ABD Körfez’e askeri güç yığınağı yaparken, Başkan Donald Trump yönetiminin, ağır ekonomik ambargo altındaki ve iç karışıklıklarla iyice zayıflayan İran rejimine karşı bir harekât düzenleyeceği artık an meselesi olarak görülüyor. Peki, ABD, harekatla İran’da ne sonuçlara yol açacak? Marc Lynch, Foreign Policy dergisinde yayınlanan makalesinde dört olası sonuç olacağını ileri sürüyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“Trump rejim değişikliği istiyor, ama karmaşık sonuçları istemiyor.
ABD’nin İran’a karşı başlatacağı bir savaşta kesin görünen bir husus var: İşgal planı yok. Washington, Körfez’e uçak gemileri ve askeri yığınak gönderiyor; ancak kara kuvvetleriyle uzun süreli bir işgal hazırlığına dair kamuoyuna yansıyan bir işaret bulunmuyor. Trump’ın dış politikada istikrarlı kaldığı nadir başlıklardan biri, Irak benzeri uzun süreli işgallere karşı çıkmasıdır.
Bu nedenle ABD’nin muhtemel stratejisi; rejimin üst düzey isimlerini, özellikle de İran Devrim Muhafızları liderliğini ve baskı aygıtlarını hedef almak, ardından süreci uzaktan izlemek olacaktır. 2020’de Kasım Süleymani’nin öldürülmesi gibi örnekler bu yaklaşımın işaretlerini vermişti.
Ancak her şey beklendiği gibi sonuçlanır mı? İran yönetimi sürpriz ihtimalini ciddiye alıyor. Güvenlik aygıtı son protestoların sert biçimde bastırılmasının ardından teyakkuz halinde. İsrail’in geçmişte İranlı üst düzey isimleri hedef almadaki başarısı, sistemin güvenlik zaafları bulunduğunu gösterdi. Bu durum, ülkenin dini lideri Ali Hamaney ve çevresinin güvenlik kaygılarını artırıyor.
Trump’ın hedefi, savaş ya da anlaşma yoluyla, ABD’nin İran’la on yıllardır süren mücadelesini “kesin” bir sonuca bağlamak gibi görünüyor. Ancak yakın geçmiş, bombardımanla elde edilen zafer ilanlarının kalıcı istikrar anlamına gelmediğini gösterdi.
Sınırlı bombardıman statükoyu değiştirir mi?
Rejimin tepe kadrosunu devirmeyen bir hava harekâtı, İran’ın nükleer tesislerinin bir bölümünü tahrip edebilir, baskı kapasitesini zayıflatabilir ve bazı liderleri ortadan kaldırabilir. Ancak uzun süredir yapılan istihbarat değerlendirmeleri, böyle bir saldırının İran’ın nükleer programını en fazla birkaç yıl geriye götürebileceğini ortaya koyuyor.
Bu tür bir saldırı, paradoksal biçimde rejimin elini güçlendirebilir. Liderlik ayakta kalırsa, milliyetçi refleksler protesto dalgasını geçici olarak bastırabilir. Yaptırımların ağırlaşması toplumsal yoksullaşmayı derinleştirir. Ancak Tahran’ın bölgesel politikalarını ya da füze ve nükleer programını tümüyle durdurmaya yetmeyebilir. Sonuçta risk ve yıkım artar, fakat köklü bir dönüşüm gerçekleşmez.
Rejim çökerse demokrasi mi gelir?
ABD’nin gerçekten Hamaney’i öldürerek rejimin düşmesine neden olduğunu, ancak rejim değişikliği sonrası işgalde rol almayı reddettiğini varsayalım. İran gerçekte nasıl bir görünümde olur ve bu durum bölgeyi nasıl etkiler? Çoğu yorumcu, rejimin çöküşüyle İran’da ya her şeyin iyi olacağı ya da bunun mutlak felakete yol açacağı sonucuna varıyor. Oysa en olası sonuç, İran’ın daha gri bölgede kalması ve ülkeye karmaşanın hâkim olmasıdır.
Dört olası senaryo var. Demokratik bir cumhuriyetin ortaya çıkması birçok İranlının tercih edeceği bir durum olacaktır. Ancak bu, sadece hava saldırıları ile tetiklenen bir rejim değişikliğinin en olası sonucu değildir. İran, kurumsal bir boşluk, ekonomik ve altyapısal yıkım ve yurt dışından anlamlı bir yardım almadan kalacaktır. Trump, Venezuela örneğinde görüldüğü gibi, demokrasiyi hiç umursamıyor. İran için bir “ertesi gün” planı yok ve bir zamanlar böyle bir plan hazırlamış olabilecek ABD hükümeti personelinin çoğu çoktan kovuldu.
Şah geri dönebilir mi?
Bazı Amerikalılar, İsrailliler ve Körfez liderleri Şah Rıza Pehlevi’nin yeniden tahta çıkmasını tercih edebilir, ancak onu tahta oturtmak ve korumak için muhtemelen önemli miktarda dış askeri yardım gerekecektir. Kimse bu yardımı sağlamak istemiyor ve diaspora aksine anavatandaki çok az İranlı bu konuda ilgileniyor. Pehlevi’nin İsrailli müttefikleri ve gürültücü Amerikan lobicileri ona bir şans verilmesi için baskı yapacaklar, ancak savaş sonrası İran’ın kanlı ortamında Tahran’da Bağdat’ın Yeşil Bölgesi benzeri bir bölge oluşturulması destek görmeyecektir.
İç savaş çıkmasını isteyen var mı?
Devletin çöküşü ve iç savaşa sürüklenmesi, demokrasi veya monarşinin yeniden kurulmasından daha olası bir sonuçtur. Bu konuda dış aktörler arasında önemli bir yaklaşım farkı var. İsrail, iç savaş ve etnik bölünmelerle tüketen, bölünmüş, zayıf ve parçalanmış bir İran’dan memnun olabilir.
Ancak, ABD bu arzuyu paylaşmıyor gibi görünüyor. Suriye’deki Ahmed eş-Şara rejimini kucaklaması ve Venezuela‘da Maduro’nun başkan yardımcısını yüceltmesi, mevcut rejim ne olursa olsun istikrarı tercih ettiğini gösteriyor. Her şeyden önce, Körfez ülkeleri, bunun getireceği mülteciler, terörizm ve istikrarsızlık ile birlikte, Orta Doğu’da bir başka istikrarsızlık durumunu her ne pahasına olursa olsun önlemek istiyorlar. Bu noktada en büyük öncelikleri, çökmüş bir İran’ın bölgenin geri kalanını cehenneme dönmesi, Irak ve Suriye’yi istikrarsızlaştırmasını ve petrol sevkiyatını potansiyel olarak aksatmasını önlemektir.
Devrim Muhafızları iktidarı devralır mı?
İran Devrim Muhafızları’nın liderliğindeki bir rejim, istenmeyen sonuçlar doğurabilir. İran İslam Cumhuriyeti’nin oluşturduğu tehdit, ABD’nin Orta Doğu düzenini bir arada tutan unsur ola geldi. Bu tehdit yönetilebilir olmakla birlikte, ABD ile güçlü bağlar kurma ve İsrail ile işbirliği yapma ihtiyacını haklı çıkarmak için yeterince tehditkâr.
Milliyetçi ve yetkin ancak devrimci olmayan bir İran rejimi, bu mantığı sürdürmek için yeterince tehditkâr olmayabilir ve Suudi Arabistan ile diğer bölgesel güçlerin giderek daha dengesiz ve güvenilmez hale gelen ABD’den kopmasını hızlandırabilir.
Bir böyle bir rejim, tuhaf bir şekilde, Veliaht Prens Muhammed bin Selman yönetimindeki Suudi Arabistan‘a benzeyebilir: Zulüm uygulayan, ancak sosyal açıdan açık ve uluslararası yatırımlara istekli bir rejim. Başka bir deyişle, tüm ölüm ve yıkımın ardından en iyi senaryo, yaşlı bir yüce lider ve dini kurumların popüler olmayan tuzaklarından kurtulmuş, milliyetçi, otoriter ve cesaretli bir İran rejimi olabilir.
Körfez liderleri bununla yaşamaya razı olabilir. Peki, Washington böyle bir tabloya razı olur mu?”
Bu yazı ilk kez 26 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.




