İran’a yönelik savaş bir aydan uzun süredir devam ederken, sivil altyapıları hedef alınan Körfez ülkeleri, savunmalarını büyük ölçüde ABD’ye emanet etmiş olmanın maliyetini giderek daha fazla sorguluyor. İsrail’deki Hayfa Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi ve üniversitenin Ezri İran ve Basra Körfezi Çalışmaları Merkezi araştırmacısı Elad Giladi, Haaretz’de yayımlanan makalesinde, Körfez ülkelerinin savunma politikalarında çeşitlenmeye yönelerek Türkiye, Mısır ve Pakistan gibi ülkelerin kapasitelerinden daha fazla yararlanmayı değerlendirdiğini ileri sürüyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
Riyad’da kapalı kapılar ardında ne konuşuluyor?
“İsrail ve ABD İran’a karşı askeri operasyonlarını sürdürürken, bölgenin geleceği açısından en az cephe kadar kritik bir diplomatik trafik Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yaşanıyor.
Körfez ülkeleri, Riyad’da kapalı kapılar ardında yürütülen yoğun temaslarda yalnızca savaşa nasıl tepki vereceklerini değil, aynı zamanda savaş sonrası dönemde nasıl bir güvenlik mimarisi kurulacağını da tartışıyor. Bu tartışmaların merkezinde, bölgesel güvenliğin artık yalnızca ABD’ye dayanmayabileceği ihtimali yer alıyor.
Bu çerçevede Türkiye’nin rolü giderek daha görünür hale geliyor. 19 Mart’ta Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan dışişleri bakanları, bölgesel işbirliği konusunda türünün ilk örneği olan bir görüşme için bir araya geldi.
Aynı dönemde Körfez ülkelerinin daha geniş katılımlı platformlarda İran’a karşı alışılmadık derecede sert bir ortak bildiri yayımlaması da dikkat çekti. Bildiri, yalnızca siyasi bir tepkiyi değil, İran’dan kaynaklanan artan güvenlik tehdidi algısını da ortaya koydu.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bu tabloyu açık biçimde dile getirdi: Körfez ülkeleri, savaşın tarafı olmamalarına rağmen İran tarafından hedef alınmalarını anlamakta zorlanıyor. Saldırıların sürmesi halinde “karşı önlemler” gündeme gelebilir.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri açısından bu süreç kritik bir eşik anlamına geliyor. Savaş patlak verdiğinde Körfez ülkeleri, çatışmanın tarafı olmadıklarını vurguladılar; hatta topraklarının İran’a yönelik saldırılar için kullanılmasına izin vermediler. Son yıllarda imzalanan yakınlaşma anlaşmalarının bir devamı olarak Tahran ile iletişim kanallarını açık tutmaya çalıştılar.
Ancak tablo değişti. İran’ın Katar’daki doğal gaz tesislerine ve Suudi Arabistan ile BAE’nin petrol altyapısına yönelik saldırıları, bu ülkelerin ulusal güvenliğine doğrudan bir darbe olarak algılanıyor. İran ayrıca, Riyad’daki toplantılar sırasında Suudi Arabistan’a yoğun saldırılar düzenleyerek net bir siyasi mesaj verdi.
Körfez ülkeleri tarafsızlıktan mı uzaklaşıyor?
Bölgedeki asıl kırılma noktası burada ortaya çıkıyor. Körfez ülkeleri doğrudan ABD-İsrail eksenine katılmıyor; ancak mutlak tarafsızlık pozisyonundan da kademeli olarak uzaklaşıyor.
Bu ülkeler, ABD ile ilişkilerini tamamen koparmayı hedeflemiyor. Bunun yerine, güvenlik alanındaki bağımlılıklarını azaltarak daha dengeli bir ilişki kurmanın yollarını arıyor.
Suudi Arabistan’ın, ABD’nin İran operasyonları için Basra Körfezi’ndeki Kral Fahd Havalimanı’nı kullanmasına izin verdiği bildiriliyor. Bu arada BAE de uzun bir savaşa hazırlanıyor ve başka eylem biçimleri arıyor.
Bu gelişmeler İsrail açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Körfez ülkeleri ve Mısır’ın İran’a yönelik söylemleri sertleşirken, bu söylem kısmen İsrail’in tezleriyle örtüşüyor. Ancak aynı ülkeler, İsrail ile aynı blokta görünmemeye özen göstererek bağımsız bir pozisyon almaya çalışıyor.
Bu durum karmaşık bir tablo ortaya çıkarıyor: Stratejik çıkarlar yakınlaşıyor, ancak siyasi konumlanmalar ayrışıyor. Bu da İsrail’in yeni denklemde kısmen dışarıda kalabileceği bir ihtimali gündeme getiriyor.
Türkiye neden yeniden denklemin merkezinde?
Tam da bu noktada Türkiye öne çıkıyor. Körfez ülkeleri açısından Türkiye burada asıl odak noktası değil; daha çok kullanılabilecek bir araç olarak görülüyor.
Son yıllarda Ankara ile Riyad ve Abu Dabi arasında ilişkilerin normalleşmesi, bu işbirliğinin önünü açtı. Türkiye’nin Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile güvenlik işbirliği arayışı da bu yeni yaklaşımın somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Hakan Fidan’ın sözleri bu yaklaşımı özetliyor: Bölge ülkeleri ya kendi sorunlarını birlikte çözmeyi öğrenecek ya da dış aktörlerin dayattığı çözümlerle karşı karşıya kalacak.
Suudi Arabistan açısından mesele, ABD’nin yerini tamamen dolduracak bir aktör bulmak değil; güvenlik kaynaklarını çeşitlendirmek. Bu noktada Türkiye’nin savunma sanayisi, Pakistan’ın askeri kapasitesi, Mısır’ın stratejik derinliği ve Körfez ülkelerinin finansal gücüyle tamamlayıcı bir yapı ortaya çıkabilir.
Yeni bir güvenlik mimarisi mi doğuyor?
Ortaya çıkan model klasik bir askeri ittifaktan ziyade, esnek ve çok katmanlı bir işbirliği platformuna işaret ediyor.
Bu yapı; ortak üretim, siyasi koordinasyon ve kriz yönetimi gibi alanlarda işlev görebilecek, ancak taraflara tam bağlayıcılık getirmeyecek bir mekanizma olarak şekillenebilir. Bu esneklik, Körfez ülkelerinin risk almadan işbirliği geliştirmesine imkân tanıyor.
Mevcut savaş bu süreci hızlandırdı. Enerji altyapısının hedef alınması ve çatışmanın dışında kalma çabalarının yetersiz kalması, bölgesel bir güvenlik çerçevesine duyulan ihtiyacı daha görünür hale getirdi.
Bununla birlikte Körfez ülkeleri ABD ile ilişkilerini terk etmiyor. Aksine, Washington’un tek güvenlik sağlayıcı değil, bir ortak olduğu daha dengeli bir sistem kurmaya çalışıyorlar.
Sonuç olarak mevcut savaş, güvenlik sorumluluğunun Amerikan süper gücünden bölgedeki aktörlere kademeli olarak geçtiği yeni bir bölgesel düzenin başlangıcının habercisi olabilir. Körfez ülkeleri bu sürecin merkezinde yer alıyor.
Bu süreç, yalnızca İran ile İsrail arasındaki caydırıcılık dengesi açısından değil, aynı zamanda Körfez ülkelerinin ABD’ye olan güvenlik bağımlılıklarını temkinli biçimde azaltarak, içeriden inşa edilen yeni bir bölgesel düzeni keşfetmeye başladıkları bir dönüm noktası olarak da tarihe geçebilir.”
Bu yazı ilk kez 8 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

https://www.haaretz.com/opinion/2026-04-03/ty-article-opinion/.premium/the-iran-war-may-produce-a-new-regional-order-less-america-more-turkey/0000019d-5366-db3c-a3df-dbe723a70000



