Diego Garcia: Batmayan uçak gemisi, sürgünden üsse, üsten hedefe

İran’ın hedef aldığı, Hint Okyanusu’nda bulunan, ABD’nin de kullandığı İngiliz üssü Diego Garcia’nın hikayesi ne? İnsanların yaşadığı bir ada nasıl adım adım boşaltıldı, nasıl askeri bir merkeze dönüştürüldü? Dr. Muhammed Berdibek yazdı.

Muhtemelen Türk kamuoyu Diego Garcia adını ilk kez 2025’teki saldırılarda, özellikle İran ve İsrail arasında çıkan 12 günlük savaş sırasında duydu. Eğer daha önce kulağımıza çalındıysa bile, geniş kamuoyu için bu ada uzun süre görünmez kaldı. Bugün ise İran’ın bu adayı hedef almasını konuşuyoruz. Ama Diego Garcia’nın hikâyesi, son birkaç yılın çatışmalarından ibaret değil; çok daha eski, çok daha derin ve çok daha sert bir dönüşümün ürünü.

Çünkü Diego Garcia sıradan bir üs değil. Zamanla öyle bir noktaya evrildi ki, birçok askerî analizde “batmayan uçak gemisi” olarak tanımlanmaya başlandı. Sabit ama hareketli gibi davranan, bir ülkeye ait ama aynı zamanda hiçbir yere ait olmayan, okyanusun ortasında konumlanmış devasa bir savaş platformu.

Bu yüzden bugün yaşananları anlamak için sadece İran’ın attığı füzeye bakmak yetmez. Asıl mesele, bu adanın nasıl bir yerleşimden koparıldığı, nasıl sistemli biçimde boşaltıldığı ve nasıl adım adım bu “yüzen güç merkezi”ne dönüştürüldüğüdür. Diego Garcia’nın hikâyesi tam olarak burada başlar.

Sürgün edilen bir halkın adası nasıl üse dönüştü?

Hint Okyanusu’nda bulunan Diego Garcia ve çevresindeki Chagos Takımadaları uzun süre ıssız kaldı. 18. yüzyılda Fransızlar, Afrika’dan getirdikleri kölelerle adada ilk kalıcı yerleşimi kurdu. Bu insanlar zamanla kökleşti, kendi dilini, kültürünü ve yaşam düzenini oluşturdu. Bu ada yerli bir halkın değil, zorla getirilen insanların vatanı oldu.

Adanın yönetimi İngilizlere geçtiğinde, bu topluluk varlığını sürdürmeye devam etti. 20. yüzyılın ortasına gelindiğinde yaklaşık 1.500–2.000 kişilik bir nüfus, balıkçılık ve hindistancevizi üretimine dayalı, kendi kendine yeten bir hayat kurmuştu. Burası onlar için bir üs değil; doğdukları, yaşadıkları ve koparıldıkları yerdi.

Ancak 1960’larda Soğuk Savaş dengeleri bu küçük adayı bir anda küresel stratejinin merkezine yerleştirdi. ABD, Hint Okyanusu’nda Sovyetler’e karşı konumlanacak bir üs arıyordu ve seçilen yer Diego Garcia oldu. Ama bu seçimin açık bir şartı vardı: ada tamamen boş olmalıydı. Sorun açıktı: ada boş değildi. Çözüm daha da açıktı: ada boşaltılacaktı. Ancak bu dönüşüm yalnızca askerî bir planlama değildi. 1965’te İngiltere, Chagos Takımadaları’nı Mauritius’tan kopararak British Indian Ocean Territory (BIOT) adıyla ayrı ve özel bir idari yapıya dönüştürdü.

Bu adım, adanın klasik bir sömürge parçası olmaktan çıkarılıp doğrudan askerî ve stratejik amaçlara tahsis edilen bir alan hâline getirilmesinin ilk adımıydı. Yani Diego Garcia’nın bir üs hâline gelmesi, yalnızca sahada değil; önce hukuki zeminde hazırlanmış bir dönüşümdü.

İngiliz belgelerinde “Kalıcı nüfus yoktur” denilerek Chagoslular hukuken yok sayıldı. Ardından süreç sistematik biçimde ilerledi. Adadan ayrılanların geri dönmesine izin verilmedi, gıda ve ilaç akışı kesildi, ulaşım engellendi. İnsanlar adada adım adım sıkıştırıldı. 1971’de süreç sertleşti. Adadaki yüzlerce köpek askerî araçların egzoz gazıyla öldürüldü. Bu, yalnızca bir olay değil, açık bir mesajdı: artık burada kalamazsınız.

1973’e kadar olan süreçte insanlar zorla gemilere bindirildi. Erkekler yük gemilerinin güvertelerine, kadınlar ve çocuklar ise ambarlara yerleştirildi. Mauritius ve Seyşeller’e bırakıldılar. Çoğu doğduğu yeri bir daha hiç göremedi.

Ada boşaldıktan sonra her şey hızla değişti. Pistler inşa edildi, hangarlar kuruldu, radar ve lojistik sistemler yerleştirildi; Diego Garcia artık bir yerleşim değil, tam anlamıyla bir askerî makineye dönüşmüştü.

Uluslararası hukukta sonucu değiştirmeyen arayışlar

Bu süreç uluslararası hukukta da tartışıldı. 2019 yılında Uluslararası Adalet Divanı, İngiltere’nin Chagos Takımadaları üzerindeki egemenliğinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti ve adaların Mauritius’a iade edilmesi gerektiğini açıkladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da bu kararı destekledi. Ancak bu kararların sahada doğrudan bir karşılığı olmadı. Diego Garcia’daki askerî varlık devam etti ve ada fiilen aynı şekilde kullanılmayı sürdürdü.

Son yıllarda ada üzerindeki egemenlik tartışması yeniden alevlendi. Mauritius, Chagos’un kendisinden koparıldığını savunarak hak iddiasını sürdürdü. 2024’te İngiltere, adaların Mauritius’a devredileceğini açıkladı. Ancak Diego Garcia’daki üs 99 yıllığına kiralanmaya devam edecekti. Buna rağmen devir fiilen gerçekleşmedi; ada üzerindeki kontrol aynı şekilde sürdü.

Ancak bu süreç yalnızca İngiltere ile Mauritius arasında bir devir meselesi değil. Maldivler de Chagos Takımadaları üzerinde tarihsel ve coğrafi gerekçelere dayanan bir hak iddiasıyla sürece dahil oldu. Maldiv yönetimi, adalarda bulunan ve yaklaşık 900 yıl öncesine tarihlenen Divehi yazılı mezar taşlarını bu iddianın dayanağı olarak gösteriyor. Ayrıca 16. yüzyılda bir Maldiv sultanının bu adalar üzerinde egemenlik ilan ettiğine dikkat çekiliyor. Son dönemde Maldivler, tartışmalı deniz alanlarında devriye faaliyetlerini artırdı ve İngiltere’ye resmi itirazlarda bulundu ancak Maldiv de sonuç alamadı. Bu tablo artık yalnızca bir iade meselesi değil. Hint Okyanusu’nda yeni bir egemenlik mücadelesi şekilleniyor.

Bir üs değil, “batmayan uçak gemisi”

Bugün Diego Garcia yalnızca bir hava üssü değil, çok katmanlı bir askerî sistem. Adadaki yaklaşık 3.600 metrelik pist, B-52, B-1 ve özellikle B-2 Spirit gibi ağır bombardıman uçaklarının iniş-kalkışına uygun şekilde tasarlanmıştır. Üs bünyesinde geniş yakıt depoları, mühimmat stokları ve uzun süreli operasyonları destekleyen güçlü bir lojistik altyapı bulunur. Bu yapı, adanın dışarıdan sürekli takviye gerektirmeden büyük çaplı hava operasyonlarını sürdürebilmesini sağlar.

B-2 Spirit bombardıman uçakları açısından Diego Garcia kritik bir ileri üs işlevi görür. Açık kaynaklara göre son dönemde adaya görev bazlı olarak yaklaşık 4 ila 6 adet B-2 konuşlandırılmıştır. Bu uçaklar kalıcı değildir; operasyon öncesinde getirilir, görev sonrası geri çekilir. Düşük radar görünürlüğüne sahip olan bu platformlar yaklaşık 11.000 kilometre menzil ve 18 ton mühimmat taşıma kapasitesiyle Diego Garcia’dan kalktıklarında İran, Yemen, Doğu Afrika ve Güney Asya hattına kadar geniş bir alanı kapsayabilir.

Ancak Diego Garcia’yı belirleyici kılan yalnızca hava gücü değildir. Ada aynı zamanda ABD’nin önceden konuşlandırılmış deniz gücü sisteminin merkezlerinden biridir. Liman çevresinde hazır tutulan lojistik gemiler, tanktan mühimmata kadar geniş bir askeri envanteri depolar ve savaş anında kısa sürede cepheye sevk edilebilir. Bu yönüyle Diego Garcia, yalnızca saldırı başlatan bir nokta değil, aynı zamanda büyük ölçekli kara ve deniz operasyonlarının lojistik omurgasıdır.

Bu unsurlar bir araya geldiğinde Diego Garcia klasik anlamda bir üs olmaktan çıkar. Sürekli dolu bir garnizon değildir; ancak gerektiğinde kısa sürede ağır bombardıman uçakları, mühimmat ve lojistik unsurlarla dolarak aktifleşen bir savaş platformuna dönüşür. Bu nedenle askerî literatürde “batmayan uçak gemisi” olarak anılır.

Son dönemde ABD–İsrail–İran hattındaki gerilim, bu tür sabit ve korunaklı üslerin önemini daha da artırdı. Açık denizde konuşlanan büyük platformlar (özellikle USS Abraham Lincoln gibi uçak gemileri) yüksek ateş gücüne sahip olsa da modern savaşta giderek daha kırılgan ve sınırlı hareket edebilen yapılar hâline geldiler. Uydu takibi, uzun menzilli füze sistemleri ve insansız araçlar karşısında bu platformların sürekli yer değiştirmesi operasyonel esnekliği azaltıyordu.  Buna karşılık Diego Garcia gibi sabit ama derin lojistik kapasiteye sahip üsler daha sürdürülebilir ve güvenli bir operasyon zemini sunuyor. Denizdeki hareketli güç projeksiyonu baskı altına girdikçe, okyanusun ortasında sabit duran bu tür üslerin stratejik değeri artıyor.

İran’ın yeni hedefi: Diego Garcia

Diego Garcia artık İran’a yönelik operasyonların merkezlerinden biri hâline gelmiş durumda ve ABD ile İngiltere’nin saldırılarında aktif rol oynayan bu ada, ilk kez doğrudan karşılıkla karşılaştı.

İran’ın bilinen en uzun menzilli balistik füzesi yaklaşık 2000 kilometreydi; ancak yaklaşık 4000 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia’yı hedef alarak bu sınırı fiilen zorladı. Saldırı başarısız oldu ve füzeler hedefi vuramadı, fakat asıl mesele bu değil. İran’ın ilk kez bu mesafeyi denemesi, uzun süredir hazırlanan bir kapasitenin sahaya çıkması anlamına geliyor. Böylece Diego Garcia’nın hikâyesi yeni bir evreye girmiş oldu.

Bir zamanlar insanların zorla çıkarıldığı bu ada, bugün başka savaşların merkezine dönüşmüş durumda.  İşgal edilmiş bir adadan başka işgaller için bombalar kalkıyor. Ve şimdi o adaya ilk kez bir karşılık geri dönüyor. Belki de tarih, kendi sessiz intikamını alıyordur. Kim bilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 23 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Muhammed Berdibek
Muhammed Berdibek
Dr. Muhammed Berdibek - 1983 yılında Bingöl’de doğdu. Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları bölümünde yaptı. Doktora öğrenimi, Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. İyi derecede İngilizce ve Farsça bilmekle beraber orta derecede Arapça bilgisine sahiptir. Muhtelif gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı."Mehdi’den Önce, Devrimden Sonra İran", "Belki de Dilimden Bu Şarkı Düşmez", "Siyah Güzeldir" ve "Bir de Bakmışsın Uzaklardasın" olmak üzere dört kitap kaleme aldı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Diego Garcia: Batmayan uçak gemisi, sürgünden üsse, üsten hedefe

İran’ın hedef aldığı, Hint Okyanusu’nda bulunan, ABD’nin de kullandığı İngiliz üssü Diego Garcia’nın hikayesi ne? İnsanların yaşadığı bir ada nasıl adım adım boşaltıldı, nasıl askeri bir merkeze dönüştürüldü? Dr. Muhammed Berdibek yazdı.

Muhtemelen Türk kamuoyu Diego Garcia adını ilk kez 2025’teki saldırılarda, özellikle İran ve İsrail arasında çıkan 12 günlük savaş sırasında duydu. Eğer daha önce kulağımıza çalındıysa bile, geniş kamuoyu için bu ada uzun süre görünmez kaldı. Bugün ise İran’ın bu adayı hedef almasını konuşuyoruz. Ama Diego Garcia’nın hikâyesi, son birkaç yılın çatışmalarından ibaret değil; çok daha eski, çok daha derin ve çok daha sert bir dönüşümün ürünü.

Çünkü Diego Garcia sıradan bir üs değil. Zamanla öyle bir noktaya evrildi ki, birçok askerî analizde “batmayan uçak gemisi” olarak tanımlanmaya başlandı. Sabit ama hareketli gibi davranan, bir ülkeye ait ama aynı zamanda hiçbir yere ait olmayan, okyanusun ortasında konumlanmış devasa bir savaş platformu.

Bu yüzden bugün yaşananları anlamak için sadece İran’ın attığı füzeye bakmak yetmez. Asıl mesele, bu adanın nasıl bir yerleşimden koparıldığı, nasıl sistemli biçimde boşaltıldığı ve nasıl adım adım bu “yüzen güç merkezi”ne dönüştürüldüğüdür. Diego Garcia’nın hikâyesi tam olarak burada başlar.

Sürgün edilen bir halkın adası nasıl üse dönüştü?

Hint Okyanusu’nda bulunan Diego Garcia ve çevresindeki Chagos Takımadaları uzun süre ıssız kaldı. 18. yüzyılda Fransızlar, Afrika’dan getirdikleri kölelerle adada ilk kalıcı yerleşimi kurdu. Bu insanlar zamanla kökleşti, kendi dilini, kültürünü ve yaşam düzenini oluşturdu. Bu ada yerli bir halkın değil, zorla getirilen insanların vatanı oldu.

Adanın yönetimi İngilizlere geçtiğinde, bu topluluk varlığını sürdürmeye devam etti. 20. yüzyılın ortasına gelindiğinde yaklaşık 1.500–2.000 kişilik bir nüfus, balıkçılık ve hindistancevizi üretimine dayalı, kendi kendine yeten bir hayat kurmuştu. Burası onlar için bir üs değil; doğdukları, yaşadıkları ve koparıldıkları yerdi.

Ancak 1960’larda Soğuk Savaş dengeleri bu küçük adayı bir anda küresel stratejinin merkezine yerleştirdi. ABD, Hint Okyanusu’nda Sovyetler’e karşı konumlanacak bir üs arıyordu ve seçilen yer Diego Garcia oldu. Ama bu seçimin açık bir şartı vardı: ada tamamen boş olmalıydı. Sorun açıktı: ada boş değildi. Çözüm daha da açıktı: ada boşaltılacaktı. Ancak bu dönüşüm yalnızca askerî bir planlama değildi. 1965’te İngiltere, Chagos Takımadaları’nı Mauritius’tan kopararak British Indian Ocean Territory (BIOT) adıyla ayrı ve özel bir idari yapıya dönüştürdü.

Bu adım, adanın klasik bir sömürge parçası olmaktan çıkarılıp doğrudan askerî ve stratejik amaçlara tahsis edilen bir alan hâline getirilmesinin ilk adımıydı. Yani Diego Garcia’nın bir üs hâline gelmesi, yalnızca sahada değil; önce hukuki zeminde hazırlanmış bir dönüşümdü.

İngiliz belgelerinde “Kalıcı nüfus yoktur” denilerek Chagoslular hukuken yok sayıldı. Ardından süreç sistematik biçimde ilerledi. Adadan ayrılanların geri dönmesine izin verilmedi, gıda ve ilaç akışı kesildi, ulaşım engellendi. İnsanlar adada adım adım sıkıştırıldı. 1971’de süreç sertleşti. Adadaki yüzlerce köpek askerî araçların egzoz gazıyla öldürüldü. Bu, yalnızca bir olay değil, açık bir mesajdı: artık burada kalamazsınız.

1973’e kadar olan süreçte insanlar zorla gemilere bindirildi. Erkekler yük gemilerinin güvertelerine, kadınlar ve çocuklar ise ambarlara yerleştirildi. Mauritius ve Seyşeller’e bırakıldılar. Çoğu doğduğu yeri bir daha hiç göremedi.

Ada boşaldıktan sonra her şey hızla değişti. Pistler inşa edildi, hangarlar kuruldu, radar ve lojistik sistemler yerleştirildi; Diego Garcia artık bir yerleşim değil, tam anlamıyla bir askerî makineye dönüşmüştü.

Uluslararası hukukta sonucu değiştirmeyen arayışlar

Bu süreç uluslararası hukukta da tartışıldı. 2019 yılında Uluslararası Adalet Divanı, İngiltere’nin Chagos Takımadaları üzerindeki egemenliğinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti ve adaların Mauritius’a iade edilmesi gerektiğini açıkladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da bu kararı destekledi. Ancak bu kararların sahada doğrudan bir karşılığı olmadı. Diego Garcia’daki askerî varlık devam etti ve ada fiilen aynı şekilde kullanılmayı sürdürdü.

Son yıllarda ada üzerindeki egemenlik tartışması yeniden alevlendi. Mauritius, Chagos’un kendisinden koparıldığını savunarak hak iddiasını sürdürdü. 2024’te İngiltere, adaların Mauritius’a devredileceğini açıkladı. Ancak Diego Garcia’daki üs 99 yıllığına kiralanmaya devam edecekti. Buna rağmen devir fiilen gerçekleşmedi; ada üzerindeki kontrol aynı şekilde sürdü.

Ancak bu süreç yalnızca İngiltere ile Mauritius arasında bir devir meselesi değil. Maldivler de Chagos Takımadaları üzerinde tarihsel ve coğrafi gerekçelere dayanan bir hak iddiasıyla sürece dahil oldu. Maldiv yönetimi, adalarda bulunan ve yaklaşık 900 yıl öncesine tarihlenen Divehi yazılı mezar taşlarını bu iddianın dayanağı olarak gösteriyor. Ayrıca 16. yüzyılda bir Maldiv sultanının bu adalar üzerinde egemenlik ilan ettiğine dikkat çekiliyor. Son dönemde Maldivler, tartışmalı deniz alanlarında devriye faaliyetlerini artırdı ve İngiltere’ye resmi itirazlarda bulundu ancak Maldiv de sonuç alamadı. Bu tablo artık yalnızca bir iade meselesi değil. Hint Okyanusu’nda yeni bir egemenlik mücadelesi şekilleniyor.

Bir üs değil, “batmayan uçak gemisi”

Bugün Diego Garcia yalnızca bir hava üssü değil, çok katmanlı bir askerî sistem. Adadaki yaklaşık 3.600 metrelik pist, B-52, B-1 ve özellikle B-2 Spirit gibi ağır bombardıman uçaklarının iniş-kalkışına uygun şekilde tasarlanmıştır. Üs bünyesinde geniş yakıt depoları, mühimmat stokları ve uzun süreli operasyonları destekleyen güçlü bir lojistik altyapı bulunur. Bu yapı, adanın dışarıdan sürekli takviye gerektirmeden büyük çaplı hava operasyonlarını sürdürebilmesini sağlar.

B-2 Spirit bombardıman uçakları açısından Diego Garcia kritik bir ileri üs işlevi görür. Açık kaynaklara göre son dönemde adaya görev bazlı olarak yaklaşık 4 ila 6 adet B-2 konuşlandırılmıştır. Bu uçaklar kalıcı değildir; operasyon öncesinde getirilir, görev sonrası geri çekilir. Düşük radar görünürlüğüne sahip olan bu platformlar yaklaşık 11.000 kilometre menzil ve 18 ton mühimmat taşıma kapasitesiyle Diego Garcia’dan kalktıklarında İran, Yemen, Doğu Afrika ve Güney Asya hattına kadar geniş bir alanı kapsayabilir.

Ancak Diego Garcia’yı belirleyici kılan yalnızca hava gücü değildir. Ada aynı zamanda ABD’nin önceden konuşlandırılmış deniz gücü sisteminin merkezlerinden biridir. Liman çevresinde hazır tutulan lojistik gemiler, tanktan mühimmata kadar geniş bir askeri envanteri depolar ve savaş anında kısa sürede cepheye sevk edilebilir. Bu yönüyle Diego Garcia, yalnızca saldırı başlatan bir nokta değil, aynı zamanda büyük ölçekli kara ve deniz operasyonlarının lojistik omurgasıdır.

Bu unsurlar bir araya geldiğinde Diego Garcia klasik anlamda bir üs olmaktan çıkar. Sürekli dolu bir garnizon değildir; ancak gerektiğinde kısa sürede ağır bombardıman uçakları, mühimmat ve lojistik unsurlarla dolarak aktifleşen bir savaş platformuna dönüşür. Bu nedenle askerî literatürde “batmayan uçak gemisi” olarak anılır.

Son dönemde ABD–İsrail–İran hattındaki gerilim, bu tür sabit ve korunaklı üslerin önemini daha da artırdı. Açık denizde konuşlanan büyük platformlar (özellikle USS Abraham Lincoln gibi uçak gemileri) yüksek ateş gücüne sahip olsa da modern savaşta giderek daha kırılgan ve sınırlı hareket edebilen yapılar hâline geldiler. Uydu takibi, uzun menzilli füze sistemleri ve insansız araçlar karşısında bu platformların sürekli yer değiştirmesi operasyonel esnekliği azaltıyordu.  Buna karşılık Diego Garcia gibi sabit ama derin lojistik kapasiteye sahip üsler daha sürdürülebilir ve güvenli bir operasyon zemini sunuyor. Denizdeki hareketli güç projeksiyonu baskı altına girdikçe, okyanusun ortasında sabit duran bu tür üslerin stratejik değeri artıyor.

İran’ın yeni hedefi: Diego Garcia

Diego Garcia artık İran’a yönelik operasyonların merkezlerinden biri hâline gelmiş durumda ve ABD ile İngiltere’nin saldırılarında aktif rol oynayan bu ada, ilk kez doğrudan karşılıkla karşılaştı.

İran’ın bilinen en uzun menzilli balistik füzesi yaklaşık 2000 kilometreydi; ancak yaklaşık 4000 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia’yı hedef alarak bu sınırı fiilen zorladı. Saldırı başarısız oldu ve füzeler hedefi vuramadı, fakat asıl mesele bu değil. İran’ın ilk kez bu mesafeyi denemesi, uzun süredir hazırlanan bir kapasitenin sahaya çıkması anlamına geliyor. Böylece Diego Garcia’nın hikâyesi yeni bir evreye girmiş oldu.

Bir zamanlar insanların zorla çıkarıldığı bu ada, bugün başka savaşların merkezine dönüşmüş durumda.  İşgal edilmiş bir adadan başka işgaller için bombalar kalkıyor. Ve şimdi o adaya ilk kez bir karşılık geri dönüyor. Belki de tarih, kendi sessiz intikamını alıyordur. Kim bilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 23 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Muhammed Berdibek
Muhammed Berdibek
Dr. Muhammed Berdibek - 1983 yılında Bingöl’de doğdu. Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları bölümünde yaptı. Doktora öğrenimi, Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. İyi derecede İngilizce ve Farsça bilmekle beraber orta derecede Arapça bilgisine sahiptir. Muhtelif gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı."Mehdi’den Önce, Devrimden Sonra İran", "Belki de Dilimden Bu Şarkı Düşmez", "Siyah Güzeldir" ve "Bir de Bakmışsın Uzaklardasın" olmak üzere dört kitap kaleme aldı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x