Dünya neden yeniden gıda stoklamaya başladı?

İklim krizi, savaşlar ve pandemiler karşısında devletler neden tahıl ve pirinç stokluyor? Gıda artık bir güvenlik sigortası mı, yoksa yeni bir kırılganlık mı yaratıyor? Stoklama, krizleri önler mi, yoksa fiyatları ve eşitsizliği mi derinleştirir? Ekonomistlerin uyardığı ters etki tam olarak ne?

Gıda güvenliği tüm dünyada birincil öncelikler arasına girdi. Küresel belirsizliğin derinleştiği bir dönemde ülkeler, yalnızca askerî savunmalarını güçlendirmekle yetinmiyor; pandemi, iklim krizi, savaşlar ve ticari gerilimlerin yol açabileceği büyük kırılmalara karşı gıdayı da stratejik bir güvenlik başlığı olarak ele alıyor. Serbest piyasanın her koşulda işleyebileceğine dair varsayımlar sorgulanırken, kamu gıda stokları birçok ülkede yeniden gündeme geliyor.

Tarım emtia piyasaları üzerine çalışan gazeteci Susannah Savage, Financial Times için kaleme aldığı kapsamlı analizde ülkelerin aldığı önlemleri sıralıyor ve ekonomistlerin bu gelişmeye yönelik değerlendirmelerini aktarıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Finlandiya’nın 3 yüzyıllık öngörüsü

“17. yüzyıl sonundaki kıtlıkta nüfusunun üçte birini kaybeden Finlandiya, 1726’da stratejik olarak tahıl stoklamaya başlamıştı. Helsinki yönetimi 3 asır sonra bir kez daha gıda stoklamaya geri döndü. Yıllardır küresel ticarete güvenen pek çok ülke, günümüzdeki istikrarsızlık nedeniyle artık Finlandiya gibi bu geleneksel yönteme geri dönüyor.

İsveç, Norveç ve Hindistan gibi devletler, olası krizlere karşı temel gıda rezervlerini yeniden inşa ediyor. Finlandiya Ulusal Acil Durum Tedarik Ajansı uzmanı Miika Ilomäki, Soğuk Savaş sonrası bu sistemi koruyan nadir ülkelerden biri olduklarını belirterek, komşularının da artık bu öngörülü modeli takip ettiğini vurguluyor.

Gıda stoklamasının geri dönüşü; pandemi, savaşlar, iklim krizi ve ticaretin bir silah olarak kullanılmasıyla artan küresel tedirginliği yansıtıyor. Bu durum, ekonomik düşüncede köklü bir değişimi de beraberinde getiriyor: Hükümetler artık gıdayı, enerji gibi “stratejik bir varlık” olarak görüyor ve kriz anında serbest piyasaya güvenilemeyeceğini savunuyor.

İsveç’in 2024 sonunda vatandaşlarına savaş hazırlığı ve stoklama konusunda 5 milyon broşür dağıtması, bu yaklaşımın somut bir örneğidir. Ancak bu eğilim ciddi riskler barındırıyor. Ekonomistler; eş zamanlı stoklamanın küresel arzı daraltıp fiyatları yükselterek en yoksul ithalatçıları vurabileceği konusunda uyarıyor.

HSBC ekonomisti Frederic Neumann, İskandinav ülkelerinin adımlarını “küresel risk barometresi” olarak tanımlıyor. Neumann’a göre, yerel düzeyde “ihtiyat” gibi görünen bu korumacı politikalar, gıdayı jeopolitik gerilimin ilk kurbanı haline getirerek uluslararası istikrarsızlığı tetikleyebilir.

Küresel ticarete duyulan güven neden çöktü?

Son otuz yılda açık ticaret, güçlü lojistik ve çeşitlenen tedarik zincirleri sayesinde kamu gıda rezervleri dünya genelinde azaldı. Avrupa Birliği müdahale alımlarını durdurdu. İskandinav ülkeleri ise Soğuk Savaş depolarını boşalttı. Gıda güvenliği riskli ülkeler bile ihtiyaçlarını karşılamak için küresel pazarlara güvenmeye başladı.

Ancak 2020’deki pandemi “tam zamanında” (just-in-time) tedarik modelinin kırılganlığını kanıtladı. Ardından gelen Rusya-Ukrayna savaşı kritik sevkiyatları aksatırken, sıklaşan iklim şokları üretimi öngörülemez hale getirdi. Bu süreçte ticaret tarafsızlığını yitirerek jeopolitik bir silaha dönüştü; özellikle Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemindeki agresif gümrük vergileri bu eğilimi zirveye taşıdı.

Ekonomist Neumann’a göre, 1990’larda DTÖ kurallarıyla inşa edilen “yerel kıtlıkta küresel pazara başvurma” güvencesi artık geçerli değil. Jeopolitik parçalanma, sisteme duyulan temel güveni tamamen ortadan kaldırdı.

İskandinavya’da görülmemiş gıda hareketliliği

Birçok hükümet için piyasalar artık uç senaryolarda güvenilmez görülüyor. Bu değişim en net Kuzey Avrupa’da hissediliyor. Norveç, pandemi ve artan jeopolitik riskler nedeniyle Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez tahıl rezervi oluşturmaya başlayarak 30 bin ton buğday depoladı.

İsveç ise daha kapsamlı bir adım atarak “toplam savunma” stratejisiyle 63 milyon dolar bütçe ayırdı. 2001’de stoklarını tamamen eriten ülke; NATO üyeliği ve Ukrayna işgali sonrası tohum ve gübreyi de kapsayan devasa bir hazırlık sürecine girdi. Özellikle güneyde yoğunlaşan gıda üretimini dengelemek ve NATO-Rusya olası çatışmasında kritik rol oynayacak kuzey bölgelerini korumak hedefleniyor.

İsveç, 10,6 milyon vatandaşına bir yıl yetecek kalori depolarken, Finlandiya da stok süresini 9 aya çıkarıyor. Yetkililer, bu hazırlıkların sadece gıda güvenliği değil, aynı zamanda saldırı eşiğini yükselten bir caydırıcılık mesajı olduğunu vurguluyor.

Sorun gıdanın yokluğu mu, ona erişememek mi?

Almanya Tarım Bakanı Alois Rainer, Berlin’in mevcut gıda rezervlerini gözden geçirdiğini ve stoklara konserve ravioli gibi hazır gıdaları eklediğini açıkladı. Almanya, halihazırda 100 bin tonluk stratejik stok için yıllık 25 milyon euro bütçe ayırıyor. Ancak ticaret gerilimleri tırmandıkça, ekonomistler bu stokların siyasi birer müdahale aracına veya “silaha” dönüşebileceği konusunda uyarıyor.

Piyasalara duyulan güvenin sarsılmasındaki ana etkenlerden biri de iklim değişikliği. Sorun, gıdanın küresel ölçekte yokluğu değil; hükümetlerin, iklim kaynaklı şoklar nedeniyle bu gıdaya istedikleri anda erişemeyeceklerinden endişe duymasıdır.

Dünya Bankası’nın Nisan 2025 tarihli raporuna göre, iklim kaynaklı dalgalanmalar devlet müdahalesini tetikleyen en büyük unsurlardan biri haline geldi. Arka arkaya yaşanan kuraklık, sel ve sıcak dalgaları, üretim bölgelerinin toparlanma süresini kısaltarak geçici sıkıntıları kalıcı bir stres faktörüne dönüştürüyor.

Rezervler iklim riskine karşı yeterli bir kalkan mı?

Mısır’da sıcak dalgaları ve düzensiz yağışlar, yerli buğday verimini düşürerek ithalata bağımlılığı artırdı. Kahire, iklim kaynaklı arz şoklarına karşı tampon oluşturmak amacıyla depolama kapasitesini 6 milyon tona çıkardı ve altı aylık tüketimi karşılayacak rezervleri korumaya odaklandı.

Benzer şekilde Bangladeş, 2024 ve 2025 başındaki sel felaketlerinin pirinç hasadına zarar vermesi üzerine stratejik adımlar attı. Hükümet; acil durum rezervlerini tahılın ötesine taşıyarak gübre, yakıt ve yemeklik yağı da kapsayacak şekilde genişletmeyi planlıyor. Küresel arz istikrarlı olsa da 2025-26 bütçesinde stratejik rezerv fonları artırıldı.

Gıda egemenliği yeniden tanımlanıyor

Brezilya’da Lula da Silva hükümeti, önceki dönemlerde tasfiye edilen kamu gıda stoklarını yeniden yapılandırıyor. Tarım Bakanı Paulo Teixeira, bu adımın temel amacının gıda egemenliğini sağlamak ve iklim değişikliği kaynaklı fiyat dalgalanmalarını dizginlemek olduğunu belirtiyor.

Hükümet, 2025’te stoklama için 100 milyon dolar harcayarak mısır alımına odaklandı; ayrıca 2024’teki yıkıcı sel felaketinin ardından pirinç alımlarına tekrar başladı. Dünya Bankası’na göre bu eğilimin nedeni küresel gıda kıtlığı değil, iklim belirsizliğinin erişimi güvensiz kılmasıdır. Bu durum, küresel pazarlara en entegre ülkelerde bile riskleri içselleştirme ve stok yapma dürtüsünü artırıyor.

Dünyanın gıda dengesi Hindistan’ın elinde olabilir

Asya’da gıda stoklaması, sınırları aşan etkileriyle stratejik bir yönetim aracına dönüştü. Dünyanın en büyük pirinç ihracatçısı Hindistan, Aralık 2025 itibarıyla 58 milyon tona ulaşan devasa bir pirinç rezervine sahip; buğday stokları ise resmi limitlerin çok üzerinde.

Hindistan Gıda Kurumu tarafından yönetilen bu sistem, iç piyasada fiyatları dengelemeyi ve milyonlarca kişiye sübvansiyonlu gıda sağlamayı amaçlıyor. Fiyatlar yükseldiğinde stoklar serbest bırakılırken, küresel arz daraldığında ihracat kısıtlanıyor. Uzman Dr. Alisher Mirzabaev, bu operasyonun yıllık maliyetinin yaklaşık 2 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Hükümetin, yüksek depolama ve lojistik maliyetlerine rağmen, finansal yük ile gıda güvenliği arasında stratejik bir denge kurduğunu vurguluyor.

Fiyat istikrarı adına piyasa bozulur mu?

Endonezya, devlet ajansı Bulog aracılığıyla fiyatları istikrara kavuşturmak için pirinç rezervlerini hızla artırdı. Eylül 2025 itibarıyla stoklar, önceki yıla oranla iki katına çıkarak 4 milyon tona yaklaştı.

Yetkililer bu adımı enflasyonu dizginlemek ve tüketiciyi korumak için zorunlu görürken, uzmanlar farklı görüşte. Ticaret uzmanı Adrian Gasparian, bu politikanın arz güvenliğinden ziyade siyasi kontrol amaçlı olduğunu savunuyor. Gasparian’a göre, devletin özel alıcıları sabit fiyatlarla alıma zorlaması küresel dalgalanmalara karşı koruma sağlamadığı gibi, piyasa verimliliğini bozarak maliyetleri artırıyor.

Kendi kendine yeterlilik mümkün mü?

Çin’in devasa gıda stokları, şeffaflıktan uzak yapısıyla dikkat çekiyor. Pekin, tahıl ve yemeklik yağ rezervleri için 2025 bütçesini %6,1 artırarak 132 milyar yuana (18 milyar dolar) yükseltti. Bu hamle, jeopolitik gerilimlere karşı “mutlak güvenlik” ve gıdada tam kendi kendine yeterlilik hedefiyle paralel ilerliyor. Resmi makamlar, mevcut pirinç ve buğday rezervlerinin ülkenin bir yıllık ihtiyacını karşılayabilecek düzeyde olduğunu vurguluyor.

Stoklamak gerçekten riskleri azaltıyor mu?

Bu politikalar, küresel tahıl arzını serbest piyasadan çekip kamu stoklarına hapsediyor. Eski ABD baş ekonomisti Joseph Glauber, hükümetlerin artan risklerini kabul etse de, yaygın stoklamanın bu riskleri gerçekten azaltıp azaltmadığını sorguluyor.

Glauber’e göre stok tutmak, ticaretin tamamen duracağı varsayımıyla mantıklıdır; ancak Kızıldeniz’deki aksaklıklar ve Ukrayna savaşı bile piyasaların bir şekilde uyum sağlayabildiğini kanıtladı. Bu nedenle Hindistan gibi büyük ihracatçıların devasa rezervler tutmasının ekonomik gerekçesi zayıflamaktadır.

Pratik zorluklar da cabası: Tahılın kalitesi zamanla bozuluyor ve çoğu zaman gıda yerine hayvan yemi veya sanayiye ayrılmak zorunda kalıyor. Çin’in 2008-2016 yılları arasında biriken mısır stoklarının gıda dışı kullanıma yönlendirilmesi bu durumun en somut uyarısıdır. Ekonomistler, teoride bu riskin yönetimle azaltılabileceğini söylese de, pratikte stok rotasyonunu yönetmek siyasi açıdan oldukça zordur.

Serbest ticaret mi stoklama mı?

Ekonomistler, iklim krizine rağmen küresel tarımın yeterli gıda ürettiğini savunuyor. Neumann, “Serbest dolaşımı sağladığımız sürece dünya yeterli gıdaya sahiptir” diyor. Ancak ülkelerin aksaklıklara stoklama ve müdahalelerle yanıt vermesi, aslında daha büyük yerel kıtlıklara ve istikrarsızlığa yol açma riski taşıyor.

2007-08 ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dönemdeki araştırmalar, hasat iyi olsa bile ihracat yasakları ve stoklamanın fiyat artışlarını tetiklediğini gösterdi. En büyük risk, gıda korumacılığının bir zincirleme reaksiyona dönüşmesidir; bir ülke bu yola girdiğinde diğerleri de kendini mecbur hissediyor. Neumann, ürünlerin serbest dolaşımının herkes için daha iyi olacağını savunurken, Fin uzman Ilomäki buna karşı çıkıyor: “Ekonomistler böyle düşünebilir ama her devlet kendi nüfusuna gıda ve yakıt sağlamakla yükümlüdür.”

Bu yazı ilk kez 6 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

Susannah Savage’ın Financial Times’ta yayınlanan “Why the World Has Started Stockpiling Food Again” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.ft.com/content/18d75e20-b63e-4f47-8f63-58c0cc4bca22

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Dünya neden yeniden gıda stoklamaya başladı?

İklim krizi, savaşlar ve pandemiler karşısında devletler neden tahıl ve pirinç stokluyor? Gıda artık bir güvenlik sigortası mı, yoksa yeni bir kırılganlık mı yaratıyor? Stoklama, krizleri önler mi, yoksa fiyatları ve eşitsizliği mi derinleştirir? Ekonomistlerin uyardığı ters etki tam olarak ne?

Gıda güvenliği tüm dünyada birincil öncelikler arasına girdi. Küresel belirsizliğin derinleştiği bir dönemde ülkeler, yalnızca askerî savunmalarını güçlendirmekle yetinmiyor; pandemi, iklim krizi, savaşlar ve ticari gerilimlerin yol açabileceği büyük kırılmalara karşı gıdayı da stratejik bir güvenlik başlığı olarak ele alıyor. Serbest piyasanın her koşulda işleyebileceğine dair varsayımlar sorgulanırken, kamu gıda stokları birçok ülkede yeniden gündeme geliyor.

Tarım emtia piyasaları üzerine çalışan gazeteci Susannah Savage, Financial Times için kaleme aldığı kapsamlı analizde ülkelerin aldığı önlemleri sıralıyor ve ekonomistlerin bu gelişmeye yönelik değerlendirmelerini aktarıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Finlandiya’nın 3 yüzyıllık öngörüsü

“17. yüzyıl sonundaki kıtlıkta nüfusunun üçte birini kaybeden Finlandiya, 1726’da stratejik olarak tahıl stoklamaya başlamıştı. Helsinki yönetimi 3 asır sonra bir kez daha gıda stoklamaya geri döndü. Yıllardır küresel ticarete güvenen pek çok ülke, günümüzdeki istikrarsızlık nedeniyle artık Finlandiya gibi bu geleneksel yönteme geri dönüyor.

İsveç, Norveç ve Hindistan gibi devletler, olası krizlere karşı temel gıda rezervlerini yeniden inşa ediyor. Finlandiya Ulusal Acil Durum Tedarik Ajansı uzmanı Miika Ilomäki, Soğuk Savaş sonrası bu sistemi koruyan nadir ülkelerden biri olduklarını belirterek, komşularının da artık bu öngörülü modeli takip ettiğini vurguluyor.

Gıda stoklamasının geri dönüşü; pandemi, savaşlar, iklim krizi ve ticaretin bir silah olarak kullanılmasıyla artan küresel tedirginliği yansıtıyor. Bu durum, ekonomik düşüncede köklü bir değişimi de beraberinde getiriyor: Hükümetler artık gıdayı, enerji gibi “stratejik bir varlık” olarak görüyor ve kriz anında serbest piyasaya güvenilemeyeceğini savunuyor.

İsveç’in 2024 sonunda vatandaşlarına savaş hazırlığı ve stoklama konusunda 5 milyon broşür dağıtması, bu yaklaşımın somut bir örneğidir. Ancak bu eğilim ciddi riskler barındırıyor. Ekonomistler; eş zamanlı stoklamanın küresel arzı daraltıp fiyatları yükselterek en yoksul ithalatçıları vurabileceği konusunda uyarıyor.

HSBC ekonomisti Frederic Neumann, İskandinav ülkelerinin adımlarını “küresel risk barometresi” olarak tanımlıyor. Neumann’a göre, yerel düzeyde “ihtiyat” gibi görünen bu korumacı politikalar, gıdayı jeopolitik gerilimin ilk kurbanı haline getirerek uluslararası istikrarsızlığı tetikleyebilir.

Küresel ticarete duyulan güven neden çöktü?

Son otuz yılda açık ticaret, güçlü lojistik ve çeşitlenen tedarik zincirleri sayesinde kamu gıda rezervleri dünya genelinde azaldı. Avrupa Birliği müdahale alımlarını durdurdu. İskandinav ülkeleri ise Soğuk Savaş depolarını boşalttı. Gıda güvenliği riskli ülkeler bile ihtiyaçlarını karşılamak için küresel pazarlara güvenmeye başladı.

Ancak 2020’deki pandemi “tam zamanında” (just-in-time) tedarik modelinin kırılganlığını kanıtladı. Ardından gelen Rusya-Ukrayna savaşı kritik sevkiyatları aksatırken, sıklaşan iklim şokları üretimi öngörülemez hale getirdi. Bu süreçte ticaret tarafsızlığını yitirerek jeopolitik bir silaha dönüştü; özellikle Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemindeki agresif gümrük vergileri bu eğilimi zirveye taşıdı.

Ekonomist Neumann’a göre, 1990’larda DTÖ kurallarıyla inşa edilen “yerel kıtlıkta küresel pazara başvurma” güvencesi artık geçerli değil. Jeopolitik parçalanma, sisteme duyulan temel güveni tamamen ortadan kaldırdı.

İskandinavya’da görülmemiş gıda hareketliliği

Birçok hükümet için piyasalar artık uç senaryolarda güvenilmez görülüyor. Bu değişim en net Kuzey Avrupa’da hissediliyor. Norveç, pandemi ve artan jeopolitik riskler nedeniyle Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez tahıl rezervi oluşturmaya başlayarak 30 bin ton buğday depoladı.

İsveç ise daha kapsamlı bir adım atarak “toplam savunma” stratejisiyle 63 milyon dolar bütçe ayırdı. 2001’de stoklarını tamamen eriten ülke; NATO üyeliği ve Ukrayna işgali sonrası tohum ve gübreyi de kapsayan devasa bir hazırlık sürecine girdi. Özellikle güneyde yoğunlaşan gıda üretimini dengelemek ve NATO-Rusya olası çatışmasında kritik rol oynayacak kuzey bölgelerini korumak hedefleniyor.

İsveç, 10,6 milyon vatandaşına bir yıl yetecek kalori depolarken, Finlandiya da stok süresini 9 aya çıkarıyor. Yetkililer, bu hazırlıkların sadece gıda güvenliği değil, aynı zamanda saldırı eşiğini yükselten bir caydırıcılık mesajı olduğunu vurguluyor.

Sorun gıdanın yokluğu mu, ona erişememek mi?

Almanya Tarım Bakanı Alois Rainer, Berlin’in mevcut gıda rezervlerini gözden geçirdiğini ve stoklara konserve ravioli gibi hazır gıdaları eklediğini açıkladı. Almanya, halihazırda 100 bin tonluk stratejik stok için yıllık 25 milyon euro bütçe ayırıyor. Ancak ticaret gerilimleri tırmandıkça, ekonomistler bu stokların siyasi birer müdahale aracına veya “silaha” dönüşebileceği konusunda uyarıyor.

Piyasalara duyulan güvenin sarsılmasındaki ana etkenlerden biri de iklim değişikliği. Sorun, gıdanın küresel ölçekte yokluğu değil; hükümetlerin, iklim kaynaklı şoklar nedeniyle bu gıdaya istedikleri anda erişemeyeceklerinden endişe duymasıdır.

Dünya Bankası’nın Nisan 2025 tarihli raporuna göre, iklim kaynaklı dalgalanmalar devlet müdahalesini tetikleyen en büyük unsurlardan biri haline geldi. Arka arkaya yaşanan kuraklık, sel ve sıcak dalgaları, üretim bölgelerinin toparlanma süresini kısaltarak geçici sıkıntıları kalıcı bir stres faktörüne dönüştürüyor.

Rezervler iklim riskine karşı yeterli bir kalkan mı?

Mısır’da sıcak dalgaları ve düzensiz yağışlar, yerli buğday verimini düşürerek ithalata bağımlılığı artırdı. Kahire, iklim kaynaklı arz şoklarına karşı tampon oluşturmak amacıyla depolama kapasitesini 6 milyon tona çıkardı ve altı aylık tüketimi karşılayacak rezervleri korumaya odaklandı.

Benzer şekilde Bangladeş, 2024 ve 2025 başındaki sel felaketlerinin pirinç hasadına zarar vermesi üzerine stratejik adımlar attı. Hükümet; acil durum rezervlerini tahılın ötesine taşıyarak gübre, yakıt ve yemeklik yağı da kapsayacak şekilde genişletmeyi planlıyor. Küresel arz istikrarlı olsa da 2025-26 bütçesinde stratejik rezerv fonları artırıldı.

Gıda egemenliği yeniden tanımlanıyor

Brezilya’da Lula da Silva hükümeti, önceki dönemlerde tasfiye edilen kamu gıda stoklarını yeniden yapılandırıyor. Tarım Bakanı Paulo Teixeira, bu adımın temel amacının gıda egemenliğini sağlamak ve iklim değişikliği kaynaklı fiyat dalgalanmalarını dizginlemek olduğunu belirtiyor.

Hükümet, 2025’te stoklama için 100 milyon dolar harcayarak mısır alımına odaklandı; ayrıca 2024’teki yıkıcı sel felaketinin ardından pirinç alımlarına tekrar başladı. Dünya Bankası’na göre bu eğilimin nedeni küresel gıda kıtlığı değil, iklim belirsizliğinin erişimi güvensiz kılmasıdır. Bu durum, küresel pazarlara en entegre ülkelerde bile riskleri içselleştirme ve stok yapma dürtüsünü artırıyor.

Dünyanın gıda dengesi Hindistan’ın elinde olabilir

Asya’da gıda stoklaması, sınırları aşan etkileriyle stratejik bir yönetim aracına dönüştü. Dünyanın en büyük pirinç ihracatçısı Hindistan, Aralık 2025 itibarıyla 58 milyon tona ulaşan devasa bir pirinç rezervine sahip; buğday stokları ise resmi limitlerin çok üzerinde.

Hindistan Gıda Kurumu tarafından yönetilen bu sistem, iç piyasada fiyatları dengelemeyi ve milyonlarca kişiye sübvansiyonlu gıda sağlamayı amaçlıyor. Fiyatlar yükseldiğinde stoklar serbest bırakılırken, küresel arz daraldığında ihracat kısıtlanıyor. Uzman Dr. Alisher Mirzabaev, bu operasyonun yıllık maliyetinin yaklaşık 2 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Hükümetin, yüksek depolama ve lojistik maliyetlerine rağmen, finansal yük ile gıda güvenliği arasında stratejik bir denge kurduğunu vurguluyor.

Fiyat istikrarı adına piyasa bozulur mu?

Endonezya, devlet ajansı Bulog aracılığıyla fiyatları istikrara kavuşturmak için pirinç rezervlerini hızla artırdı. Eylül 2025 itibarıyla stoklar, önceki yıla oranla iki katına çıkarak 4 milyon tona yaklaştı.

Yetkililer bu adımı enflasyonu dizginlemek ve tüketiciyi korumak için zorunlu görürken, uzmanlar farklı görüşte. Ticaret uzmanı Adrian Gasparian, bu politikanın arz güvenliğinden ziyade siyasi kontrol amaçlı olduğunu savunuyor. Gasparian’a göre, devletin özel alıcıları sabit fiyatlarla alıma zorlaması küresel dalgalanmalara karşı koruma sağlamadığı gibi, piyasa verimliliğini bozarak maliyetleri artırıyor.

Kendi kendine yeterlilik mümkün mü?

Çin’in devasa gıda stokları, şeffaflıktan uzak yapısıyla dikkat çekiyor. Pekin, tahıl ve yemeklik yağ rezervleri için 2025 bütçesini %6,1 artırarak 132 milyar yuana (18 milyar dolar) yükseltti. Bu hamle, jeopolitik gerilimlere karşı “mutlak güvenlik” ve gıdada tam kendi kendine yeterlilik hedefiyle paralel ilerliyor. Resmi makamlar, mevcut pirinç ve buğday rezervlerinin ülkenin bir yıllık ihtiyacını karşılayabilecek düzeyde olduğunu vurguluyor.

Stoklamak gerçekten riskleri azaltıyor mu?

Bu politikalar, küresel tahıl arzını serbest piyasadan çekip kamu stoklarına hapsediyor. Eski ABD baş ekonomisti Joseph Glauber, hükümetlerin artan risklerini kabul etse de, yaygın stoklamanın bu riskleri gerçekten azaltıp azaltmadığını sorguluyor.

Glauber’e göre stok tutmak, ticaretin tamamen duracağı varsayımıyla mantıklıdır; ancak Kızıldeniz’deki aksaklıklar ve Ukrayna savaşı bile piyasaların bir şekilde uyum sağlayabildiğini kanıtladı. Bu nedenle Hindistan gibi büyük ihracatçıların devasa rezervler tutmasının ekonomik gerekçesi zayıflamaktadır.

Pratik zorluklar da cabası: Tahılın kalitesi zamanla bozuluyor ve çoğu zaman gıda yerine hayvan yemi veya sanayiye ayrılmak zorunda kalıyor. Çin’in 2008-2016 yılları arasında biriken mısır stoklarının gıda dışı kullanıma yönlendirilmesi bu durumun en somut uyarısıdır. Ekonomistler, teoride bu riskin yönetimle azaltılabileceğini söylese de, pratikte stok rotasyonunu yönetmek siyasi açıdan oldukça zordur.

Serbest ticaret mi stoklama mı?

Ekonomistler, iklim krizine rağmen küresel tarımın yeterli gıda ürettiğini savunuyor. Neumann, “Serbest dolaşımı sağladığımız sürece dünya yeterli gıdaya sahiptir” diyor. Ancak ülkelerin aksaklıklara stoklama ve müdahalelerle yanıt vermesi, aslında daha büyük yerel kıtlıklara ve istikrarsızlığa yol açma riski taşıyor.

2007-08 ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dönemdeki araştırmalar, hasat iyi olsa bile ihracat yasakları ve stoklamanın fiyat artışlarını tetiklediğini gösterdi. En büyük risk, gıda korumacılığının bir zincirleme reaksiyona dönüşmesidir; bir ülke bu yola girdiğinde diğerleri de kendini mecbur hissediyor. Neumann, ürünlerin serbest dolaşımının herkes için daha iyi olacağını savunurken, Fin uzman Ilomäki buna karşı çıkıyor: “Ekonomistler böyle düşünebilir ama her devlet kendi nüfusuna gıda ve yakıt sağlamakla yükümlüdür.”

Bu yazı ilk kez 6 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

Susannah Savage’ın Financial Times’ta yayınlanan “Why the World Has Started Stockpiling Food Again” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.ft.com/content/18d75e20-b63e-4f47-8f63-58c0cc4bca22

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x