Peçenekler ve Rusya’nın aklındaki post-korona dünya düzeni

Koronavirüs ile mücadelenin ilk dönemlerinde, salgının olası sonuçları öngörülemezken ve korku had safhadayken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 8 Nisan günü ulusa seslendi. Topluma sıkıntılı günlerde sabırlı olma çağrısı yaparken Rus tarihinden bir dönemle benzerlik kurdu: “Her şey geçer, bu da geçecek. Ülkemiz birden çok kez ciddi sınavlardan geçti. Rusya, Peçenekler ve Kumanlar ile başa çıktığı gibi, bu koronavirüs hastalığını da yenecek. Birlikte her şeyin üstesinden geleceğiz.”1

Konuşmadan sonra Putin’in neden böyle bir benzetmeye ihtiyaç duyduğu ve vermek istediği mesaj merak uyandırdı, tartışma yarattı. Koronavirüs ile mücadelenin Rus tarihinde toplum hafızasındaki en kadim düşmanlardan biri olan Peçeneklere karşı verilen mücadeleyle karşılaştırılması tesadüf değildi elbette.2 Zira görünmez, sinsi ve yeni düşman COVID-19’un doğuracağı sosyal ve ekonomik sıkıntılar karşısında toplumu konsolide etmek gerekiyordu. Bunun için de en iyi yol, “öteki” karşıtlığını uyandırmaktı.

Tüm dünyayı etkisi altına alan ölümcül bir virüse benzettiği Peçenekler 10. yüzyılda, Kumanlar ise 11. yüzyılda hüküm sürmüş iki Türk kavmi. Rus tarih kitaplarında yer bulan Peçenekler Rus edebiyatına da konu olmuştur. Örneğin Rus yazar Puşkin Peçenekleri felaket getiren düşmanlar olarak tanımlamış, “öteki” ifadesini kullanmıştır. Puşkin Peçeneklerden söz ederken şu ifadeleri kullanmıştır: ” Onlar ortaya çıkınca sokaklar boşalmış, insanlar evlerine kapanmış, savaşçılar ise ön saflarda düşmana karşı mücadele vermişlerdi.” Belki de işte bu şekilde “Peçenekler” insanların evlerine kapandığı dönemi simgeler hale gelmişti.

Yaklaşık 1000 yıl sonra, aynı topraklarda yine insanların evlerine kapandığı günleri, günümüz Rus edebiyatının en önemli isimlerinden Yevgeni Vodalazkin Küresel İlişkilerde Rusya dergisindeki Sarılmadan Çekilme Zamanı başlıklı yazıda şöyle ifade ediyordu: “İnsanlık kapıları kapatmak için acil bir ihtiyaç hissetti. Küreselci dünya görüşü bizi bu basit ve aslında çok doğal eylemden kurtardı. Bu günlerde böyle bir eylem, hem özel düzeyde hem de devlet düzeyinde gerçekleştiriliyor: Vatandaşlar evlerinde oturuyor, devletlerin ise sınırları kapalı. Zaman, kapıları açmamanın ve onları kapatmanın zamanı.”3

Rus entelektüel çevreleri korona döneminde neleri tartıştı?

Evlerin kapılarından devletlerin sınırlarına kadar ilerletilen bu tartışmalar, Rusya entelektüel çevrelerinde Batı merkezli değerlerin sorgulanması, farklı yönetişim biçimleri ve daha çoğulcu bir kültürel düzenin ortaya çıkması umutlarını doğurdu. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin websitesinde Fedor Lukyanov, Batı değerlerinin evrenselci bir şekilde empoze edilişinin sonunun geldiği görüşünü şöyle ifade ediyordu: “Pandemi, uzun zamandır zor nefes alan evrenselcilik felsefesine dikkatleri çekerek parlak bir biçimde (işlevsel olmadığını) gösterdi.”4

John Skilitsa’nın Peçenekler Prens Svyatoslav Igorevich’i öldürme anının bir parçası olan minyatürlerden biri.

Korona sürecinde, küreselleşme nedeniyle ulus devletlerin zayıflayacağı hipotezinin de gerçeğe dönüşmediğini gördük. Pandeminin, ulus devletlerin geleneksel sağlık kurumlarının ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini düşünen Lukyanov’a göre, 21. yüzyıl ulus devletlerin önemli olduğu bir döneme geri dönüş olacak.5

Birleşik Rusya Partisi’nin (Ediniya Rossiya) Genel Sekreter yardımcısı ve Siyasi Konjoktür Araştırma Merkezi’nin başkanı Aleksey Chesnakov da “Küreselleşme sona erdi” yorumlarına farklı bir açıdan yaklaşıyordu: “Son otuz yılda egemen olan küreselleşme süreçlerine dair kavramlar çöktü, ancak bu, hâlâ büyük ölçüde birbirine bağlı bir dünyanın ortadan kalkması anlamına gelmez. Toplam parçalanma ile başlayan bu kriz, bir sonraki aşamada küreselleşmeyi diğer ilkelere ve biçimlere yönlendirebilir”.6 Chesnakov aynı zamanda küreselleşmenin çoğulcu ve daha eşitlikçi bir şekilde geri dönebileceğine de vurgu yapıyordu.

Otoriter rejimler mi demokratik rejimler mi daha iyi mücadele etti?

Pandemi sırasında küresel medyada en çok tartışılan konulardan biri de, COVID-19 salgınına karşı demokratik rejimlerin mi yoksa otoriter rejimlerin mi daha iyi mücadele ettiği oldu. Bu sorunun Rusya’da nasıl ele alındığına gelmeden önce Rus entelektüel çevreleri açısından tek yönetişim şeklinin Batı modeli olmadığını hatırlatmakta fayda var.

Örneğin Küresel İlişkilerde Rusya dergisinde Sergei Karaganov ve Dmitry Suslov daha ulusalcı vizyona ile bu tartışmaya katkıda bulunurken “millileştirme” ve “egemenlik” vurgularını öne çıkarıyordu: “Pandemi, küresel ekonomiyi ve siyaseti yeniden millileştirmeye yönelik artan eğilimin güçlü bir katalizörü haline geldi. Egemen devletler dışında hiç kimsenin insanlara kamu yararını sağlayamayacağı ortaya çıktı. Salgınla mücadele çoğunlukla ulusal düzeyde devam ediyor. Bu durum; egemenlik, dış egemenliğin reddedilmesi ve siyasi, kültürel yol, kalkınma modeli, dış politika yönelimi seçme özgürlüğü arzusu gibi hususlar için çok daha net bir talep oluşturuyor.”7

Rusya’nın misyonu ne olmalı?

Karaganov’un kafa yorduğu sorulardan biri de Rusya’nın dünyadaki misyonunun ne olması gerektiği üzerineydi. Suslov’un da vurguladığı gibi, bir tarafta liberal küreselleşme modeli varlığını sürdürürken, diğer tarafta Çin’in önerdiği “İnsanlık için ortak gelecek topluluğu” gibi vizyonlar var.8 Şöyle ki Karaganov’un bahsettiği Çin’in uluslararası toplulukla ilgili ortaya attığı vizyon, dünyanın harmoni ve barış içinde yaşamı için insanlığın ortak kaderi paylaşması sorumluluğuna vurgu yapıyor.

Bu bilgiler ışığında Karaganov Rusya’nın korona sonrası dünyadaki rolü, etkinliği ve konumu açısından yeni bir üçleme öneriyordu: “1) Uluslararası barışın garantörü, güvenlik ihracatçısı; 2) Egemenlik ve (ulusal) kalkınma modellerinin seçim özgürlüğünü koruyan, herhangi bir ideolojik, politik, değerin hegemonizmini içermeyen, “yeni bağlantısızlıkların” garantörü olan bir güç; 3) Çevreci, doğayı önemseyen bir dünya (için çalışmak)”.9 Rusya’nın küresel siyasetteki Triada (Üçleme) göndermesinin Rus siyasetindeki anlamını ve önemini kavramak için ise 1800’lerin başlarına gitmek gerekiyor. Karaganov’un geleceğe yönelik önermesi, Rus siyasetinin şifrelerine hâkim olanlara, 1815 yılındaki Napolyon Savaşı sonrasında, 1833’te Çarlık Rusyası Eğitim Bakanı olan Kont Sergei Uvarov tarafından ortaya atılan ‘Halkçılık, Ortodoksluk ve Otokrasi’ üçlemesini hatırlatıyordu.10

Rusya’da süregelen bu tartışmalarda, bir taraftan Rus devletinin yeni bir vizyonu olması gerektiği ileri sürülürken, diğer taraftan ABD ile Çin arasında oluşan rekabetin getireceği olası sonuçlar ve bunun Rusya’ya etkileri de hesaplanmaya çalışılıyordu. ABD ile Çin arasındaki mücadelede Rusya’nın taraf olması ya da tarafsız kalması, 19. yüzyıldaki gibi entelektüeller için de Batıcı-Doğucu tartışmalarına da geri dönüleceği beklentisini oluşturacaktır. Rusya’nın Doğu derken Çin ile ve Batı derken Transatlantik dünya ile birlikte hareket edip etmeyeceği tartışması söz konusuydu.

İki kutupluluk mu kutupsuzluk mu?

Doğu ve Batı Asya üzerine çalışmaları ile bilinen ve Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin başkan yardımcısı, emekli büyükelçi Gleb İvashenchev’in vurguladığı gibi “ABD-Çin çatışması, yalnızca iki kutupluluğa değil, aynı zamanda ABD’nin de Çin’in de tek başlarına ya da birlikte baskın oyuncular olarak yeterli güce sahip olamadıkları bir dünya düzenine, yani kutupsuzluk olarak adlandırılabilecek bir düzene de dönüşebilir.”11 Dolayısıyla Rusya’nın küresel siyasette bağımsız bir duruş inşa etmesinin gerekliliği ifade ediliyordu.

Liberal çevrelerde öne çıkan görüş ise daha farklıydı: Almanya ile bir iş birliği ya da ittifak modelinin geliştirilmesi gerekliliği. Alexsander Baunov Carnegia düşünce kuruluşunun Rusça sayfasında yayımlanan makalesinde, Rusya ve Avrupa pandemiden zayıf çıkacakları için birbirlerine daha fazla ihtiyaç duyabilir ve ilişkilerde yeni bir «zayıflık dengesi» oluşturabilirler.”12 yorumunu yaparak bir ittifak kapısına işaret ediyordu.

Almanya ile iş birliği zamanı

Fransa, İtalya ve İspanya’nın COVID-19 salgını sınavından başarılı çıkamaması, genel olarak Avrupa Birliği içinde ayrılıkçı seslerin çıkmasına neden oldu. Ancak Carnegie düşünce kuruluşunun Moskova ofisinin Başkanı Dmitry Trenin’in de değindiği üzere bu testi başarılı şekilde veren bir Almanya söz konusu: ”Kriz, Avrupa Birliği’nin stratejik özerklik iddialarına darbe vurdu. Ancak aynı kriz, bireysel devletlerin rolünü yükseltti. Krizi en başarılı şekilde atlatmakta olan Almanya, AB içindeki konumunu ve potansiyel olarak da dünyadaki konumunu güçlendiriyor. Bu aşamadan sonra, Alman siyasi ve ekonomik elitleri ile, ilişkilerin geleceği ve getireceği fırsatlar hakkında ciddi bir diyalog kurma zamanı geldi.”13 Almanya ile Rusya arasında kurulacak iş birliğinin, bir tarafta ABD diğer tarafta ise Çin ile aralarında ciddi bir denge oluşturacağını ve Rusya’nın sesinin daha etkili çıkmasını sağlayacağı görüşü etraflıca ele alınıyordu.

Rusya’daki entelektüel çevreler, COVID-19 sonrasında küresel düzenin yaşayacağı değişeceği ve buna karşılık Kremlin’in de yeni bir vizyon geliştirmesi gerekliliği konusunda hemfikir. Moskova’nın önünde şu an iki senaryo var. Rus siyaset geleneğinde yeri olan “üçleme” önermesinin tüm madddeleri – uluslararası güvenliğin sağlanması, egemenlik haklarına saygı duyulması ve çevreci olmak – aslında Rus toplumunun özünde yatan ilkeler. Daha Batıcı olarak kabul edilen liberal kesimlerin önerdiği Almanya ile ittifak, aslında Rusya’nın Büyük Avrasya hayallerinde karşılığını buluyor. Putin’in tercihinin ne olacağını ise zaman gösterecek.

Twitter’dan takip edin: @Gafarli

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 11 Haziran 2020’de yayımlanmıştır.

  1. Ivan Rodin, «Pechenegi i polovtsy» Putina srazu stali memom, za otmenu osennikh vyborov pervoy vystupila KPRF, Nezavisimaya gazeta, 12.04.2020 http://www.ng.ru/week/2020-04-12/8_7841_week1.html
  2. Ivan Davydov, Zakrytaya Rossiya: ideal’noye postvirusnoye gosudarstvo dlya Putina, Republic Rus, 30.04.2020 https://republic.ru/posts/96595
  3. Yevgeniy Vodalazkin, Vremya Uklonyatsya Ot Obyatiy , Russia in Global Affairs, 30.03.2020. https://globalaffairs.ru/authors/evgenij-vodolazkin/
  4. Fedor Lukyanov, Pandemiya podvela chertu pod filosofiyey universalizma, Russia in Global Affairs, 27.04.2020. https://russiancouncil.ru/analytics-and-comments/comments/pandemiya-podvela-chertu-pod-filosofiey-universalizma/
  5. Fedor Lukyanov, Pandemiya podvela chertu pod filosofiyey universalizma, Russia in Global Affairs, 27.04.2020.
  6. Aleksey Chesnakov, Gadkiye Utyata, Riski Dlya Rossiyskoy Sistemy Vlasti Posle Pandemii Koronavirusa, Russia in Global Affairs, 13.05.2020 https://globalaffairs.ru/articles/gadkie-utyata/
  7. Sergey Karaganov i Dmitriy Suslov, Rossiya V Mire Posle Koronavirusa: Novyye İdei Dlya Vneshney Politiki, Russia in Global Affairs, 21.04.2020 https://globalaffairs.ru/articles/rossiya-mir-koronavirus-idei/
  8. Dmitriy Suslov, Ideynaya triada dlya Rossii, Russian International Affairs Council, 23.04.2020 https://russiancouncil.ru/analytics-and-comments/comments/ideynaya-triada-dlya-rossii/
  9. Sergey Karaganov, Novie idei dlya sebya i mira, Russia in Global Affairs, 05.03.2020 https://globalaffairs.ru/articles/novye-idei-dlya-sebya-i-mira/
  10. Andrey Zubov, ‘‘Graf «pravoslaviye, samoderzhaviye, narodnost;» O znamenitoy triade i yeye avtore S.S. Uvarove’’ Novoe Gazeta № 100, 5 Eylül, 2012.
  11. Gleb İvanshechev, Koronavirus: krizis – ne tolko opasnost no i vozmozhnost, Russian International Affairs Council, 21.05.2020, https://russiancouncil.ru/analytics-and-comments/analytics/koronavirus-krizis-ne-tolko-opasnost-no-i-vozmozhnost/
  12. Alexander Baunov, Reviziya granits. Kakimi budut mezhdunarodnyye otnosheniya posle pandemii, Carnegie Moscow, 07.05.2020, https://carnegie.ru/commentary/81714
  13. Dmitry Trenin, Kak Rossii uderzhat’ ravnovesiye v postkrizisnom bipolyarnom mire, Carnegi Moscow, 15.04.2020. https://carnegie.ru/commentary/81541

Orhan Gafarlı

Orhan Gafarlı - Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ''Rus Dış Politikasında Kimlik Arayışı: Batı'dan Kopuşun Tarihsel Analizi'' başlıklı doktora tez çalışması ile tamamlamıştır. Gafarlı, Harvard Üniversitesi’nde 2017- 2018 yılları arası Davis Rusya ve Avrasya Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacıydı. The Jamestown Foundation'da Türkiye-Rusya ilişkileri, enerji politikaları üzerine analizler yazıyor. 2012-2014 yılları arasında BİLGESAM'da Avrasya üzerine araştırmacı olarak çalıştı. 2015 yılında “Avrasya Çıkmazı: Yeni Büyük Oyunu Kim Kazanacak?” başlıklı bir kitap yayınladı.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend