Çocuklar neden sanatla iç içe olmalı?

Çocuğunuz özgüvenli ve başarılı olsun, potansiyelini keşfedebilsin, akran ilişkilerini geliştirsin, kendi ayakları üzerinde durabilsin istiyor musunuz? Cevabınız evetse, çocuğunuzu mümkün olan en erken yaşta sanatla tanıştırın.

Türkiye, Avrupa’nın en genç nüfuslu ülkesi, 0-17 yaş arasındaki çocuklar ise Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre toplam nüfusun yüzde 28’ini oluşturuyor. Türkiye aynı zamanda Avrupa ülkeleri arasında en yüksek küçük çocuk nüfusuna sahip olan ülke, nüfusunun yüzde 8’ini dört yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor.

Son 20 yıldır yapılan araştırmalar, çocukların en erken yaşlardan itibaren sanat etkinlikleri ile buluşmasının dönüştürücü gücüne işaret ediyor.

Müzikten resime, dramadan tasarıma sanatın çeşitli dalları çocuklar için tüm duyularını kullanarak keşifler yaptıkları, hem de kendilerini doğal olarak, içlerinden geldiği gibi ifade edebildikleri zevkli uğraşlardır. Sanat etkinlikleri ile küçük yaşlardan itibaren tanışan çocuklar ise kendilerini daha iyi tanıyor, neleri sevip neleri sevmediklerine dair ipuçları ediniyor, etraflarında gördüklerini ve deneyimlerini sanat etkinlikleri ile ifade ederken planlama, seçim yapma, deneme, düzeltme, başladığı işe devam edip bitirme gibi bilişsel yetilerini geliştiriyor, hayal güçlerini harekete geçiriyorlar.1

Sanatın beyin gelişimi için nasıl bir rolü olabilir?

Ekim 2019’da İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) için hazırladığım “Erken Çocukluktan Gençliğe: Sanatla Büyümek” raporunda da kapsamlı bir şekilde değindiğim üzere, türü ne olursa olsun sanat etkinlikleri çocukların fiziksel, bilişsel, sosyo-duygusal gelişimini bir bütün olarak destekler. Örneğin, ritmik bir müzikle hareket etmek pek çok çocuk için hem eğlenceli ve rahatlatıcı bir etkinliktir, hem de çocuğun dikkatini etkin bir şekilde kullanmasını gerektirir. En erken yıllardan başlayarak ritim tutulan müzikler ve söylenen şarkılar beyinde dil, soyut düşünce ve matematikten sorumlu alanlardaki nöronlar arasındaki bağlantıları güçlendirir. Sanatın erken çocuklukta sosyo-duygusal gelişime olan katkısını inceleyen bir derleme, müzik, dans, drama gibi programların, çocukların empati, paylaşmak, iş birliği yapmak gibi sosyo-duygusal yetkinlikleri ile olumlu yönde ilişkili olduğunu da gösteriyor.

Erken çocukluk (0-3 yaş) ve okul öncesi dönem (4-6 yaş), çocukların fiziksel, bilişsel ve sosyo-duygusal becerileri en hızlı kazandıkları dönemlerin başında gelir. Nörobilim alanında son yıllarda yapılan araştırmalar ışığında ABD’deki Harvard Üniversitesi’nden Prof. Jack Shonkoff, ilk yılları özel kılan bu hızlı değişimi beynin çevresel uyaranlara daha açık olması ve deneyimler karşısında diğer dönemlere kıyasla daha çabuk gelişmesi ile açıklıyor. Beyin gelişiminin temelleri en erken yaşlardaki bu deneyimler ile atılıyor.

Ergenlik dönemi ve sanat

Gelişimde bir diğer kritik dönem olan 12-18 yaşı kapsayan ergenlik dönemi sorunları da sanat uğraşlarıyla hafifletilebilir.

Günümüzde küreselleşmenin de etkisiyle, kitle iletişim araçları çocuklar ve gençleri baskın kültürün değerleri, ürünleri ve imgelerine maruz bırakırken, özellikle bireysel bir kimlik duygusu geliştirme sürecinde olan gençler için sanat, kendilerini tanıyıp özgün yanlarını keşfedebilmelerine, kendi seslerini duyurmalarına olanak sağlar.

Farklı okul sonrası etkinliklerinde bulunan gençlerin deneyimlerini karşılaştıran bir çalışmada, gençlerin en fazla orkestra, koro, drama, dans, yaratıcı yazarlık gibi performans ve güzel sanat programlarında kendilerine bir hedef koyup kararlılıkla çaba sarf ettikleri ve zaman planlaması yaptıkları bulunuyor. Özellikle de atölye sonunda seyirciye sunulacak iş çıkarma hedefinin bulunması, çocukları kendilerine verilen yaratma özgürlüğünü daha büyük bir sorumluluk bilinciyle ve daha verimli kullanmaya, kararlılık ve gayret göstermeye teşvik ediyor.

Bilimsel çalışmalar, okul dışında drama ve müzik etkinliklerine katılmanın okula devamlılık, okul başarısı ve akademik hedeflerle ilişkili olduğunu gösterir. Özellikle dezavantajlı ailelerdeki çocuklar sanat temelli programlara katıldığında okulu terk etme oranları beş kat azalıyor, üniversiteden mezun olma şanslarının iki kat artıyor.

Sosyal problemler sanat yoluyla odağa alındığında, çocukların içinde yaşamak istedikleri çevreyi daha iyi düşünmeleri ve toplumsal sorumluluk duygularının artması da mümkün oluyor. Ayrıca çocukların hayatlarının ilk yıllarından itibaren resim, müzik, tiyatro, dans gibi sanatsal etkinliklerle temas etmeleri, ileriki yıllarda kültür-sanata olan ilgi ve katılımlarının en belirleyici etmenlerinden biri olarak görülüyor.

Dolayısıyla, sanat etkinlikleri pek çok bilişsel becerinin gelişimini destekleyebilecek potansiyele sahiptir. Yapılan bilimsel çalışmalar, okul dışında drama ve müzik etkinliklerine katılmanın okula devamlılık, okul başarısı ve akademik hedeflerle ilişkili olduğunu gösterir. Özellikle dezavantajlı ailelerdeki çocuklar sanat temelli programlara katıldığında okulu terk etme oranları beş kat azalıyor, üniversiteden mezun olma şansları iki kat artıyor.

15 – 24 yaş arasındaki gençlerin sanatla ilişkisi de çok fazla değil. Nüfusbilim Derneği ile Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun 2007’de yaptığı bir çalışmaya göre, bu yaş grubunun en fazla tercih ettiği boş zaman etkinlikleri arkadaşları ile sohbet etmek ve alışveriş merkezlerine gitmek. Sinemaya, konsere gitmek veya bir enstrüman çalmak gibi etkinlikleri tercih edenlerin oranıysa %20-25.

Gençlerin eğitim, sağlık ve istihdam olanakları ile siyasi ve sivil katılım içeren beş alandaki verilerini kriter alarak bir değerlendirme sunan Gençlik Gelişmişlik Endeksi’ne göre, sanat ve kültürel etkinliklerde yer almayı da içeren sivil katılımda, Türkiye 183 ülke arasında 177.

Bir çocuk hakkı olarak sanata erişim

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), sanatın çocuk gelişimi üzerinde oynadığı bu önemli rolü vurgularken sosyo-ekonomik durum, mültecilik, kültürel azınlık olma veya engellilik statüsünden bağımsız olarak toplumdaki her çocuğun sanata erişimini evrensel bir insan hakkı olarak savunuyor.2

Ancak Türkiye’de sanat derslerinin okul müfredatındaki ağırlığının giderek azalmasıyla, özellikle dezavantajlı ailelerin çocukları nitelikli sanat deneyimlerinden mahrum kalıyor. Dolayısıyla, çocukların erken yaşlardan itibaren sanatla tanışmaları ve sanat yoluyla öğrenme deneyimleri kazanmaları için okul ortamı dışındaki sanat atölyeleri, önemli bir alternatif öğrenme ortamı olarak önem kazanıyor.

Çocukların erken yaşlardan itibaren sanatla tanışmaları ve sanat yoluyla öğrenme deneyimleri kazanmaları için okul ortamı dışındaki sanat atölyeleri, önemli bir alternatif öğrenme ortamı olarak önem kazanıyor.

Dünyanın pek çok ülkesinde ve Türkiye’de, okul dışındaki sanat atölyeleri ağırlıklı olarak belediyeler, gençlik merkezleri, halk eğitim merkezleri, çocuk kütüphaneleri gibi kamu kurum ve kuruluşlarında, sivil toplum kuruluşlarında, müzeler ve galeriler gibi kültür-sanat kurumlarında gerçekleştiriliyor. Farklı kapsam ve yoğunluklarda sunulan bu programlar, bireylerin kültürel okuryazarlık yeteneklerini geliştirip kültüre erişim fırsatı tanıyor, sanatın izleyicilere geniş bir yelpazede ulaşmasını sağlıyor.3

Türkiye’de ise çocuklar ve gençlerin okul dışındaki zamanlarında bu sanat atölyelerine katılım oranlarının da oldukça düşük olduğunu görüyoruz.

Araştırmalar, çocuklar ve gençlerin zaten kısıtlı olan boş zamanlarını, çoğunlukla ev ödevi yapmak, TV izlemek gibi etkinliklerle geçirdiklerine işaret ediyor. 2013 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen bir çalışmada, sanat etkinliklerine gösterilen düşük ilginin nedenleri sorulduğunda, yakın çevrede bu tür programlar sunan kuruluşların bulunmaması, ekonomik sebepler ve çocukların isteksizliği dile getirilmişti.4 Sözü edilen bu çalışmada, sanatsal etkinliklere erişimde ailenin sosyoekonomik düzeyinin de belirleyici bir rol oynadığı görülüyor.

Çocukları sanatla iç içe kılmak için yerel yönetimler ne yapmalı?

Çocukların sanat yoluyla planlama, zaman yönetimi, özgüven, kendini tanıma, sebat etme gibi beceriler öğrenebileceklerine dair farkındalık yaratan seminerler ve faaliyetler düzenlemek önem taşıyor.

Sanat programlarına erişim ve katılımı teşvik etmek için ailelere yönelik olarak bilgilendirme ve görünürlük çalışmaları artırılabilir. Bu bağlamda, çocukların sanat yoluyla planlama, zaman yönetimi, özgüven, kendini tanıma, sebat etme gibi beceriler öğrenebileceklerine dair farkındalık yaratan seminerler ve faaliyetler düzenlemek önem taşıyor.

Yerelde vatandaşlara erişim konusunda etkili olan belediyeler, ihtiyaçları karşılayacak eylem planlarını geliştirebilmek için öncelikli olarak il veya ilçe bazında kültür-sanata erişimin en kısıtlı olduğu yerleri ve bunun nedenlerini belirleyebilir. Yerel yönetimlerin, sanat atölyelerinin yaygınlaştırılmasına stratejik planlarında yer vermesi ve faaliyetlere ilişkin değerlendirmeler yapması, programların etkisini güçlendirebilir ve katılımın artmasını sağlayabilir.

Bunun yanı sıra, sanat atölyeleri sunan kuruluşlar arasında iş birliklerinin geliştirilmesi ve bu gibi kuruluşların kültür kurumlarıyla sürdürülebilir ortaklıklar kurması ilgi çekici sanat programlarının oluşturulmasını sağlayabilir.

Özellikle de, üzerinde daha az çalışılan erken çocukluk dönemi (0-6 yaş) için kitap, masal okuma, müzik, dans, oyun ve hikâyeyi birleştiren etkinlikler gerçekleştirilebilir. Bilişsel ve sosyal açıdan daha yetkin olan 15-18 yaş grubuna yönelik film, animasyon, fotoğrafçılık, görsel ve dijital tasarım, yaratıcı yazarlık gibi farklı sanat dallarını bir araya getiren atölyelerde gençlere proje geliştirme deneyimi kazandırılabilir.

Son olarak, sosyoekonomik eşitsizlikler dışında engellilik ve mülteci statüsünden dolayı erişimi kısıtlı olan çocuk ve gençleri de kapsayıcı, toplumdaki diğer çocuklarla kaynaştırıcı kültür-sanat uygulamaları geliştirilebilir. Bu alanda örnek uygulamalar artırılarak tanıtılabilir.

İsveç’te bulunan Dockteatern Tittut5 isimli tiyatro topluluğu, 0-24 aylık çocukların aileleri ile birlikte katılabildikleri ve müzik, gölge oyunları, renkler ve şekillerin hareket ettiği, bebeklere pek çok keşif imkânı veren performanslar sergiliyor. Bu performanslar, geleneksel tiyatro salonunda değil, bir çadır tiyatrosu şeklinde ebeveyn ve bebeğin yerde oturup gösterinin bir parçası olduğu deneyimler olarak gerçekleştiriliyor.

Kanada’da yürütülen Ulusal Sanat ve Gençlik projesinde, tiyatro, görsel sanatlar (örneğin, set tasarımı, boyama, maske yapımı) ve dijital teknolojiler bir arada kullanılıyor. Bu programa 9-15 yaşları arasındaki çocuklar haftada iki gün, okuldan sonra dokuz ay boyunca katılıyor. Çocukların birbirlerini tanıyıp olumlu grup dinamiklerinin kurulması için ilk dönem etkinlikleri emprovizasyon, maske yapımı, senaryo yazımı ve film çekimine giriş gibi her bir sanat alanını tanımaya yönelik olarak tasarlanıyor. İkinci dönem, çocukların kendi seçtikleri alanda bir grup olarak çalışmalarını, son dönem ise tüm grupların bir arada çalışarak sanatsal ve takım becerilerini ortaya koydukları bir sahne performansı gerçekleştirmelerini veya bir video çekmeyi içeriyor.

Alternatif atölye uygulamalarına bir örnek Hareketli Eğlence Minibüsleridir.6 ABD’nin Iowa eyaletindeki Boise şehrinde yoksulluk, çocuk suç oranı ve toplu taşımaya ulaşmanın zor olduğu mahallelere belediye tarafından okul sonrası saatlerde ve hafta sonlarında Hareketli Eğlence Minibüsleri gönderiliyor. Bu minibüsler ile çocuklar ve gençlere sanat ve eğlence ekipmanları getiriliyor ve etkinlikler düzenleniyor.

Ailelere düşen sorumluluk ne?

Araştırmalar sanat yoluyla çocukların önemli kazanımlar edindiğine işaret etse de, sanat atölyelerini özel yetenek gerektiren programlar olarak gören, hatta okul başarısına engel olarak düşünen ailelerin sayısı azımsanmayacak kadar yüksek.

Ailelerin bu gibi atölyelere akademik programlar kadar değer vermeleri, çocukların katılım ve devamlılık oranını büyük oranda etkiliyor. Ayrıca, ailelerin çocuklarında sanata ilişkin heyecan ve ilgi uyandırmak için yaşadıkları çevrede bulunan programları araştırmalarında fayda var.

Ailelerin çocuklarına baskı yapmadan cesaretlendirmeleri, bir kültür merkezi ya da toplum merkezinde sunulan koro, dans, tiyatro gibi gösterilere veya resim, kil, heykel sergilerine ailece gitmeleri kültür-sanata ilgi tohumlarının atılmasını sağlar.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 7 Şubat 2020’de yayımlanmıştır.

  1. Menzer, M. (2015). The arts in early childhood: social and emotional benefits of arts participation: a literature review and gap-analysis (2000-2015). National Endowment for the Arts.
  2. UNESCO (Mart, 2006). Road map for arts education. The world conference on arts education: Building creative capacities for the 21st century. Lizbon, Portekiz.
  3. https://www.iksv.org/i/content/230_1_sanat-egitimi-2014.pdf
  4. Özge Üstünel, A. & İlden Koçkar, A. (2017). Çocuklar okul dışında neler yapıyor? İstanbul’da yaşayan 6-11 yaş grubu çocukların okul dışı faaliyetlere erişimi ve katılımı. Türkiyede ve Dünyada Çocuk Üniversitesi Uygulamaları içinde, (ss. 33-49). İstanbul: Altınbaş Üniversitesi Yayınları.
  5. https://dockteaterntittut.se/english/
  6. Daha fazla bilgi için: https://www.cityofboise.org/departments/parks-and-recreation/activities-classes-and-sports/youth-programs/mobile-recreation/

Feyza Çorapçı

Prof. Dr. Feyza Çorapçı - 2006 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünde öğretim üyesi. Klinik psikoloji alanındaki yüksek lisans ve doktora derecelerini A.B.D.’deki Purdue Üniversitesi'nden aldı. Prof. Dr. Çorapçı, çalışmalarında çocukların sosyo-duygusal gelişimine katkıda bulunan bireysel, ailesel ve çevresel faktörleri araştırıyor. Çalışmalarının odağında risk altındaki çocuklara yönelik psiko-sosyal uygulamalar bulunuyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) kültür ve sanat etkinliklerine erişim ve katılımı artırmak amacıyla kurduğu İKSV Alt Kat: Öğrenme ve Etkileşim Alanı projelerine akademik danışmanlık yapıyor. Prof. Çorapçı, İstanbul’un 0-3 yaş arası çocuklar ve ailelerine uygun bir kent haline gelmesine öncülük eden İstanbul 95 programının da akademik kadrosunda bulunuyor.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend