İran yine bir protesto dalgasıyla sarsılıyor. Başkent Tahran’da 28 Aralık 2025’te ekonomik nedenlerle başlayan gösteriler kısa sürede ülke geneline yayıldı. Artan enflasyon ve hızla değer kaybeden ulusal para birimine karşı sokağa çıkan protestocuların önemli bir bölümü artık İran İslam Cumhuriyeti’nin sona ermesini talep ediyor. İran’daki yönetim, başta göstericilere çok sert müdahale etmedi ama 10 Ocak’tan itibaren ülkede internet bağlantısı kesildi, protestoculara yönelik tutum da tamamen değişti ve çok sertleşti. 12 Ocak itibariyle çatışmalarda en az 540 kişinin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda Orta Doğu Çalışmaları profesörü olan ve kısa süre önce İran’ın Büyük Stratejisi: Siyasi Tarih adlı kitabı yayımlanan Vali Nasr, 9 Ocak’ta, rejimin müdahalesi sertleşmeden önce Project Syndicate’te kaleme aldığı makalesinde bu protesto dalgasının neden önceki örneklerden farklı olabileceğini tartışıyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
Bu protestoları önceki ayaklanmalardan ayıran ne?
“İranlılar, ulusal para biriminin çöküşünü ve hızla artan enflasyonu protesto etmek için sokaklara çıktı. Göstericilerin önemli bir bölümü artık yalnızca ekonomik taleplerle değil, İslam Cumhuriyeti’nin sona erdirilmesi çağrısıyla hareket ediyor. Buna karşın hükümetin tepkisi, geçmiş ayaklanmalara kıyasla belirgin biçimde farklı oldu.
2009’daki Yeşil Hareket ve 2022’deki Kadın, Yaşam, Özgürlük ayaklanması güvenlik güçleri tarafından hızla ve sert biçimde bastırılmıştı. Bu kez ise güvenlik aygıtı protestoların tırmanmasına görece yavaş tepki verdi. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ilk aşamada sert müdahale yerine kemer sıkma reformları açıkladı ve yoksullara yönelik sübvansiyonlar için kaynak ayırdı.
Ancak bu geçici önlemler etkili olmadı. Yoksul kesimler kısmen yatıştırılırken, orta sınıf üzerindeki ekonomik yük arttı. Bu durum, protestolara katılımı daha da genişletti. Başlangıçta ekonomik hoşnutsuzluk olarak ortaya çıkan gösteriler, kısa sürede açık bir siyasi ayaklanmaya dönüştü. 8 Ocak’ta ülke genelinde protestolar yaygınlaşınca rejim daha sert bir baskı sürecine yöneldi.
Rejim neden ilk anda frene bastı?
Bu temkinli yaklaşımın arkasında, Haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan ve 12 gün süren savaşın yarattığı derin etki bulunuyor. İranlı yetkililer, çatışmanın izlerini hâlâ silebilmiş değil ve savaşın her an yeniden başlayabileceği varsayımıyla hareket ediyor.
İsrail’in Hizbullah’a yönelik saldırıları ve Suriye’de Beşar Esad rejiminin çökmesi, İran’ın bölgesel caydırıcılığını ciddi biçimde zayıflattı. Bu koşullarda iç siyasi kargaşa, yalnızca bir güvenlik sorunu değil; dış müdahaleye açık bir zemin anlamına geliyor.
Haziran 2025’teki savaş sırasında İran toplumunun önemli bir kesimi “bayrak etrafında kenetlenmişti”. Rejim de buna karşılık olarak, özellikle başörtüsü kurallarının uygulanmasında esneklik tanımıştı. Bugünkü protestolar ise bu kırılgan uzlaşıyı tehdit ediyor. Sert baskı, savaş sonrası oluşan toplumsal dengeyi bozabilir; pasiflik ise dış aktörlerin müdahalesine kapı aralayabilir.
Ekonomik çöküş protestoları nasıl besledi?
İran ekonomisi uzun süredir kötü yönetim, yaygın yolsuzluk ve ağır yaptırımların baskısı altında. Enflasyon ve işsizlik artarken, orta sınıf giderek eridi; yoksulluk derinleşti. Haziran savaşı bu süreci daha da hızlandırdı.
Savaşın ardından geçen altı ayda riyal, değerinin yüzde 40’ından fazlasını kaybetti. Enflasyon yüzde 60 seviyelerine ulaştı. İran’ın nükleer programının sekteye uğraması, yaptırımların hafifletilmesi için kullanılan pazarlık gücünü de zayıflattı. Bu beklenti, kısa sürede sermaye kaçışını tetikledi.
İranlı yöneticilere göre, sokaktaki ekonomik öfke ile ülkenin karşı karşıya olduğu dış tehdit artık birbirinden ayrı düşünülemez. Geçen yılki savaş sırasında İsrail’in açık biçimde İran halkını ayaklanmaya çağırması hâlâ hafızalarda. İsrail, üst düzey askeri komutanları hedef alarak ve güvenlik kurumlarını zayıflatarak, huzursuz bir halkın rejimi devireceğini hesaplamıştı.
Bu senaryo gerçekleşmedi. İranlı liderler, savaştan halkın desteği sayesinde çıkabildiklerini kabul etmek zorunda kaldı. Ancak halk ayaklanmasının İsrail’in savaş stratejisinin bir parçası olduğu fikri, rejimin bugünkü protestolara bakışını köklü biçimde etkiledi.
Washington’dan gelen mesajlar neyi değiştirdi?
Bu kaygılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın kısa süre önce sosyal medyada yaptığı açıklamalarla daha da güçlendi. Trump, ABD’nin “hazır ve nazır” olduğunu, İranlı protestocuları şiddetli baskıdan “kurtarmak” için müdahaleye hazır bulunduğunu ilan etti.
Rejim açısından asıl tehlike, protestoların kendi başına başarıya ulaşması değil; ABD’nin İran’a yönelik askeri bir harekâtını meşrulaştıracak bir zemine dönüşmesi. Arap Baharı sırasında Libya ve Suriye’de yaşananlar bu açıdan öğretici bir örnek olarak görülüyor.
O dönemde ABD ve bazı Avrupa ülkeleri, askerî müdahaleyi “koruma sorumluluğu” gerekçesiyle savunmuştu. Barışçıl protestolar kısa sürede dış destekli rejim değişikliği girişimlerine dönüştü; sonuç ise iç savaş ve devletin çöküşü oldu. Devrim Muhafızları’nın önemli bir kısmı, Suriye savaşının gazilerinden oluşuyor. Dış destekli ayaklanmaların nasıl hızla iç savaşa evrilebildiğini birebir deneyimlediler. Libya ve Suriye’nin kaderinden kaçınma arzusu, bugün İran’ın karar alma sürecini belirleyen temel faktörlerden biri.
Venezuela örneği İran için neden alarm verici?
İranlı liderlerin dikkatle izlediği bir diğer gelişme, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya yönelik hamlesi oldu. Bu, Afganistan ve Irak işgallerine ya da Libya ve Suriye’deki rejim değişikliği girişimlerine benzemiyordu.
Trump yönetimi asker göndermek yerine, mevcut iktidar yapısını yerinde bırakarak Venezuela’yı ekonomik boğulmaya zorladı ve teslimiyet talep etti. Benzer bir strateji İran’a karşı da uygulanabilir mi?
Böyle bir senaryoda ABD, İran’ın dinî liderini ve kilit askerî-siyasi figürleri hedef alan sınırlı ama etkili saldırılar düzenleyebilir; açık denizde İran petrol tankerlerine el koyabilir ve ardından nükleer ve füze programlarından vazgeçilmesi ile doğal kaynakların kontrolünün devrini talep edebilir. Hedefli suikastlar olmasa bile, bombardıman ve petrol ihracatını tamamen durdurma stratejisi rejimi diz çöktürebilir.
İran bu çıkmazdan nasıl çıkabilir?
Bu olasılıklar karşısında İran’ın ilk tepkisi, ABD saldırısının maliyetini yükseltmek oldu. 6 Ocak’ta İran Savunma Konseyi, “nesnel tehdit işaretleri” ortaya çıkması hâlinde önleyici tedbirler alınabileceğini açıkladı.
Orta Doğu’daki ABD hedeflerine yönelik önleyici bir saldırı, İran’ın istemediği bir savaşı tetikleyebilir ve rejimin sonunu getirebilir. Ancak İslam Cumhuriyeti, kendisini yenmenin bedelsiz olacağı izlenimini vermek gibi bir lükse de sahip değil.
Buna rağmen, ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınılsa ve mevcut protesto dalgası sönümlense bile, İran ekonomisinin yapısal gerilemesi sürüyor. Bu da orta ve uzun vadede toplumsal öfkenin yeniden yükseleceği anlamına geliyor.
İslam Cumhuriyeti bugün, ABD ve İsrail’den gelen dış tehdit ile kitlesel ayaklanma riski arasında sıkışmış durumda. Bu çıkmazdan kolay bir çıkış yolu yok. Rejimin ani bir çöküşü kaçınılmaz olmayabilir; ancak İran’daki mevcut rejim artık sonuna her zamankinden daha yakın görünüyor.”
Bu yazı ilk kez 12 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

https://www.project-syndicate.org/commentary/iran-this-time-is-different-deadly-combination-internal-and-external-threats-by-vali-nasr-2026-01



