Uzun bir aradan sonra Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde beklenen önemli bir adım daha hayata geçiyor. Karabağ savaşı sonrası dönemde başlayan Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme süreciyle ilgili olarak tarihi bir eşik daha aşılıyor. Zira iki ülke arasında başlayan normalleşme süreci kapsamında atanan özel temsilciler ve bu temsilcilerin gerçekleştirdiği görüşmeler neticesinde ilişkilerde ciddi bir mesafe zaten kat edilmişti.
Bu kez Türkiye’den Erivan’a yapılacak direkt uçuşlarla ve Erivan’dan doğrudan ABD’ye yapılması planlanan uçuşlarla iki ülke ilişkilerinin normalleşme süreci kapsamında çok önemli bir adım daha atılmış oluyor. Zira Türkiye-Ermenistan arasında uçuşlar zaten yapılıyordu; ancak 11 Mart itibariyle THY’nin başlattığı uçuşların sembolik bir önemi bulunuyor.
THY’nin Erivan-Los Angeles uçuşlarını gerçekleştirmesi ne anlama gelir?
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrasında bölgenin yeniden gerilim ve çatışma riskleriyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, normalleşme çerçevesinde atılan bu adımın bölgesel istikrar, barış ve güven ortamının güçlendirilmesi açısından ayrı bir anlam ve önem taşıdığı söylenebilir.
Son günlerde yaşanan bölgesel ve küresel gelişmeler, Türkiye’nin öncülüğünde başlatılan normalleşme sürecinin hem bölge ülkeleri hem de küresel gelişmeler kapsamında ne kadar önemli olduğunu da gözler önüne sermiştir. Özellikle THY’nin İstanbul-Erivan uçuşları son dönemlerde jeopolitik risklerin sıklıkla konuşulduğu bir coğrafyada adeta can suyu vazifesi görebilir. Bu uçuşlar aynı zamanda iki ülke arasında hava trafiğinin resmîleşmesi bağlamında da önem arz ediyor.
Bu adımın aynı zamanda özellikle de ABD’de önemli bir güce ve etkiye sahip olan Ermeni diasporasına yönelik bir hamle olduğunu da belirtmekte yarar var. Zira bu uçuşların ABD’deki Ermeni diasporasının normalleşme sürecine dolaylı da olsa dahil olmasına katkı sunması bekleniyor.
Ayrıca uçuşların yalnızca diaspora açısından değil, aynı zamanda Ermenistan’da uzun süredir varlığını sürdüren ve özellikle genç kuşaklar arasında yaygın olan Türk ve Türkiye’ye yönelik bazı önyargıların ve olumsuz algının yumuşamasına da katkı sağlayacağını belirtmek gerekir.
Ekonomi ve ulaşım temelli bu tür somut adımlar, iki ülke arasındaki temas ve etkileşimi artırarak Türkiye–Ermenistan ilişkilerinde yeni bir sayfanın bu kez havacılık diplomasisi üzerinden açılmasına zemin hazırlayabilir.
Bu adımların Türkiye-Ermenistan ilişkilerine etkileri ne yönde olur?
Doğrudan uçuşların başlamasının son dönemlerde Ermenistan Hükümeti’nin gerek Türkiye gerekse de Azerbaycan’a yönelik başlatmış olduğu normalleşme süreci üzerinde olumlu bir etkisi olur. Hele ki Haziran ayında Ermenistan’da yapılacak olan parlamento seçimleri öncesinde bu adım adeta Nikol Paşinyan’ın seçim kampanyasında elini güçlendirecek bir hamleye dönüşebilir. Zaten Paşinyan’ın yeniden seçilmesi Ermenistan’ın geleceğinin yanı sıra komşularla ve ABD ile ilişkilerde de kritik bir önem taşıyor.
Öte yandan bu adım, Ermenistan’ın Karabağ Savaşı sonrasında izlemeye başladığı normalleşme politikası çerçevesinde bölgesel entegrasyon süreçlerine daha aktif biçimde dahil olmasının da önünü açacaktır. Özellikle ulaşım, enerji ve ticaret alanlarında geliştirilen uluslararası projelere katılımın artması, Ermenistan’ın bölgesel bağlantılarını güçlendirecek ve ekonomik iş birliği imkanlarını daha da genişletecektir. Zira söz konusu uçuşlarla birlikte Erivan’ın dünya ile olan ulaşım ve iletişim ağları güçlenecek böylece ülkenin uluslararası bağlantıları ileri bir seviyeye taşınacaktır.
Ancak bu gelişmelerin bazı kesimleri rahatsız edeceği de unutulmamalı. Özellikle ABD’deki ve dünyadaki diğer bazı Ermeni diaspora grupları üzerinde adeta bir hayal kırıklığı ya da diasporanın tarihi anlatılarını yeniden şekillendirmelerine de neden olabilir.
Hava trafiğinden kim rahatsız olur?
Gelişmelerden memnuniyet duyanlar kadar doğal olarak rahatsızlık duyan bazı kesimler de olacaktır. Bunlar arasında ilk sırada Ermenistan’daki aşırı milliyetçi gruplar yer alacaktır.
Öte yandan iki ülkenin ilişkilerinin normalleşmesi ile bölgede kendi etki ve gücünün sınırlanacağını düşünen Rusya ve İran gibi ülkelerin de bu gelişmelerden rahatsız olabileceği öngörülebilir. Zira bu adım Erivan’ın “Rusya’ya bağımlılık stratejik bir hataydı” söylemi kapsamında değerlendirildiğinde daha net anlaşılabilir.
İran’ın Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası (TRIPP) Anlaşması’nın imzalanması sırasında sergilediği sert tepkinin, mevcut savaş koşulları nedeniyle bu süreçte aynı ölçüde ortaya konulması beklenmiyor.
Gelişmelerden rahatsız olabilecek bir diğer grup ise Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olabilir. Zira Güney Kafkasya’da yaşanan son gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda ABD’nin bölgede giderek artan etkisi ve bununla ters orantılı olarak AB’nin giderek zayıflayan etkisi bu gelişmelerden rahatsızlık duymasına neden olabilir.
Diğer yandan Karabağ savaşı sonrası başlayan normalleşme sürecinde yapılan ikili görüşmelerin Viyana ve Moskova’da yapılmasına rağmen bu ülkelerin barış masasında yer almamasının da yarattığı bir rahatsızlık olduğu biliniyor. Dolayısıyla bu adımla Erivan-Ankara normalleşme konusunda bir adım ileriye giderken, diğer devletlerin bu sürecin dışında kalması kuşkusuz birtakım rahatsızlıklara sebebiyet verebilir.
Kara sınırı da açılabilir
Her ne kadar 11 Mart itibariyle hava sahası konusunda önemli bir adım atılmış olsa da, buna paralel olarak kısa süre içerisinde kara sınırının açılmasına yönelik de kayda değer bir ilerleme sağlanması bekleniyor. Bu durum ise bölgesel rekabetin önümüzdeki günlerde daha da yoğunlaşabileceğine işaret ediyor.
Özellikle ABD’nin son dönemlerde bölgeye yönelik izlediği politikalar ve bu çerçevede imzalanan TRIPP Anlaşması bu durumun adeta habercisi olarak yorumlanabilir. Geniş ölçekte ABD’nin Güney Kafkasya politikasında İran, Rusya ve Çin’in etkisini azaltmaya yönelik izlediği strateji, yalnızca askerî yöntemlerle değil, farklı siyasi ve ekonomik araçlarla da yürütülüyor.
Son olarak tam da İran’a yönelik saldırılar öncesi ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın Ermenistan ve Azerbaycan ziyaretinin de bu gelişmelerden bağımsız olduğu düşünülemez. ABD’nin bölgede aynı zamanda teknoloji yatırımları aracılığıyla da Rusya, İran ve Çin’in etkisini sınırlamaya çalıştığı gözleniyor, bu konuda en önemli kazanımı Zengezur Koridoru aracılığıyla altyapı, ulaşım ve dijital alanda elde ettiği de biliniyor. Örneğin koridorun inşası ve işletilmesi konusunda “TRIPP Geliştirme Şirketi” adında bir yapının kurulması ve bu şirket hisselerinin %74’ünün Amerika’nın, %26’sının ise Ermenistan’da olması önemli bir adım. Yine Zengezur Koridoru’nun enerji, ticaret ve dijital bağlantı ağlarını birleştiren stratejik bir koridor olarak öne çıkması da bu politika kapsamında değerlendirilebilir. Bu adım aynı zamanda Batı merkezli teknoloji ve altyapı ağlarının Güney Kafkasya’ya entegrasyonu anlamına da geldiği için Çin’in Kuşak ve Yol projesine de bir alternatif oluşturma potansiyeli taşıyor. Son olarak ABD bugünlerde Ermenistan’a yönelik yapay zekâ konusundaki yatırımlar aracılığıyla da Erivan’ın Batı ile entegrasyonunu geliştirmeye çalışıyor. Tüm bu gelişmeler Zengezur Koridoru üzerinden bölgenin lojistik altyapı, akıllı ulaşım sistemleri, dijital gümrük uygulamaları ve enerji projeleri gibi alanlarda teknoloji temelli yatırımların merkezine dönüşme potansiyelini göstermektedir.
Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin Güney Kafkasya’ya etkisi
Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan normalleşme süreci üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi şimdilik görünmüyor. Ancak savaşın hem Türkiye hem de Azerbaycan üzerindeki olumsuz etkilerini de hatırlatmakta fayda var. Bu bağlamda İran’dan ateşlenen ve Türk hava sahasına giren füzelerin Doğu Akdeniz’de konuşlanmış NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmesi iki ülke ilişkilerinde ciddi bir krize neden oldu. Benzer şekilde İran’ın Nahçıvan’a yönelik füze ve insansız hava araçları saldırısı da bölgede gerginliği tırmandıran bir diğer gelişme oldu.
ABD-İsrail-İran hattında yaşanan gerilimin Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan ekseninde de bazı yansımaları görüldü ve savaşın kısa sürede sona ermemesi halinde bu gerilimin daha da tırmanması mümkün. Bu kapsamda Ermenistan Hükümeti’nde savaşın devam etmesi halinde İran Ermenilerinin Erivan’a getirilip getirilmeyeceği hususu da konuşulanlar arasında. Tüm bu gelişmeler gerilimin Güney Kafkasya üzerindeki etkilerinin artarak devam edeceğini gösteriyor.
Barışa ve bölgesel güvenliğe doğru bir adım daha
Sonuç olarak Ermenistan’la başlayacak olan doğrudan uçuşların hem bölgesel hem de küresel çapta etkileri olacaktır. Bu nedenle Ermenistan’ın içinde bulunduğu jeopolitik konumu gereği dengeli bir dış politika izlemesi elzemdir. Erivan’ın jeopolitiği İran ve Rusya’nın yanı sıra Türkiye ile ABD’ye yönelik ilişkilerinde de ciddi bir etkiye sahiptir. Bu nedenle Ermenistan’ın mevcut aktörlere yönelik ilişkilerinde bir denge politikası izlemesi gerekir. Bu kapsamda uçuşların başlaması kritik bir önem taşıyor.
Her ne kadar Ermenistan Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmelerin TRIPP projesine olumsuz bir etkisinin olmayacağını düşünüyor olsa da savaşın etkileri herkes için kaçınılmazdır. Erivan Ortadoğu’da yaşananların kendisiyle bir bağlantısı olmadığını düşünse de jeopolitiği gereği mevcut çatışma ve istikrarsızlığın doğrudan ve dolaylı muhatabıdır. Bu nedenle Erivan İran’daki savaşa rağmen Türkiye ve Azerbaycan’la ilişkilerde barışa her geçen gün bir adım daha yaklaşılmasından memnuniyet duyuyor. Hava sahasıyla birlikte atılacak diğer adımlar bölgesel normalleşme sürecini daha da hızlandıracaktır.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 18 Mart 2026’da yayımlanmıştır.



