Engeller arasında… Edip Akbayram

Edip Akbayram, yalnızca sahnede değil, hayatın içinde de büyük bir mücadele verdi. Çocuk felciyle geçen bir çocukluk, politik baskılar, yasaklar ve sansür… Peki, tüm bunlara rağmen nasıl dimdik ayakta kaldı? Engel tanımayan ruhu, müziği ve idealleriyle nasıl bir miras bıraktı? Murat Beşer yazdı.

Ne vakit Edip Akbayram’ı dinlesem ya da görsem, insanlığın bir başka yüzü canlanır kafamda. Bu pek fazla sayıda olmayan insanın fark edebileceği insanlık yüzüdür. Zira onunla aynı kadere sahip olmayanların kolaylıkla anlayamayacağı türden yaşanmış güçlüklerin bir bedene yansımış halidir.

Evet, dışarıdan baktığınız zaman farkını tabii ki anlarsınız, ancak hallerini, çektikleri güçlükleri anlamak pek öyle dış görünüşlerini fark etmek kadar kolay değildir. O an düşünemezsiniz tırabzansız bir merdivenle karşılaştığında ne yaptıklarını, acelesi varsa, hızlı koşması ya da yürümesi gerektiğindeki çaresizliklerini, herkesin koşarak yetiştiği toplu taşıma aracını sadece onların kaçırdığını… İş bulmaktan, eş bulmaya kadar bu liste uzar gider, ama hacet yok uzatmaya, zira engeli bulunmayanların empati yapması güçtür, doğal olarak. O yüzden bazı sevinçleri bile buruktur engellilerin.

İşte o yüzden Edip Akbayram’ı ne vakit dinlesem ya da görsem, insanlığın bir başka yüzü canlanır kafamda. Neden mi bu tarafı hep önde görünür bana? Zira ben de Edip Akbayram gibi çocukluğunda çocuk felci geçirmiş bir polio-sekeliyim.

***

Ancak Edip Akbayram’ın bir engelli olarak ete kemiğe bürünmüş bedeninin altında bir başka yüz daha görürüm. Daha doğrusu yücelmiş bir ruh görürüm.

Engelli insanların önünde ruhani olarak iki seçenek vardır. Ya yaşamayı seçmek ya da yaşarken ölmeyi… Edip Akbayram’da net olarak birinciyi görürüm. Azınlıktaki bu engelli mücadelecidir, pes etmez. İnatçıdır, sorun çözme yeteneği gelişkindir, pratik zekâlıdır.

O insanlar yaşıtlarından daha erken büyür. Engel o insanlar için bir başarı yoludur. O insanoğlu diğerlerinde olmayan yetenekler üretir ve geliştirir. İki sıra dışı özellik birbirine dengeler ve engelliliği münasebetiyle sahip olduğu mahrumiyetini sıradışı özellikleriyle telafi eder. Bazen bir engellinin en büyük gücü, engelinin ta kendisidir, o engel motivasyon kaynağıdır. Hatta biraz daha ileri gidelim: O engel bir şanstır, dezavantajı avantaja çeviren bir şanstır. Bu açıdan Edip Akbayram’ı tarif edecek sözü belki de yıllar önce Cenap Şahabettin söylemişti: “Akarsu ne güzel hayat dersidir. Küçük engellerin üzerinde köpürür; büyüklerin yanından sessizce geçiverir.”

***

29 Aralık 1950 tarihinde Gaziantep’te doğmuştu Edip Akbayram. Dokuz aylıkken çocuk felcine yakalanmıştı. Felç nedeniyle sağ bacağı sakat kalınca bu durum yıllar sonra “bilinçlenmediğin evrelerde bu sende çok büyük kompleksler yaratıyor” demişti. Ruhsal sorunlarını şehrine gelen tiyatroları, konserleri 2,5 lira olan haftalığından arttırdığı paralarla izleyerek hafifleten Edip Akbayram, nihayetinde sahip olduğu karamsarlığı sanata karşı duyduğu ilgiyle hafifletmeyi başarmıştı. Eve döndüğünde aynanın karşısında ninesinin kendisine aldığı akide şekerini mikrofon gibi tutarak izlediği şarkıcıların taklitlerini yapardı. En iyi taklit ettiği de Erol Büyükburç.

Bir sonraki adımı amatör bir orkestra kurmak olacaktı. Hatta bununla da yetinmemiş evlerinin yakınındaki bir düğün salonunda çalışmaya başlamıştı. İlk plağı Siyah Örümcekler-Gaziantep Orkestrası adıyla çıkmıştı.

Gaziantep’ten sonra Adana’da Beyaz Saray Gazinosu’nda sahneye çıkmış, 1968 yılında liseyi bitirip İstanbul’a gelmişti. Diş hekimliğini kazanmasına karşın müzisyenliği seçmiş, 1971’de Günaydın gazetesi tarafından düzenlenen Altın Mikrofon Yarışması’nda birinci olmuştu. Yarışmada 212 yarışmacı, jüride ise Kartal Kaan, İskender Doğan, Nur Yoldaş gibi değerli isimler vardı.

Dokuzuncu sırada sahneye çıkan Edip Akbayram’ın yanına zayıf, gözlüklü bir beyefendi yaklaşmıştı:

– Nerelisin?

– Antepliyim.

– Ben jürideyim, sen beni tanıyor musun?

– Maalesef tanımıyorum efendim.

– Benim adım Selmi Andak, Cumhuriyet gazetesinden… Bak sana bir şey söyleyeyim oğlum, çok değişik bir sesin ve tarzın var, bu kuvvetli ve yanık sesinle bu yarışmanın birincisi sen olacaksın.

Gerçekten de öyle olmuştu. Haberi Aksaray’da kaldığı otelin çaycısından almıştı. Çaycı çocuk elinde tuttuğu gazeteyle sesleniyordu uzaktan…

“Edip Abi, Edip Abi…”

***

Yarışmada ikinciliği Salim Dündar, üçüncülüğü ise Ömer Aysan almıştı. Edip Akbayram büyük çıkışını 1974 kurduğu Dostlar Orkestrası adıyla Anadolu pop müziğiyle yapmıştı.

Hikâyenin müzikal olarak devamı malum, başarısı ayrı bir yazının, hatta kitabın konusu olsa da biz bazı kısa başlıklar vermeyi ihmal etmeyelim.

Kariyerini müzikal açıdan dönemsel olarak özetlemek gerekirse: yetmişlerdeki Anadolu rock dönemi, seksenlerdeki solculuğu ve arabesk karşıtlığı nedeniyle piyasa dışı kalması ve sansürlenmesi, doksanlarda dönemin ruhunu iyi yansıtan muhalif ve şairane şarkılarla tekrar popüler oluşu diye ayırabiliriz. Ki bunların bir kısmı zamanının ötesinde işlerdi.

Kalıcı işler yapma arzusu, toplumcu dünya görüşüyle buluşunca ortaya özgün bir müzisyen çıkmıştı. Bazılarının eleştirmesine rağmen, çağdaşlarına göre çok farklı bir şarkı söyleme tekniği vardı Edip Akbayram’ın. Bu aslında bir hatadan ziyade Edip Akbayram’ı özgün kılan unsurlardan biriydi. Son derece temiz bir biçimde telaffuz ettiği sözcüklerin ya da cümlelerin aralarına yerleştirdiği “hı” ünlemesi, bir yandan şarkıların duygusal gücünü arttırırken, öte yandan onu yorumlanması, taklit edilmesi güç bir hale getiriyordu. Sessiz harfle biten hecelerden sonra da araya “i”, “ı”, “u” veya “ü” katarak yorumladığı türküleri olduğundan daha hicranlı bir hale sokuyor; bu da Edip Akbayram’ı büyük bir yorumcu yapıyordu.

Büyük olmasına büyüktü, ama muhalifti, tavizsizdi. Döneminde TRT’de yasaklanmıştı. Sol çevrelerde kıymeti bilinmesine karşın yine de hak ettiği değeri görememiş, bazı muadillerinin popülaritesine erişememişti. Köşeli kesilmiş çalı süpürgemsi kıvırcık saçları ve duygusal bakışlarıyla “iyi çocuk, ama solcu” ya da “hava nasıl oralarda” sıfatlarıyla adı zikredilir olmuştu.

Politik olarak duruşu her daim omurgalıydı. Politikaya dönemin modası icabı tesadüfen girmişlerden değildi, çünkü en önde vicdanı duruyordu. 12 Eylül sonrasında yıllarca işsiz kalır, geçinemez, ama boyun eğmez. Çok satanlara rağmen plaklardan para kazanamaz. Birileri gibi pahalı konserler vermez, bunların bir kısmı demokratik kitle örgütleri için yapılan dayanışma konseridir zaten. Derdini kimselere açmadığı zamanlarda bir de politik baskılara maruz kalır. Konserleri adeta anma günleri gibidir, Nâzım’a Ataol Behramoğlu’na, Sabahattin Ali’ye, Mahzuni Şerif’e selam durur.

Ne badireler atlattı: Eskişehir’de otobüsü taşlandı, Samsun’da sivil polislerden dayak yedi, Ankara konserinde ayağından kurşunlandı, Reyhanlı’da konseri basıldı, Şanlıurfa’da bir komiser “Aldırma Gönül” şarkısını söylemesini yasakladı.

1994 yılında Fetullah Gülen’in kurduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın, 2000 yılında 25. yılını tamamlayan isimlere vermek istediği özel ödülü “Cumhuriyetin aydını olduğum için” diyerek reddeder, ama ardından tüm konserleri iptal edilir.

***

Hayatının bir döneminden sonra Moda semtinin yemyeşil olduğu, apartmanların henüz yükselmediği zamanlarda Modalı olur. Oturduğu sokakta apartmanın önünde kendine engelli statüsünden tahsis edilmiş özel park yerinde (önce Vosvos, sonra Opel) arabası dururken o mahalleyi tavaf eder.

Çok alçakgönüllüdür, buralarda semt sakinleri ile çayını kahvesini içerken gündelik sohbetlerini eder, ama araya siyaseten muhalif tavrını koymayı unutmaz. Derken semtinin esnaflarının vitrinlerinde, duvarlarında hatıra fotoğrafları asılmaya başlar.

Kibarlığını en güzel eşi Ayten Hanım tarif eder:

“Akrep burcudur, ama akrepten ödü kopar!”

Edip Akbayram, bu yandan çarklı düzenin hem içinde hem dışındaydı. Eşi ve iki çocuğuyla alabildiğine mütevazı bir yaşam sürüyordu.

2025 yılının başında düşerek hastaneye kaldırılmıştı. Yanı sıra zatürre nedeniyle yoğun bakıma alınmıştı. Geçirdiği ameliyat sonrası da taburcu edilmişti ama, ardından nükseden rahatsızlık nedeniyle tekrar hastaneye kaldırıldı ve 2 Mart günü aramızdan ayrıldı.

Edip Akbayram tüm siyasi, ekonomik ve kültürel engellere karşın yüzünün akıyla ömür denen macerayı bir 75 yıl içinde tamamlamıştı. Onun onur-haysiyet-başarı dolu hayat hikâyesindeki engellere özel bir satır daha eklemek gerekirse o da şudur: Başardığı ne varsa, tüm engellere ve özel olarak da bedensel engellisine yaşama hakkı vermeyen bir düzene rağmen başarmıştır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 3 Mart 2025’te yayımlanmıştır.

Murat Beşer
Murat Beşer
MURAT BEŞER – 1962 İstanbul doğumlu. Nişanca Mehmet Paşa İlkokulu (1969 - 1974), Ahmet Rasim Ortaokulu (1974 - 1977), Pertevniyal Lisesi (1977 - 1980), MÜ Tatbiki Güzel Sanatlar Dekoratif Resim Bölümü (1983 – 1985) ve nihayetinde MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde (1985 – 1992) okudu… Üniversite öğrenciliği esnasında, 1984 yılından itibaren (Argos, Gergedan, Tiyatro, Güneş Gazetesi gibi) dönemin önde gelen gazete ve dergilerinde müzik, popüler kültür yazıları yazdı. Dönemin en önemli Rock müzik dergisi Stüdyo İmge’nin editörlüğünü yaptı. (1992 - 1994) Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nın (Şahin Plak, Raks, Yonca Müzik gibi) önemli yapım ve dağıtım firmalarında çalıştı (1994 - 2000). Yıllarca Cumhuriyet ve Milliyet gazetesinin müzik yazarlığını sürdürdü. TRT Radyo3’te (2003 - 2008) beş yıl, Radyo Kuzey’de (2013) bir yıl müzik programları yaptı. İstanbul’un başta gelen mekân, festival ve partilerinde DJ’lik yaptı. The Salon’da bir sezon, Yeldeğirmeni Kültür Merkezi’nde dört sezon müzikal konularda paneller düzenledi. I-Tunes’de küratörlük ve İstanbul Uluslararası Caz Festivali’nde danışma kurulu üyesi olarak görev yaptı. İletişim Yayınları’ndan 2016 yılında çıkan “Yoldan Çıkmış Simalar” adında bir kitabı bulunmakta. Halen Birgün Gazetesi, Gazete Kadıköy, İST, Saatolog ve Sol Portal’da yazmayı sürdürmekte. Evli, çocuklu…

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Engeller arasında… Edip Akbayram

Edip Akbayram, yalnızca sahnede değil, hayatın içinde de büyük bir mücadele verdi. Çocuk felciyle geçen bir çocukluk, politik baskılar, yasaklar ve sansür… Peki, tüm bunlara rağmen nasıl dimdik ayakta kaldı? Engel tanımayan ruhu, müziği ve idealleriyle nasıl bir miras bıraktı? Murat Beşer yazdı.

Ne vakit Edip Akbayram’ı dinlesem ya da görsem, insanlığın bir başka yüzü canlanır kafamda. Bu pek fazla sayıda olmayan insanın fark edebileceği insanlık yüzüdür. Zira onunla aynı kadere sahip olmayanların kolaylıkla anlayamayacağı türden yaşanmış güçlüklerin bir bedene yansımış halidir.

Evet, dışarıdan baktığınız zaman farkını tabii ki anlarsınız, ancak hallerini, çektikleri güçlükleri anlamak pek öyle dış görünüşlerini fark etmek kadar kolay değildir. O an düşünemezsiniz tırabzansız bir merdivenle karşılaştığında ne yaptıklarını, acelesi varsa, hızlı koşması ya da yürümesi gerektiğindeki çaresizliklerini, herkesin koşarak yetiştiği toplu taşıma aracını sadece onların kaçırdığını… İş bulmaktan, eş bulmaya kadar bu liste uzar gider, ama hacet yok uzatmaya, zira engeli bulunmayanların empati yapması güçtür, doğal olarak. O yüzden bazı sevinçleri bile buruktur engellilerin.

İşte o yüzden Edip Akbayram’ı ne vakit dinlesem ya da görsem, insanlığın bir başka yüzü canlanır kafamda. Neden mi bu tarafı hep önde görünür bana? Zira ben de Edip Akbayram gibi çocukluğunda çocuk felci geçirmiş bir polio-sekeliyim.

***

Ancak Edip Akbayram’ın bir engelli olarak ete kemiğe bürünmüş bedeninin altında bir başka yüz daha görürüm. Daha doğrusu yücelmiş bir ruh görürüm.

Engelli insanların önünde ruhani olarak iki seçenek vardır. Ya yaşamayı seçmek ya da yaşarken ölmeyi… Edip Akbayram’da net olarak birinciyi görürüm. Azınlıktaki bu engelli mücadelecidir, pes etmez. İnatçıdır, sorun çözme yeteneği gelişkindir, pratik zekâlıdır.

O insanlar yaşıtlarından daha erken büyür. Engel o insanlar için bir başarı yoludur. O insanoğlu diğerlerinde olmayan yetenekler üretir ve geliştirir. İki sıra dışı özellik birbirine dengeler ve engelliliği münasebetiyle sahip olduğu mahrumiyetini sıradışı özellikleriyle telafi eder. Bazen bir engellinin en büyük gücü, engelinin ta kendisidir, o engel motivasyon kaynağıdır. Hatta biraz daha ileri gidelim: O engel bir şanstır, dezavantajı avantaja çeviren bir şanstır. Bu açıdan Edip Akbayram’ı tarif edecek sözü belki de yıllar önce Cenap Şahabettin söylemişti: “Akarsu ne güzel hayat dersidir. Küçük engellerin üzerinde köpürür; büyüklerin yanından sessizce geçiverir.”

***

29 Aralık 1950 tarihinde Gaziantep’te doğmuştu Edip Akbayram. Dokuz aylıkken çocuk felcine yakalanmıştı. Felç nedeniyle sağ bacağı sakat kalınca bu durum yıllar sonra “bilinçlenmediğin evrelerde bu sende çok büyük kompleksler yaratıyor” demişti. Ruhsal sorunlarını şehrine gelen tiyatroları, konserleri 2,5 lira olan haftalığından arttırdığı paralarla izleyerek hafifleten Edip Akbayram, nihayetinde sahip olduğu karamsarlığı sanata karşı duyduğu ilgiyle hafifletmeyi başarmıştı. Eve döndüğünde aynanın karşısında ninesinin kendisine aldığı akide şekerini mikrofon gibi tutarak izlediği şarkıcıların taklitlerini yapardı. En iyi taklit ettiği de Erol Büyükburç.

Bir sonraki adımı amatör bir orkestra kurmak olacaktı. Hatta bununla da yetinmemiş evlerinin yakınındaki bir düğün salonunda çalışmaya başlamıştı. İlk plağı Siyah Örümcekler-Gaziantep Orkestrası adıyla çıkmıştı.

Gaziantep’ten sonra Adana’da Beyaz Saray Gazinosu’nda sahneye çıkmış, 1968 yılında liseyi bitirip İstanbul’a gelmişti. Diş hekimliğini kazanmasına karşın müzisyenliği seçmiş, 1971’de Günaydın gazetesi tarafından düzenlenen Altın Mikrofon Yarışması’nda birinci olmuştu. Yarışmada 212 yarışmacı, jüride ise Kartal Kaan, İskender Doğan, Nur Yoldaş gibi değerli isimler vardı.

Dokuzuncu sırada sahneye çıkan Edip Akbayram’ın yanına zayıf, gözlüklü bir beyefendi yaklaşmıştı:

– Nerelisin?

– Antepliyim.

– Ben jürideyim, sen beni tanıyor musun?

– Maalesef tanımıyorum efendim.

– Benim adım Selmi Andak, Cumhuriyet gazetesinden… Bak sana bir şey söyleyeyim oğlum, çok değişik bir sesin ve tarzın var, bu kuvvetli ve yanık sesinle bu yarışmanın birincisi sen olacaksın.

Gerçekten de öyle olmuştu. Haberi Aksaray’da kaldığı otelin çaycısından almıştı. Çaycı çocuk elinde tuttuğu gazeteyle sesleniyordu uzaktan…

“Edip Abi, Edip Abi…”

***

Yarışmada ikinciliği Salim Dündar, üçüncülüğü ise Ömer Aysan almıştı. Edip Akbayram büyük çıkışını 1974 kurduğu Dostlar Orkestrası adıyla Anadolu pop müziğiyle yapmıştı.

Hikâyenin müzikal olarak devamı malum, başarısı ayrı bir yazının, hatta kitabın konusu olsa da biz bazı kısa başlıklar vermeyi ihmal etmeyelim.

Kariyerini müzikal açıdan dönemsel olarak özetlemek gerekirse: yetmişlerdeki Anadolu rock dönemi, seksenlerdeki solculuğu ve arabesk karşıtlığı nedeniyle piyasa dışı kalması ve sansürlenmesi, doksanlarda dönemin ruhunu iyi yansıtan muhalif ve şairane şarkılarla tekrar popüler oluşu diye ayırabiliriz. Ki bunların bir kısmı zamanının ötesinde işlerdi.

Kalıcı işler yapma arzusu, toplumcu dünya görüşüyle buluşunca ortaya özgün bir müzisyen çıkmıştı. Bazılarının eleştirmesine rağmen, çağdaşlarına göre çok farklı bir şarkı söyleme tekniği vardı Edip Akbayram’ın. Bu aslında bir hatadan ziyade Edip Akbayram’ı özgün kılan unsurlardan biriydi. Son derece temiz bir biçimde telaffuz ettiği sözcüklerin ya da cümlelerin aralarına yerleştirdiği “hı” ünlemesi, bir yandan şarkıların duygusal gücünü arttırırken, öte yandan onu yorumlanması, taklit edilmesi güç bir hale getiriyordu. Sessiz harfle biten hecelerden sonra da araya “i”, “ı”, “u” veya “ü” katarak yorumladığı türküleri olduğundan daha hicranlı bir hale sokuyor; bu da Edip Akbayram’ı büyük bir yorumcu yapıyordu.

Büyük olmasına büyüktü, ama muhalifti, tavizsizdi. Döneminde TRT’de yasaklanmıştı. Sol çevrelerde kıymeti bilinmesine karşın yine de hak ettiği değeri görememiş, bazı muadillerinin popülaritesine erişememişti. Köşeli kesilmiş çalı süpürgemsi kıvırcık saçları ve duygusal bakışlarıyla “iyi çocuk, ama solcu” ya da “hava nasıl oralarda” sıfatlarıyla adı zikredilir olmuştu.

Politik olarak duruşu her daim omurgalıydı. Politikaya dönemin modası icabı tesadüfen girmişlerden değildi, çünkü en önde vicdanı duruyordu. 12 Eylül sonrasında yıllarca işsiz kalır, geçinemez, ama boyun eğmez. Çok satanlara rağmen plaklardan para kazanamaz. Birileri gibi pahalı konserler vermez, bunların bir kısmı demokratik kitle örgütleri için yapılan dayanışma konseridir zaten. Derdini kimselere açmadığı zamanlarda bir de politik baskılara maruz kalır. Konserleri adeta anma günleri gibidir, Nâzım’a Ataol Behramoğlu’na, Sabahattin Ali’ye, Mahzuni Şerif’e selam durur.

Ne badireler atlattı: Eskişehir’de otobüsü taşlandı, Samsun’da sivil polislerden dayak yedi, Ankara konserinde ayağından kurşunlandı, Reyhanlı’da konseri basıldı, Şanlıurfa’da bir komiser “Aldırma Gönül” şarkısını söylemesini yasakladı.

1994 yılında Fetullah Gülen’in kurduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın, 2000 yılında 25. yılını tamamlayan isimlere vermek istediği özel ödülü “Cumhuriyetin aydını olduğum için” diyerek reddeder, ama ardından tüm konserleri iptal edilir.

***

Hayatının bir döneminden sonra Moda semtinin yemyeşil olduğu, apartmanların henüz yükselmediği zamanlarda Modalı olur. Oturduğu sokakta apartmanın önünde kendine engelli statüsünden tahsis edilmiş özel park yerinde (önce Vosvos, sonra Opel) arabası dururken o mahalleyi tavaf eder.

Çok alçakgönüllüdür, buralarda semt sakinleri ile çayını kahvesini içerken gündelik sohbetlerini eder, ama araya siyaseten muhalif tavrını koymayı unutmaz. Derken semtinin esnaflarının vitrinlerinde, duvarlarında hatıra fotoğrafları asılmaya başlar.

Kibarlığını en güzel eşi Ayten Hanım tarif eder:

“Akrep burcudur, ama akrepten ödü kopar!”

Edip Akbayram, bu yandan çarklı düzenin hem içinde hem dışındaydı. Eşi ve iki çocuğuyla alabildiğine mütevazı bir yaşam sürüyordu.

2025 yılının başında düşerek hastaneye kaldırılmıştı. Yanı sıra zatürre nedeniyle yoğun bakıma alınmıştı. Geçirdiği ameliyat sonrası da taburcu edilmişti ama, ardından nükseden rahatsızlık nedeniyle tekrar hastaneye kaldırıldı ve 2 Mart günü aramızdan ayrıldı.

Edip Akbayram tüm siyasi, ekonomik ve kültürel engellere karşın yüzünün akıyla ömür denen macerayı bir 75 yıl içinde tamamlamıştı. Onun onur-haysiyet-başarı dolu hayat hikâyesindeki engellere özel bir satır daha eklemek gerekirse o da şudur: Başardığı ne varsa, tüm engellere ve özel olarak da bedensel engellisine yaşama hakkı vermeyen bir düzene rağmen başarmıştır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 3 Mart 2025’te yayımlanmıştır.

Murat Beşer
Murat Beşer
MURAT BEŞER – 1962 İstanbul doğumlu. Nişanca Mehmet Paşa İlkokulu (1969 - 1974), Ahmet Rasim Ortaokulu (1974 - 1977), Pertevniyal Lisesi (1977 - 1980), MÜ Tatbiki Güzel Sanatlar Dekoratif Resim Bölümü (1983 – 1985) ve nihayetinde MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde (1985 – 1992) okudu… Üniversite öğrenciliği esnasında, 1984 yılından itibaren (Argos, Gergedan, Tiyatro, Güneş Gazetesi gibi) dönemin önde gelen gazete ve dergilerinde müzik, popüler kültür yazıları yazdı. Dönemin en önemli Rock müzik dergisi Stüdyo İmge’nin editörlüğünü yaptı. (1992 - 1994) Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nın (Şahin Plak, Raks, Yonca Müzik gibi) önemli yapım ve dağıtım firmalarında çalıştı (1994 - 2000). Yıllarca Cumhuriyet ve Milliyet gazetesinin müzik yazarlığını sürdürdü. TRT Radyo3’te (2003 - 2008) beş yıl, Radyo Kuzey’de (2013) bir yıl müzik programları yaptı. İstanbul’un başta gelen mekân, festival ve partilerinde DJ’lik yaptı. The Salon’da bir sezon, Yeldeğirmeni Kültür Merkezi’nde dört sezon müzikal konularda paneller düzenledi. I-Tunes’de küratörlük ve İstanbul Uluslararası Caz Festivali’nde danışma kurulu üyesi olarak görev yaptı. İletişim Yayınları’ndan 2016 yılında çıkan “Yoldan Çıkmış Simalar” adında bir kitabı bulunmakta. Halen Birgün Gazetesi, Gazete Kadıköy, İST, Saatolog ve Sol Portal’da yazmayı sürdürmekte. Evli, çocuklu…

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x