Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanıları neden artıyor?

DEHB tanıları neden bu kadar hızlı artıyor? Bu artış daha iyi tanımadan mı, yoksa aceleci tanılardan mı kaynaklanıyor? Modern dünyanın dikkat, hız ve verimlilik beklentileri kimleri dışarıda bırakıyor? Dikkat sorunu dediğimiz şey bireysel bir bozukluk mu, yoksa çağın yarattığı bir eşik mi?

Son yıllarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) giderek daha fazla konuşulan bir başlık hâline geldi. Özellikle çocuklar ve gençler arasında artan tanı oranları, yalnızca tıbbi bir meselenin değil, aynı zamanda eğitim sistemlerinden çalışma hayatına, dijital kültürden ebeveynlik pratiklerine uzanan daha geniş bir dönüşümün işareti olarak görülüyor. DEHB’ye dair bu görünürlük artışı, bir yandan uzun süre göz ardı edilmiş deneyimlerin tanınmasını sağlarken, diğer yandan ‘tanılar neden bu kadar hızlı artıyor?’ sorusunu da kaçınılmaz kılıyor. Öte yandan DEHB tartışması, yalnızca tanı sayılarının artıp artmadığıyla sınırlı değil. Asıl mesele, modern dünyanın dikkat, hız ve verimlilik beklentilerinin kimleri dışarıda bıraktığı ve hangi davranışları sorun olarak etiketlediği.

Bilim gazetecisi Helen Pearson, Nature internet sitesinde yayımlanan yazısında, DEHB tanılarındaki hızlı artışın nedenlerini ve bu artışın nasıl okunması gerektiğini ele alıyor. Pearson, özellikle Amerika ve diğer yüksek gelirli ülkelerde yükselen tanı oranlarının, DEHB’nin daha iyi tanınması ve artan farkındalıkla mı yoksa yüzeysel ve tartışmalı tanı pratikleriyle mi ilişkili olduğunu sorgularken; kızlar ve kadınlarda belirtilerin uzun süre gözden kaçması, sosyal medyanın tanı süreçleri üzerindeki etkisi ve modern yaşamın artan bilişsel yükü gibi faktörlere dikkat çekiyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“Dünyanın kimi bölgelerinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanıları rekor seviyelere ulaştı. Amerika’da yapılan resmi araştırmalara göre, çocukların yüzde 11’inden fazlasına hayatlarının bir döneminde DEHB tanısı konulmuş. Bu oran, 2003’te yaklaşık yüzde 8 düzeyindeydi. Kısacası son yirmi yılda belirgin bir artış söz konusu. Fakat bu tablo herkes tarafından aynı şekilde yorumlanmıyor. Amerika’da bazı üst düzey sağlık yetkilileri, DEHB tanılarının gereğinden fazla arttığını düşünüyorlar.

Peki, DEHB tanılarındaki bu artışın arkasında ne var?

Uzmanlara göre en önemli nedenlerden biri, DEHB’nin artık daha iyi tanınması. Tanı yöntemlerinin gelişmesi ve farkındalığın artması sayesinde, geçmişte gözden kaçan birçok kişi bugün tanı ve destek alabiliyor. Bu durum özellikle kadınlar ve kız çocukları için geçerli. Çünkü onların yaşadığı belirtiler uzun süre yeterince ciddiye alınmadı. Bazı uzmanlar aşırı tanı riskine dikkat çekse de, çoğu klinisyen asıl sorunun hâlâ tanı almayan ve destek göremeyen kişiler olduğunu söylüyor.

Öte yandan DEHB’ye dair artan görünürlük, bu durumun nasıl ele alınması gerektiği konusunda daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Nöroçeşitlilik hareketi, DEHB’nin mutlaka ‘düzeltilmesi gereken’ bir bozukluk olarak görülmesine itiraz ediyor. Bu bakış açısına göre DEHB, farklı bir düşünme ve algılama biçimi olarak ele alınmalı; özellikle okulların ve iş yerlerinin bu farklılığa uyum sağlaması gerekiyor.

Buna karşılık pek çok klinisyen ve DEHB’li birey, DEHB’nin günlük hayatı zorlaştıran çok somut sonuçları olduğuna dikkat çekiyor. Akademik güçlükler, yaralanma riskinin artması ve madde kullanımı bunlardan sadece bazıları. Bu nedenle DEHB’nin tıbbi bir çerçevede ele alınmasının ve ilaç tedavisinin birçok kişi için önemli bir destek sunduğunun altını çiziyorlar. Birçok uzmana göre, nöroçeşitlilik yaklaşımı da tıbbi yaklaşım da önemli katkılar sunuyor.

DEHB tanılarında gerçekten artış yaşanıyor

Araştırmalar, son yirmi–otuz yılda birçok yüksek gelirli ülkede DEHB tanılarının belirgin biçimde arttığını gösteriyor. Bu artış, otizm tanılarındaki yükselişle de paralellik taşıyor (bkz. ‘Otizm tanıları neden artıyor?‘). Örneğin Birleşik Krallık’ta, 2000–2018 yılları arasında yeni DEHB tanıları erkek çocuklarda iki katına çıkarken, kız çocuklarda dört katına ulaştı. Yetişkinlerdeki artış ise çok daha hızlı.

Peki bu artışın arkasında ne var? Araştırmacılara göre, DEHB’yi tanımlayan temel özelliklerde, yani hiperaktivite, dürtüsellik ve dikkat sorunlarında kayda değer bir artış görülmüyor. Nüfusu temsil eden gruplarda standart ve titiz değerlendirme yöntemleri uygulandığında, DEHB’nin ‘gerçek’ görülme sıklığının dünyanın farklı bölgelerinde büyük ölçüde benzer olduğu ortaya çıkıyor. Kapsamlı küresel çalışmalara göre bu oran çocuklarda yaklaşık yüzde 5,4, yetişkinlerde ise yüzde 2,6 civarında.

Uzmanlar, bu oranların Amerikan sağlık otoritelerinin geçen yıl açıkladığı ve çocuklarda yüzde 11’i aşan tanı oranıyla neden örtüşmediğini birkaç noktaya bağlıyor. Bu yüksek oran, 2022’de yapılan Amerikan Ulusal Çocuk Sağlığı Araştırması’ndan geliyor. Araştırmada ebeveynlere, bir doktorun ya da sağlık çalışanının çocuklarına hayatlarının herhangi bir döneminde DEHB tanısı koyup koymadığı soruldu.

Bazı çocuklar DEHB konusunda uzmanlığı olmayan hekimler tarafından yanlış tanı almış olabilir; ayrıntılı bir klinik değerlendirmede bu tanı doğrulanmayabilir. Bazı ebeveynler de geçmişte söylenenleri eksik ya da yanlış hatırlamış olabilir; örneğin çocuklarına resmi bir tanı konmadan yalnızca belirtilerden söz edilmiş olabilir. Ayrıca daha önce tanı almış bazı çocuklar, belirtileri zamanla hafiflediği ve yeniden değerlendirildikleri için, araştırma sırasında artık DEHB tanısı taşımıyor olabilirler.

DEHB tanısı nasıl koyuluyor?

Bugün DEHB değerlendirmesi, yalnızca birkaç sorudan ibaret değil. Ayrıntılı bir geçmiş alınır, davranış ölçekleri doldurulur ve bu sürece aile üyelerinin görüşleri de katılır. Çocuklar söz konusu olduğunda okulların gözlemleri de değerlendirmeye eklenir. Amerika’da DEHB tanısını psikiyatristlerin yanı sıra ruh sağlığı alanında çalışan başka uzmanlar ve çocuk doktorları gibi birinci basamak hekimleri de koyabiliyor. Ancak bu hekimlerin hepsi DEHB konusunda özel bir eğitimden geçmiş olmayabiliyor.

DEHB genellikle üç farklı biçimde sınıflandırılıyor. ‘Ağırlıklı olarak dikkat eksikliği’ görülen kişiler sık sık dikkatsiz hatalar yapıyor, dikkatini toplamakta zorlanıyor, eşyalarını kaybediyor ve kolayca dikkatleri dağılıyor. ‘Ağırlıklı olarak hiperaktif ve dürtüsel’ olanlarda ise yerinde duramama, huzursuzluk, çok konuşma ve başkalarının sözünü kesme gibi davranışlar öne çıkıyor. Üçüncü ve ‘birleşik’ biçimde ise her iki belirti grubuna birden rastlanıyor. Tanı konabilmesi için belirtilerin en az altı ay boyunca sürmesi, ev, okul ya da iş gibi en az iki farklı ortamda ortaya çıkması, başka bir durumla açıklanamaması ve kişinin günlük hayatını belirgin biçimde zorlaştırması gerekiyor. Bu zorlanma; derslerde başarısızlık, iş kaybı ya da ilişkilerde sorunlar şeklinde kendini gösterebiliyor.

Uzmanlara göre kilit nokta, bu belirtilerin kişinin hayatını ne ölçüde etkilediği. Toplumda dikkat ve hareketlilik düzeyi büyük farklılıklar gösteriyor. Kimi insanlar oldukça hareketli ya da dikkatsizken, kimileri için bu durum neredeyse hiç geçerli değil. DEHB tanısı ise genellikle belirtiler günlük yaşamı aksatmaya başladığında gündeme geliyor.

Şu açık: Bu eşiği geçtiği düşünülen çocukların sayısı artıyor. Bir çocuğa DEHB tanısı konduğunda, çoğu zaman ebeveynlerden biri de benzer belirtiler taşıyor. Bunun temel nedeni genetik etki. DEHB’nin kalıtsallık oranı yaklaşık yüzde 70–80.

TikTok’ta DEHB

DEHB tanılarındaki artışın bir başka nedeni de farkındalığın hızla yükselmesi. Özellikle TikTok ve diğer sosyal medya platformlarında yapılan paylaşımlar bu süreci ciddi biçimde etkiliyor. İnternette dolaşan içerikler, uzun süredir dikkat sorunları ve günlük hayatta zorlanmalar yaşayan ama bunların ne anlama geldiğini bir türlü çözememiş kişilerle doğrudan bağ kuruyor. Bu da insanları daha fazla bilgi aramaya ve profesyonel destek almaya yönlendiriyor; sonuç olarak tanı sayıları artıyor. Ayrıca tanı almak, kişi ya da çocuğu için okulda öğrenmeyi kolaylaştıran düzenlemelere ve çeşitli destek hizmetlerine erişim sağladığı için, birçok aile bunu önemli bir adım olarak görüyor.

DEHB vakalarındaki artış, özellikle Amerika’da, yeterince kapsamlı bir klinik değerlendirme yapılmadan tanı konduğu yönünde ciddi kaygılar doğuruyor. Online platformlar üzerinden verilen tanılar ya da DEHB konusunda özel eğitimi olmayan sağlık çalışanlarının kararları bu tartışmanın odağında.

Birçok uzman, kızlar ve kadınlar arasında DEHB tanılarının hızla arttığını gözlemliyor. Bunun nedenlerinden biri, kadınlar ve kızların daha çok dikkat dağınıklığına yönelik belirtiler göstermesi; hiperaktivite gibi daha çabuk fark edilen işaretlerin ise geri planda kalması. Buna ek olarak, pek çok kadın, düzen kurma becerileri ve çeşitli başa çıkma yöntemleriyle bu belirtileri uzun süre gizleyebiliyor. Tanı sayılarındaki artışta, dünyanın kendisinde yaşanan değişimlerin de payı olabilir. Bazı araştırmacılar, okul hayatının, çalışma koşullarının, teknolojinin ve modern yaşamın genel olarak giderek daha karmaşık ve yorucu hâle geldiğini; bunun da daha fazla insanı işlevsellik sınırının ötesine ittiğini düşünüyor.

Geçen yıl yayımlanan bir araştırma, ebeveynlerin çocuklarının eskisine göre daha fazla zorlandığını düşündüğünü ortaya koydu. Çalışmada, İsveç’te doğmuş 27 binden fazla dokuz yaşındaki çocuğun DEHB belirtileri ebeveynlerin gözünden incelendi. 2016–18 döneminde görüşülen ebeveynler, çocuklarında 2004–06 dönemindekilerle aynı sayıda belirti olmasına rağmen, bu belirtilerin günlük hayatı daha fazla aksattığını ifade etti.

DEHB için bağlam belirleyici

Birçok araştırmacı DEHB’yi ‘bağlama bağlı’ bir durum olarak tanımlıyor. Çocuklardan sessiz olmalarının ve yerlerinde oturmalarının beklendiği bir okul ortamında, bu özellikler kolayca sorun gibi algılanıyor. Oysa DEHB’li bir kişi, destekleyici ve güçlendirici bir ortamda bulunduğunda, kendi nörotipini çok yaratıcı ve etkileyici biçimlerde kullanabiliyor.

Araştırmalar, DEHB belirtilerinin zaman içinde sabit kalmadığını da gösteriyor. 2021’de yayımlanan bir çalışma, DEHB tanısı almış ve 16 yıla kadar izlenmiş 550’den fazla çocuğun ayrıntılı kayıtlarını inceledi. Bulgular, gençlerin yaklaşık üçte ikisinde belirtilerin dönem dönem azalıp sonra yeniden ortaya çıktığını ortaya koyuyor.

2020’ye kadar yayımlanmış çalışmaları bir araya getiren kapsamlı bir meta-analiz, DEHB ilaçlarının gereğinden fazla mı yoksa yetersiz mi kullanıldığı tartışmasına yanıt aradı. Büyük ölçüde yüksek gelirli ülkelerden elde edilen veriler, DEHB tanısı almış okul çağındaki çocukların yalnızca yüzde 19’unun ilaç kullandığını ortaya koydu. Oysa çalışmaya göre, bu çocukların yaklaşık yüzde 70’i böyle bir tedaviden fayda görebilirdi. Aynı analiz, resmi bir DEHB tanısı olmayan çocukların da yaklaşık yüzde 1’inin ilaç aldığını gösterdi.

Araştırmacılar, DEHB ilaçlarının yan etkileri olabileceğini ve hâlâ pek çok bilinmez barındırdığını kabul ediyor. Bazı çalışmalar, uyarıcı ilaçların çocuklarda beklenen boy ve kilo artışını sınırlayabildiğini öne sürüyor. Ancak İsveç’te yapılan geniş kapsamlı bir epidemiyolojik çalışma, uyarıcı ilaçlar kullanılmadan önce bile DEHB ile daha kısa boy arasında bir ilişki olduğunu gösterdi. Bu da boy farklılıklarının, en azından kısmen, genetik ya da çevresel başka etkenlerle bağlantılı olabileceğini düşündürüyor.

Yine de birçok araştırmacı, DEHB tedavisinin tek bir yönteme indirgenmemesi gerektiğini vurguluyor. En sağlıklı yaklaşımın, farklı seçeneklerin birlikte değerlendirilmesi ve bireyin kendisi için en uygun yolu uzmanlarla birlikte belirlemesi olduğu ifade ediliyor. Birey için en uygun yaklaşımın nasıl seçileceği ise daha bilimsel yöntemlere ihtiyaç duyulan alanlardan biri. DEHB’li bireylerin özellikleri ve ilaçlara verdikleri tepkiler büyük farklılıklar gösteriyor; ancak bu farklılıkların nedenleri hâlâ yeterince anlaşılmış değil.”

Bu yazı ilk kez 14 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

Nature internet sitesinde yayımlanan “ADHD diagnoses are growing. What’s going on?” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.nature.com/articles/d41586-025-03855-2

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanıları neden artıyor?

DEHB tanıları neden bu kadar hızlı artıyor? Bu artış daha iyi tanımadan mı, yoksa aceleci tanılardan mı kaynaklanıyor? Modern dünyanın dikkat, hız ve verimlilik beklentileri kimleri dışarıda bırakıyor? Dikkat sorunu dediğimiz şey bireysel bir bozukluk mu, yoksa çağın yarattığı bir eşik mi?

Son yıllarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) giderek daha fazla konuşulan bir başlık hâline geldi. Özellikle çocuklar ve gençler arasında artan tanı oranları, yalnızca tıbbi bir meselenin değil, aynı zamanda eğitim sistemlerinden çalışma hayatına, dijital kültürden ebeveynlik pratiklerine uzanan daha geniş bir dönüşümün işareti olarak görülüyor. DEHB’ye dair bu görünürlük artışı, bir yandan uzun süre göz ardı edilmiş deneyimlerin tanınmasını sağlarken, diğer yandan ‘tanılar neden bu kadar hızlı artıyor?’ sorusunu da kaçınılmaz kılıyor. Öte yandan DEHB tartışması, yalnızca tanı sayılarının artıp artmadığıyla sınırlı değil. Asıl mesele, modern dünyanın dikkat, hız ve verimlilik beklentilerinin kimleri dışarıda bıraktığı ve hangi davranışları sorun olarak etiketlediği.

Bilim gazetecisi Helen Pearson, Nature internet sitesinde yayımlanan yazısında, DEHB tanılarındaki hızlı artışın nedenlerini ve bu artışın nasıl okunması gerektiğini ele alıyor. Pearson, özellikle Amerika ve diğer yüksek gelirli ülkelerde yükselen tanı oranlarının, DEHB’nin daha iyi tanınması ve artan farkındalıkla mı yoksa yüzeysel ve tartışmalı tanı pratikleriyle mi ilişkili olduğunu sorgularken; kızlar ve kadınlarda belirtilerin uzun süre gözden kaçması, sosyal medyanın tanı süreçleri üzerindeki etkisi ve modern yaşamın artan bilişsel yükü gibi faktörlere dikkat çekiyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“Dünyanın kimi bölgelerinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanıları rekor seviyelere ulaştı. Amerika’da yapılan resmi araştırmalara göre, çocukların yüzde 11’inden fazlasına hayatlarının bir döneminde DEHB tanısı konulmuş. Bu oran, 2003’te yaklaşık yüzde 8 düzeyindeydi. Kısacası son yirmi yılda belirgin bir artış söz konusu. Fakat bu tablo herkes tarafından aynı şekilde yorumlanmıyor. Amerika’da bazı üst düzey sağlık yetkilileri, DEHB tanılarının gereğinden fazla arttığını düşünüyorlar.

Peki, DEHB tanılarındaki bu artışın arkasında ne var?

Uzmanlara göre en önemli nedenlerden biri, DEHB’nin artık daha iyi tanınması. Tanı yöntemlerinin gelişmesi ve farkındalığın artması sayesinde, geçmişte gözden kaçan birçok kişi bugün tanı ve destek alabiliyor. Bu durum özellikle kadınlar ve kız çocukları için geçerli. Çünkü onların yaşadığı belirtiler uzun süre yeterince ciddiye alınmadı. Bazı uzmanlar aşırı tanı riskine dikkat çekse de, çoğu klinisyen asıl sorunun hâlâ tanı almayan ve destek göremeyen kişiler olduğunu söylüyor.

Öte yandan DEHB’ye dair artan görünürlük, bu durumun nasıl ele alınması gerektiği konusunda daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Nöroçeşitlilik hareketi, DEHB’nin mutlaka ‘düzeltilmesi gereken’ bir bozukluk olarak görülmesine itiraz ediyor. Bu bakış açısına göre DEHB, farklı bir düşünme ve algılama biçimi olarak ele alınmalı; özellikle okulların ve iş yerlerinin bu farklılığa uyum sağlaması gerekiyor.

Buna karşılık pek çok klinisyen ve DEHB’li birey, DEHB’nin günlük hayatı zorlaştıran çok somut sonuçları olduğuna dikkat çekiyor. Akademik güçlükler, yaralanma riskinin artması ve madde kullanımı bunlardan sadece bazıları. Bu nedenle DEHB’nin tıbbi bir çerçevede ele alınmasının ve ilaç tedavisinin birçok kişi için önemli bir destek sunduğunun altını çiziyorlar. Birçok uzmana göre, nöroçeşitlilik yaklaşımı da tıbbi yaklaşım da önemli katkılar sunuyor.

DEHB tanılarında gerçekten artış yaşanıyor

Araştırmalar, son yirmi–otuz yılda birçok yüksek gelirli ülkede DEHB tanılarının belirgin biçimde arttığını gösteriyor. Bu artış, otizm tanılarındaki yükselişle de paralellik taşıyor (bkz. ‘Otizm tanıları neden artıyor?‘). Örneğin Birleşik Krallık’ta, 2000–2018 yılları arasında yeni DEHB tanıları erkek çocuklarda iki katına çıkarken, kız çocuklarda dört katına ulaştı. Yetişkinlerdeki artış ise çok daha hızlı.

Peki bu artışın arkasında ne var? Araştırmacılara göre, DEHB’yi tanımlayan temel özelliklerde, yani hiperaktivite, dürtüsellik ve dikkat sorunlarında kayda değer bir artış görülmüyor. Nüfusu temsil eden gruplarda standart ve titiz değerlendirme yöntemleri uygulandığında, DEHB’nin ‘gerçek’ görülme sıklığının dünyanın farklı bölgelerinde büyük ölçüde benzer olduğu ortaya çıkıyor. Kapsamlı küresel çalışmalara göre bu oran çocuklarda yaklaşık yüzde 5,4, yetişkinlerde ise yüzde 2,6 civarında.

Uzmanlar, bu oranların Amerikan sağlık otoritelerinin geçen yıl açıkladığı ve çocuklarda yüzde 11’i aşan tanı oranıyla neden örtüşmediğini birkaç noktaya bağlıyor. Bu yüksek oran, 2022’de yapılan Amerikan Ulusal Çocuk Sağlığı Araştırması’ndan geliyor. Araştırmada ebeveynlere, bir doktorun ya da sağlık çalışanının çocuklarına hayatlarının herhangi bir döneminde DEHB tanısı koyup koymadığı soruldu.

Bazı çocuklar DEHB konusunda uzmanlığı olmayan hekimler tarafından yanlış tanı almış olabilir; ayrıntılı bir klinik değerlendirmede bu tanı doğrulanmayabilir. Bazı ebeveynler de geçmişte söylenenleri eksik ya da yanlış hatırlamış olabilir; örneğin çocuklarına resmi bir tanı konmadan yalnızca belirtilerden söz edilmiş olabilir. Ayrıca daha önce tanı almış bazı çocuklar, belirtileri zamanla hafiflediği ve yeniden değerlendirildikleri için, araştırma sırasında artık DEHB tanısı taşımıyor olabilirler.

DEHB tanısı nasıl koyuluyor?

Bugün DEHB değerlendirmesi, yalnızca birkaç sorudan ibaret değil. Ayrıntılı bir geçmiş alınır, davranış ölçekleri doldurulur ve bu sürece aile üyelerinin görüşleri de katılır. Çocuklar söz konusu olduğunda okulların gözlemleri de değerlendirmeye eklenir. Amerika’da DEHB tanısını psikiyatristlerin yanı sıra ruh sağlığı alanında çalışan başka uzmanlar ve çocuk doktorları gibi birinci basamak hekimleri de koyabiliyor. Ancak bu hekimlerin hepsi DEHB konusunda özel bir eğitimden geçmiş olmayabiliyor.

DEHB genellikle üç farklı biçimde sınıflandırılıyor. ‘Ağırlıklı olarak dikkat eksikliği’ görülen kişiler sık sık dikkatsiz hatalar yapıyor, dikkatini toplamakta zorlanıyor, eşyalarını kaybediyor ve kolayca dikkatleri dağılıyor. ‘Ağırlıklı olarak hiperaktif ve dürtüsel’ olanlarda ise yerinde duramama, huzursuzluk, çok konuşma ve başkalarının sözünü kesme gibi davranışlar öne çıkıyor. Üçüncü ve ‘birleşik’ biçimde ise her iki belirti grubuna birden rastlanıyor. Tanı konabilmesi için belirtilerin en az altı ay boyunca sürmesi, ev, okul ya da iş gibi en az iki farklı ortamda ortaya çıkması, başka bir durumla açıklanamaması ve kişinin günlük hayatını belirgin biçimde zorlaştırması gerekiyor. Bu zorlanma; derslerde başarısızlık, iş kaybı ya da ilişkilerde sorunlar şeklinde kendini gösterebiliyor.

Uzmanlara göre kilit nokta, bu belirtilerin kişinin hayatını ne ölçüde etkilediği. Toplumda dikkat ve hareketlilik düzeyi büyük farklılıklar gösteriyor. Kimi insanlar oldukça hareketli ya da dikkatsizken, kimileri için bu durum neredeyse hiç geçerli değil. DEHB tanısı ise genellikle belirtiler günlük yaşamı aksatmaya başladığında gündeme geliyor.

Şu açık: Bu eşiği geçtiği düşünülen çocukların sayısı artıyor. Bir çocuğa DEHB tanısı konduğunda, çoğu zaman ebeveynlerden biri de benzer belirtiler taşıyor. Bunun temel nedeni genetik etki. DEHB’nin kalıtsallık oranı yaklaşık yüzde 70–80.

TikTok’ta DEHB

DEHB tanılarındaki artışın bir başka nedeni de farkındalığın hızla yükselmesi. Özellikle TikTok ve diğer sosyal medya platformlarında yapılan paylaşımlar bu süreci ciddi biçimde etkiliyor. İnternette dolaşan içerikler, uzun süredir dikkat sorunları ve günlük hayatta zorlanmalar yaşayan ama bunların ne anlama geldiğini bir türlü çözememiş kişilerle doğrudan bağ kuruyor. Bu da insanları daha fazla bilgi aramaya ve profesyonel destek almaya yönlendiriyor; sonuç olarak tanı sayıları artıyor. Ayrıca tanı almak, kişi ya da çocuğu için okulda öğrenmeyi kolaylaştıran düzenlemelere ve çeşitli destek hizmetlerine erişim sağladığı için, birçok aile bunu önemli bir adım olarak görüyor.

DEHB vakalarındaki artış, özellikle Amerika’da, yeterince kapsamlı bir klinik değerlendirme yapılmadan tanı konduğu yönünde ciddi kaygılar doğuruyor. Online platformlar üzerinden verilen tanılar ya da DEHB konusunda özel eğitimi olmayan sağlık çalışanlarının kararları bu tartışmanın odağında.

Birçok uzman, kızlar ve kadınlar arasında DEHB tanılarının hızla arttığını gözlemliyor. Bunun nedenlerinden biri, kadınlar ve kızların daha çok dikkat dağınıklığına yönelik belirtiler göstermesi; hiperaktivite gibi daha çabuk fark edilen işaretlerin ise geri planda kalması. Buna ek olarak, pek çok kadın, düzen kurma becerileri ve çeşitli başa çıkma yöntemleriyle bu belirtileri uzun süre gizleyebiliyor. Tanı sayılarındaki artışta, dünyanın kendisinde yaşanan değişimlerin de payı olabilir. Bazı araştırmacılar, okul hayatının, çalışma koşullarının, teknolojinin ve modern yaşamın genel olarak giderek daha karmaşık ve yorucu hâle geldiğini; bunun da daha fazla insanı işlevsellik sınırının ötesine ittiğini düşünüyor.

Geçen yıl yayımlanan bir araştırma, ebeveynlerin çocuklarının eskisine göre daha fazla zorlandığını düşündüğünü ortaya koydu. Çalışmada, İsveç’te doğmuş 27 binden fazla dokuz yaşındaki çocuğun DEHB belirtileri ebeveynlerin gözünden incelendi. 2016–18 döneminde görüşülen ebeveynler, çocuklarında 2004–06 dönemindekilerle aynı sayıda belirti olmasına rağmen, bu belirtilerin günlük hayatı daha fazla aksattığını ifade etti.

DEHB için bağlam belirleyici

Birçok araştırmacı DEHB’yi ‘bağlama bağlı’ bir durum olarak tanımlıyor. Çocuklardan sessiz olmalarının ve yerlerinde oturmalarının beklendiği bir okul ortamında, bu özellikler kolayca sorun gibi algılanıyor. Oysa DEHB’li bir kişi, destekleyici ve güçlendirici bir ortamda bulunduğunda, kendi nörotipini çok yaratıcı ve etkileyici biçimlerde kullanabiliyor.

Araştırmalar, DEHB belirtilerinin zaman içinde sabit kalmadığını da gösteriyor. 2021’de yayımlanan bir çalışma, DEHB tanısı almış ve 16 yıla kadar izlenmiş 550’den fazla çocuğun ayrıntılı kayıtlarını inceledi. Bulgular, gençlerin yaklaşık üçte ikisinde belirtilerin dönem dönem azalıp sonra yeniden ortaya çıktığını ortaya koyuyor.

2020’ye kadar yayımlanmış çalışmaları bir araya getiren kapsamlı bir meta-analiz, DEHB ilaçlarının gereğinden fazla mı yoksa yetersiz mi kullanıldığı tartışmasına yanıt aradı. Büyük ölçüde yüksek gelirli ülkelerden elde edilen veriler, DEHB tanısı almış okul çağındaki çocukların yalnızca yüzde 19’unun ilaç kullandığını ortaya koydu. Oysa çalışmaya göre, bu çocukların yaklaşık yüzde 70’i böyle bir tedaviden fayda görebilirdi. Aynı analiz, resmi bir DEHB tanısı olmayan çocukların da yaklaşık yüzde 1’inin ilaç aldığını gösterdi.

Araştırmacılar, DEHB ilaçlarının yan etkileri olabileceğini ve hâlâ pek çok bilinmez barındırdığını kabul ediyor. Bazı çalışmalar, uyarıcı ilaçların çocuklarda beklenen boy ve kilo artışını sınırlayabildiğini öne sürüyor. Ancak İsveç’te yapılan geniş kapsamlı bir epidemiyolojik çalışma, uyarıcı ilaçlar kullanılmadan önce bile DEHB ile daha kısa boy arasında bir ilişki olduğunu gösterdi. Bu da boy farklılıklarının, en azından kısmen, genetik ya da çevresel başka etkenlerle bağlantılı olabileceğini düşündürüyor.

Yine de birçok araştırmacı, DEHB tedavisinin tek bir yönteme indirgenmemesi gerektiğini vurguluyor. En sağlıklı yaklaşımın, farklı seçeneklerin birlikte değerlendirilmesi ve bireyin kendisi için en uygun yolu uzmanlarla birlikte belirlemesi olduğu ifade ediliyor. Birey için en uygun yaklaşımın nasıl seçileceği ise daha bilimsel yöntemlere ihtiyaç duyulan alanlardan biri. DEHB’li bireylerin özellikleri ve ilaçlara verdikleri tepkiler büyük farklılıklar gösteriyor; ancak bu farklılıkların nedenleri hâlâ yeterince anlaşılmış değil.”

Bu yazı ilk kez 14 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

Nature internet sitesinde yayımlanan “ADHD diagnoses are growing. What’s going on?” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.nature.com/articles/d41586-025-03855-2

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x