“Senin kalbin olmadığını düşünüyorum”

Biden döneminin, Rusya ile ABD ilişkilerinde bir dönüm noktası olacağı ve bunun küresel siyasete etkisinin Avrupa, Avrasya ve Asya bölgelerinde görüleceği yönünde bir kanaat var. Bu görüşün uluslararası ilişkiler alanında çalışan uzman, politikacı ve diplomatlarda oluşmasının nedeni, yeni ABD Başkanı Joe Biden’in öngörülebilir (fakat sert) bir siyasetçi olmasından kaynaklanıyor.

Biden’in 50 yıllık siyasi kariyeri ABD – Rusya ilişkilerindeki tecrübesi açısından bakıldığında oldukça zengin. 1979 yılında itibaren Moskova ile Washington arasında, ABD’nin 39. Başkanı Jimmy Carter tarafından, en kritik konularda, görüşmeci olarak görevlendirildiğinde henüz 36 yaşında genç bir senatördü. Genç siyasetçi; ABD’nin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile ilişkilerinin ve Soğuk Savaş sırasındaki yumuşama döneminin devamlılığını sağlamak açısından en kritik anlaşmanın Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmelerinin (SALT II) uzatılması hakkındaki müzakerelere katılarak tarihe geçti. SSCB’ye adımını ilk kez 1973’te atmış olsa da, hatıralarında 1979 yılındaki tarihî görüşmeleri “en önemli ziyaretim” diyerek anlatıyordu.

Kremlin zihniyeti ve Rusların ABD’ye bakışıyla yıllar önce tanıştı

Biden, 1979–1988 yılları arasında, SSCB’nin Genel Sekreteri Leonid Brejnev (1964-82), Dışişleri Bakanı Andrey Gromiko (1957-85) ve Başbakan Aleksey Kosigin (1964-80) gibi siyasetçilerle, iki ülke arasındaki diyalog sürecinin devamını sağlamak üzere görüşmeler yürüttü.

Gromiko – Biden Fotoğraf: İTARTASS

Bu görüşmeler bir taraftan Biden’ın Kremlin’de işlerin nasıl yürüdüğüyle ilgili fikrinin oluşmasına yardımcı oldu. Bu dönemde Rusların ABD’ye bakışını daha iyi anladığı ve çok şaşırdığı anlar da oldu. Yine anılarında aktardığına göre, bir görüşmelerinde artık iyice yaşlanmış olan Brejnev sağlık durumundan dolayı toplantıyı terk ederek işin koordinasyonunu Kosigin’e bırakmıştı. Kosigin ise toplantıya başlamadan şu sözleri söyleyiverdi: “Gelin, baştan anlaşalım; ne siz bize güveniyorsunuz ne de biz size… Ve hepimizin de bunun için makul nedenleri var.”

Biden, yalnızca SSCB döneminde değil, Rusya Federasyonu döneminde de aktif bir şekilde, iki ülke arasındaki ilişkiler açısından önemli görüşmelere katıldı. 1990’larda birinci ve ikinci Çeçenistan savaşlarını yakından takip etti. 1997 yılındaki Rusya ziyaretini, savaşı yürüten General Lebedov ile görüşmesini ve Rus ordusunun acımasızlığını hatıralarında şöyle aktarıyordu: “1997 yılı Moskova’da 1. Çeçenistan Savaşı’nı yürüten ve çok sert bir adam olan General Lebed ile tanıştım. Bana söylediklerini asla unutmayacağım: ‘Çeçenistan bağımsızlığı umurumda değil, beni ilgilendirmiyor.’ Bu adam Afganistan deneyimine sahip bir askerdi ve o zamanlar açıklığından çok etkilendim.”

2001 yılında, ABD Senatosu’nda Dış Politika Komitesi’nin başkanı seçildiğinde de Rusya’da yaşayan azınlıklar konusuna odaklandı. Bütün bunların yanında ABD Başkanı Barack Obama’nın (2009 – 2017) yönetiminde başkan yardımcısı görevini üstlendi; 2009 yılında Moskova ile Washington arasındaki “restart -ilişkileri yenileme” ve Start III görüşmelerini yürüttü ve antlaşmanın yapılmasını sağladı. Biden’in ABD yönetiminde görev aldığı çeşitli dönemlerde aktif bir şekilde Eski Sovyet coğrafyası, Türkiye, Doğu Avrupa ve Balkan bölgesi ile yakından ilgilendi; birçok kararın verilmesindeki etkin isim oldu. Tüm bu nedenlerden ve tecrübesinden ötürü de Soğuk Savaş ve sonrası dönemde küresel siyasetin dinamiklerini okuyabilen politikacılardan sayılır.

Kremlin yönetimi Biden’a nasıl yaklaşıyor?

2001’de iktidara gelen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin açısından da Biden yeni bir isim değil zira 2009 yılında dönemin Rusya Başbakanı Dmitry Medvedev ve Başkan Putin ile yakın bir şekilde çalışmıştı. 08.08.08 tarihindeki Gürcistan Savaşı’ndan sonra bölgede yaşanan gerginliğin azaltılması ve Start III antlaşmasının imzalanması için de büyük çaba harcadı.

Rusya’nın diplomatik hafızasında Biden, Berlin Duvarı’nın 1989’da yıkılmasından sonra NATO’nun Doğu Avrupa’ya yayılmayacağının sözünü vermiş olan ABD’yi eleştiren ve bunun tam tersini savunan bir politikacı olarak yer aldı. Rusya’nın gözünde Biden’ın sicilinde şunlar da vardı: Yugoslavya’nın dağılmasını desteklemek, Bosna-Hersek ve Kosova meselelerinde Müslümanların yanında durmak ve bölgede Rusya’nın çıkarlarının tam tersine hareket etme çağrısı yapmak, 2011’den günümüze dek etkisini gördüğümüz Arap Baharı sürecinde tavrını demokrasiden yana almak.

Biden ve Putin arasında restleşme

Putin ile Biden arasında hem küresel siyaset bağlamında hem de kişisel anlamda sorunların olduğunu da söylemek gerekir.

2011 yılında Biden, Rusya ziyareti sırasında dönemin başbakanı Putin ile görüşmesi sonrasında Putin’e yaptığı “Başkanlığa aday olma” uyarısı ya da çağrısı, iki lider arasındaki gerilimin sinyali oldu.

Yine bu ziyaret sırasında Biden “Sayın Başbakan, gözlerinin içine bakıyorum ve senin kalbin olmadığını düşünüyorum” demişti; Putin ise Biden’e gülümsemiş ve “Birbirimizi anlıyoruz” şeklinde yanıt vermişti.

Başkanlık seçim sürecinde Biden’e neden Rusya’nın kendisinin seçilmesini istemediği sorulduğunda da “2011 yılında yaptığımız samimi görüşmeyi hatırladıkları için olabilir” diye yanıt verdi. Belli ki iki lider arasında o ziyaret sonrası ciddi sorunlar ortaya çıktı.

“İlkeli pragmatizm” dönemi

Fakat ABD-Rusya ilişkilerini, aslında uluslararası politikayı, yalnızca kişisel ilişkiler üzerinden okumak hata olur. Biden’in siyasetteki uzun kariyeri ve Beyaz Saray’daki başkan yardımcılığı görevi, kurumsal ilişkilere verdiği önemi gösteren örneklerle dolu. Başkan Biden’in ABD açısından küresel politikada Rusya’nın esas tehdit olduğunu, ancak Çin’in de esas rakip olduğunu ifade etmesi, bu ülkelere karşı jeopolitik yaklaşımını da çok net bir şekilde resmediyor.

Biden kabinesiyle çok yakın iletişimde olan Rusya uzmanı Thomas Graham, düşünce kuruluşu Carnegie’nin Moskova bürosunun podcast yayınında yaptığı konuşmada, Biden kabinesindeki uzmanlarla görüşmelerinde sık sık dış politika stratejisinin ‘ilkeli pragmatizm’ olarak tanımlandığını söylüyordu.

Biden’in başkan seçilmesi sonrasında Rusya’nın önceki Devlet Başkanı ve Başbakanı Dmitry Medvedev’in kaleme aldığı “Amerika 2.0” başlıklı yazıda da, ABD ile Rusya ilişkilerinde yeniden bir yakınlaşma olmasının zor olduğu ifade ediliyor ve Biden’ın Rusya ile ilgili şu sözlerine referans veriliyordu: Güvenliğimizi ve ittifaklarımızı baltalamak açısından ABD için en büyük tehdit Rusya’dır…” Medvedev, ayrıca yazısında yeni ABD kabinesinde bu bakışı yansıtan kişilerin olduğuna da değiniyordu.

Deneyimli Rus politikacı Medvedev, yine de kendisinin Biden ile yaptığı görüşmeler sırasında (2009-2012) konuşulan olumlu gündeme dönmenin de mümkün olduğunu ve buna örnek olarak da Stratejik Saldırı Silahların Azaltılması (Start III) Antlaşması’nı gösteriyordu.

Liberaller Kremlin’e mi dönüyor?

Rusya’da Biden dönemi üzerine yapılan tartışmalara bakıldığı zaman gözden kaçırılmaması gereken diğer önemli bir mesele de, 4 Aralık tarihinde Putin’in “Uluslararası Kuruluşlardan Sorumlu Danışman” olarak Anatoly Chubais’i ataması olarak öne çıkıyor.

Cumhurbaşkanı’nın uluslararası ilişkilerden, daha doğrusu “sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için uluslararası kuruluşlarla ilişkilerden sorumlu özel temsilcisi” olarak atanan Chubais, Rus liberal çevreleri açısından önemli bir isim. 1992-1998 yılları arasında “Ekonomi ve Özelleştirmeden Sorumlu Başbakan Yardımcısı” görevinde bulundu, 1998’de “Rusya Federasyonu Başkanı’nın Uluslararası Finans Kuruluşları ile İlişkilerden Sorumlu Özel Temsilcisi”, 2000-2004 yılları arasında da Rusya’da Sağ Kuvvetler Birliği’nin Koordinasyon Konseyi eş başkanlığını yaptı. Boris Yeltsin ve Egor Gaydar gibi isimlerle birlikte Rusya’da neo-liberal reformların yapılmasına yardımcı oldu.

Putin’in Chubais’i başkan danışmanı olarak ataması ve Medvedev’in kaleme aldığı yazı, Rusya’da liberallerin Kremlin’e dönmesi olarak algılandı. Keza Putin’in, iktidarını sürdürmek ve ABD ile ilişkilerini düzeltmek için bu tip manevraları yapabileceği öngörülüyor.

Öte yandan Putin iktidarıyla herhangi bir teması olmayan ya da Rusya’da “sistem dışı” olarak görülen muhalefet partileri ve liderler de var. Medvedev gibi, devlet başkanlığı ve başbakanlık görevlerinde bulunmuş isimler dahi Putin yönetimi tarafından “sistem içi liberal” olarak görülüyor. Biden döneminde kendisine verilecek rollerle Kremlin içinde güçlenmek isteyen “sistem içi” muhalefet ile sistem dışı muhalefet arasında rekabet söz konusu. Milliyetçi demokrat olarak görülen Navalniy’in zehirlendikten sonra yeniden Rusya’ya dönmesi de Medvedev ile Chubais ekibiyle birlikte, Putin rejiminin ömrünü uzatacak hamlelerin önünü kesme niyeti olarak okunabilir.

Rusya’da iç ve dış politikada yaşanan rekabetin, sonbaharda yapılacak Duma seçimlerinin sonuçlarını etkileyeceğini ve yeni sürecin önünü açacağını öngörebiliriz.

Rusya – ABD arasındaki öncelikli meseleler neler olacak?

Biden’in ABD’de iktidara gelmesi sonrasında, Rusya ile ABD arasındaki jeopolitik sorunların listesini çıkarmak, önümüzdeki dönemi daha iyi anlamak açısından iyi olabilir.

Biden kabinesinin prensipli pragmatizm ya da ilkeli faydacılık olarak isimlendirdiği dış politika anlayışı; uluslararası politikada ABD’nin inşa ettiği sosya-ekonomik ve politik düzenin sürekliliğini sağlamak olarak tanımlanabilir. Bu çerçevede de demokrasi, insan hakları, küresel güvenlik ve Amerikan merkezli dünya finans ekonomisi hegemonyasını korumak gibi başlıklar var.

Rusya, ABD için Avrupa, Orta Doğu ve Eski Sovyet bölgesinde sağ popülizm ve otoriterizmi destekleyen, demokratikleşme sürecini engelleyen, silah ve nükleer sanayisi (ile S-400, MİG, SU savaş uçakları ve nükleer teknoloji) ve enerji (Kuzey Akım 2 ve Türk Akımı ile) pazarını genişleten, Çin ile müttefiklik yaparak Amerikan eko-politik düzenini bozan ülke. 2014 yılında Rusya’nın Kırım ilhakı da Washington için bu tanımlamaları destekleyen en bariz örnek oldu. Bundan sonraki süreçte Biden’ın amacı da ABD’nin çıkarlarından taviz vermeden Rusya’yı hizaya getirmek, faydacı bir ilişki geliştirmek olacaktır.

Öte yandan Doğu Avrupa ve Karadeniz bölgelerinde Kırım ve Doğu Ukrayna sorunları, Abhazya ve Osetya, Kuzey Akım II, Suriye, İran, Irak, İsrail-Filistin sorunu ve Libya gibi meseleler şüphesiz iki ülke ilişkilerinde sıkça gündeme gelecek. Bu istikametlerde Beyaz Saray ve Kabine’ye atanan isimlerden görüldüğü gibi daha aktif ve Amerikan çıkarlarını güçlendirecek bir dış politika izlenecektir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 10 Şubat 2021’de yayımlanmıştır.

Orhan Gafarlı

Dr. Orhan Gafarlı - Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ''Rus Dış Politikasında Kimlik Arayışı: Batı'dan Kopuşun Tarihsel Analizi'' başlıklı doktora tez çalışması ile tamamlamıştır. Gafarlı, Harvard Üniversitesi’nde 2017- 2018 yılları arası Davis Rusya ve Avrasya Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacıydı. The Jamestown Foundation'da Türkiye-Rusya ilişkileri, enerji politikaları üzerine analizler yazıyor. 2012-2014 yılları arasında BİLGESAM'da Avrasya üzerine araştırmacı olarak çalıştı. 2015 yılında “Avrasya Çıkmazı: Yeni Büyük Oyunu Kim Kazanacak?” başlıklı bir kitap yayınladı.

guest
1 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Kursad
Kursad
28/02/2021 11:51

Güzel yazı, güzel analizler.
Devamını bekleriz,
Esenlikler,
kürşad

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend