28 Şubat’ta ABD ve İsrail saldırılarıyla başlayan İran savaşında üç hafta geride kalırken, çatışmaların nasıl son bulacağına dair bir işaret ortaya çıkmış değil. İran beklenmedik direnç gösteriyor ve savaşı tüm Orta Doğu’ya yayacak adımlar atıyor. İsrail ve ABD, mevcut savaşın İran’daki baskıcı rejimi sonlandırmayı hedeflediğini söylüyor. Gerçekten öyle mi? Savaşı bu amaca ulaşıncaya dek sürdürebilirler mi? New York Times’ın Editoryal köşesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın savaştan çıkış için bir stratejisi bulunmadığı savunuluyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
Trump bildiğiniz gibi
“ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı savaşa ne Amerikan kamuoyuna ne de uluslararası topluma açık bir strateji sunmadan girdi. Gelinen noktada ise ortada tutarlı bir plan olmadığı giderek daha net görülüyor.
Savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra Trump’ın, daha önce dile getirdiği İran rejimini devirmeye yönelik hedefini nasıl gerçekleştireceğine dair somut bir yol haritası bulunmuyor. Eğer hedefi İran’ın nükleer malzemelerine el koymak gibi daha sınırlı bir hedefse, bunu başarmak için inandırıcı fikirler sunmadı. Üstelik savaşın öngörülebilir sonuçlarından biri olan petrol arzındaki kesintiye ve bunun küresel ekonomiye etkilerine karşı da hazırlık yapılmadı.
Savaş, Trump’ın başkanlığa yönelik kaotik, egosuna dayalı yaklaşımının bir örneği haline geldi. Askeri harekât emri verirken geçmiş başkanların yaptığı gibi geniş bir danışman çevresine başvurmadı ve itirazları ve olası sorunları ortaya çıkarmayı amaçlayan dikkatli süreci göz ardı etti. Savaşın hedeflerine neredeyse ulaştığı iddiası da dahil olmak üzere, gülünç ve çelişkili açıklamalar yaptı. Trump, savaşın hedeflerine yaklaşıldığını iddia eden açıklamalar yaptı ve bir Amerikan füzesinin yol açtığı, onlarca İranlı çocuğun hayatını kaybettiği trajedi konusunda kamuoyunu yanıltmaya çalıştı.
Tüm bunlara rağmen, savaş bazı taktiksel başarılar elde etti ve biz, bunlar bir stratejiye bağlı olmasa bile, bunların kabul edilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Trump’ın İran hakkındaki sezgileri bazı yönlerden doğruydu. İran hükümeti, on yıllardır kendi halkını ezip, terörizmi destekleyip, İsrail’i yok etmeye çalışıp, Lübnan’ı başarısız bir devlete dönüştürüp, Suriye’deki korkunç rejimi koruyup ve nükleer program peşinde koşarak açıkça tehlikeli bir yapı sergilemiştir. Trump ayrıca İran rejiminin göründüğünden daha zayıf olduğunu ve çatışma yoluyla daha da zayıflatılabileceğini fark etmişti.
İran gerçekten zayıfladı mı?
Son yıllarda ABD öncülüğündeki yaptırımlar ile İsrail’in askeri operasyonlarının birleşimi, İran’ın bölgesel etkisini önemli ölçüde sınırladı. Ulusal para birimi değer kaybetti; birçok üst düzey yetkili ve nükleer bilim insanı hayatını kaybetti. Hava savunma sistemleri ciddi hasar gördü, füze stokları azaldı. Hamas ve Hizbullah gibi vekil güçler zayıfladı; Suriye’deki müttefik yapı ise çöktü.
Ancak Trump, savaşı başlatırken bu sınırlı hedeflerin ötesine geçti. İran halkına “özgürlüğünüzün saati yaklaştı” diye seslendi; rejimin koşulsuz teslim olmasını talep etti ve ülkenin gelecekteki liderliğine müdahil olacağını ima etti.
Ne var ki bu hedeflerin nasıl gerçekleştirileceğine dair herhangi bir strateji ortaya koymadı. Savunucuları bunu “stratejik belirsizlik” olarak yorumlasa da giderek daha açık hale gelen gerçek şu: Trump, bu savaşı nasıl sonlandıracağını bilmeden başlattı.
Rejim değişikliği mümkün mü?
Savaşın ilk haftaları üç temel stratejik sorunu ortaya çıkardı. Bunlardan ilki, rejim değişikliği konusundaki tarihsel yanılgının tekrarlanması oldu. Afganistan, Irak ve Vietnam deneyimlerinin gösterdiği gibi, dış müdahaleyle bir rejimi devirmek ve yerine istikrarlı bir yapı kurmak son derece zordur.
Hava gücü tek başına bir hükümeti devirmeye yetmez; bunun için sahada askeri varlık gerekir. Buna rağmen Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu çeşitli senaryolar dile getirdi: İran’daki etnik grupların silahlandırılması ya da devrik Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’nin geri dönüşü gibi.
Ancak bu senaryoların gerçekçi olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmuyor. Daha önce teşvik edilen protestolar sert şekilde bastırıldı ve rejim kontrolü korudu.
Nükleer program nasıl durdurulacak?
İkinci kritik sorun, İran’ın nükleer kapasitesinin nasıl engelleneceği. Yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının İsfahan yakınlarında, yer altındaki bir tesiste korunduğu düşünülüyor. Bu stoklar ortadan kaldırılmadan savaş sona ererse, İran’ın nükleer silah geliştirmesinin önünde ciddi bir engel kalmayabilir.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu tür bir hedefin ancak kara operasyonuyla mümkün olabileceğini kabul etti. Buna karşın Trump, son açıklamalarında bu konuya odaklanmadıklarını söyledi.
Bu çelişkili yaklaşım, savaş planlamasının tutarlılığına dair soru işaretlerini artırıyor.
Küresel ekonomi neden sarsılıyor?
Üçüncü sorun ise küresel ekonomi ile ilgilidir. Orta Doğu’daki çatışmaların petrol fiyatlarını yükselterek ekonomik dalgalanmalara yol açtığı biliniyor. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden deniz trafiğini hedef alması bu riskin en somut örneği.
Trump, bu olasılığa karşı yapılan uyarılara rağmen yeterli önlem almadı. Sonuç olarak petrol fiyatları yüzde 40’tan fazla arttı. Washington yönetimi ise Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetmek ve müttefik ülkelerden deniz desteği istemek gibi adımlarla krizi yönetmeye çalıştı.
Savaş nereye gidiyor?
Savaşın nihai sonucu belirsizliğini koruyor. Belki İran’da bir muhalefet bir şekilde ortaya çıkar ve mevcut rejim, Suriye’deki Esad hükümetinin 2024’ün sonlarında yaptığı gibi hızla çöker. Belki özel kuvvetler, kayıp vermeden zenginleştirilmiş uranyumu ortadan kaldırır. Belki de performansı çoğunlukla etkileyici olmaya devam eden ABD ordusu, müttefikleriyle birlikte çalışarak Hürmüz Boğazı’nı yeniden açar. Bu sonuçların herhangi biri memnuniyet verici olabilir.
Ancak mevcut tablo güven vermiyor. Beyaz Saray’daki karar alma süreçlerinin, kamuoyuna yansıyan dağınık görüntüden farklı olmadığı izlenimi güçleniyor. Trump yönetimi, Anayasa’nın öngördüğü şekilde Kongre onayını almadı; müttefiklerle kapsamlı bir koordinasyon kurmadı ve Amerikan kamuoyuna net bir gerekçe sunmadı.
Trump iş hayatı ve siyasi kariyeri boyunca çoğu zaman kendi gerçekliğini kurmayı başardı. Ancak savaş, siyasi söylemlerden farklı olarak gerçekliğin dayattığı sınırları göz ardı etmeye izin vermez. İran savaşının ilk aşamaları, Trump’ın iddialı söylemleriyle örtüşmüyor.”
Bu yazı ilk kez 19 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

https://www.nytimes.com/2026/03/17/opinion/trump-iran-war-strategy.html



