Afganistan yeniden yabancı savaşçı potası olur mu?

Taliban’ın hakimiyet sağladığı Afganistan’ın geleceğine ilişkin üzerinde en çok spekülasyon yapılan konulardan biri de yabancı savaşçılar. Konuyla ilgili herkesin aklındaki soru da belli: Geçmişte olduğu gibi Afganistan’ın başka ülkelerde şiddet eylemleri gerçekleştirmek isteyenlerin buluşma potası olacak mı?

Bu konuda gerçekçi tahminler yapmanın yolu, Afganistan’daki yabancı savaşçı varlığını, özellikle Sovyetler Birliği müdahalesi ile başlayan dönemden başlayarak analiz etmek.

Sovyet-Afgan Savaşı veya bir savaşın ‘cihatlaşması’

1979’un son günlerinde gerçekleşen Sovyetlerin Afganistan’a müdahalesi, yabancı savaşçılar tarihi içerisinde bir kırılmayı temsil ediyor. Zira Afganistan’a kadar pek çok farklı ideoloji etrafında değişik coğrafyalarda yabancı savaşçı seferberliği gerçekleşmişti (Örneğin İspanya iç Savaşı sırasında buraya giden sosyalist görüşlü Batılılar). Ancak kavramın ilk defa İslami bir söyleme bürünmesi Afganistan ile birlikte ve zaman içinde oldu.

Zira Sovyet işgaline direnenlerin mücadelesine ilk beş yılda yabancı savaşçıların dahli sınırlıydı. Zaten, erken dönemdeki direniş grupları bünyelerinde yeteri kadar savaşçı olduğunu, yurtdışından gelecek gönüllülere gerek olmadığını söylüyorlardı. Direniş gruplarının talep ettiği destek, maddi ve diplomatik boyutlardaydı.

Ancak yine de Mısır’daki Müslüman Kardeşler gibi devlet-dışı aktörlerin üyeleri, bir biçimde mevcut gruplara eklenmeye başladı. Suudi Arabistan ve Kuveyt Kızılay’ları gibi insani yardım kuruluşları da direnişçilere ilgi gösterdi.

Abdullah Azzam etkisi

Afganistan’ın yabancı savaşçılar için çekim noktası haline gelmesiyse daha sonraki dönemlerde gerçekleşti. Bunda Ürdün, Suudi Arabistan ve Pakistan üniversitelerinde dersler veren, bulunduğu ülkelerdeki İslamcı hareketlerle yakın ilişki geliştiren Abdullah Azzam’ın eserleri etkili oldu. Zira Azzam, eserlerinde Afganistan’da savaşmanın neden bütün Müslümanların görevi olduğu sorusuna cevap arıyor, verdiği fetvalarda Müslümanların kendi ülkelerinde mücadele etmektense Afganistan’daki savaşa öncelik vermeleri gerektiğinin teolojik alt yapısını kuruyordu. Ayrıca Azzam, Afgan direnişi esnasında görüldüğü iddia edilen mucizevi hadiseleri naklederek bu mücadeleye ilahi bir destek olduğunu da vurguluyor ve yabancı savaşçıları savaşa katılmaya teşvik ediyordu.

Sovyetler Birliği’ne karşı savaşmak için Afganistan’a giden yabancı savaşçılar söz konusu olduğunda gündeme gelen en önemli konulardan birisi de hep ABD’nin bu süreçteki rolü olmuştur. ABD’nin, önde gelen Afgan direniş grubu Hizb-i İslami’nin lideri Gülbeddin Hikmetyar başta olmak üzere, bölgede faaliyet gösteren örgütlere silah yardımı yapmasının Afganistan savaşının gidişatını önemli ölçüde değiştirdiği bir gerçektir. Azzam’ın Amerika’nın farklı eyaletlerinde konuşmalar yapması benzer bir yardımın yabancı savaşçılar için de sağlanmış olabileceği iddiasının ortaya atılmasına da neden olmuştu, ama aradan geçen 40 yıla rağmen bu iddiayı destekleyecek yeterli kaynak bulunmadığını belirtmekte fayda var.

Pakistan ve Suudi Arabistan etkisi

Elbette bir kişinin ülkesini geride bırakarak dilini ve kültürünü bilmediği başka bir ülkede yaşanan savaşa katılması için yalnızca konu hakkında yazılanları okuması, fetvalardan etkilenmesi yeterli değil. Bu niyette olanların işlerini kolaylaştırıcı bazı faktörler de devreye girmişti.

Yerel direniş grupları, eğitim kamplarını yabancılara açmaya başladı. Suudi Arabistan rejimine yakın ulema, Afganistan direnişine destek mesajları vermekle birlikte, Azzam’ın savaşmanın her bir Müslüman için bir dini görev (farz-ı ayn) olduğu iddialarına mesafeli yaklaşıyorlardı, fakat buna rağmen Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki uçak seferleri arttı, biletler ucuzladı. Dolayısıyla ulaşım imkânları genişlemişti. Ülke dışından özellikle de Arapça konuşan ülkelerden gelecek olan gönüllüler için Afganistan’da ve Pakistan’da Azzam’ın kurduğu ofisler buluşma noktaları oldu. Zira, Suudi Arabistan ve Pakistan, bu tutumlarıyla iç ve dış politikalarında ‘Müslümanların koruyucusu’ imajını kuvvetlendirmeyi hedefliyorlardı.

Yine de, Afganistan’ın içlerine geçerek Sovyetler ile sıcak çatışmaya giren yabancı savaşçı sayısı çok azdı. Bazıları da birkaç gün kalıp geri dönüyordu. Sovyetlerin çekilmeye karar verdiği dönemde gönüllülerin de katıldığı çatışmalar savaşın gidişatını değiştirmese de onlarla ilgili hazırlanan belgeseller ve haberler Arap kamuoyunda yankı uyandıran önemli bir kırılma oldu. Yabancı savaşçılar bu sayede adeta bir kahraman olarak yansıtılırken, bu durum daha sonra sıkça referans verilecek olan Sovyetleri ‘dize getirenlerin’ kendileri olduğu algısını da pekiştiriyordu. Sonuçta, savaşın bitme tarihi yaklaşırken, 1987’den itibaren bölgeye gelen gönüllülerin sayısı da arttı. Daha sonra adından sıkça söz ettirecek olan Usame bin Ladin ve örgütü el Kaide de bu dönemde teşekkül etti.

İstenmeyen misafirler

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesi ve direniş gruplarının kendi aralarında bir iç savaşa sürüklenmesi, herkesi olduğu gibi bölgedeki yabancı savaşçıları da belirsizliğe itti. Bir kısmı kendi ülkelerine ve eski hayatlarına dönmeye karar verirken, ülkelerine girmeleri halinde tutuklanacak olan diğer bir kesim kendilerine yeni yerleşim yerleri arama yolunu seçtiler.

On yıl boyunca kendilerine ev sahipliği yapan Pakistan da sindirme harekâtına girişince sınırlı sayıda bir grup Afganistan içlerine geçmeye karar verdi. Yine bu tarihlerde, önce ülkesi Suudi Arabistan’a ardından Sudan’a geçen Bin Ladin, kendisine yönelik baskılar nedeniyle Afganistan’a geri döndü.

Afganistan’daki gruplar, kendi aralarında savaşırken yabancı savaşçıların bir kısmı (Cezayir’den, Libya’dan ve Mısır’dan gelenler) de kendilerini ileride kendi ülkelerinde yaşanacağını düşündükleri olası bir çatışmaya hazırlamaya başladı.

Bu aşamada Taliban bir güç odağı olarak ortaya çıktı. Yabancı savaşçılar da bu rüzgâra ayak uydurdu. Yabancı savaşçılar ile Taliban arasındaki ilişki, Taliban’ın bölgedeki mevcut durumunu kabullenmek zorunda olmaları şeklinde tezahür etti. Yer yer yabancı savaşçıları kendi saflarında da istihdam eden Taliban, bazı durumlarda yabancıların faaliyetlerini sınırlama yoluna da başvurdu. Bu aşamada ‘yabancı’ ifadesi, sadece en dikkat çeken grup olan Arapları değil Pakistanlı, Özbek, Uygur ve Tacik savaşçıları da kapsayacak şekilde genişlemekteydi. Öyle ki, Taliban lideri Molla Ömer oluşturduğu ‘Yabancılar Tugayı’nın komutanlığına bir Özbek savaşçıyı tayin etmişti.

11 Eylül etkisi

11 Eylül 2001’de ABD’ye yönelik gerçekleştirilen saldırılar, özellikle Taliban için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Lider kadrosu Afganistan’da konuşlanan el-Kaide örgütü tarafından gerçekleştirilen eylemlere misilleme olarak ABD liderliğinde geniş kapsamlı bir müdahale dönemi başladı. Sovyet döneminde olduğu gibi Pakistan sınırına yakın bölge, Taliban ve yabancı savaşçılar için yeni sığınak noktası oldu. Farklı olarak, ABD’nin başlattığı ‘terörle savaş’ ve insansız hava araçlarına başvurarak gerçekleştirdiği saldırılar ile pek çok üst düzey yabancı savaşçı öldürüldü. Diğer bir kesimi ise tutuklanarak Guantanamo hapishanesine götürüldüler. Buna, bölgeyi terk etmeye çalışan el-Kaide yetkilileri ve ailelerinin İran tarafından gözaltına alınması da eklendi. Bu süre zarfında Pakistan’ın yabancı savaşçıların yoğun olduğu bölgelere başlattığı askerî operasyonlar ile birlikte savaşçıların odak noktası Afganistan ve Pakistan arasında bölünüyor, yabancı savaşçılar artık Pakistan’ı da hedef alıyorlardı. 2003 yılında Irak Savaşı’nın patlak vermesi bir süreliğine dikkatlerin buraya çekilmesine sebep olsa da Afganistan gündemdeki yerini korumayı sürdürdü.

11 Eylül’ü takip eden süreçte, İstanbul, Madrid, Londra ve Bali gibi dünyanın farklı ülke ve şehirlerinde meydana gelen terör saldırılarında yer alanların bir dönem Afganistan’da bulunmuş olmaları, dikkatlerin artan oranda buraya çekilmesine neden oldu. Bu, aynı zamanda, yabancı savaşçı tanımının vatandaşı oldukları ülkelerde terör eylemi gerçekleştirmek için çatışma bölgelerine gelen kişiler için kullanılmaya başlanmasına da sebebiyet verdi.

Yabancı savaşçıların 2003’ten itibaren Irak’ta ve ardından Afganistan’da ve 2011 yılından sonra Suriye’de gerçekleştirdikleri intihar saldırıları ve başvurdukları şiddet eylemleri, dikkatlerin yeniden üzerlerine çekilmesine neden oldu.

Yabancı savaşçılar meselesinde yeni sayfa

Geçtiğimiz yıl ABD ve Taliban arasında Katar’ın başkenti Doha’da yürütülen görüşmelerin ise yabancı savaşçılık bağlamında yeni bir sayfa açtığı söylenebilir.

Zira imzalanan barış anlaşmasında Afganistan topraklarının ABD ve müttefiklerinin güvenliğini tehdit eden kişiler tarafından kullanılmayacağı garantisi verildi. Bu durum Taliban safında Taliban’ın amaçları için çarpışan yabancı savaşçıların durumunu belirsiz kılıyor. Zira ABD’nin terör örgütleri listesinde Taliban ile birlikte savaştığı iddia edilen Özbek ve Tacik grupların olduğu da biliniyor.

Bu noktada en büyük soru işaretini yabancı savaşçı konusunun dünya gündemine girmesine de neden olan IŞİD’in akıbeti oluşturuyor. Suriye’de 2011’de patlak veren savaşın ardından devlet ve hilafet ilanında bulunan IŞİD, Suriye’ye 110 ülkeden 40 bine yakın kişinin akın etmesine sebep olmuştu. Ancak 2017 sonrası Suriye ve Irak’ta hâkim olduğu toprakları kaybetmesinin ardından Afganistan’ı da içerisine alacak bir coğrafyaya yönelik yatırımlar yaptığı ve bu coğrafyayı kendisi için yeni çatışma alanı olarak tercih edeceği tahmin ediliyor. Öte yandan, hali hazırda Suriye’de bulunanların veya dünyanın geri kalanından Afganistan’daki İslam Devleti Horasan Vilayeti’e (İDHV) katılmak isteyenlerin bölgeye nasıl erişecekleri de bir diğer soru işareti.

Yeni dönemde Taliban kontrolünde Afganistan’ın bir zamanlar Sovyet müdahalesine karşı olduğu gibi yeniden yabancı savaşçılar için bir buluşma noktası olma ihtimali, güvenlik çevrelerini şimdiden tedirgin etmeye başlamış durumda. Ancak tarihsel tecrübeler, Afganistan merkezli bir örgüt olarak Taliban’ın bölgeye yönelik bir çağrı yapma ihtimalinin düşük olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte Batı Afrika’dan Yemen’e, Somali’den Hint alt kıtasına kadar el-Kaide’ye yakın grupların Taliban’a yönelik tebrik mesajları yayımlamaları yabancı savaşçı seferberliğini gündeme getiriyor.

Yine de, bu grupların kısa vadede kendi çatışma ortamlarını terk ederek üyelerini Taliban saflarında savaşmak için göndermesi de uzak bir ihtimal gibi gözüküyor. Gruptan bağımsız olarak ülkeye ulaşmaya çalışacak olan yabancı savaşçıların ise Suriye örneğinde olduğu gibi yaşamak için mi yoksa savaşmak için mi gideceği belirsizliğini koruyor.

Afganistan’daki hâkimiyetini ülkeye istikrar getirme iddiasıyla sağlamlaştırmak isteyen Taliban yönetiminin, bu konjonktürde olası bir yabancı savaşçı akınının yaratacağı gerek diplomatik gerekse de kültürel kaosa karşı temkinli bir politika izlemesi muhtemel. Taliban’ın Rusya, İran ve Çin ile kurduğu görece yakın ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda, Afganistan’ın 1990’larda olduğu gibi yabancı savaşçılar için bir buluşma noktası olması güçleşiyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 1 Eylül 2021’de yayımlanmıştır.

Ahmet Yusuf Özdemir

Ahmet Yusuf Özdemir – Akademisyen. Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde, Yüksek Lisans eğitimini Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Programı’nda hazırladığı “Hasan el-Benna'dan Muhammed Mursi'ye Mısır'da Müslüman Kardeşler'in Siyaset Tecrübesi” başlıklı teziyle tamamlamış. Kahire'de Arapça eğitimi almış. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Programında doktora adayı olarak çalışıyor. Araştırma alanları arasında Yabancı Savaşçılar, Savaş Gönüllüleri, İç Savaşlar ve Ulusaşırı İslami Hareketler bulunuyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend