlet dışı silahlı yapıları kontrol altına alıp alamayacağı ve ortaya çıkabilecek yeni bir güvenlik krizinde yeniden dış desteğe ihtiyaç duyup duymayacağı olacak.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 30 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

Bilgay Duman
Bilgay Duman
Dr. Bilgay Duman, lisans ve yüksek lisans eğitimini sırasıyla 2004 ve 2007 yıllarında Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamlamıştır. Doktorasını 2024 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "2003 Sonrası Irak’ta Etnisite-Mezhep İlişkisi: Türkmenler Örneği" başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 2004 yılında itibaren Türkiye’deki farklı düşünce kuruluşlarında araştırmacı, uzman ve koordinatör olarak görev aldı. Kasım 2024 itibari ile Anadolu Ajansı Akademi Müdür Yardımcısı olarak göreve başladı ve halen bu görevine devam ediyor. Bu görevinin yanında farklı üniversitelerde Ortadoğu üzerine dersler veriyor. Ortadoğu ve özellikle Irak çalışmalarına yoğunlaşan Dr. Duman, Türk dış politikası ve Türk dünyası üzerine de araştırmalar yapıyor. Ulusal ve uluslararası düzeyde pek çok yayını, panel, konferans ve semineri bulunan Dr. Duman, farklı medya kuruluşlarında da görüşler sunuyor. Ayrıca uluslararası gözlemci olarak farklı ülkelerde seçim gözlemlerinde bulunuyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

30 Eylül: Irak’taki hikayenin sonu mu yeni bir dönemin başlangıcı mı?

30 Eylül 2026 itibarıyla Irak’taki ABD askerleri ülkeden ayrılıyor. Peki bu, stratejik bir kopuş mu? ABD askerlerinin çekilmesi sonrası Irak’ın önündeki asıl büyük sınav ne? Irak bundan sonra kendi güvenliğini sağlayabilir mi? Dr. Bilgay Duman yazdı.

Irak’ın 2003 yılında ABD tarafından işgal edilmesi, ülkenin ulusal güvenliğinin Washington hesaba katılmadan düşünülemeyecek ölçüde ABD’ye bağımlı hale gelmesine yol açtı. Aradan geçen 23 yıl içerisinde ABD’nin Irak’taki askerî varlığının büyüklüğü, niteliği ve hukuki zemini defalarca değişirken Amerikan askerlerinin ülkeden çekilmesi de hemen her dönemde Irak siyasetinin temel tartışma konularından biri oldu.

Ancak 30 Eylül 2026, bu uzun süreç içerisinde diğer tarihlerden farklı bir anlam taşıyor. Zira ABD 2011’de ana askerî kuvvetlerini Irak’tan çekmiş, 2021’de muharip görevini sona erdirmiş, 2024’te ise DEAŞ’a Karşı Uluslararası Koalisyon kapsamındaki askerî misyonu bitirme kararı almıştı. Buna rağmen Amerikan askerî varlığı farklı biçimlerde Irak’ta devam etti. 30 Eylül itibarıyla ise Irak’ta kalan Amerikan askerlerinin de ülkeden ayrılması öngörülüyor.

Bu nedenle yaşanan süreci yalnızca yeni bir “çekilme kararı” olarak değerlendirmek eksik kalacak. 2021’de değişen esas olarak askerlerin görevi, 2024’te Koalisyon misyonunun niteliği olmuştu. 2026’da ise ilk kez Irak’taki mevcut Amerikan askerî konuşlanmasının sona erdirilmesi söz konusu. Ancak bunun ABD’nin Irak dosyasını kapattığı ya da gerektiğinde yeniden askerî olarak devreye girmeyeceği anlamına geldiğini söylemek mümkün değil.

İşgalden DEAŞ’la mücadeleye

ABD’nin Irak’ta 20 Mart 2003’te işgalle başlayan askerî varlığı, 2007 yılına gelindiğinde 170 binin üzerine çıkan asker sayısıyla en yüksek seviyesine ulaştı. Sahada mezhep savaşının hakim olduğu ve el-Kaide’nin etkinlik kazandığı bu dönemde ABD ile Irak arasında 2008’de imzalanan Güvenlik Anlaşması, Amerikan kuvvetlerinin 31 Aralık 2011’e kadar ülkeden ayrılmasını öngörüyordu. Nitekim ABD kuvvetlerinin ana unsurları Aralık 2011 itibarıyla Irak’tan çekildi.

Ancak bu çekilme uzun sürmedi. Suriye’deki iç savaşın yarattığı güvenlik boşluğu ve DEAŞ’ın Haziran 2014’te Musul’u ele geçirerek Irak topraklarının önemli bölümünde kontrol sağlaması üzerine ABD askerleri Irak hükümetinin talebiyle yeniden ülkeye döndü. Böylece 2011’de sona erdiği düşünülen Amerikan askerî varlığı, DEAŞ’a Karşı Uluslararası Koalisyon kapsamında yeniden Irak’a yerleşti. ABD ve Koalisyon güçleri Irak güvenlik güçlerine hava desteği, istihbarat, eğitim ve danışmanlık sağlarken DEAŞ’ın Irak’taki toprak hakimiyeti 2017 sonunda sona erdirildi. Ancak örgütün toprak kaybetmesi DEAŞ’la savaşın bittiği anlamına gelmedi ve örgüt hücre yapılanmaları üzerinden varlığını sürdürdü.

Bu dönemden itibaren Amerikan askerlerinin Irak’taki varlığı yalnızca DEAŞ’la mücadele çerçevesinde değerlendirilemeyecek bir boyut kazandı. Özellikle Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde İran’a yönelik baskının artırılması, Irak’ı Washington ile Tahran arasındaki gerilimin başlıca sahalarından birine dönüştürdü. 3 Ocak 2020’de İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile Haşdi Şabi’nin önemli isimlerinden Ebu Mehdi el-Mühendis’in Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD saldırısında öldürülmesi bu karşıtlığın zirve noktası oldu. Ardından Irak Parlamentosu’nda yabancı askerî varlığın sona erdirilmesi yönünde karar alınması, ABD askerlerinin statüsünü yeniden Irak iç siyasetinin merkezine taşıdı.

2021: Çekilmeden çekilme

Bu atmosfer içerisinde ABD ile Irak arasında yürütülen Stratejik Diyalog Görüşmeleri sonucunda Washington, Irak’taki muharip görevini 2021 yılı sonu itibarıyla sona erdirme kararı aldı. Dönemin Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi’nin 26 Temmuz 2021’de Washington’da Joe Biden ile yaptığı görüşmenin ardından ABD güçlerinin rolünün eğitim, danışmanlık ve destek görevlerine dönüştürülmesi kararlaştırıldı.

Ancak 2021 sonunda gerçekleşen şey bir asker çekilmesinden ziyade askerî misyonun yeniden tanımlanmasıydı. Pentagon, Irak’ta yaklaşık 2 bin 500 Amerikan askerinin bulunmaya devam ettiğini ve askerî konuşlanmada önemli bir değişiklik olmadığını açık biçimde ifade etti. Başka bir ifadeyle değişen fiziki varlık değil, görev tanımı oldu.

Bu nedenle 2021’de ABD’nin Irak’tan “çekilmeden çekilmiş görünmeye” çalıştığını söylemek mümkün. Amerikan askerleri doğrudan muharebe görevinden çıkarılmış ancak eğitim, danışmanlık, istihbarat paylaşımı ve DEAŞ karşıtı operasyonlara verilen destek devam etmişti. Irak aynı zamanda Suriye’deki DEAŞ yapılanmasının takibi açısından Washington için önemli bir askerî platform olmayı sürdürdü.

2024: Koalisyondan ikili güvenlik ortaklığına

İkinci önemli kırılma 2024’te yaşandı. Gazze savaşı sonrasında Irak ve Suriye’deki Amerikan askerî noktalarının İran’a yakın silahlı grupların saldırılarına yeniden hedef olması, Irak’taki ABD varlığı üzerindeki baskıyı artırdı.

27 Eylül 2024 tarihinde açıklanan anlaşmayla DEAŞ’a Karşı Uluslararası Koalisyonun Irak’taki askerî misyonunun Eylül 2025 sonunda sona ermesi kararlaştırıldı. Irak’taki bir platform üzerinden Suriye’de yürütülen DEAŞ karşıtı operasyonların ise Eylül 2026’ya kadar desteklenmesi öngörüldü.

Ancak bu karar o tarihte ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmesi anlamına gelmiyordu. ABD’li yetkililer bunun bir “geri çekilme” olmadığını özellikle vurgulayarak Koalisyon modelinden uzun vadeli ikili güvenlik ortaklığına geçildiğini ifade etti. Terörle mücadele, askerî ekipman, eğitim ve güvenlik işbirliğinin ikili zeminde sürdürülmesi planlanmıştı.

Dolayısıyla 2024’teki formül de 2021’den bütünüyle kopmadı. 2021’de “muharip görevden danışmanlık görevine”, 2024’te ise “Koalisyon misyonundan ikili güvenlik ortaklığına” geçildi. Her iki aşamada da ABD’nin Irak’taki askerî varlığının tamamen sona erdirilmesi söz konusu olmadı.

Ancak 2025’ten itibaren süreç ilk kez belirgin biçimde fiziki çekilmeye dönüştü. Federal Irak’taki Amerikan askerî varlığı azaltılırken birliklerin önemli bölümü Erbil’de yoğunlaştırıldı. Ocak 2026’da Ayn el-Esad Hava Üssü’ndeki Amerikan mevcudiyetinin sona ermesi ve üssün kontrolünün Irak ordusuna geçmesi bu sürecin en önemli aşamalarından biri oldu.

2026: Bu kez fiziki çekilme

Asıl değişiklik Ali ez-Zeydi’nin başbakanlığa gelmesinin ardından yaşandı. Zeydi’nin 14 Temmuz 2026’da ABD Başkanı Donald Trump ile Washington’da yaptığı görüşmede, Irak’taki Amerikan askerlerinin 30 Eylül itibarıyla ülkeden çıkacağı açıklandı. Böylece 2021 ve 2024’teki süreçlerden farklı olarak mevcut Amerikan askerî konuşlanmasının kendisinin sona erdirilmesi kararlaştırılmış oldu.

Bununla birlikte ABD’nin askerlerini çekmesi Washington’ın Irak’tan vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Zeydi’nin Washington ziyareti sırasında enerji, yatırım, finans ve teknoloji alanlarında imzalanan anlaşmalar, iki ülke arasındaki ilişkinin yeni yönünü gösteriyor. Trump yönetiminin yaklaşımı, askeri varlığın azalmasıyla birlikte ekonomik ve siyasi nüfuz araçlarının daha fazla ön plana çıkarılacağına işaret ediyor. Bu anlamda 2003’te askerî güçle başlayan ilişkinin farklı bir aşamaya geçtiğini söylemek mümkün.

Çekilmeyi mümkün kılan unsurlardan biri de Irak güvenlik güçlerinin 2014’e kıyasla ulaştığı kapasite. CENTCOM, 2025 sonunda Irak güçlerinin DEAŞ’a karşı operasyonların önemli bölümünü bağımsız biçimde yürütebilecek seviyeye geldiğini açıkladı. Ancak buradan Irak’ın kendi kapasitesiyle bütün güvenlik sorunlarını çözebileceği sonucunu çıkarmak da doğru olmaz.

Nitekim çekilmenin tamamlanmasına yalnızca günler kala 27 Eylül’de Kerkük’ün Altunköprü ilçesinde Irak Terörle Mücadele Servisi ile DEAŞ mensupları arasında çatışma yaşanması, örgütün hücre yapılanmalarının tamamen ortadan kalkmadığını bir kez daha gösterdi. Altunköprü’de yaşananları DEAŞ’ın Irak’ta yeniden yükselişe geçtiğinin göstergesi olarak değerlendirmek için de yeterli veri bulunmuyor. Ancak örgütün Irak açısından bütünüyle ortadan kalktığını söylemek de mümkün değil. Özellikle Suriye’deki güvenlik ortamı ve Irak-Suriye hattındaki hareketlilik, Bağdat açısından risk oluşturmaya devam ediyor.

Askerî seçenek masadan kalkıyor mu?

Tam bu noktada 2011 tecrübesini hatırlamak gerekiyor. ABD askerleri Irak’tan çekildikten yalnızca üç yıl sonra DEAŞ’ın Musul’u ele geçirmesi üzerine Washington, Bağdat’ın talebiyle yeniden Irak’a dönmüştü. Bu nedenle 30 Eylül’deki çekilmeyi geri dönüşü olmayan stratejik bir kopuş olarak değerlendirmek yanlış olur.

Irak güvenlik güçlerinin bugün 2014’ten daha güçlü olması yeniden geniş çaplı bir Amerikan konuşlanmasının gerekliliğini azaltabilir. Ancak DEAŞ’ın yeniden ciddi bir tehdide dönüşmesi, Suriye’de ortaya çıkabilecek yeni bir güvenlik boşluğu veya bölgesel çatışma dinamiklerinin Irak’ı doğrudan etkilemesi halinde Washington’ın yeniden askerî destek vermesi bir seçenek olarak kalacaktır.

Bunun mutlaka binlerce Amerikan askerinin Irak’a yeniden yerleştirilmesi şeklinde olması da gerekmiyor. ABD bölgedeki üsleri, hava gücü, istihbarat kapasitesi, özel kuvvetleri ve Bağdat’la sürdürülecek ikili güvenlik mekanizmaları üzerinden daha sınırlı ve hedefe yönelik bir müdahale modeline yönelebilir.

Üstelik ABD’nin Irak’tan askerlerini çekmesi Washington’ın bölgedeki askerî kapasitesinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. İran ile ABD arasındaki gerilim, İran’ın Irak’taki siyasi ve askerî etkisi ve Washington’ın İsrail’in güvenliğine ilişkin yaklaşımı devam ettiği sürece Irak’ın ABD’nin bölgesel güvenlik hesabının tamamen dışında kalması zor görünüyor. Burada askerî mevcudiyet ile askerî müdahale kapasitesini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Çekilme sonrası asıl sınav

Öte yandan Amerikan askerlerinin ayrılması Irak’ın bütün güvenlik sorunlarını ortadan kaldırmıyor. Hatta 30 Eylül sonrasının temel meselesi yabancı askerlerin varlığından çok devletin kendi sınırları içerisindeki silahlı yapılar üzerindeki kontrolü olabilir.

Zeydi hükümeti başlangıçta ABD askerlerinin çekileceği 30 Eylül tarihini devlet dışı silahlı yapıların silahsızlandırılması süreciyle ilişkilendirdi. Buna karşın Kataib Hizbullah ve Hareket en-Nüceba gibi İran’la yakın ilişki içerisindeki bazı güçlü gruplar silah bırakmaya yanaşmadı. Böylece ABD askerlerinin ayrılmasıyla birlikte silahlı grupların da gerekçelerini kaybederek silahlarını teslim edeceği beklentisinin gerçekleşmeyebileceği ortaya çıktı ve nitekim milis güçlerin silahlarını bırakmasına yönelik sürecin Haziran 2027’ye uzatıldığı bizzat Irak Başbakanı Zeydi tarafından açıklandı.

Bu durum önemli bir paradoks oluşturuyor. Amerikan askerlerinin Irak’taki varlığı yıllarca İran’a yakın gruplar tarafından silahlı “direnişin” temel gerekçelerinden biri olarak gösterildi. ABD askerleri artık Irak’tan çıkıyor ancak devletin silah üzerindeki tekeli henüz sağlanabilmiş değil. Dolayısıyla ABD sonrası Irak’ın temel egemenlik meselesi yabancı asker varlığından çok silahlı yapıların devlet otoritesi altına alınıp alınamayacağı sorununa doğru kayıyor.

Üstelik İran’ın Irak üzerindeki etkisi yalnızca silahlı gruplarla sınırlı değil. Siyasi partilerden ekonomik ilişkilere, ticari ağlardan bürokratik yapılara kadar uzanan yıllara sari bir nüfuz söz konusu. Dolayısıyla Amerikan askerlerinin çekilmesi, İran’ın Irak’taki etkisini otomatik olarak artırmayacağı gibi milislerin silahsızlandırılması da bu nüfuzu kendiliğinden ortadan kaldırmayacak.

ABD’nin Irak dosyası kapandı mı?

Sonuç olarak 30 Eylül’ü ABD’nin Irak dosyasını kapattığı tarih olarak okumak yanlış olur. ABD 2021’de muharip görevini sona erdirmiş ancak askerlerini Irak’ta tutmuş, 2024’te Koalisyon misyonundan ikili güvenlik ortaklığına geçmeye karar vermiş, 2026’da ise askerlerini fiziki olarak ülkeden çıkarma noktasına gelmiştir. Yeni dönemde Washington’ın Irak’taki etkisini enerji, yatırım, diplomasi ve ikili güvenlik ilişkileri üzerinden sürdürmeye çalışması beklenebilir.

Bununla birlikte DEAŞ tehdidinin tamamen ortadan kalkmaması, Suriye’deki güvenlik belirsizliği, İran’ın Irak’taki etkisi ve ABD-İran rekabetinin devam etmesi askerî seçeneğin bütünüyle masadan kalkmadığını gösteriyor. Bu nedenle 30 Eylül, bir hikayenin sonundan çok yeni bir dönemin başlangıcı niteliğinde. Irak açısından asıl mesele Amerikan askerlerinin ülkeden çıkması değil. Irak’ın bundan sonra kendi güvenliğini ne ölçüde sağlayabileceği, devlet dışı silahlı yapıları kontrol altına alıp alamayacağı ve ortaya çıkabilecek yeni bir güvenlik krizinde yeniden dış desteğe ihtiyaç duyup duymayacağı olacak.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 30 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

Bilgay Duman
Bilgay Duman
Dr. Bilgay Duman, lisans ve yüksek lisans eğitimini sırasıyla 2004 ve 2007 yıllarında Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamlamıştır. Doktorasını 2024 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "2003 Sonrası Irak’ta Etnisite-Mezhep İlişkisi: Türkmenler Örneği" başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 2004 yılında itibaren Türkiye’deki farklı düşünce kuruluşlarında araştırmacı, uzman ve koordinatör olarak görev aldı. Kasım 2024 itibari ile Anadolu Ajansı Akademi Müdür Yardımcısı olarak göreve başladı ve halen bu görevine devam ediyor. Bu görevinin yanında farklı üniversitelerde Ortadoğu üzerine dersler veriyor. Ortadoğu ve özellikle Irak çalışmalarına yoğunlaşan Dr. Duman, Türk dış politikası ve Türk dünyası üzerine de araştırmalar yapıyor. Ulusal ve uluslararası düzeyde pek çok yayını, panel, konferans ve semineri bulunan Dr. Duman, farklı medya kuruluşlarında da görüşler sunuyor. Ayrıca uluslararası gözlemci olarak farklı ülkelerde seçim gözlemlerinde bulunuyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x