İki devin anlaşması: AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması

Dünya ticaretinin beşte birini, dünya nüfusunun ise dörtte birini kapsayan AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması neleri kapsıyor? Dünya ve Türkiye ticaretini nasıl etkileyecek? Türkiye’de hangi sektörler daha kırılgan? Prof. Elif Nuroğlu yazdı.

Avrupa Birliği ile Hindistan arasında 27 Ocak’ta sonuçlandırılan Serbest Ticaret Anlaşması (STA), son zamanlarda küresel ticaret alanında atılan en kapsamlı ve en politik adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Dünya ticaretinin yaklaşık beşte birini, dünya nüfusunun ise dörtte birini kapsayan bu anlaşmanın, Avrupa ile yoğun ticari ilişkiye sahip üçüncü ülkeler tarafından dikkatle okunması gerekiyor.

Hindistan, yaklaşık 773 milyar dolarlık ihracat hacmiyle bugün dünyanın önde gelen ihracatçıları arasında yer alıyor. Avrupa Birliği ile Hindistan arasındaki mal ve hizmet ticareti 180 milyar avronun üzerine çıkmış durumda ve son on yılda bu hacim neredeyse iki kat arttı. AB, Hindistan’ın en büyük ticaret ortağı konumundayken, Hindistan da AB için ilk on ticaret partnerinden biri.

AB- Hindistan arasında ticaretin yanı sıra yatırım ilişkileri de gayet derin, AB kaynaklı doğrudan yatırımlar Hindistan’da 140 milyar avroyu aşarken, ülkede faaliyet gösteren yaklaşık 6 bin Avrupalı şirket bulunuyor.

İhracatının yaklaşık yüzde 40’ını AB’ye yapan Türkiye açısından bu anlaşma ve getireceği sonuçlar kritik önem taşıyor. Yeni serbest ticaret anlaşmasıyla Hindistan’ın AB pazarına erişiminin daha da kolaylaşması, özellikle makine, otomotiv, kimya ve tekstil gibi Türkiye açısından kritik sektörlerde rekabeti artırarak Türk ihracatçılarının pazar payı üzerinde baskı oluşturabilir.

Sadece bir ticaret anlaşması mı?

AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nı salt bir serbest ticaret anlaşması olarak okumak doğru olmaz. Anlaşma, ABD’nin son yıllarda artan tek taraflı gümrük tarifeleri, Çin’in küresel tedarik zincirlerindeki baskın konumu ve Dünya Ticaret Örgütü merkezli çok taraflı ticaret sisteminin zayıflaması gibi gelişmelerin doğrudan ürünü olarak ortaya çıktı ve her şeye rağmen imzalanması için her iki taraf da çok çaba harcadı.

Bu yönüyle anlaşma Avrupa Birliği açısından “kurallara dayalı ticaret düzeninin hâlâ mümkün olduğu”na dair politik bir mesaj içeriyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in özellikle vurguladığı bu nokta, anlaşmanın neden yalnızca iktisadi değil, jeostratejik bir belge olarak da görülmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin anlaşmayı “tüm anlaşmaların anası” olarak tanımlaması da, Hindistan’ın bu anlaşmayı küresel sistemin büyük devlerinden AB ile bütünleşme stratejisinin merkezine yerleştirdiğini gösteriyor.

Kapsam neden bu kadar geniş?

Anlaşmanın en dikkat çekici yönü, kapsamının şimdiye kadarki serbest ticaret anlaşmalarının çok ötesine geçmesi. Mal ticaretinde gümrük vergilerinin büyük ölçüde kaldırılması, hizmet ticaretinde karşılıklı açılımlar, yatırımların teşvik edilmesi ve hatta iş gücü hareketliliğine ilişkin düzenlemeler aynı çerçevede ele alınıyor.

Hindistan, AB menşeli ürünlerin yüzde 90’ından fazlasında gümrük vergilerini kademeli olarak sıfırlamayı bu anlaşma ile kabul ediyor. Otomobillerde yüzde 110’a varan vergilerin önce yüzde 10’a düşürülmesi, ardından belirli kotalar dahilinde sıfırlanması; makine, kimya ve ilaç sektörlerinde yüksek tarifelerin kaldırılması, Avrupa sanayisi açısından Hindistan pazarını bugüne kadar olmadığı kadar erişilebilir hale getirecek.

Özellikle yeşil dönüşümle birlikte can çekilen Avrupa içten yanmalı otomotiv endüstrisi için kapılarını açan Hindistan pazarı bir can suyu olacak. Bu bakımdan Avrupalı otomotiv üreticileri anlaşmayı kendileri açısından çok olumlu buluyor.

AB tarafı bu anlaşma çerçevesinde Hindistan menşeli ürünlerin büyük bölümüne düşük tarifeli ya da gümrüksüz erişim sağlayacak. Tekstil, hazır giyim, deri, kimya, elektronik ve mücevher gibi emek yoğun sektörler Hindistan’ın Avrupa açılımında önde gelen sektörler.

Tarımda ise Avrupa’nın bam teli olan sığır eti, tavuk, pirinç ve şekere dokunulmayacak, bu sektörler anlaşma dışında tutularak Avrupa’nın uzun vadeli stratejisi ve iç dengeleri korunmaya devam edecek.

Küresel ticaret dengelerinde değişen ne?

Bu serbest ticaret anlaşması, Çin’e aşırı bağımlı tedarik zincirlerine alternatif yaratmayı hedefleyen “Çin+1” stratejisinin en güçlü halkalarından biri olarak değerlendirilebilir. Hindistan, büyük iç pazarı, genç nüfusu ve ölçek ekonomisiyle Avrupa sermayesi ve teknolojisi için giderek daha cazip bir üretim ve hizmet üssü ve artan Çin bağımlılığına karşın iyi bir alternatif haline geliyor.

Aynı zamanda anlaşma, ABD’nin korumacı ticaret politikalarına karşı Avrupa’nın geliştirdiği yumuşak ama sistematik bir karşı duruşu temsil ediyor. Çok taraflılık ve kurallı ticaret vurgusu, bu nedenle anlaşmanın ticari getirilerinden bağımsız olarak politik mesajı olarak paylaşılıyor.

Türkiye bu anlaşmayı nasıl okumalı?

Türkiye açısından birinci sorun, AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın içeriğinden ziyade Türkiye’nin bu anlaşmanın tarafı olmaması, ancak anlaşma sonuçlarından etkilenecek olması.

Türkiye–AB Gümrük Birliği anlaşması, sanayi ürünlerinde serbest dolaşım sağlasa da Türkiye’yi AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının karar mekanizmasının dışında bırakıyor. Bu durum, Türkiye’yi uzun süredir “masada olmayan ama sonuçlarına katlanan” bir aktör konumuna itmiş durumda.

Gümrük Birliği nedeniyle Türkiye, AB üzerinden gelen Hindistan menşeli ürünlere karşı gümrük vergisi uygulayamayacak. Buna karşın Hindistan ve Türkiye arasında bir serbest ticaret anlaşması olmadığı için Türk firmaları Hint pazarına gümrüksüz bir erişim elde edemeyecek. Bu asimetrik yapı, Türkiye açısından ticaret sapması ve rekabet dezavantajı riski yaratıyor. Özellikle tekstil ve hazır giyim, otomotiv yan sanayi, kimya, ilaç ile makine ve elektrikli ekipman sektörleri bu baskıyı daha yoğun hissedeceğe benziyor.

Türkiye’nin Avrupa’ya coğrafi yakınlığı önemli bir avantaj olsa da, lojistik altyapı güçlendirilmediği ve taşıma maliyetleri düşürülmediği sürece Hindistan’ın düşük maliyetli ve ölçek ekonomisine dayalı üretimi AB pazarında bu ülkeyi Türkiye’ye göre daha güçlü bir alternatif tedarik merkezi haline getirebilir.

Bu noktada Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın yaklaşımı dikkat çekici. Bolat, anlaşmanın Türkiye açısından kısa vadede dramatik bir pazar kaybı yaratacağı yönündeki yorumlara katılmıyor. Buna göre, Hindistan’ın ihracat kompozisyonu ve AB’nin Hindistan’a zaten uyguladığı düşük tarifeler dikkate alındığında, anlaşmanın esasen AB’den Hindistan’a doğru bir pazar açılımı sağlayacağı söylenebilir.

Gümrük Birliği, Türkiye’ye bugün hâlâ belirli avantajlar sağlıyor. Teknik mevzuata uyum, üretim süreçlerinin entegrasyonu ve coğrafi yakınlık gibi nedenler Türkiye’yi AB için hâlâ önemli bir tedarik ortağı olarak koruyor. Ancak yeşil ve dijital dönüşüm, sınırda karbon düzenlemesi ve AB’nin Hindistan, MERCOSUR ve diğer ülkelerle imzaladığı her yeni serbest ticaret anlaşması, Türkiye’nin AB’deki ayrıcalıklı konumunu aşındırıyor.

Türkiye yıllardır Gümrük Birliği Anlaşmasını yenilemek ve AB’ye tam üye olmak için görüşmeler yapıyor. Gümrük Birliği gelişen şartlara göre güncellenmediği sürece, Türkiye açısından dış ticarette ciddi sorunlar yaşanabilir.

Hangi sektörlerimiz daha hassas?

AB-Hindistan serbest ticaret anlaşması sonucunda Türkiye’nin bazı sektörleri diğerlerine kıyasla daha kırılgan görünüyor. Tekstil ve hazır giyim, bunların başında geliyor. Hindistan’ın düşük işçilik maliyetleri, güçlü pamuk ve iplik altyapısı ve ölçek avantajı, AB pazarında Türk üreticiler için ciddi bir rekabet baskısı oluşturabilir. Zaten iç politikalar, yüksek maliyetler ve daralan talep nedeniyle zorlanan sektör için bu rekabet zorlayıcı olabilir.

Diğer yandan otomotiv ve otomotiv yan sanayi, Türkiye’nin AB’ye ihracatında lokomotif konumda. Hindistan’ın otomotiv ve parça ihracatında AB pazarında elde edeceği avantajlar, özellikle elektrikli araçlar ve komponentler alanında rekabeti sertleştirebilir.

Makine, kimya ve ilaç sektörlerinde ise Hindistan’ın hızla ölçeklenme potansiyeli, orta vadede fiyat ve pazar payı baskısını artırabilir. Çelik ve baz metaller, Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) ile birlikte yalnızca fiyat değil, sürdürülebilirlik kriterleri üzerinden de daha zorlu bir rekabet ortamına gireceğe benziyor.

Felaket mi, uyarı mı?

AB–Hindistan STA’sını Türkiye için büyük bir felaket olarak nitelemek gerçekçi olmaz. Ancak bu anlaşmayı sıradan bir gelişme olarak görmek de ciddi bir yanılgı olur.

Asıl mesele, sadece bu anlaşma değil, Türkiye’nin AB’nin hızla genişleyen ticaret ağı karşısında masada olmayan ancak sonuçlardan doğrudan etkilenen bir partner olması.

Gümrük Birliği’nin güncellenmesi artık Türkiye açısından en önemli ve acil başlıklardan biri olmak zorunda. Hizmetler, tarım, kamu alımları ve dijital ticaretin kapsam dışında kaldığı mevcut yapı, Türkiye’yi AB’nin imzaladığı her yeni ticaret anlaşmasında daha dezavantajlı bir konuma sürüklüyor ve AB ile ticaret yapan sektörleri kara kara düşündürtüyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 3 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

Elif Nuroğlu
Elif Nuroğlu
Prof. Dr. Elif Nuroğlu - 2012 yılından bu yana Türk-Alman Üniversitesi’nde görev yapıyor. Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde İşletme lisans ve yüksek lisansı (2004), Viyana Üniversitesi’nde İktisat Doktorası (2010) yaptı. Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nde asistanlık ve öğretim üyeliği yaptı. Akademik çalışmaları uluslararası iktisat, yerçekimi modeli, ampirik uluslararası ticaret, ekonometrik modellemeler, Balkanlar ve Endüstri 4.0 konularında yoğunlaşıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

İki devin anlaşması: AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması

Dünya ticaretinin beşte birini, dünya nüfusunun ise dörtte birini kapsayan AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması neleri kapsıyor? Dünya ve Türkiye ticaretini nasıl etkileyecek? Türkiye’de hangi sektörler daha kırılgan? Prof. Elif Nuroğlu yazdı.

Avrupa Birliği ile Hindistan arasında 27 Ocak’ta sonuçlandırılan Serbest Ticaret Anlaşması (STA), son zamanlarda küresel ticaret alanında atılan en kapsamlı ve en politik adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Dünya ticaretinin yaklaşık beşte birini, dünya nüfusunun ise dörtte birini kapsayan bu anlaşmanın, Avrupa ile yoğun ticari ilişkiye sahip üçüncü ülkeler tarafından dikkatle okunması gerekiyor.

Hindistan, yaklaşık 773 milyar dolarlık ihracat hacmiyle bugün dünyanın önde gelen ihracatçıları arasında yer alıyor. Avrupa Birliği ile Hindistan arasındaki mal ve hizmet ticareti 180 milyar avronun üzerine çıkmış durumda ve son on yılda bu hacim neredeyse iki kat arttı. AB, Hindistan’ın en büyük ticaret ortağı konumundayken, Hindistan da AB için ilk on ticaret partnerinden biri.

AB- Hindistan arasında ticaretin yanı sıra yatırım ilişkileri de gayet derin, AB kaynaklı doğrudan yatırımlar Hindistan’da 140 milyar avroyu aşarken, ülkede faaliyet gösteren yaklaşık 6 bin Avrupalı şirket bulunuyor.

İhracatının yaklaşık yüzde 40’ını AB’ye yapan Türkiye açısından bu anlaşma ve getireceği sonuçlar kritik önem taşıyor. Yeni serbest ticaret anlaşmasıyla Hindistan’ın AB pazarına erişiminin daha da kolaylaşması, özellikle makine, otomotiv, kimya ve tekstil gibi Türkiye açısından kritik sektörlerde rekabeti artırarak Türk ihracatçılarının pazar payı üzerinde baskı oluşturabilir.

Sadece bir ticaret anlaşması mı?

AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nı salt bir serbest ticaret anlaşması olarak okumak doğru olmaz. Anlaşma, ABD’nin son yıllarda artan tek taraflı gümrük tarifeleri, Çin’in küresel tedarik zincirlerindeki baskın konumu ve Dünya Ticaret Örgütü merkezli çok taraflı ticaret sisteminin zayıflaması gibi gelişmelerin doğrudan ürünü olarak ortaya çıktı ve her şeye rağmen imzalanması için her iki taraf da çok çaba harcadı.

Bu yönüyle anlaşma Avrupa Birliği açısından “kurallara dayalı ticaret düzeninin hâlâ mümkün olduğu”na dair politik bir mesaj içeriyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in özellikle vurguladığı bu nokta, anlaşmanın neden yalnızca iktisadi değil, jeostratejik bir belge olarak da görülmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin anlaşmayı “tüm anlaşmaların anası” olarak tanımlaması da, Hindistan’ın bu anlaşmayı küresel sistemin büyük devlerinden AB ile bütünleşme stratejisinin merkezine yerleştirdiğini gösteriyor.

Kapsam neden bu kadar geniş?

Anlaşmanın en dikkat çekici yönü, kapsamının şimdiye kadarki serbest ticaret anlaşmalarının çok ötesine geçmesi. Mal ticaretinde gümrük vergilerinin büyük ölçüde kaldırılması, hizmet ticaretinde karşılıklı açılımlar, yatırımların teşvik edilmesi ve hatta iş gücü hareketliliğine ilişkin düzenlemeler aynı çerçevede ele alınıyor.

Hindistan, AB menşeli ürünlerin yüzde 90’ından fazlasında gümrük vergilerini kademeli olarak sıfırlamayı bu anlaşma ile kabul ediyor. Otomobillerde yüzde 110’a varan vergilerin önce yüzde 10’a düşürülmesi, ardından belirli kotalar dahilinde sıfırlanması; makine, kimya ve ilaç sektörlerinde yüksek tarifelerin kaldırılması, Avrupa sanayisi açısından Hindistan pazarını bugüne kadar olmadığı kadar erişilebilir hale getirecek.

Özellikle yeşil dönüşümle birlikte can çekilen Avrupa içten yanmalı otomotiv endüstrisi için kapılarını açan Hindistan pazarı bir can suyu olacak. Bu bakımdan Avrupalı otomotiv üreticileri anlaşmayı kendileri açısından çok olumlu buluyor.

AB tarafı bu anlaşma çerçevesinde Hindistan menşeli ürünlerin büyük bölümüne düşük tarifeli ya da gümrüksüz erişim sağlayacak. Tekstil, hazır giyim, deri, kimya, elektronik ve mücevher gibi emek yoğun sektörler Hindistan’ın Avrupa açılımında önde gelen sektörler.

Tarımda ise Avrupa’nın bam teli olan sığır eti, tavuk, pirinç ve şekere dokunulmayacak, bu sektörler anlaşma dışında tutularak Avrupa’nın uzun vadeli stratejisi ve iç dengeleri korunmaya devam edecek.

Küresel ticaret dengelerinde değişen ne?

Bu serbest ticaret anlaşması, Çin’e aşırı bağımlı tedarik zincirlerine alternatif yaratmayı hedefleyen “Çin+1” stratejisinin en güçlü halkalarından biri olarak değerlendirilebilir. Hindistan, büyük iç pazarı, genç nüfusu ve ölçek ekonomisiyle Avrupa sermayesi ve teknolojisi için giderek daha cazip bir üretim ve hizmet üssü ve artan Çin bağımlılığına karşın iyi bir alternatif haline geliyor.

Aynı zamanda anlaşma, ABD’nin korumacı ticaret politikalarına karşı Avrupa’nın geliştirdiği yumuşak ama sistematik bir karşı duruşu temsil ediyor. Çok taraflılık ve kurallı ticaret vurgusu, bu nedenle anlaşmanın ticari getirilerinden bağımsız olarak politik mesajı olarak paylaşılıyor.

Türkiye bu anlaşmayı nasıl okumalı?

Türkiye açısından birinci sorun, AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın içeriğinden ziyade Türkiye’nin bu anlaşmanın tarafı olmaması, ancak anlaşma sonuçlarından etkilenecek olması.

Türkiye–AB Gümrük Birliği anlaşması, sanayi ürünlerinde serbest dolaşım sağlasa da Türkiye’yi AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının karar mekanizmasının dışında bırakıyor. Bu durum, Türkiye’yi uzun süredir “masada olmayan ama sonuçlarına katlanan” bir aktör konumuna itmiş durumda.

Gümrük Birliği nedeniyle Türkiye, AB üzerinden gelen Hindistan menşeli ürünlere karşı gümrük vergisi uygulayamayacak. Buna karşın Hindistan ve Türkiye arasında bir serbest ticaret anlaşması olmadığı için Türk firmaları Hint pazarına gümrüksüz bir erişim elde edemeyecek. Bu asimetrik yapı, Türkiye açısından ticaret sapması ve rekabet dezavantajı riski yaratıyor. Özellikle tekstil ve hazır giyim, otomotiv yan sanayi, kimya, ilaç ile makine ve elektrikli ekipman sektörleri bu baskıyı daha yoğun hissedeceğe benziyor.

Türkiye’nin Avrupa’ya coğrafi yakınlığı önemli bir avantaj olsa da, lojistik altyapı güçlendirilmediği ve taşıma maliyetleri düşürülmediği sürece Hindistan’ın düşük maliyetli ve ölçek ekonomisine dayalı üretimi AB pazarında bu ülkeyi Türkiye’ye göre daha güçlü bir alternatif tedarik merkezi haline getirebilir.

Bu noktada Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın yaklaşımı dikkat çekici. Bolat, anlaşmanın Türkiye açısından kısa vadede dramatik bir pazar kaybı yaratacağı yönündeki yorumlara katılmıyor. Buna göre, Hindistan’ın ihracat kompozisyonu ve AB’nin Hindistan’a zaten uyguladığı düşük tarifeler dikkate alındığında, anlaşmanın esasen AB’den Hindistan’a doğru bir pazar açılımı sağlayacağı söylenebilir.

Gümrük Birliği, Türkiye’ye bugün hâlâ belirli avantajlar sağlıyor. Teknik mevzuata uyum, üretim süreçlerinin entegrasyonu ve coğrafi yakınlık gibi nedenler Türkiye’yi AB için hâlâ önemli bir tedarik ortağı olarak koruyor. Ancak yeşil ve dijital dönüşüm, sınırda karbon düzenlemesi ve AB’nin Hindistan, MERCOSUR ve diğer ülkelerle imzaladığı her yeni serbest ticaret anlaşması, Türkiye’nin AB’deki ayrıcalıklı konumunu aşındırıyor.

Türkiye yıllardır Gümrük Birliği Anlaşmasını yenilemek ve AB’ye tam üye olmak için görüşmeler yapıyor. Gümrük Birliği gelişen şartlara göre güncellenmediği sürece, Türkiye açısından dış ticarette ciddi sorunlar yaşanabilir.

Hangi sektörlerimiz daha hassas?

AB-Hindistan serbest ticaret anlaşması sonucunda Türkiye’nin bazı sektörleri diğerlerine kıyasla daha kırılgan görünüyor. Tekstil ve hazır giyim, bunların başında geliyor. Hindistan’ın düşük işçilik maliyetleri, güçlü pamuk ve iplik altyapısı ve ölçek avantajı, AB pazarında Türk üreticiler için ciddi bir rekabet baskısı oluşturabilir. Zaten iç politikalar, yüksek maliyetler ve daralan talep nedeniyle zorlanan sektör için bu rekabet zorlayıcı olabilir.

Diğer yandan otomotiv ve otomotiv yan sanayi, Türkiye’nin AB’ye ihracatında lokomotif konumda. Hindistan’ın otomotiv ve parça ihracatında AB pazarında elde edeceği avantajlar, özellikle elektrikli araçlar ve komponentler alanında rekabeti sertleştirebilir.

Makine, kimya ve ilaç sektörlerinde ise Hindistan’ın hızla ölçeklenme potansiyeli, orta vadede fiyat ve pazar payı baskısını artırabilir. Çelik ve baz metaller, Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) ile birlikte yalnızca fiyat değil, sürdürülebilirlik kriterleri üzerinden de daha zorlu bir rekabet ortamına gireceğe benziyor.

Felaket mi, uyarı mı?

AB–Hindistan STA’sını Türkiye için büyük bir felaket olarak nitelemek gerçekçi olmaz. Ancak bu anlaşmayı sıradan bir gelişme olarak görmek de ciddi bir yanılgı olur.

Asıl mesele, sadece bu anlaşma değil, Türkiye’nin AB’nin hızla genişleyen ticaret ağı karşısında masada olmayan ancak sonuçlardan doğrudan etkilenen bir partner olması.

Gümrük Birliği’nin güncellenmesi artık Türkiye açısından en önemli ve acil başlıklardan biri olmak zorunda. Hizmetler, tarım, kamu alımları ve dijital ticaretin kapsam dışında kaldığı mevcut yapı, Türkiye’yi AB’nin imzaladığı her yeni ticaret anlaşmasında daha dezavantajlı bir konuma sürüklüyor ve AB ile ticaret yapan sektörleri kara kara düşündürtüyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 3 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

Elif Nuroğlu
Elif Nuroğlu
Prof. Dr. Elif Nuroğlu - 2012 yılından bu yana Türk-Alman Üniversitesi’nde görev yapıyor. Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde İşletme lisans ve yüksek lisansı (2004), Viyana Üniversitesi’nde İktisat Doktorası (2010) yaptı. Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nde asistanlık ve öğretim üyeliği yaptı. Akademik çalışmaları uluslararası iktisat, yerçekimi modeli, ampirik uluslararası ticaret, ekonometrik modellemeler, Balkanlar ve Endüstri 4.0 konularında yoğunlaşıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x