Karadeniz nasıl güvende olur?

Karadeniz neden gündemde? Karadeniz’deki istikrar hangi iki nedenden ötürü bozuldu? Karadeniz’de güvenlik, barış ve istikrar için dikkat edilmesi gereken üç unsur neler? Türkiye hangi rolü üstlenmeli? Prof. Dr. Gökhan Koçer yazdı.

Karadeniz, son yıllarda dünyada en fazla gündemde olan coğrafyalardan biri. Bunun tek değil fakat en önemli nedeni, dört yıldır süren Rusya-Ukrayna Savaşı. Gerçi Orta Doğu’nun bugünkü halinde başka bir coğrafyayı konuşmak çok anlamlı görülmeyebilir. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı da bölgesel ölçeği aşıp küresel bir nitelik kazanmasından dolayı tüm dünyayı ilgilendiriyor. Nitekim uluslararası aktörler -niyetleri farklı ve tartışılır olmakla birlikte- Karadeniz’de “barış” için mesai harcıyorlar.

Karadeniz söz konusu olduğunda hem kıyıdaş olması hem de bu denizle kadim ilişkisi nedeniyle en öne çıkan ülkelerden biri de Türkiye. 2026’nın ilk günlerinde, Paris’te, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sonuçlanması durumunda alınacak güvenlik önlemlerinin görüşüldüğü “Gönüllüler Koalisyonu” (çoğunluğu Avrupa ve İngiliz Uluslar Topluluğu üyesi 35 ülke) toplantısında, Türkiye’nin Karadeniz’in güvenliği konusunda lider ülke pozisyonu teyit edildi. Bu bağlamda Türk Deniz Kuvvetleri liderliğinde oluşturulacak bir misyonun Karadeniz’de seyrüsefer güvenliği ve ateşkesin izlenmesi görevlerini üstlenmesi bekleniyor.

Esasen, Karadeniz’in güvenliğinde Türkiye’ye rol verilmesi, küresel düzeyde kendisine duyulan güven açısından değerli olmakla birlikte, şaşırtıcı değildir, lütuf ise hiç değildir. Nitekim toplantıda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da “Türkiye’nin Karadeniz’de en büyük filoya sahip NATO üyesi olarak bu süreçte sorumluluk üstlenmesinden daha doğal bir şey olmadığını”[1] ifade etti ki bu da malumun ilamıdır.

Dünden bugüne “Türk Gölü”

Bugün Türkiye için Mavi Vatan’ın önemli bir parçası olan Karadeniz, 15. ve 18. yüzyıllar arasında, yaklaşık 300 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin hakimiyetinde “Türk Gölü” idi (Karadeniz’i bugün de Rusya, -büyük bir iddiayla- “Rus Gölü” olarak görüyor). İngiltere ve Fransa’nın, Ruslara karşı Osmanlı Devleti’nin yanında saf tuttuğu Kırım Harbi’nin sonunda 1856’da imzalanan Paris Antlaşması’yla, Karadeniz, -sözde- tarafsızlaştırıldı ve askerden arındırıldı. Aynı antlaşmayla Avrupa devletler topluluğuna dahil edilen Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı kolektif garanti altına alındı ve Karadeniz, bir anlamda Osmanlı’nın “Avrupalılaşmasına” vesile oldu. 20. yüzyılın başında Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’na yine Karadeniz’den dahil oldu. 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ise Türk Boğazları’nda egemenliğin bütünüyle Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olmasını sağlayarak hem İkinci Dünya Savaşı’nda hem de savaş sonrası yıllarda Karadeniz’in akıbetini etkiledi. Soğuk Savaş boyunca, Türkiye’nin NATO üyesi, diğer bütün kıyıdaş ülkelerin ise Varşova Paktı üyesi olmalarına, sonrasında da bölgede haritaların değişmesine rağmen Karadeniz sükûnet hâkim oldu.

Soğuk Savaş sonrasında bölgede yaklaşık çeyrek yüzyıl süren istikrarda Türkiye’nin kurulmalarına öncülük ettiği bölgesel yapılanmaların büyük etkisi oldu. KEİ (Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü, 1992), BSCF (Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır/Sahil Güvenlik Teşkilatları İş Birliği Forumu, 2000), BLACKSEAFOR (Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu, 2001) ve KUH (Karadeniz Uyumu Harekâtı, 2004) gibi yapılanmalarla, bölgede çok taraflı ticaret ve ekonomik ilişkiler gelişti, askerî işbirliği kuruldu, diplomatik mekanizmalar çalıştırıldı. Bütün bu gelişmelerde askerî olarak en büyük rolü, dönemin bölgedeki en güçlü deniz kuvveti olan Türk Deniz Kuvvetleri oynadı.

Karadeniz’de istikrar neden bozuldu?

Karadeniz’deki istikrar, özellikle iki nedenden kaynaklı olarak bozuldu.

İlk olarak, 2000’li yılların sonuna doğru, Türk Deniz Kuvvetleri’nin Karadeniz’deki hakimiyetine halel geldi ve güç dengesi değişti. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik “kumpas davalar” başta olmak üzere çeşitli tertiplerle öncelikle Türk Donanması’nın hedef alınmasıyla Türkiye’nin yıllar içerisinde tesis ettiği bölgedeki güvenlik mimarisi büyük hasar aldı. Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden kısa bir süre sonra “Bundan birkaç yıl önce Rus (Karadeniz) Filosu’nun askerî kapasitesi Türk Deniz Kuvvetleri’ninkiyle kontrast halindeydi. O zamanlar Türkiye’nin neredeyse Karadeniz’in efendisi olduğu söyleniyordu. Artık her şey değişti.”[2] cümleleri, bu anlamda manidardır.

İkinci olarak, Putin Rusya’sının izlediği saldırgan ve yayılmacı politikalar, bölgedeki barışa zarar büyük zarar verdi. Rusya’nın, -önce 2008’de Gürcistan’la savaşması- 2014’te Kırım’ı işgal etmesi, 2022’de de Ukrayna’ya saldırarak halen süren savaşı başlatmasıyla Karadeniz istikrarsızlaştı.

Bu iki gelişmenin de etkisiyle bölgede Soğuk Savaş sonrası güvenliği ve barışı sağlamak için oluşturulan yapılanmalar akamete uğradılar. KEİ, yıllar geçmesine rağmen bekleneni vermedi. Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır/Sahil Güvenlik Teşkilatları İş Birliği Forumu (BSCF) verimli çalışmıyor, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Şubat 2022’den beri planlı toplantılarını icra edemiyor. Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu’nun (BLACKSEAFOR) akıbeti meçhul, internette, Türk Deniz Kuvvetleri’nin internet sitesinde adı bile yok. Ukrayna, kendisine saldırmasından sonra Rusya’nın BLACKSEAFOR’dan çıkarılması için uğraşmıştı, bu kabul görmeyince yakın zamanda kendisi çıkma kararı aldı. Karadeniz Uyumu Harekâtı (KUH) diğerlerinden nispeten başarılı olmakla birlikte beklenilen etkiyi yaratmadı.

Karadeniz’de öncelikli söz hakkı kıyıdaş ülkelerin olmalı

Karadeniz’de güvenliği inşa etmek, barışı tesis etmek ve istikrarı sürdürülebilir kılmak hem Türkiye’nin ulusal güvenliği hem de bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından zorunludur. Bu minvalde, öncelikle, Karadeniz’deki gelişmelere bölge dışı, hatta kıyıdaş olmayan aktörlerin müdahil olmaları ve burada fiziken varlıkları kabul edilmemelidir. Bölgeyle ilgili öncelikli söz hakkı kıyıdaş ülkelerin olmalıdır.

Türkiye, Soğuk Savaş sonrasında kurulmalarında öncülük ettiği bölgesel yapılanmalarda -bazıları NATO’ya akredite olmakla birlikte- özellikle NATO ve ABD başta olmak üzere kıyıdaş olmayan ve bölge dışı aktörlerin yer almasına izin vermemiş, Karadeniz, Amerika’nın dünyada girmediği tek deniz olmuştu. Ancak ABD’nin yakın zamanda Bulgaristan ve Romanya’da kurduğu askerî üsler nedeniyle bu iddiaya halel geldi.  2024’te kurulan Karadeniz Garnizonu, ABD’nin kararlılığın göstergesi. Buna, ABD’nin Yunanistan’da kapasitesini arttırdığı ve yeni kurduğu üsleri de eklemek gerek. Bütün bu üslerde, deniz değil, kara ve hava unsurlarının konuşlanmış olduğu dikkate alındığında, Karadeniz’in ABD’nin Orta Doğu’ya herhangi bir askerî müdahalede kullanacağı bir coğrafya olması, karşı tavır alınması gereken bir olasılıktır. Türkiye’nin Karadeniz’de yalnızca kıyıdaş ülkelerin söz sahibi olması yönündeki kararlığını, 2023 yılı sonunda, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, NATO’nun Karadeniz’deki güvenliksiz ortama karşı tedbirler almaya çalışmasına gönderme yaparak “(…) Bu tedbirleri biz kendimiz alacağımızı ifade edip NATO’yu veya Amerika’yı Karadeniz’de istemediğimizi beyan ediyoruz”[3] diyerek açıkça ifade etmişti. Türkiye, bu dirayeti ve iradeyi, bugün ABD’nin yanı sıra Gönüllüler Koalisyonu’na karşı da ortaya koymalıdır. Türkiye, Karadeniz’de Batı’nın “emir eri” değil, ev sahibi ve en fazla söz hakkına aktörlerden biridir.

Karadeniz’de istikrar ve Türkiye’nin askerî kapasitesi

İkinci olarak, Türkiye, Karadeniz’de istikrarı sağlayacak en önemli unsur olan askerî güce sahiptir. NATO’da en büyük ikinci ordu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, dünyanın en güçlü 10 ordusu, Türk Deniz Kuvvetleri de dünyadaki en güçlü 10 donanması arasında yer almaktadır. Türk Donanması, yıllar sonra tekrar Karadeniz’deki en etkili deniz gücü olma aşamasına gelmiştir.

Türkiye bölgede hava gücü açısından da önemli bir caydırıcılık kapasitesine sahip. Örneğin, Merzifon’da bulunan 5. Ana Jet Üssü’nde konuşlu 151. Filo, -Karadeniz’de güvenliği sağlamak açısından önemli bir üstünlük olan- SEAD (Düşman Hava Savunmalarının Bastırılması) imkân ve kabiliyetine sahip Türkiye’deki tek filodur. Türkiye’de en kuzeydeki muharip NATO birliği olan bu filonun “Karadeniz Bizden Sorulur” mottosu, Türkiye’nin zaten böyle bir sorumluluğu ve görevi kendine yüklediğinin göstergesidir.

Bölgesel yapılanmaların yeniden işlerlik kazanması

Üçüncü bir husus, Karadeniz’de güvenliğin, barışın ve istikrarın yeniden inşası için, Soğuk Savaş sonrasında kurulan bölgesel yapılanmalara tekrar işlerlik kazandırmak yönünde çaba harcanmalıdır. Bu anlamda, KEİ daha aktif hale getirilmeli, hacmi ve kapasitesi arttırılmalıdır, bunun için Karadeniz yeterli potansiyele sahiptir.

Savaş nedeniyle akamete uğrayan Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır/Sahil Güvenlik Teşkilatları İş Birliği Forumu (BSCF) mekanizmaları yeniden çalıştırılmalıdır, bu çok zor değildir. Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR) yeniden hayata geçirilmelidir, başarılı olması için yeterince deneyim vardır. Karadeniz Uyumu Harekâtı (KUH) daha işlevsel ve etkili kılınmalıdır.

İstikrar kaynağı olarak Montrö Boğazlar Sözleşmesi

Bir diğer husus, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, çok önemli bir uluslararası hukuk dayanağı olarak bölgedeki istikrarın en önemli kaynaklarından biridir, herhangi bir nedenle tartışılması abesle iştigaldir. Türkiye, bugüne kadar Montrö Rejimi’ne tavizsiz ve kararlı biçimde sahip çıkarak hem ulusal güvenliğini hem de Karadeniz’de uzun süreli istikrarı sağladı. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nda, Soğuk Savaş yıllarında, daha yakın zamanda ise Rusya-Ukrayna Savaşı’nda sahip olunan tecrübelerle sabittir. Montrö Rejimi, bundan sonra da aktif tarafsızlık ve bölgesel sahiplik ilkelerine sadık kalınarak kararlılıkla işletilmelidir.

Son olarak, Türkiye, “stratejik öncelikli” olarak tanımladığı Karadeniz için ulusal çıkarları doğrultusunda politika üretmeli ve strateji geliştirmelidir. Dış politikasında sahip olduğu denge ve savaşlarda tarafsızlık stratejilerini -bugüne kadar olduğu gibi- Karadeniz’de de izlemesi (ki Rusya-Ukrayna Savaşı’nda nispeten böyle davrandı), Türkiye’nin olduğu gibi bölgenin de yararınadır. Bütün bu esaslar üzerinde Türkiye’nin Karadeniz’in güvenliği konusunda lider rol oynaması hem doğaldır hem de zorunludur.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

[1] “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ukrayna Konulu Gönüllüler Koalisyonu’nun ardından konuştu”, 6 Ocak 2026, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/disisleri-bakani-hakan-fidan-ukrayna-konulu-gonulluler-koalisyonunun-ardindan-konustu-43078399 (20 Ocak 2026).

[2] “Rusya’dan ‘Karadeniz’ açıklaması”, 14 Eylül 2016, https://www.hurriyet.com.tr/dunya/rusyadan-karadeniz-  aciklamasi-40223602 (8 Şubat 2026).

[3] “Deniz Kuvvetleri Komutanı: Karadeniz’de NATO’yu veya Amerika’yı istemiyoruz”, 18 Kasım 2023, https://t24.com.tr/haber/deniz-kuvvetleri-komutani-karadeniz-de-nato-yu-veya-amerika-yi-istemiyoruz,1139201 (10 Şubat 2026).

Gökhan Koçer
Gökhan Koçer
Prof. Dr. Gökhan Koçer, 1966 yılında Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden lisans (1987), yüksek lisans (1989) ve doktora (1994) derecelerini aldı. 1993-2025 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı; bu sürenin son 15 yılında profesör unvanıyla çalıştı. Akademik çalışmaları; Türk dış politikası, Türkiye siyaseti, ulusal güvenlik, Türkiye–Avrupa Birliği ilişkileri, uluslararası güvenlik, Türkiye’nin Karadeniz politikası, Karadeniz güvenliği, Kafkasya, Doğu Akdeniz ile deniz gücü ve deniz kuvvetleri gibi alanlarda yoğunlaşmaktadır. Koçer, Türk Dış Politikasında İslam ve Menekşe Renkli Deniz: Türkiye’nin Karadeniz Politikası başlıklı kitapların yanı sıra, ulusal ve uluslararası düzeyde yayımlanmış çok sayıda makale ve kitap bölümünün yazarıdır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Karadeniz nasıl güvende olur?

Karadeniz neden gündemde? Karadeniz’deki istikrar hangi iki nedenden ötürü bozuldu? Karadeniz’de güvenlik, barış ve istikrar için dikkat edilmesi gereken üç unsur neler? Türkiye hangi rolü üstlenmeli? Prof. Dr. Gökhan Koçer yazdı.

Karadeniz, son yıllarda dünyada en fazla gündemde olan coğrafyalardan biri. Bunun tek değil fakat en önemli nedeni, dört yıldır süren Rusya-Ukrayna Savaşı. Gerçi Orta Doğu’nun bugünkü halinde başka bir coğrafyayı konuşmak çok anlamlı görülmeyebilir. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı da bölgesel ölçeği aşıp küresel bir nitelik kazanmasından dolayı tüm dünyayı ilgilendiriyor. Nitekim uluslararası aktörler -niyetleri farklı ve tartışılır olmakla birlikte- Karadeniz’de “barış” için mesai harcıyorlar.

Karadeniz söz konusu olduğunda hem kıyıdaş olması hem de bu denizle kadim ilişkisi nedeniyle en öne çıkan ülkelerden biri de Türkiye. 2026’nın ilk günlerinde, Paris’te, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sonuçlanması durumunda alınacak güvenlik önlemlerinin görüşüldüğü “Gönüllüler Koalisyonu” (çoğunluğu Avrupa ve İngiliz Uluslar Topluluğu üyesi 35 ülke) toplantısında, Türkiye’nin Karadeniz’in güvenliği konusunda lider ülke pozisyonu teyit edildi. Bu bağlamda Türk Deniz Kuvvetleri liderliğinde oluşturulacak bir misyonun Karadeniz’de seyrüsefer güvenliği ve ateşkesin izlenmesi görevlerini üstlenmesi bekleniyor.

Esasen, Karadeniz’in güvenliğinde Türkiye’ye rol verilmesi, küresel düzeyde kendisine duyulan güven açısından değerli olmakla birlikte, şaşırtıcı değildir, lütuf ise hiç değildir. Nitekim toplantıda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da “Türkiye’nin Karadeniz’de en büyük filoya sahip NATO üyesi olarak bu süreçte sorumluluk üstlenmesinden daha doğal bir şey olmadığını”[1] ifade etti ki bu da malumun ilamıdır.

Dünden bugüne “Türk Gölü”

Bugün Türkiye için Mavi Vatan’ın önemli bir parçası olan Karadeniz, 15. ve 18. yüzyıllar arasında, yaklaşık 300 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin hakimiyetinde “Türk Gölü” idi (Karadeniz’i bugün de Rusya, -büyük bir iddiayla- “Rus Gölü” olarak görüyor). İngiltere ve Fransa’nın, Ruslara karşı Osmanlı Devleti’nin yanında saf tuttuğu Kırım Harbi’nin sonunda 1856’da imzalanan Paris Antlaşması’yla, Karadeniz, -sözde- tarafsızlaştırıldı ve askerden arındırıldı. Aynı antlaşmayla Avrupa devletler topluluğuna dahil edilen Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı kolektif garanti altına alındı ve Karadeniz, bir anlamda Osmanlı’nın “Avrupalılaşmasına” vesile oldu. 20. yüzyılın başında Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’na yine Karadeniz’den dahil oldu. 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ise Türk Boğazları’nda egemenliğin bütünüyle Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olmasını sağlayarak hem İkinci Dünya Savaşı’nda hem de savaş sonrası yıllarda Karadeniz’in akıbetini etkiledi. Soğuk Savaş boyunca, Türkiye’nin NATO üyesi, diğer bütün kıyıdaş ülkelerin ise Varşova Paktı üyesi olmalarına, sonrasında da bölgede haritaların değişmesine rağmen Karadeniz sükûnet hâkim oldu.

Soğuk Savaş sonrasında bölgede yaklaşık çeyrek yüzyıl süren istikrarda Türkiye’nin kurulmalarına öncülük ettiği bölgesel yapılanmaların büyük etkisi oldu. KEİ (Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü, 1992), BSCF (Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır/Sahil Güvenlik Teşkilatları İş Birliği Forumu, 2000), BLACKSEAFOR (Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu, 2001) ve KUH (Karadeniz Uyumu Harekâtı, 2004) gibi yapılanmalarla, bölgede çok taraflı ticaret ve ekonomik ilişkiler gelişti, askerî işbirliği kuruldu, diplomatik mekanizmalar çalıştırıldı. Bütün bu gelişmelerde askerî olarak en büyük rolü, dönemin bölgedeki en güçlü deniz kuvveti olan Türk Deniz Kuvvetleri oynadı.

Karadeniz’de istikrar neden bozuldu?

Karadeniz’deki istikrar, özellikle iki nedenden kaynaklı olarak bozuldu.

İlk olarak, 2000’li yılların sonuna doğru, Türk Deniz Kuvvetleri’nin Karadeniz’deki hakimiyetine halel geldi ve güç dengesi değişti. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik “kumpas davalar” başta olmak üzere çeşitli tertiplerle öncelikle Türk Donanması’nın hedef alınmasıyla Türkiye’nin yıllar içerisinde tesis ettiği bölgedeki güvenlik mimarisi büyük hasar aldı. Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden kısa bir süre sonra “Bundan birkaç yıl önce Rus (Karadeniz) Filosu’nun askerî kapasitesi Türk Deniz Kuvvetleri’ninkiyle kontrast halindeydi. O zamanlar Türkiye’nin neredeyse Karadeniz’in efendisi olduğu söyleniyordu. Artık her şey değişti.”[2] cümleleri, bu anlamda manidardır.

İkinci olarak, Putin Rusya’sının izlediği saldırgan ve yayılmacı politikalar, bölgedeki barışa zarar büyük zarar verdi. Rusya’nın, -önce 2008’de Gürcistan’la savaşması- 2014’te Kırım’ı işgal etmesi, 2022’de de Ukrayna’ya saldırarak halen süren savaşı başlatmasıyla Karadeniz istikrarsızlaştı.

Bu iki gelişmenin de etkisiyle bölgede Soğuk Savaş sonrası güvenliği ve barışı sağlamak için oluşturulan yapılanmalar akamete uğradılar. KEİ, yıllar geçmesine rağmen bekleneni vermedi. Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır/Sahil Güvenlik Teşkilatları İş Birliği Forumu (BSCF) verimli çalışmıyor, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Şubat 2022’den beri planlı toplantılarını icra edemiyor. Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu’nun (BLACKSEAFOR) akıbeti meçhul, internette, Türk Deniz Kuvvetleri’nin internet sitesinde adı bile yok. Ukrayna, kendisine saldırmasından sonra Rusya’nın BLACKSEAFOR’dan çıkarılması için uğraşmıştı, bu kabul görmeyince yakın zamanda kendisi çıkma kararı aldı. Karadeniz Uyumu Harekâtı (KUH) diğerlerinden nispeten başarılı olmakla birlikte beklenilen etkiyi yaratmadı.

Karadeniz’de öncelikli söz hakkı kıyıdaş ülkelerin olmalı

Karadeniz’de güvenliği inşa etmek, barışı tesis etmek ve istikrarı sürdürülebilir kılmak hem Türkiye’nin ulusal güvenliği hem de bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından zorunludur. Bu minvalde, öncelikle, Karadeniz’deki gelişmelere bölge dışı, hatta kıyıdaş olmayan aktörlerin müdahil olmaları ve burada fiziken varlıkları kabul edilmemelidir. Bölgeyle ilgili öncelikli söz hakkı kıyıdaş ülkelerin olmalıdır.

Türkiye, Soğuk Savaş sonrasında kurulmalarında öncülük ettiği bölgesel yapılanmalarda -bazıları NATO’ya akredite olmakla birlikte- özellikle NATO ve ABD başta olmak üzere kıyıdaş olmayan ve bölge dışı aktörlerin yer almasına izin vermemiş, Karadeniz, Amerika’nın dünyada girmediği tek deniz olmuştu. Ancak ABD’nin yakın zamanda Bulgaristan ve Romanya’da kurduğu askerî üsler nedeniyle bu iddiaya halel geldi.  2024’te kurulan Karadeniz Garnizonu, ABD’nin kararlılığın göstergesi. Buna, ABD’nin Yunanistan’da kapasitesini arttırdığı ve yeni kurduğu üsleri de eklemek gerek. Bütün bu üslerde, deniz değil, kara ve hava unsurlarının konuşlanmış olduğu dikkate alındığında, Karadeniz’in ABD’nin Orta Doğu’ya herhangi bir askerî müdahalede kullanacağı bir coğrafya olması, karşı tavır alınması gereken bir olasılıktır. Türkiye’nin Karadeniz’de yalnızca kıyıdaş ülkelerin söz sahibi olması yönündeki kararlığını, 2023 yılı sonunda, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, NATO’nun Karadeniz’deki güvenliksiz ortama karşı tedbirler almaya çalışmasına gönderme yaparak “(…) Bu tedbirleri biz kendimiz alacağımızı ifade edip NATO’yu veya Amerika’yı Karadeniz’de istemediğimizi beyan ediyoruz”[3] diyerek açıkça ifade etmişti. Türkiye, bu dirayeti ve iradeyi, bugün ABD’nin yanı sıra Gönüllüler Koalisyonu’na karşı da ortaya koymalıdır. Türkiye, Karadeniz’de Batı’nın “emir eri” değil, ev sahibi ve en fazla söz hakkına aktörlerden biridir.

Karadeniz’de istikrar ve Türkiye’nin askerî kapasitesi

İkinci olarak, Türkiye, Karadeniz’de istikrarı sağlayacak en önemli unsur olan askerî güce sahiptir. NATO’da en büyük ikinci ordu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, dünyanın en güçlü 10 ordusu, Türk Deniz Kuvvetleri de dünyadaki en güçlü 10 donanması arasında yer almaktadır. Türk Donanması, yıllar sonra tekrar Karadeniz’deki en etkili deniz gücü olma aşamasına gelmiştir.

Türkiye bölgede hava gücü açısından da önemli bir caydırıcılık kapasitesine sahip. Örneğin, Merzifon’da bulunan 5. Ana Jet Üssü’nde konuşlu 151. Filo, -Karadeniz’de güvenliği sağlamak açısından önemli bir üstünlük olan- SEAD (Düşman Hava Savunmalarının Bastırılması) imkân ve kabiliyetine sahip Türkiye’deki tek filodur. Türkiye’de en kuzeydeki muharip NATO birliği olan bu filonun “Karadeniz Bizden Sorulur” mottosu, Türkiye’nin zaten böyle bir sorumluluğu ve görevi kendine yüklediğinin göstergesidir.

Bölgesel yapılanmaların yeniden işlerlik kazanması

Üçüncü bir husus, Karadeniz’de güvenliğin, barışın ve istikrarın yeniden inşası için, Soğuk Savaş sonrasında kurulan bölgesel yapılanmalara tekrar işlerlik kazandırmak yönünde çaba harcanmalıdır. Bu anlamda, KEİ daha aktif hale getirilmeli, hacmi ve kapasitesi arttırılmalıdır, bunun için Karadeniz yeterli potansiyele sahiptir.

Savaş nedeniyle akamete uğrayan Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır/Sahil Güvenlik Teşkilatları İş Birliği Forumu (BSCF) mekanizmaları yeniden çalıştırılmalıdır, bu çok zor değildir. Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR) yeniden hayata geçirilmelidir, başarılı olması için yeterince deneyim vardır. Karadeniz Uyumu Harekâtı (KUH) daha işlevsel ve etkili kılınmalıdır.

İstikrar kaynağı olarak Montrö Boğazlar Sözleşmesi

Bir diğer husus, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, çok önemli bir uluslararası hukuk dayanağı olarak bölgedeki istikrarın en önemli kaynaklarından biridir, herhangi bir nedenle tartışılması abesle iştigaldir. Türkiye, bugüne kadar Montrö Rejimi’ne tavizsiz ve kararlı biçimde sahip çıkarak hem ulusal güvenliğini hem de Karadeniz’de uzun süreli istikrarı sağladı. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nda, Soğuk Savaş yıllarında, daha yakın zamanda ise Rusya-Ukrayna Savaşı’nda sahip olunan tecrübelerle sabittir. Montrö Rejimi, bundan sonra da aktif tarafsızlık ve bölgesel sahiplik ilkelerine sadık kalınarak kararlılıkla işletilmelidir.

Son olarak, Türkiye, “stratejik öncelikli” olarak tanımladığı Karadeniz için ulusal çıkarları doğrultusunda politika üretmeli ve strateji geliştirmelidir. Dış politikasında sahip olduğu denge ve savaşlarda tarafsızlık stratejilerini -bugüne kadar olduğu gibi- Karadeniz’de de izlemesi (ki Rusya-Ukrayna Savaşı’nda nispeten böyle davrandı), Türkiye’nin olduğu gibi bölgenin de yararınadır. Bütün bu esaslar üzerinde Türkiye’nin Karadeniz’in güvenliği konusunda lider rol oynaması hem doğaldır hem de zorunludur.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

[1] “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ukrayna Konulu Gönüllüler Koalisyonu’nun ardından konuştu”, 6 Ocak 2026, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/disisleri-bakani-hakan-fidan-ukrayna-konulu-gonulluler-koalisyonunun-ardindan-konustu-43078399 (20 Ocak 2026).

[2] “Rusya’dan ‘Karadeniz’ açıklaması”, 14 Eylül 2016, https://www.hurriyet.com.tr/dunya/rusyadan-karadeniz-  aciklamasi-40223602 (8 Şubat 2026).

[3] “Deniz Kuvvetleri Komutanı: Karadeniz’de NATO’yu veya Amerika’yı istemiyoruz”, 18 Kasım 2023, https://t24.com.tr/haber/deniz-kuvvetleri-komutani-karadeniz-de-nato-yu-veya-amerika-yi-istemiyoruz,1139201 (10 Şubat 2026).

Gökhan Koçer
Gökhan Koçer
Prof. Dr. Gökhan Koçer, 1966 yılında Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden lisans (1987), yüksek lisans (1989) ve doktora (1994) derecelerini aldı. 1993-2025 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı; bu sürenin son 15 yılında profesör unvanıyla çalıştı. Akademik çalışmaları; Türk dış politikası, Türkiye siyaseti, ulusal güvenlik, Türkiye–Avrupa Birliği ilişkileri, uluslararası güvenlik, Türkiye’nin Karadeniz politikası, Karadeniz güvenliği, Kafkasya, Doğu Akdeniz ile deniz gücü ve deniz kuvvetleri gibi alanlarda yoğunlaşmaktadır. Koçer, Türk Dış Politikasında İslam ve Menekşe Renkli Deniz: Türkiye’nin Karadeniz Politikası başlıklı kitapların yanı sıra, ulusal ve uluslararası düzeyde yayımlanmış çok sayıda makale ve kitap bölümünün yazarıdır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x