Bosna’nın ateşi bir kez daha bölgeyi yakabilir

Dünyanın çivisinin çıkmasından Balkanlar da nasibini aldı. Bosna-Hersek’te ayrılıkçı Sırpların çıkardığı gerginlik büyüyor. Ülke bölünmeye mi gidiyor? Kim nasıl tavır alıyor? Türkiye’ye ve uluslararası topluma düşen sorumluluk ne? Doç. Dr. Ahmet Erdi Öztürk yazdı.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın ikinci defa Oval Ofis’e geçmesi ile dünyanın farklı yerlerinde Pandora’nın kutusu aniden açıldı. Birden fazla ve de birbirleriyle farklı ortamlarda çatışan kutuplar kendi etki alanlarını arttırmak için yeni jeopolitik mücadeleler içerisine girdiler. Kuşkusuz iki dünya savaşının patlak verdiği, farklı etnik yapıların var olduğu ve çok çeşitli dinlerin egemenliğini sürdürdüğü Balkanlar da bu sarsıntılardan nasibini almaya başladı.

Elbette, yüksek düzeyde kırılganlığa sahip olan Balkanların dünyada yaşanan depremlerden etkilenmeyeceğini düşünmek en kibar tabiri ile naiflik olurdu. İlk patlak ise en problemli ülkelerden birisi olan Bosna Hersek’te, Sırbistan ve Rusya’nın dolaylı etkisi ile Mart ortasında meydana geldi ve hâlâ devam ediyor. Yaşananlar sadece Rusya, Sırbistan ya da Batı Avrupa’yı değil, bölgede ciddi bir etkisi olan Türkiye’yi de etkiliyor.  İlerleyen günler çok farklı gelişmelere gebe olabilir.

Bosna’nın kendine has yapısı

Bosna’da bugün yaşananların kökeninde 1995 Dayton Anlaşması var. Bosna Savaşı’nı sona erdiren ve Bosna-Hersek’in siyasi yapısını belirleyen bir barış anlaşması olan Dayton Anlaşması, ülkeyi iki entiteye böldü: Bosna-Hersek Federasyonu (Boşnak ve Hırvatların kontrolünde) ve Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska). Bu entiteler kendi yönetimlerine sahip. Dayton Anlaşması, aynı zamanda zayıf bir merkezi hükümet oluşturdu. Bu yapı, etnik dengeyi koruma amacı taşısa da günümüzde Bosna-Hersek’in siyasi istikrarsızlığının temel kaynağı haline gelmeye başladı.

Zira, Sırp Cumhuriyeti’nin Başkanı Milorad Dodik, uzun süredir Bosna-Hersek’ten ayrılma söylemleriyle dikkat çeken bir figür. Rusya’ya yakınlığı ve ayrılıkçı politikaları nedeniyle Batı ile sık sık karşı karşıya geliyor. Avrupa Birliği ve ABD, Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğüne zarar verecek adımlara karşı yaptırımları artırabileceklerini belirtiyor.

Bosna’da ne oldu?

Nitekim, 14 Mart’ta Bosna-Hersek’teki iki entiteden biri olan Sırp Cumhuriyeti’nin (Republika Srpska) ulusal meclisi, Dodik tarafından sunulan yeni anayasa taslağını kabul etti. Bu taslak, Bosna-Hersek anayasasına aykırı maddeler içerdiği gerekçesiyle büyük tartışmalara yol açtı. Taslak, Sırp Cumhuriyeti’nin merkezi Bosna-Hersek devlet kurumlarından daha bağımsız hareket etmesini sağlayacak hükümler barındırıyor. Bu durum, Bosna’nın toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini tehdit eden bir girişim.

Bosna-Hersek Anayasa Mahkemesi, daha de önce Sırp Cumhuriyeti’nin merkezi hükümetten bağımsız yasalar çıkarma girişimlerini iptal etmişti. Ancak Dodik ve yönetimi, bu kararları tanımayarak Sırp Cumhuriyeti’nin bağımsız hareket etme hakkını savunmaya devam ediyor.

Bu sefer de Bosna-Hersek Savcılığı, Dodik ve bazı yardımcılarının anayasal düzeni baltalamaya çalıştıkları ve mahkeme celbine uymadıkları gerekçesiyle tutuklanmalarına karar verdi. Ancak Dodik, tutuklama kararını reddederek, bunun siyasi bir hareket olduğunu ve Avrupa Birliği’nin Bosna’daki barış gücü EUFOR’un varlığının uzatılmasına karşı BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya’nın vetosunu talep edeceğini açıkladı.

Dodik’in tutuklanması konusunda avukatı, Bosna mahkemelerinin meşruiyetini reddederek, Dodik’in bu yargılamaları geçersiz gördüğünü belirtti. Bu, Bosna’da hukukun üstünlüğü ve anayasal düzenin ciddi şekilde zedelendiği bir durumu ortaya koyuyor. Dodik ve Sırp Cumhuriyeti Ulusal Meclisi, Sırp kontrolündeki özerk cumhuriyetin özerkliğini savunarak, anayasa değişikliği girişimlerine devam ediyor. Ancak bu eylemler, Bosna’daki diğer etnik gruplar ve uluslararası toplum tarafından büyük bir endişeyle izleniyor.

Geçtiğimiz aylarda ABD, Dodik’in eylemlerini kınayarak yaptırımlar uygulamış ve Bosna’nın parçalanmasını istemediğini belirtmişti. ABD Senatosu üyeleri, Bosna’da daha fazla kötüye gitme riski olduğunu vurgulamış ve Dodik’in eylemlerinin Bosna’nın toprak bütünlüğüne tehdit oluşturduğunu ifade etmişti.

Şu çok açık, Dodik Rusya ve Sırbistan’dan aldığı destekle hareket ediyor. Bu da Bosna-Hersek’in demokratik geleceği açısından tehlikeli bir gelişme. Büyüyen krizle birlikte, Bosna’da güvenliği sağlamak adına Avrupa Birliği’nin barış gücü EUFOR’a ek askerler gönderildi ki bu da durumun ciddiyetini bizlere anlatıyor.

Gerginliğe Türkiye ve Macaristan da dahil olur mu?

Bosna’da artan istikrarsızlık, bölgesel bir huzursuzluğu tetikleme potansiyeline sahip. Bu huzursuzluk Macaristan ile Türkiye’yi de içine çekebilir. Zira, Macaristan, Başbakan Viktor Orbán liderliğinde Balkanlar’da nüfuzunu artırmaya yönelik adımlar atıyor. Özellikle ekonomik yatırımlar ve Sırp yönetimiyle kurduğu yakın ilişkiler sayesinde bölgede etkin bir aktör olmaya çalışıyor. Orbán hükümeti, Dodik’in ayrılıkçı söylemlerine destek vermekle kalmıyor, aynı zamanda Sırbistan ve Rusya ile stratejik bağlarını güçlendirmeye devam ediyor. Bu bağlamda, Macaristan’ın Bosna’daki mevcut gerginlikleri kullanarak bölgede nüfuzunu artırmak için harekete geçmesi olası.

Türkiye’nin rolüyse çok daha farklı bir eksende ilerliyor. Türkiye, bölgedeki mevcut dengelerin korunmasında kritik bir rol oynuyor ve her dış güç için caydırıcı bir faktör olma niteliğini sürdürüyor. Türkiye’nin Bosna’nın toprak bütünlüğüne verdiği destek, yalnızca diplomatik söylemlerle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda ekonomik ve siyasi desteği de içeriyor. NATO üyesi olarak Ankara, Bosna’da herhangi bir ayrılıkçı hareketin kontrolsüz bir şekilde büyümesine karşı güçlü bir denge unsuru olmaya devam ediyor. Bu nedenle, Türkiye’nin varlığı bölgedeki gerilimi artıracak değil, tersine istikrar sağlayacak bir unsur olarak görülmeli.

Türkiye’nin kritik sorumluluğu ve tarihi misyonu

Bosna-Hersek’te yaşanan son kriz, yalnızca yerel bir siyasi gerilim değil, aynı zamanda bölgenin tarihsel dinamikleri ve uluslararası güç dengeleri açısından da büyük bir önem taşıyor. Türkiye, Osmanlı mirası ve bölgedeki kültürel bağları nedeniyle Bosna’nın istikrarına duyarsız kalamayacak bir aktör ve dahası bölgedeki çıkar grupları ile de hep etkileşim halinde.

Şu noktanın mutlaka altını çizmek gerek: 1990’ların başında yaşanan Bosna Savaşı sırasında Türkiye, diplomatik girişimlerle barışın sağlanması için çaba göstermiş ve savaş sonrası süreçte Bosna-Hersek’in yeniden inşasına yönelik ciddi katkılar sunmuştu. Türkiye, Dayton Anlaşması’nın uygulanmasında da aktif bir rol alarak Bosna’nın toprak bütünlüğünün korunmasına destek verdi ve tarihsel dönemeçlerde de bu desteğini sürdürüyor. Kuşkusuz şu an için Türkiye’nin iç meseleleri ve de dış politikasındaki pragmatizm Türkiye’nin güvenilir bir aktör olmaktan çok ihtiyaç duyulan bir aktör konumuna sürüklese de Türkiye Bosna-Hersek için her zaman yeri doldurulamayacak bir aktör.

Bu bağlamda, kimi dönemsel sapmalara karşın günümüzde Türkiye’nin Bosna politikasının temel taşlarından biri de bölgedeki barış ve düzeni desteklemek. Bu bağlamda, bölgeden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay geçtiğimiz günlerde TRT’ye verdiği demeçlerde, Bosna’daki siyasal istikrarın Türkiye için olmazsa olmaz olduğunun altını çizdi ve Bosna-Hersek’teki dengeleri koruma noktasında kritik bir rol üstlenmeye hazır olduklarını belirtti. Bozay, Türkiye’nin Bosna’da hem siyasi hem ekonomik anlamda güçlü bir destekçi olduğunu ve bölgenin istikrarsızlığa sürüklenmesine izin vermeyeceklerini ifadelerine ekledi.

Kuşkusuz, Bosna-Hersek’teki son gelişmeler, Türkiye’nin sorumluluğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Osmanlı’dan bu yana süregelen tarihsel bağların yanı sıra Türkiye’nin modern diplomasi anlayışı, bölgedeki krizin tırmanmasını önleyebilecek önemli unsurlar arasında yer alıyor. Türkiye’nin Bosna’daki denge ve düzeni destekleme çabaları, yalnızca bölgesel barışı sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası alandaki etkinliğini pekiştiren stratejik bir hamle olacaktır. Bosna’da oluşabilecek yeni bir kriz yalnızca bölgeyi değil, Avrupa’nın güvenlik mimarisini de sarsacak bir tehdit haline gelebilir. Bu nedenle de mekik diplomasisi yapabilen bir Türkiye önemli bir aktör olma potansiyeline de sahip.

Konuyu es geçmenin maliyeti büyük olabilir

Bosna-Hersek, küresel güvenlik dengeleri açısından asla göz ardı edilmemesi gereken bir bölge.

Dünyanın halihazırda Ukrayna’da süregelen savaş, Gazze’de yaşanan insani kriz, Suriye’de devam eden istikrarsızlık ve diğer çatışma bölgelerindeki gerilimlerle mücadele ettiği bir dönemde, Balkanlar’da yeni bir krizin patlak vermesi dünya düzeni için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Bosna’da artan gerilim, bölgedeki eski etnik fay hatlarını derinleştirme riski taşırken, Avrupa’nın göbeğinde yeni bir çatışma dalgasına yol açabilir.

1990’ların başındaki Bosna Savaşı, uluslararası toplumun geç müdahalesinin nelere mal olabileceğini gösteren en acı örneklerden biri. Bugün benzer bir senaryonun yaşanmasına izin vermemek için başta Türkiye olmak üzere uluslararası aktörlerin sorumluluk alması zorunlu.

Türkiye’nin bölgedeki istikrarı destekleyen çabaları, yalnızca Bosna’nın toprak bütünlüğünü değil, aynı zamanda Avrupa’nın uzun vadeli güvenliğini de doğrudan etkiliyor. Dünya yeni bir çatışmaya daha hazır değil ve Bosna’da oluşacak bir istikrarsızlık, yalnızca bölgeyi değil, küresel barış düzenini de derinden sarsabilir. Bu nedenle Bosna, uluslararası diplomasinin daima öncelikli meselelerinden biri olmalı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 2 Nisan 2025’te yayımlanmıştır.

Ahmet Erdi Öztürk
Ahmet Erdi Öztürk
Kıdemli Doçent Dr. Ahmet Erdi Öztürk, Birleşik Krallık’ta bulunan London Metropolitan Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesidir. Aynı zamanda Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (IFEA)‘nde misafir araştırmacı (Chercheur Associé) ve Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı (ELIAMEP) Türkiye Programı’nda kıdemli araştırmacı olarak görev yapmaktadır. Edinburgh University Press’in Modern Türkiye Serisi’nin ortak editörlüğünü yürüten Öztürk, aynı zamanda Middle East Critique ve South East European and Black Sea Studies dergilerinin yardımcı editörlüğünü, International Journal of Religion dergisinin ise editörlüğünü üstlenmektedir. Doçent Dr. Ahmet Erdi Öztürk daha önce Marie Sklodowska-Curie bursiyeri olarak Birleşik Krallık’taki Coventry Üniversitesi ve Almanya’daki GIGA’da çalışmıştır. Ayrıca İsveç’te Linköping Üniversitesi Göç, Etnisite ve Toplum Araştırmaları Enstitüsü (REMESO)’nda İsveç Enstitüsü doktora öncesi ve sonrası bursiyeri, ABD’de Notre Dame Üniversitesi Kroc Uluslararası Barış Çalışmaları Enstitüsü’nde misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. Türkiye ve İspanya’da hem nicel hem de nitel yüksek lisans programlarını tamamladıktan sonra, 2018 yılında Strasbourg Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi alanındaki doktorasını bölüm tarihinin en yüksek takdir derecesiyle bitirmiştir. Doçent Dr. Ahmet Erdi Öztürk, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında en yüksek etki faktörüne sahip Q1 kategorisindeki hakemli dergilerde 61 akademik makale yayımlamıştır. 27 kitap bölümü yazmış, din ve küresel siyaset ile Türkiye dış politikası üzerine 9 özel sayı editörlüğünü üstlenmiş ve editör, ortak yazar ya da tek yazar olarak 9 akademik kitabı yayımlanmıştır. Ayrıca 150’den fazla uluslararası gazete makalesi kaleme almış, BBC, CNN International ve France 24 başta olmak üzere küresel medya kuruluşlarına 100’un üzerinde röportaj vermiştir. Araştırmalarını paylaşması için Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı, Almanya ve İsveç Dışişleri Bakanlıkları ile dünyanın dört bir yanındaki büyükelçilikler dahil olmak üzere 90’in üzerinde üniversite, araştırma merkezi ve resmi kuruma davet edilmiştir. Çok sayıda ödüle layık görülen Öztürk, ilk büyük ödülünü 2020 yılında London Metropolitan Üniversitesi’nden “Üstün Genç Araştırmacı Ödülü” olarak almıştır. Ardından 2021 yılında Marie Curie bursiyeri olduğu dönemde Coventry Üniversitesi’nden “Seçkin Akademisyen Ödülü” kazanmıştır. En prestijli sosyal bilimler derneklerinden biri olan, 10.000’den fazla üyesi bulunan International Studies Association (ISA) tarafından da küresel çapta ödüllere layık görülmüştür. 2021’den 2023’e kadar ENMISA ve REL bölümlerinin “Seçkin Yükselen Akademisyen Ödülü” almıştır. Son olarak 2024 yılında Londra merkezli Centre for Turkiye Studies merkezinin “Yılın Akademisyeni” ödülüne layık görülmüştür.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Bosna’nın ateşi bir kez daha bölgeyi yakabilir

Dünyanın çivisinin çıkmasından Balkanlar da nasibini aldı. Bosna-Hersek’te ayrılıkçı Sırpların çıkardığı gerginlik büyüyor. Ülke bölünmeye mi gidiyor? Kim nasıl tavır alıyor? Türkiye’ye ve uluslararası topluma düşen sorumluluk ne? Doç. Dr. Ahmet Erdi Öztürk yazdı.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın ikinci defa Oval Ofis’e geçmesi ile dünyanın farklı yerlerinde Pandora’nın kutusu aniden açıldı. Birden fazla ve de birbirleriyle farklı ortamlarda çatışan kutuplar kendi etki alanlarını arttırmak için yeni jeopolitik mücadeleler içerisine girdiler. Kuşkusuz iki dünya savaşının patlak verdiği, farklı etnik yapıların var olduğu ve çok çeşitli dinlerin egemenliğini sürdürdüğü Balkanlar da bu sarsıntılardan nasibini almaya başladı.

Elbette, yüksek düzeyde kırılganlığa sahip olan Balkanların dünyada yaşanan depremlerden etkilenmeyeceğini düşünmek en kibar tabiri ile naiflik olurdu. İlk patlak ise en problemli ülkelerden birisi olan Bosna Hersek’te, Sırbistan ve Rusya’nın dolaylı etkisi ile Mart ortasında meydana geldi ve hâlâ devam ediyor. Yaşananlar sadece Rusya, Sırbistan ya da Batı Avrupa’yı değil, bölgede ciddi bir etkisi olan Türkiye’yi de etkiliyor.  İlerleyen günler çok farklı gelişmelere gebe olabilir.

Bosna’nın kendine has yapısı

Bosna’da bugün yaşananların kökeninde 1995 Dayton Anlaşması var. Bosna Savaşı’nı sona erdiren ve Bosna-Hersek’in siyasi yapısını belirleyen bir barış anlaşması olan Dayton Anlaşması, ülkeyi iki entiteye böldü: Bosna-Hersek Federasyonu (Boşnak ve Hırvatların kontrolünde) ve Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska). Bu entiteler kendi yönetimlerine sahip. Dayton Anlaşması, aynı zamanda zayıf bir merkezi hükümet oluşturdu. Bu yapı, etnik dengeyi koruma amacı taşısa da günümüzde Bosna-Hersek’in siyasi istikrarsızlığının temel kaynağı haline gelmeye başladı.

Zira, Sırp Cumhuriyeti’nin Başkanı Milorad Dodik, uzun süredir Bosna-Hersek’ten ayrılma söylemleriyle dikkat çeken bir figür. Rusya’ya yakınlığı ve ayrılıkçı politikaları nedeniyle Batı ile sık sık karşı karşıya geliyor. Avrupa Birliği ve ABD, Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğüne zarar verecek adımlara karşı yaptırımları artırabileceklerini belirtiyor.

Bosna’da ne oldu?

Nitekim, 14 Mart’ta Bosna-Hersek’teki iki entiteden biri olan Sırp Cumhuriyeti’nin (Republika Srpska) ulusal meclisi, Dodik tarafından sunulan yeni anayasa taslağını kabul etti. Bu taslak, Bosna-Hersek anayasasına aykırı maddeler içerdiği gerekçesiyle büyük tartışmalara yol açtı. Taslak, Sırp Cumhuriyeti’nin merkezi Bosna-Hersek devlet kurumlarından daha bağımsız hareket etmesini sağlayacak hükümler barındırıyor. Bu durum, Bosna’nın toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini tehdit eden bir girişim.

Bosna-Hersek Anayasa Mahkemesi, daha de önce Sırp Cumhuriyeti’nin merkezi hükümetten bağımsız yasalar çıkarma girişimlerini iptal etmişti. Ancak Dodik ve yönetimi, bu kararları tanımayarak Sırp Cumhuriyeti’nin bağımsız hareket etme hakkını savunmaya devam ediyor.

Bu sefer de Bosna-Hersek Savcılığı, Dodik ve bazı yardımcılarının anayasal düzeni baltalamaya çalıştıkları ve mahkeme celbine uymadıkları gerekçesiyle tutuklanmalarına karar verdi. Ancak Dodik, tutuklama kararını reddederek, bunun siyasi bir hareket olduğunu ve Avrupa Birliği’nin Bosna’daki barış gücü EUFOR’un varlığının uzatılmasına karşı BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya’nın vetosunu talep edeceğini açıkladı.

Dodik’in tutuklanması konusunda avukatı, Bosna mahkemelerinin meşruiyetini reddederek, Dodik’in bu yargılamaları geçersiz gördüğünü belirtti. Bu, Bosna’da hukukun üstünlüğü ve anayasal düzenin ciddi şekilde zedelendiği bir durumu ortaya koyuyor. Dodik ve Sırp Cumhuriyeti Ulusal Meclisi, Sırp kontrolündeki özerk cumhuriyetin özerkliğini savunarak, anayasa değişikliği girişimlerine devam ediyor. Ancak bu eylemler, Bosna’daki diğer etnik gruplar ve uluslararası toplum tarafından büyük bir endişeyle izleniyor.

Geçtiğimiz aylarda ABD, Dodik’in eylemlerini kınayarak yaptırımlar uygulamış ve Bosna’nın parçalanmasını istemediğini belirtmişti. ABD Senatosu üyeleri, Bosna’da daha fazla kötüye gitme riski olduğunu vurgulamış ve Dodik’in eylemlerinin Bosna’nın toprak bütünlüğüne tehdit oluşturduğunu ifade etmişti.

Şu çok açık, Dodik Rusya ve Sırbistan’dan aldığı destekle hareket ediyor. Bu da Bosna-Hersek’in demokratik geleceği açısından tehlikeli bir gelişme. Büyüyen krizle birlikte, Bosna’da güvenliği sağlamak adına Avrupa Birliği’nin barış gücü EUFOR’a ek askerler gönderildi ki bu da durumun ciddiyetini bizlere anlatıyor.

Gerginliğe Türkiye ve Macaristan da dahil olur mu?

Bosna’da artan istikrarsızlık, bölgesel bir huzursuzluğu tetikleme potansiyeline sahip. Bu huzursuzluk Macaristan ile Türkiye’yi de içine çekebilir. Zira, Macaristan, Başbakan Viktor Orbán liderliğinde Balkanlar’da nüfuzunu artırmaya yönelik adımlar atıyor. Özellikle ekonomik yatırımlar ve Sırp yönetimiyle kurduğu yakın ilişkiler sayesinde bölgede etkin bir aktör olmaya çalışıyor. Orbán hükümeti, Dodik’in ayrılıkçı söylemlerine destek vermekle kalmıyor, aynı zamanda Sırbistan ve Rusya ile stratejik bağlarını güçlendirmeye devam ediyor. Bu bağlamda, Macaristan’ın Bosna’daki mevcut gerginlikleri kullanarak bölgede nüfuzunu artırmak için harekete geçmesi olası.

Türkiye’nin rolüyse çok daha farklı bir eksende ilerliyor. Türkiye, bölgedeki mevcut dengelerin korunmasında kritik bir rol oynuyor ve her dış güç için caydırıcı bir faktör olma niteliğini sürdürüyor. Türkiye’nin Bosna’nın toprak bütünlüğüne verdiği destek, yalnızca diplomatik söylemlerle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda ekonomik ve siyasi desteği de içeriyor. NATO üyesi olarak Ankara, Bosna’da herhangi bir ayrılıkçı hareketin kontrolsüz bir şekilde büyümesine karşı güçlü bir denge unsuru olmaya devam ediyor. Bu nedenle, Türkiye’nin varlığı bölgedeki gerilimi artıracak değil, tersine istikrar sağlayacak bir unsur olarak görülmeli.

Türkiye’nin kritik sorumluluğu ve tarihi misyonu

Bosna-Hersek’te yaşanan son kriz, yalnızca yerel bir siyasi gerilim değil, aynı zamanda bölgenin tarihsel dinamikleri ve uluslararası güç dengeleri açısından da büyük bir önem taşıyor. Türkiye, Osmanlı mirası ve bölgedeki kültürel bağları nedeniyle Bosna’nın istikrarına duyarsız kalamayacak bir aktör ve dahası bölgedeki çıkar grupları ile de hep etkileşim halinde.

Şu noktanın mutlaka altını çizmek gerek: 1990’ların başında yaşanan Bosna Savaşı sırasında Türkiye, diplomatik girişimlerle barışın sağlanması için çaba göstermiş ve savaş sonrası süreçte Bosna-Hersek’in yeniden inşasına yönelik ciddi katkılar sunmuştu. Türkiye, Dayton Anlaşması’nın uygulanmasında da aktif bir rol alarak Bosna’nın toprak bütünlüğünün korunmasına destek verdi ve tarihsel dönemeçlerde de bu desteğini sürdürüyor. Kuşkusuz şu an için Türkiye’nin iç meseleleri ve de dış politikasındaki pragmatizm Türkiye’nin güvenilir bir aktör olmaktan çok ihtiyaç duyulan bir aktör konumuna sürüklese de Türkiye Bosna-Hersek için her zaman yeri doldurulamayacak bir aktör.

Bu bağlamda, kimi dönemsel sapmalara karşın günümüzde Türkiye’nin Bosna politikasının temel taşlarından biri de bölgedeki barış ve düzeni desteklemek. Bu bağlamda, bölgeden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay geçtiğimiz günlerde TRT’ye verdiği demeçlerde, Bosna’daki siyasal istikrarın Türkiye için olmazsa olmaz olduğunun altını çizdi ve Bosna-Hersek’teki dengeleri koruma noktasında kritik bir rol üstlenmeye hazır olduklarını belirtti. Bozay, Türkiye’nin Bosna’da hem siyasi hem ekonomik anlamda güçlü bir destekçi olduğunu ve bölgenin istikrarsızlığa sürüklenmesine izin vermeyeceklerini ifadelerine ekledi.

Kuşkusuz, Bosna-Hersek’teki son gelişmeler, Türkiye’nin sorumluluğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Osmanlı’dan bu yana süregelen tarihsel bağların yanı sıra Türkiye’nin modern diplomasi anlayışı, bölgedeki krizin tırmanmasını önleyebilecek önemli unsurlar arasında yer alıyor. Türkiye’nin Bosna’daki denge ve düzeni destekleme çabaları, yalnızca bölgesel barışı sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası alandaki etkinliğini pekiştiren stratejik bir hamle olacaktır. Bosna’da oluşabilecek yeni bir kriz yalnızca bölgeyi değil, Avrupa’nın güvenlik mimarisini de sarsacak bir tehdit haline gelebilir. Bu nedenle de mekik diplomasisi yapabilen bir Türkiye önemli bir aktör olma potansiyeline de sahip.

Konuyu es geçmenin maliyeti büyük olabilir

Bosna-Hersek, küresel güvenlik dengeleri açısından asla göz ardı edilmemesi gereken bir bölge.

Dünyanın halihazırda Ukrayna’da süregelen savaş, Gazze’de yaşanan insani kriz, Suriye’de devam eden istikrarsızlık ve diğer çatışma bölgelerindeki gerilimlerle mücadele ettiği bir dönemde, Balkanlar’da yeni bir krizin patlak vermesi dünya düzeni için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Bosna’da artan gerilim, bölgedeki eski etnik fay hatlarını derinleştirme riski taşırken, Avrupa’nın göbeğinde yeni bir çatışma dalgasına yol açabilir.

1990’ların başındaki Bosna Savaşı, uluslararası toplumun geç müdahalesinin nelere mal olabileceğini gösteren en acı örneklerden biri. Bugün benzer bir senaryonun yaşanmasına izin vermemek için başta Türkiye olmak üzere uluslararası aktörlerin sorumluluk alması zorunlu.

Türkiye’nin bölgedeki istikrarı destekleyen çabaları, yalnızca Bosna’nın toprak bütünlüğünü değil, aynı zamanda Avrupa’nın uzun vadeli güvenliğini de doğrudan etkiliyor. Dünya yeni bir çatışmaya daha hazır değil ve Bosna’da oluşacak bir istikrarsızlık, yalnızca bölgeyi değil, küresel barış düzenini de derinden sarsabilir. Bu nedenle Bosna, uluslararası diplomasinin daima öncelikli meselelerinden biri olmalı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 2 Nisan 2025’te yayımlanmıştır.

Ahmet Erdi Öztürk
Ahmet Erdi Öztürk
Kıdemli Doçent Dr. Ahmet Erdi Öztürk, Birleşik Krallık’ta bulunan London Metropolitan Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesidir. Aynı zamanda Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (IFEA)‘nde misafir araştırmacı (Chercheur Associé) ve Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı (ELIAMEP) Türkiye Programı’nda kıdemli araştırmacı olarak görev yapmaktadır. Edinburgh University Press’in Modern Türkiye Serisi’nin ortak editörlüğünü yürüten Öztürk, aynı zamanda Middle East Critique ve South East European and Black Sea Studies dergilerinin yardımcı editörlüğünü, International Journal of Religion dergisinin ise editörlüğünü üstlenmektedir. Doçent Dr. Ahmet Erdi Öztürk daha önce Marie Sklodowska-Curie bursiyeri olarak Birleşik Krallık’taki Coventry Üniversitesi ve Almanya’daki GIGA’da çalışmıştır. Ayrıca İsveç’te Linköping Üniversitesi Göç, Etnisite ve Toplum Araştırmaları Enstitüsü (REMESO)’nda İsveç Enstitüsü doktora öncesi ve sonrası bursiyeri, ABD’de Notre Dame Üniversitesi Kroc Uluslararası Barış Çalışmaları Enstitüsü’nde misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. Türkiye ve İspanya’da hem nicel hem de nitel yüksek lisans programlarını tamamladıktan sonra, 2018 yılında Strasbourg Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi alanındaki doktorasını bölüm tarihinin en yüksek takdir derecesiyle bitirmiştir. Doçent Dr. Ahmet Erdi Öztürk, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında en yüksek etki faktörüne sahip Q1 kategorisindeki hakemli dergilerde 61 akademik makale yayımlamıştır. 27 kitap bölümü yazmış, din ve küresel siyaset ile Türkiye dış politikası üzerine 9 özel sayı editörlüğünü üstlenmiş ve editör, ortak yazar ya da tek yazar olarak 9 akademik kitabı yayımlanmıştır. Ayrıca 150’den fazla uluslararası gazete makalesi kaleme almış, BBC, CNN International ve France 24 başta olmak üzere küresel medya kuruluşlarına 100’un üzerinde röportaj vermiştir. Araştırmalarını paylaşması için Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı, Almanya ve İsveç Dışişleri Bakanlıkları ile dünyanın dört bir yanındaki büyükelçilikler dahil olmak üzere 90’in üzerinde üniversite, araştırma merkezi ve resmi kuruma davet edilmiştir. Çok sayıda ödüle layık görülen Öztürk, ilk büyük ödülünü 2020 yılında London Metropolitan Üniversitesi’nden “Üstün Genç Araştırmacı Ödülü” olarak almıştır. Ardından 2021 yılında Marie Curie bursiyeri olduğu dönemde Coventry Üniversitesi’nden “Seçkin Akademisyen Ödülü” kazanmıştır. En prestijli sosyal bilimler derneklerinden biri olan, 10.000’den fazla üyesi bulunan International Studies Association (ISA) tarafından da küresel çapta ödüllere layık görülmüştür. 2021’den 2023’e kadar ENMISA ve REL bölümlerinin “Seçkin Yükselen Akademisyen Ödülü” almıştır. Son olarak 2024 yılında Londra merkezli Centre for Turkiye Studies merkezinin “Yılın Akademisyeni” ödülüne layık görülmüştür.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x