Jeo-Strateji

16 Şubat 2022

Yazdır

Batı ve Rusya arasında Ukrayna’da ‘savaşsız’ savaş yaşanıyor

Her türlü ‘hayali’ ve ‘gerçek’ ayrımı artık bitmiştir. Ve gerçek bir daha asla geri dönmeyecektir. …..aynı yörünge çevresinde dolanan modeller aracılığıyla yineleyen ve farklılık simülasyonu üretmekten başka bir şey yapmayan ‘hipergerçek’ dönemidir.” (Baudrillard, 2016:15)

Son birkaç aydır dünya medyasının gündeminde Rusya’nın Ukrayna’ya askerî saldırısının ne zaman olacağı konusu tartışılıyor. Ana akım medyada uzmanlar Putin’in aklını okumak için yarışa girmiş durumdalar. Merak edilen soru, Putin’in satranç mı yoksa poker mi oynadığı veya ne kadar iyi blöf yapabildiği.

Bu tartışmalarla eş zamanlı olarak Bloomberg haber kanalında “Rusya, Ukrayna’yı işgal ediyor” haberinin girilmesi kamuoyunda şok etkisi yarattı. Kanalın, her türlü senaryoya hazırlık için hazırlanan manşetlerden birinin yanlışlıkla yayına girdiğini açıklaması, yaşanan etkiyi azaltmaya yetmedi. Aynı şekilde Alman Bild Gazetesi’nin Kremlin’in Ukrayna’ya karşı uygulayacağı askerî ve sivil operasyon planını paylaşması ya da New York Times’ın Rusya’nın müdahale öncesi son aşamaya geldiği haberi ve son olarak ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ned Price tarafından yapılan açıklamada Moskova’nın saldırı planından bahsetmesi savaşın başlaması hakkındaki gergin bekleyişi tırmandırdı.

Buna karşılık Rusya’nın en yetkili isimleri, bu haberlerin doğru olmadığını Kremlin’in böyle bir saldırı planı olmadığını iddia ediyorlar. Onlara göre, Kremlin, kendi egemenliğinde olan topraklarda hakkı olan askerî tatbikatları yapıyor. Bütün bu tartışmaların yapıldığı sırada herkesin aklındaki soru, neyin ve hangi haberlerin doğru olduğu.

Medya üzerinden hayali savaş başladı

Çok açık bir şekilde medya üzerinden iletişim savaşının yaşandığı bir ortamda bir sürü “fake news” (yalan haber) varken kimlerin, niçin insanların aklı ile oynadığını sorgulamak da gerekiyor.

Baudrillard’ın “Körfez Savaşı Olmadı” tezi aslında bu son gerilime de uygulanabilir. Baudrillard, Körfez Savaşı’nın fiziki olarak yaşanmadığını öne sürmüyordu ama o dönemde yaygın medyanın tutumunun savaşın o korkunç anlamının kaybolmasına ve seyirlik bir şeye dönüşmesini kast ediyordu. Baudrillard, göre medya üzerinden başlayan “belirim”den öte bir şey değildi.

Şimdi de Ukrayna-Rusya gerginliğinde benzer bir medya tutumu var. Rusya ile Ukrayna sınırına 100 bine yakın Rus askerin, ağır teknik teçhizatın, hatta kan deposu ve seyyar hastanelerin yerleştirildiğine dair bilgiler de bu tutumun yansıması… Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, bu teçhizatın yerleştiğini inkâr etmiyor ve kendi topraklarında askerî tatbikat yapmanın egemen hakkı olduğunu her defasında vurguluyor. Dünya kamuoyu içinse bu açıklama yeterli değil, akıllardaki soru şu: Neden Rusya – Ukrayna sınırında bunlar gerçekleşiyor? Bu tatbikatla ilgili sınırdaş komşular neden bilgilendirilmiyor?

Rusya’nın Ukrayna’ya yapacağı askerî müdahalenin dünya kamuoyunda nasıl karşılık bulacağını hesaplanmak ve taraflar için nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek artık zor değil. Tarafların bilinçli şekilde gerginliği tırmandırması aslında iletişim kanalları üzerinden savaşı başlattıklarını gösteriyor. Keza hayali olarak Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi gerçekleşti ve egemen güçler dünyanın yeniden, I. Yalta’ya benzer paylaşılması üzerinde müzakereye bile başladı.

İkinci Dünya savaşı sonrası I. Yalta Görüşmeleri (1945) Hitler Almanya’sına karşı kazananların jeopolitik etki alanın paylaşımıydı. Aslında müzakereler herkesin kaybedeceği bir savaşın tekrar olmaması üzerineydi. Fakat çağımızın savaşı daha gerçek üstü ve hayali olarak yapıldığı için kazanan ve kaybedenler savaş başlamadan belli. Çünkü herkes kaybedecek. Savaşı önleyen ise Rusya’nın nükleer güç olması. Keza egemen güçlerin nükleer silahı olması İkinci Dünya Savaşı benzeri bir facianın olmasını engelliyor. Bu durumu uluslararası ilişkiler uzmanı Stephen Walt şöyle açıklamaktadır: “Hindistan ve Pakistan’ın nükleer silaha sahip olması Keşmir meselesinde felaket getirecek savaşı önlemiş oldu.”

Rusya’da uzmanlar düzeyinde yapılan açıklamalara baktığımız zaman Carnegie Moskova’nın kıdemli yazarlarından Alexander Baunov da Rusya – Batı (ABD/AB) arasında yapılan görüşmeleri II. Yalta Görüşmeleri olarak okumanın yanlış olduğu, çünkü ne savaşın yaşandığı ve ne de kazananların olduğu görüşünde…

Kriz şimdiden Rusya’ya fayda sağladı mı?

Batı ve Ukrayna’nın Rusya ile kaybetmemek için yaptığı görüşmelere Moskova’nın gözünden baktığımız zaman üç önemli Rus uluslararası ilişkiler uzmanın görüşleri öne çıkıyor.

Bunlardan birincisi Dış ve Savunma Politikası Konseyinin Onursal Başkanı Sergei Karaganov, son gerginliği şu şekilde ifade ediyor: “Dışişleri Bakanı (Sergey Lavrov) Batılı ‘ortaklarımıza’ taslak anlaşmalar önerdi. Bu anlaşma şeklinde formüle edilmiş gereksinimlerdir. Bu şu demektir; artık eski kurallara göre oynamayacağız ve bu kuralları bozmaya çalışacağız. 1990’larda geliştirilen ve Rusya çıkarlarını karşılamayan ve bu nedenle istikrarsız olan sistemi doğrudan bozmaya çalışacağız.’’

İkinci olarak Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Başkanı Andrey Kortunov’a göre, “Rusya’da ve Batı’da (en azından siyasi seçkinler düzeyinde,…), günümüz ve gelecekteki dünya düzeninin en temel, en önemli meselelerinde köklü farklılıklar vardır. Dünyamızda doğru ve yanlış olan nedir? Uluslararası sistemde adil ve haksız olan nedir? Ne yasal ve ne yasadışı? Yeni dünya düzeni nasıl olmalı ve onun yaratılmasından kim sorumlu olmalıdır?”

Son olarak Küresel İlişkilerde Dergisi’nin Başkanı Fyoder Lyukyanov’un görüşleri dikkat çekiyor: “Öyle görünüyor ki, Rusya ile Batı arasındaki ilişkilerdeki mevcut kriz, daha yeni ortaya çıkmaya başlıyor. Ancak şimdiden fayda sağladığı görülmektedir. Yani (Bu kriz) onları örten ikiyüzlülük tabakasını hızla ortadan kaldırdı. Daha da önemlisi Rusya’nın attığı adımlar NATO’yu demagojiyi bir kenara bırakmasını ve gerçekten mümkün olanın görevleri, çıkarları ve sınırları hakkında düşünmeye zorladı.”

Batı’da başlayan tartışma: NATO’nun genişlemesine ihtiyaç var mı?

Rus dış politikası üzerine en etkili isimler olan Lyukyanov ve Kortunov Batı ile yapılan görüşmelerin bir sonuç vermeyeceği konusunda da mutabıklar.

Tarafların bu kadar açık şekilde kamu önünde açıklamalar yapması herhangi bir tarafın geri adım atmasını da zorlaştırıyor. Lyukyanov’un dediği gibi: “Görüşmeler somut sonuç vermedi. Taraflar kamu önünde açık şekilde birbirine taleplerini iletti ve cevaplarını aldı. Belki de görüşmeler bir sonuç vermeyecek. Ama genel olarak baktığımızda Batı’da şu tartışma başladı. Gerçekten NATO genişlemesine ihtiyaç var mı? Belki kapıları kapatma zamanı gelmiştir.”

Sonuç itibari ile, bu kriz NATO ve dostlarının birçok konuda düşünmelerini sağladı. Buna göre değişen uluslararası ilişkiler konjonktüründe atılan adımların veya alınan kararların karşılıksız kalmayacağını anlamış oldular.

Rusya hangi konuda taviz verebilir?

Fakat Andrey Kortunov, daha önemli iki noktaya dokunuyor. Bunlardan birincisi, Rusya’nın verebileceği olası tavizler hakkında: “Eğer ortada bir müzakere masası varsa o zaman tarafların uzlaşmak için tavizlere hazır olması gerekiyor. Yoksa müzakere yapmanın bir anlamı yoktur.” Dolayısıyla Kortunov Rusya’nın Batı ile yapacağı görüşmelerde vereceği tavizlerin neler olacağına dikkatleri yöneltmeye çalışıyor. Hatta bu tavizleri bir yazısında şu şekilde ifade ediyor: “NATO tek taraflı olarak Gürcistan ve Ukrayna’ya doğru yayılma politikası izlemektedir, düşünmek yanlıştır. Keza bu ülkelerde NATO şemsiyesi altında dış saldırılardan da korunmaya çalışmaktadır’’ Kortunov’un ifade etmek istediği en önemli taviz ‘‘Bunun için Rusya’nın düşünmesi gereken bu ülkelerin güvenlik sorunları nasıl giderilebilir.”

Rusya tam olarak ne istiyor?

Peki Rusya, Batı ile ne görüşüyor ve tam olarak ne istiyor?

Birincisi, Ukrayna ve Gürcistan’ın Finlandiyalaşmasını istiyor. Yani Ukrayna ve Gürcistan’ın tarafsız kalarak hiçbir zaman NATO ve AB üyesi olmayacağının yazılı garantisini almak istiyor.

İkinci isteği de Ukrayna ile müzakerelerde Minsk Protokolleri’ne dönülmesini ve Kiev ile Doğu Ukrayna’da (Donbas Bölgesinde) ayrılıkçı cumhuriyetlerin Lugansk/Donetsk’in barış görüşmelere taraf olarak katılmasını sağlamak.

Üçüncü NATO kapsamında Avrupa’da askeri birliklerin ve askeri teçhizatın 1997 yılı sınırlarına dönülmesi.

Dördüncüsü olarak, Rusya ve Batı arasındaki diyalog kapılarını açarak ABD – Rusya arasında uluslararası istikrarı koruyacak anlaşmaları tekrar yapmak istiyor. Açık Semalar ve Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması (INF) yeniden imzalamak ve devam ettirmek de bunlara dâhil.

Son olarak Rusya’nın beşinci ve açık söylenmeyen isteği de Kırım’ın ilhakından sonra uygulanan yaptırımların kaldırılması.

Rusya’nın isteklerinin karşılanmaması durumunda Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı’nda çıkması ya da Kiev – Moskova arasında kısa dönemli olsa da çatışmaların yaşanması ihtimali var.

Diğer taraftan Rusya’nın istediği şekilde Soğuk Savaş sonrası oluşan düzenin sorgulanması ve egemen güçler arasında jeopolitik etki alanının tekrar paylaşma fikrinin günümüzde ne kadar karşılık bulacağı ise muamma.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 16 Şubat 2022’de yayımlanmıştır.

Orhan Gafarlı

Dr. Orhan Gafarlı - Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ''Rus Dış Politikasında Kimlik Arayışı: Batı'dan Kopuşun Tarihsel Analizi'' başlıklı doktora tez çalışması ile tamamlamıştır. Gafarlı, Harvard Üniversitesi’nde 2017- 2018 yılları arası Davis Rusya ve Avrasya Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacıydı. The Jamestown Foundation'da Türkiye-Rusya ilişkileri, enerji politikaları üzerine analizler yazıyor. 2015 yılında “Avrasya Çıkmazı: Yeni Büyük Oyunu Kim Kazanacak?” ve 2022 yılında Rusya'nın Batı'dan Kopuşu başlıklı kitapları yayınlanmıştır. Gafarlı, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde doktor öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

En Güncel Makaleler

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend