Deniz Gül: Kuzey’in sakin çocuğu

Deniz Gül’ün Stockholm’ün serin sabahından Porto’nun ateşli gecelerine uzanan yolculuğu nasıl başladı? İki kültür arasında büyüyen bir oyuncu sahada nasıl bir kimlik kurar? Ve henüz 21 yaşında atılan gol, bir ülkenin geleceğe bakışını değiştirebilir mi? Alper Kaya yazdı.

Stockholm’de yaz mevsimi insanı yanıltan bir mevsimdir. Güneş kendini gösterir göstermez ardından bir gri bulut belirir. Yağmur hafifçe çiseleyip çekilir, sokaklar yeniden parlar. İşte böyle bir yaz sabahında, 2 Temmuz 2004’te, şehir henüz uyanmadan dünyaya bir çocuk geldi: Deniz Daniel Gül. İsveç’in düzenli, sakin temposuyla Türkiye’nin duygusal ve coşkulu ritmini taşıyan bir çocuğun hikâyesi böylece başlamış oldu. Biri akılcı, biri de hisli bu iki yapı ilerleyen yıllarda onun oyununu da, kararlarını da, sahanın içindeki karakterini de şekillendirecekti.

Çocukluk yılları: Sessiz bir gözlemci, bitmeyen merak

Deniz, küçük yaşlardan itibaren yaşıtlarından farklı bir sessizliğe sahipti. Gürültücü bir çocuk değildi ama içine kapanık da değildi; daha çok gözlemci bir karakter olduğu söylenebilirdi. Futbolda top akıp giderken etrafındaki dünyayı unutur, sahanın kenarında dakikalarca oyuncuları izlerdi. Hangi futbolcunun hangi koşuyu neden yaptığını merak eder; sadece golü değil, pozisyonun başlangıcını ve kırılma anlarını takip ederdi.

Ailesi, onun bu oyun zekâsının farkına 6 yaşında vardı. Babası, “Deniz’in ilk refleksi koşmak değil, anlamak olmuştu” diyordu. Bu, ileride modern futbolun da çok istediği durumsal farkındalığın temelini oluşturacaktı.

Gelişim zinciri

Bir futbolcunun kariyeri çoğu zaman tek bir sıçramayla değil, birbirini tamamlayan halkalarla ilerler. Deniz’in yolculuğu da ani bir parlamadan ziyade, her durağın bir öncekini olgunlaştırdığı uzun bir inşa sürecidir. Disiplin, fiziksel dönüşüm, zihinsel dayanıklılık ve taktik bilinç; her biri farklı bir kulüpte, adım adım şekillenmiştir.

Stuvsta IF – Disiplinle tanışma

Deniz’in ilk lisanslı takımı Stuvsta IF oldu. Fiziksel olarak ince ve uzun bir yapıya sahipti. Sahada rakiplerinden çelimsiz görünmesine rağmen top kontrolü ve oyunu okuma becerisiyle antrenörlerin dikkatini çekti. İsveç futbolunun disiplinli altyapı sistemi, Deniz’in karakteriyle çabucak uyum sağladı.

Bazı antrenörler, onun yaşına göre olağanüstü düzeyde oyunu yavaşlatabilen bir yeteneğe sahip olduğunu söylüyordu. Doğrusu bu, bir çocuk için bu nadir bir özellikti: Acele etmeyen, paniklemeyen, doğru pas anını bekleyen bir santrfor adayı. Her teknik direktörün hayali!

Segeltorps IF – Fiziksel dönüşüm

Segeltorp’a geçtiğinde ergenlik yılları başlamıştı. Boyu hızla uzadı ve 1.90 metreye yaklaşmaya başladı. Tabii böylesi bir vücut yapısıyla koordinasyonunu koruması hiç de kolay değildi. Pek çok genç oyuncunun bu dönemde yaşadığı vücuda alışma sancıları Deniz’de neredeyse görülmedi. O dönemki antrenörü, “Bu çocuğun vücudu ve zekâsı eş zamanlı büyüyor” diye not düşmüştü.

Brommapojkarna – Avrupa okulu

İsveç’te altyapı deyince Brommapojkarna özel bir yere sahiptir. Deniz de burada ilk kez Avrupa seviyesinde bir rekabet hissiyle tanıştı. Kulübün metodik antrenman kültürü; pas açılarını, koşu ritmini, pres zamanlamasını öğretirken Deniz’in oyun stili de şekillenmeye başladı.

AIK ve FC Djursholm – Karakterin olgunlaşması

AIK ve sonrasında FC Djursholm, Deniz’in zihnini olgunlaştıran iki kulüp oldu. Burada yalnızca hücum yönünü değil, çalışma ahlâkını da geliştirdi. Genç bir oyuncu için belki de en kritik eşiklerden biri başarısız anlarla yüzleşebilmekti. Deniz bu kulüplerde zaman zaman yedek kaldı, zaman zaman sakatlıklar yaşadı, ama geri dönüşlerinde git gide daha sakin, daha doğru karar veren bir oyuncuya dönüştü.

Hammarby IF: Potansiyelin parlamaya başladığı dönem

2021, Deniz’in kariyeri açısından dönüm noktası oldu. Hammarby IF, onu genç akademisine dahil etti ve burada ciddi anlamda gelişti. Hammarby, (teşbihte hata olmaz) karakteristik yapı olarak Beşiktaş’ın tutkusunu, Avrupa kulüplerinin metodik disiplini ile bir arada barındırmayı başaran ilginç bir kulüptü. Bu kültür, Deniz’in iki kültürlü DNA’sıyla da uyumluydu.

Burada, ceza sahası içi hareketliliğini geliştirdi; şut mekaniğini modern teknik ekiplerle geliştirdi; “rakip stoperi manipüle etme” çalışmaları yaptı; sırtı dönük oyununu ileri seviyeye taşıdı ve belki de en önemlisi, özgüven kazandı.

2023 – 2024 sezonunda Hammarby IF ile çıktığı maçlarda attığı goller, asıl patlamanın habercisi oldu. Topa dokunduğu her pozisyonda ne yapmak istediği berraktı. İskandinav scout çevreleri, artık onun adını fısıltı hâlinde konuşmaya başlamıştı.

Porto’ya transfer: Akdeniz ritmi, Lusitano mirası ve yeni bir sorumluluk

2024 yazı, Deniz için gerçek anlamda profesyonel futbolun kapısının aralandığı dönemdi. 4.5 milyon Euro bedelle, Hammarby’den FC Porto’ya transfer oldu.

FC Porto, yalnızca Portekiz’in değil, Avrupa’nın en önemli yetenek geliştirme merkezlerinden biriydi. Deco’dan Falcao’ya, Hulk’tan Evanilson’a uzanan forvet hattı geleneğinde yeni bir halka olacağı düşüncesiyle kulüp onu transfer etti.

Porto’da ilk dikkat çeken şey, Deniz’in adaptasyon hızının yüksek oluşuydu. Lizbon veya Porto gibi şehirler kuzey insanı için bazen fazla sıcak, fazla kaotik olabilir. Ama Deniz hem sahada hem saha dışında çabuk uyum sağladı.

Bu kulüpte kısa sürede bazı dinamiklere ayak uydurması gerekti.

Her şeyden önce, antrenman temposu İsveç’e kıyasla daha hız odaklıydı. Deniz, bu tempoya uyum gösterdi. Bununla birlikte Porto’nun “akışkan hücum” anlayışı Deniz’in doğal oyun stiliyle uyumluydu. Üstelik fiziksel gücü sayesinde Primeira Liga stoperlerine karşı zorlanmadı. Aynı zamanda ceza sahası içinde sabırlı, hatta minimal bir oyun biçimi benimsedi

Teknik ekibin ilk yorumu ise şu oldu: “Bu çocuk 1.90 olabilir ama ayak teması bir kanat oyuncusu kadar yumuşak.”

Milli Takım kararı: Gönül bazen rotayı değiştirir

Deniz’in uluslararası kariyeri de en az kulüp kariyeri kadar ilginç oldu.

Önce İsveç U19 ve U21 takımlarında forma giydi. İsveç Futbol Federasyonu, onu A takıma kazanmak için yoğun çaba gösteriyordu. Ancak Deniz için mesele, sadece profesyonel kariyerle ilgili değildi. Ailesinin kültürü, çocukken Türkiye’de geçirdiği yaz tatilleri, babasının anlattığı hikâyeler ve kendi iç sesi… Tüm bunlar birleşince karar yavaşça şekillendi.

2024’te Türkiye A Milli Takımı’nı seçti.

Bu karar, ülkemizde hem sevinçle hem merakla karşılandı. Genç bir santrforun Avrupa’da parlaması her zaman ilgi çekicidir; ama bunu milli takım tercihine taşıması onu bir anda “gelecek 10 yılın santrfor adayları” listesine soktu.

Ve tarihî an geldi:

18 Kasım 2025 – Türkiye vs. İspanya, Dünya Kupası elemesi.

Deniz oyuna girdi, attığı golle skora denge getirdi ve bir anda ülke medyasında “soğuk yüzlü ama sıcak kalpli santrfor” temasıyla anlatılan bir figüre dönüştü. O golde dikkat çeken şey yalnızca bitiricilik değildi; pozisyonun oluşumunda yaptığı mikro hareketler, rakip stoperi yanlış yöne çekecek küçük dokunuşlar, bir pasör gibi düşündüğü bir saniyelik duraksama…

Hepsi modern bir forvetin imzasıydı.

Üstelik bunu daha 21 yaşında yapıyordu!

Sessiz güç, minimalist bitiricilik, zamanlama ustası

Deniz Gül’ün oyun karakterine dikkatli bir şekilde bakarsak, birkaç temel özellik önemli ölçüde öne çıkıyor.

Bu özelliklerin başında, zamanlama yeteneği geliyor. Koşuya ne zaman başlayacağı, savunma çizgisinin hangi adımında hata vereceği, üçüncü bölgede doğru pozisyonun ne zaman oluşacağı konusunda olağanüstü bir sezgiye sahip.

Bir diğer önemli yeteneği, minimalist bitiriciliği. Topu fazla sürmüyor, fazla dokunmuyor. Gereksiz şovdan hoşlanmıyor. Golü sade bir hareketle sonuçlandırdığı pek çok pozisyonun karşısına çıkacağını biliyor. Bu haliyle de modern futbolun “verimlilik” anlayışını temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Fiziksel uyum yeteneği ise oldukça üst düzey. 1.90 metre boyuna rağmen çevik, çabuk yön değiştiren ve tek hamlede şut çıkarabilen bir oyuncu. Bu, onu tipik bir target-man yerine “hibrit santrfor” kategorisine koyuyor.

Yaşıtı olan pek çok santraforun aksine takım oyununu da önemsiyor. Geri gelip top alır, çizgiye açılır, merkezde bağlantı kurar. Sadece bitirici değil, pozisyon hazırlayıcı bir oyuncuya dönüşebilme potansiyeli de var.

Deniz Gül’ün yolculuğu: Bir hikâyenin başlangıcı

Bugün Porto formasıyla Avrupa’da adını duyuran, Türkiye millî takımında umutların genç yüzü olan Deniz Gül, henüz 20’li yaşlarının başında… Kariyerinin daha başında olmasına rağmen, hikâyesi çoktan sınırların ötesine uzandı. Bazı Süper Lig ekiplerinin de radarına giren 21 yaşındaki oyuncu için geçtiğimiz günlerde Porto’dan sözleşme yenileme kararı çıktığı belirtildi. Halihazırda, 2025 yılının Temmuz ayında bonservis bedeli de 5 milyon Euro olarak duyurulmuştu. Ancak milli takımda gösterdiği performans ve Porto ile yeniden imzalayacağı sözleşme doğrultusunda bu bedel de şüphesiz ki artış gösterecektir.

Ancak rakamların, sözleşmelerin, transfer iddialarının ötesinde; onu özel kılan şey yalnızca gol atması değil. Oyunu anlama biçimi, kararlarının berraklığı ve kültürler arasında kurduğu köprü.

Stockholm’ün sakin sokaklarından Akdeniz’in tutkulu tribünlerine taşınan bu uzun yolun belki de en güzel tarafı ise şu ki, Deniz’in hikâyesi henüz giriş bölümünü tamamladı.

Asıl serüven ise şimdi başlıyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 19 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

Alper Kaya
Alper Kaya
Alper Kaya - 1990 yılında Ankara’da doğdu. Orada hiç yaşamadığı hâlde, Ankara’yı çok sevdi. BirGün ve soL’da spor yazıları yazdı. Halen Evrensel’de salı günleri maç yazısı olmayan futbol yazıları yazmakta… 2010 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Spor Köşe Yazısı Övgü Ödülü”ne layık görüldü. Ödül alan en genç gazeteci oldu. Dokuz romanı yayımlandı, on iki kolektif kitapta yer aldı. İki öyküsü Uludağ Üniversitesi öğrencileri tarafından kısa metraj filme çekildi. Bir tiyatro oyunu Dokuz Eylül Üniversitesi’nde sergilendi. 10 yılı aşkın süredir farklı sektörlerden firmalara sosyal medya danışmanlığı ve içerik yazarlığı yapan Kaya, kendisi gibi yazar olan eşi Gizem Şimşek Kaya ve beş kedisiyle birlikte İstanbul’da yaşıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Deniz Gül: Kuzey’in sakin çocuğu

Deniz Gül’ün Stockholm’ün serin sabahından Porto’nun ateşli gecelerine uzanan yolculuğu nasıl başladı? İki kültür arasında büyüyen bir oyuncu sahada nasıl bir kimlik kurar? Ve henüz 21 yaşında atılan gol, bir ülkenin geleceğe bakışını değiştirebilir mi? Alper Kaya yazdı.

Stockholm’de yaz mevsimi insanı yanıltan bir mevsimdir. Güneş kendini gösterir göstermez ardından bir gri bulut belirir. Yağmur hafifçe çiseleyip çekilir, sokaklar yeniden parlar. İşte böyle bir yaz sabahında, 2 Temmuz 2004’te, şehir henüz uyanmadan dünyaya bir çocuk geldi: Deniz Daniel Gül. İsveç’in düzenli, sakin temposuyla Türkiye’nin duygusal ve coşkulu ritmini taşıyan bir çocuğun hikâyesi böylece başlamış oldu. Biri akılcı, biri de hisli bu iki yapı ilerleyen yıllarda onun oyununu da, kararlarını da, sahanın içindeki karakterini de şekillendirecekti.

Çocukluk yılları: Sessiz bir gözlemci, bitmeyen merak

Deniz, küçük yaşlardan itibaren yaşıtlarından farklı bir sessizliğe sahipti. Gürültücü bir çocuk değildi ama içine kapanık da değildi; daha çok gözlemci bir karakter olduğu söylenebilirdi. Futbolda top akıp giderken etrafındaki dünyayı unutur, sahanın kenarında dakikalarca oyuncuları izlerdi. Hangi futbolcunun hangi koşuyu neden yaptığını merak eder; sadece golü değil, pozisyonun başlangıcını ve kırılma anlarını takip ederdi.

Ailesi, onun bu oyun zekâsının farkına 6 yaşında vardı. Babası, “Deniz’in ilk refleksi koşmak değil, anlamak olmuştu” diyordu. Bu, ileride modern futbolun da çok istediği durumsal farkındalığın temelini oluşturacaktı.

Gelişim zinciri

Bir futbolcunun kariyeri çoğu zaman tek bir sıçramayla değil, birbirini tamamlayan halkalarla ilerler. Deniz’in yolculuğu da ani bir parlamadan ziyade, her durağın bir öncekini olgunlaştırdığı uzun bir inşa sürecidir. Disiplin, fiziksel dönüşüm, zihinsel dayanıklılık ve taktik bilinç; her biri farklı bir kulüpte, adım adım şekillenmiştir.

Stuvsta IF – Disiplinle tanışma

Deniz’in ilk lisanslı takımı Stuvsta IF oldu. Fiziksel olarak ince ve uzun bir yapıya sahipti. Sahada rakiplerinden çelimsiz görünmesine rağmen top kontrolü ve oyunu okuma becerisiyle antrenörlerin dikkatini çekti. İsveç futbolunun disiplinli altyapı sistemi, Deniz’in karakteriyle çabucak uyum sağladı.

Bazı antrenörler, onun yaşına göre olağanüstü düzeyde oyunu yavaşlatabilen bir yeteneğe sahip olduğunu söylüyordu. Doğrusu bu, bir çocuk için bu nadir bir özellikti: Acele etmeyen, paniklemeyen, doğru pas anını bekleyen bir santrfor adayı. Her teknik direktörün hayali!

Segeltorps IF – Fiziksel dönüşüm

Segeltorp’a geçtiğinde ergenlik yılları başlamıştı. Boyu hızla uzadı ve 1.90 metreye yaklaşmaya başladı. Tabii böylesi bir vücut yapısıyla koordinasyonunu koruması hiç de kolay değildi. Pek çok genç oyuncunun bu dönemde yaşadığı vücuda alışma sancıları Deniz’de neredeyse görülmedi. O dönemki antrenörü, “Bu çocuğun vücudu ve zekâsı eş zamanlı büyüyor” diye not düşmüştü.

Brommapojkarna – Avrupa okulu

İsveç’te altyapı deyince Brommapojkarna özel bir yere sahiptir. Deniz de burada ilk kez Avrupa seviyesinde bir rekabet hissiyle tanıştı. Kulübün metodik antrenman kültürü; pas açılarını, koşu ritmini, pres zamanlamasını öğretirken Deniz’in oyun stili de şekillenmeye başladı.

AIK ve FC Djursholm – Karakterin olgunlaşması

AIK ve sonrasında FC Djursholm, Deniz’in zihnini olgunlaştıran iki kulüp oldu. Burada yalnızca hücum yönünü değil, çalışma ahlâkını da geliştirdi. Genç bir oyuncu için belki de en kritik eşiklerden biri başarısız anlarla yüzleşebilmekti. Deniz bu kulüplerde zaman zaman yedek kaldı, zaman zaman sakatlıklar yaşadı, ama geri dönüşlerinde git gide daha sakin, daha doğru karar veren bir oyuncuya dönüştü.

Hammarby IF: Potansiyelin parlamaya başladığı dönem

2021, Deniz’in kariyeri açısından dönüm noktası oldu. Hammarby IF, onu genç akademisine dahil etti ve burada ciddi anlamda gelişti. Hammarby, (teşbihte hata olmaz) karakteristik yapı olarak Beşiktaş’ın tutkusunu, Avrupa kulüplerinin metodik disiplini ile bir arada barındırmayı başaran ilginç bir kulüptü. Bu kültür, Deniz’in iki kültürlü DNA’sıyla da uyumluydu.

Burada, ceza sahası içi hareketliliğini geliştirdi; şut mekaniğini modern teknik ekiplerle geliştirdi; “rakip stoperi manipüle etme” çalışmaları yaptı; sırtı dönük oyununu ileri seviyeye taşıdı ve belki de en önemlisi, özgüven kazandı.

2023 – 2024 sezonunda Hammarby IF ile çıktığı maçlarda attığı goller, asıl patlamanın habercisi oldu. Topa dokunduğu her pozisyonda ne yapmak istediği berraktı. İskandinav scout çevreleri, artık onun adını fısıltı hâlinde konuşmaya başlamıştı.

Porto’ya transfer: Akdeniz ritmi, Lusitano mirası ve yeni bir sorumluluk

2024 yazı, Deniz için gerçek anlamda profesyonel futbolun kapısının aralandığı dönemdi. 4.5 milyon Euro bedelle, Hammarby’den FC Porto’ya transfer oldu.

FC Porto, yalnızca Portekiz’in değil, Avrupa’nın en önemli yetenek geliştirme merkezlerinden biriydi. Deco’dan Falcao’ya, Hulk’tan Evanilson’a uzanan forvet hattı geleneğinde yeni bir halka olacağı düşüncesiyle kulüp onu transfer etti.

Porto’da ilk dikkat çeken şey, Deniz’in adaptasyon hızının yüksek oluşuydu. Lizbon veya Porto gibi şehirler kuzey insanı için bazen fazla sıcak, fazla kaotik olabilir. Ama Deniz hem sahada hem saha dışında çabuk uyum sağladı.

Bu kulüpte kısa sürede bazı dinamiklere ayak uydurması gerekti.

Her şeyden önce, antrenman temposu İsveç’e kıyasla daha hız odaklıydı. Deniz, bu tempoya uyum gösterdi. Bununla birlikte Porto’nun “akışkan hücum” anlayışı Deniz’in doğal oyun stiliyle uyumluydu. Üstelik fiziksel gücü sayesinde Primeira Liga stoperlerine karşı zorlanmadı. Aynı zamanda ceza sahası içinde sabırlı, hatta minimal bir oyun biçimi benimsedi

Teknik ekibin ilk yorumu ise şu oldu: “Bu çocuk 1.90 olabilir ama ayak teması bir kanat oyuncusu kadar yumuşak.”

Milli Takım kararı: Gönül bazen rotayı değiştirir

Deniz’in uluslararası kariyeri de en az kulüp kariyeri kadar ilginç oldu.

Önce İsveç U19 ve U21 takımlarında forma giydi. İsveç Futbol Federasyonu, onu A takıma kazanmak için yoğun çaba gösteriyordu. Ancak Deniz için mesele, sadece profesyonel kariyerle ilgili değildi. Ailesinin kültürü, çocukken Türkiye’de geçirdiği yaz tatilleri, babasının anlattığı hikâyeler ve kendi iç sesi… Tüm bunlar birleşince karar yavaşça şekillendi.

2024’te Türkiye A Milli Takımı’nı seçti.

Bu karar, ülkemizde hem sevinçle hem merakla karşılandı. Genç bir santrforun Avrupa’da parlaması her zaman ilgi çekicidir; ama bunu milli takım tercihine taşıması onu bir anda “gelecek 10 yılın santrfor adayları” listesine soktu.

Ve tarihî an geldi:

18 Kasım 2025 – Türkiye vs. İspanya, Dünya Kupası elemesi.

Deniz oyuna girdi, attığı golle skora denge getirdi ve bir anda ülke medyasında “soğuk yüzlü ama sıcak kalpli santrfor” temasıyla anlatılan bir figüre dönüştü. O golde dikkat çeken şey yalnızca bitiricilik değildi; pozisyonun oluşumunda yaptığı mikro hareketler, rakip stoperi yanlış yöne çekecek küçük dokunuşlar, bir pasör gibi düşündüğü bir saniyelik duraksama…

Hepsi modern bir forvetin imzasıydı.

Üstelik bunu daha 21 yaşında yapıyordu!

Sessiz güç, minimalist bitiricilik, zamanlama ustası

Deniz Gül’ün oyun karakterine dikkatli bir şekilde bakarsak, birkaç temel özellik önemli ölçüde öne çıkıyor.

Bu özelliklerin başında, zamanlama yeteneği geliyor. Koşuya ne zaman başlayacağı, savunma çizgisinin hangi adımında hata vereceği, üçüncü bölgede doğru pozisyonun ne zaman oluşacağı konusunda olağanüstü bir sezgiye sahip.

Bir diğer önemli yeteneği, minimalist bitiriciliği. Topu fazla sürmüyor, fazla dokunmuyor. Gereksiz şovdan hoşlanmıyor. Golü sade bir hareketle sonuçlandırdığı pek çok pozisyonun karşısına çıkacağını biliyor. Bu haliyle de modern futbolun “verimlilik” anlayışını temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Fiziksel uyum yeteneği ise oldukça üst düzey. 1.90 metre boyuna rağmen çevik, çabuk yön değiştiren ve tek hamlede şut çıkarabilen bir oyuncu. Bu, onu tipik bir target-man yerine “hibrit santrfor” kategorisine koyuyor.

Yaşıtı olan pek çok santraforun aksine takım oyununu da önemsiyor. Geri gelip top alır, çizgiye açılır, merkezde bağlantı kurar. Sadece bitirici değil, pozisyon hazırlayıcı bir oyuncuya dönüşebilme potansiyeli de var.

Deniz Gül’ün yolculuğu: Bir hikâyenin başlangıcı

Bugün Porto formasıyla Avrupa’da adını duyuran, Türkiye millî takımında umutların genç yüzü olan Deniz Gül, henüz 20’li yaşlarının başında… Kariyerinin daha başında olmasına rağmen, hikâyesi çoktan sınırların ötesine uzandı. Bazı Süper Lig ekiplerinin de radarına giren 21 yaşındaki oyuncu için geçtiğimiz günlerde Porto’dan sözleşme yenileme kararı çıktığı belirtildi. Halihazırda, 2025 yılının Temmuz ayında bonservis bedeli de 5 milyon Euro olarak duyurulmuştu. Ancak milli takımda gösterdiği performans ve Porto ile yeniden imzalayacağı sözleşme doğrultusunda bu bedel de şüphesiz ki artış gösterecektir.

Ancak rakamların, sözleşmelerin, transfer iddialarının ötesinde; onu özel kılan şey yalnızca gol atması değil. Oyunu anlama biçimi, kararlarının berraklığı ve kültürler arasında kurduğu köprü.

Stockholm’ün sakin sokaklarından Akdeniz’in tutkulu tribünlerine taşınan bu uzun yolun belki de en güzel tarafı ise şu ki, Deniz’in hikâyesi henüz giriş bölümünü tamamladı.

Asıl serüven ise şimdi başlıyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 19 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

Alper Kaya
Alper Kaya
Alper Kaya - 1990 yılında Ankara’da doğdu. Orada hiç yaşamadığı hâlde, Ankara’yı çok sevdi. BirGün ve soL’da spor yazıları yazdı. Halen Evrensel’de salı günleri maç yazısı olmayan futbol yazıları yazmakta… 2010 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Spor Köşe Yazısı Övgü Ödülü”ne layık görüldü. Ödül alan en genç gazeteci oldu. Dokuz romanı yayımlandı, on iki kolektif kitapta yer aldı. İki öyküsü Uludağ Üniversitesi öğrencileri tarafından kısa metraj filme çekildi. Bir tiyatro oyunu Dokuz Eylül Üniversitesi’nde sergilendi. 10 yılı aşkın süredir farklı sektörlerden firmalara sosyal medya danışmanlığı ve içerik yazarlığı yapan Kaya, kendisi gibi yazar olan eşi Gizem Şimşek Kaya ve beş kedisiyle birlikte İstanbul’da yaşıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x