Kişisel sınırlarımız: Nerede başlayıp nerede bitiyoruz?

Sık görülen kişisel sınır problemleri neler? Zamanınız, duygularınız, fedakarlık sınırlarınız ihlal ediliyorsa ne yapmalısınız? Eksilme duygusuna kapılmadan ve tedirgin olmadan ama hep bana hep bana demeden alıp vermenin yolları nasıl kurulabilir? Prof. Dr. Aslıhan Dönmez yazdı.

Yaptığı iyilikler bir süre sonra görevi olanlardan mısınız? Belki de “hep veriyorum ama karşılığında saygı erozyonuna uğruyorum” diye düşünüyorsunuz. Zamanınızı, maddi olanaklarınızı ihlal edenler olduğu gibi duygusal alanlarını da ihlal edenler var belki hayatınızda. Ya da sınırlarınızın ihlal edilmesinden o kadar endişe ediyorsunuzdur ki, zamanla ekşidiğinizi, yalnızlaştığınızı hissediyorsunuz.

Bu ve bu gibi sorunlarının arkasında sınırlarınızı belirleyememek ya da iyi yönetememek var.

Zira, ilişkilerdeki sınırlar da aslında kişilerin nerede başlayıp nerede bittiğini gösterir: ilişkilerimizde kendimizi güvende ve rahat hissettiğimiz bölgeyi belirleyen şey sınırlarımızdır. Bu sınırları net bir şekilde çizmediğimizde veya geçirgenliğe hiç izin vermeyecek şekilde katı ve yüksek duvarlar şeklinde çizdiğimizde ilişkilerimizde sorunlar yaşamaya başlarız.

İlişkilerde belirlenmesi gereken sınırlar nelerdir?

Fiziksel alandaki sınırlarımız; bedenimizin kendini rahat ve güvende hissettiği sınırlardır. Kişisel alan için duyduğumuz ihtiyacı, insanlarla temas etmek konusundaki tercihlerimizi belirler. Tıklım tıklım bir otobüste giderken veya bir kişi biz istemediğimiz halde bize dokunmak istediğinde bu sınırlarımız ihlal edilmiş olur. Bu sınırlarımız ihlal edildiğinde kendimizi fiziksel olarak taciz edilmiş hissederiz.

Cinsel alandaki sınırlarımız; cinsellik olarak ne yaşamak istediğimizi ne yaşamak istemediğimizi belirlediğimiz sınırlardır. Bir kişinin bize cinsel anlamda istemediğimiz kadar yakın davranması cinsel sınırlarımızın ihlal edildiğini gösterir ve cinsel olarak taciz edildiğimiz anlamına gelir.

Entelektüel alandaki sınırlarımız; düşünme özgürlüğümüzü ve fikirlerimizi dile getirme konusundaki sınırlarımızı belirler. Fikirlerimizi dile getirdiğimizde karşımızdaki kişi bizi aşağılar, küçümser ve dalga geçerse entelektüel alanda sınırımızı ihlal etmiş olur. Benzer şekilde biz de düşüncelerimizi başkalarını aşağılar, küçümser, dalga geçer şekilde dile getirirsek başkalarının sınırlarını ihlal etmiş oluruz.

Duygusal alandaki sınırlarımız; duygularımızı hissetme özgürlüğümüzü gösterir ve duygularımızı paylaşma derecemizi belirler. Benzer olaylar karşısında herkes farklı farklı duygular yaşayabilir ve bu durum kişinin öznel zihinsel süreçlerinin bir sonucudur. Bu nedenle duygular yargılanamaz, eleştirilemez, küçümsenemez. Duygumuzu paylaştığımızda karşıdaki kişi bu duyguları yok sayıyor, eleştiriyor, küçümsüyor ve dalga geçiyorsa duygusal sınırımızı ihlal etmiş demektir. Böyle bir durumda o ilişkide kendimizi güvende ve rahat hissedemeyiz.

Maddi alandaki sınırlarımız; sahip olduğumuz maddi değerlerle ilgili sınırlarımızdır. Bir kişi malımızı bizden izin almadan kullanıyorsa, izin verdiğimiz süreden daha fazla kullanıyorsa veya malımıza hasar verecek şekilde kullanıyorsa maddi sınırlarımızı ihlal etmiş demektir. Bu sınır ihlali bize maddi anlamda kayıp yaşatır.

Zaman alanındaki sınırlarımız; zamanımızı nasıl değerlendirmek istediğimizi belirlediğimiz sınırlardır. Bu alanda sınırlarımızı belirlemezsek zamanımızı istemediğimiz aktivitelerle, kendi ihtiyacımızın karşılanmadığı işlerle boşa harcamış oluruz. Bir kişi bizim zamanımızı bizim istemediğimiz şekilde doldurmaya çalışıyor ve bu konuda bize baskı uyguluyorsa zaman alanındaki sınırımızı ihlal ediyor demektir. Zaman sınırımız ihlal edildiğinde kendimizi tükenmiş, yorulmuş, bıkkın hissederiz ve kendi ihtiyaçlarımıza ve önceliklerimize zaman ayıramayız.

Sağlıklı bir sınır nerede başlar, nerede biter?

Sağlıklı sınır kavramı için vücudumuzdaki kan ve beynimiz arasındaki alış-veriş dengesini kuran kan beyin bariyerinin güzel bir örnek oluşturduğunu düşünüyorum.

Kan beyin bariyeri kandan beyine zehirli maddelerin ve mikropların geçmesini engellerken gerekli besin maddelerinin beyine geçmesine izin veren, “seçici geçirgen” bir sınırdır.

Eğer kan beyin bariyeri tam geçirgen bir sınır olsaydı zararlı maddeler ve mikroplar beynimize kolaylıkla geçebilir ve beynimizin zarar görmesine neden olabilirdi. Eğer kan beyin bariyeri hiç geçirgen olmasaydı bu sefer de gerekli besin maddeleri beynimize geçemez, beynimiz beslenemez olurdu ve beyin ölümü gerçekleşirdi. Bu nedenle kan beyin bariyerinin seçici geçirgen olma özelliği beynimizin zarar görmeden çalışması için elzemdir. Tıpkı sağlıklı ilişkiler kurabilmemiz için sınırlarımızın seçici geçirgen olması gerektiği gibi.

Sağlıklı bir sınır seçici geçirgen özelliğe sahiptir yani dengeli bir alma-verme ilişkisine izin veren bir sınırdır. Sağlıklı sınırlar çizebildiysek hem kendi önceliklerimizi net bir şekilde ifade edip ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz, hem de karşıdaki kişiye vermek istediklerimizi belirleyerek rahatlıkla verebiliriz. Yani ihtiyacımız kadar alıp, verebildiğimiz kadar verebiliriz. Bu sayede karşılıklı tatmin duygusunun yaşandığı, dengeli ve huzurlu, güven dolu ilişkiler kurabiliriz. Aç gözlülük tuzağına düşmeden, “hep bana hep bana” demeden, tıka basa dolmadan alabiliriz. Eksilme duygusuna kapılmadan ve tedirgin olmadan verebiliriz. Sağlıklı sınırlar bize bu dengeyi sağlayan sınırlardır.

Eğer aşırı geçirgen sınırlara sahipsek; almaktan çok vermek durumunda kalabiliriz. İlişkilerimizde aşırı fedakâr davranıp kendi ihtiyaçlarımızı ve önceliklerimizi görmezden gelerek sürekli veren kişi olabiliriz. Bu durum zamanla özgüven ve özdeğerimizin azalmasına, kendimize zaman ayıramamamıza, tükenmişliğe, ilişkilerde hep alacaklı hissetmeye, öfkeye, kurban psikolojisine ve nihayetinde depresyona kadar gidebilir. Eğer sık sık bir anda her şeyi bırakıp kaçma, uzaklara gitme ihtiyacı hissediyorsanız bunun nedeni aşırı geçirgen sınırlara sahip olmanız olabilir.

Eğer geçirgen olmayan sınırlara sahipsek; ilişkilerde veremez ve alamaz duruma düşebiliriz. Böyle katı sınırlara sahip olan kişiler yardıma ihtiyacı olan kişi konumuna düşmekten aşırı rahatsız olurlar. Gerekse bile yardım isteyemezler. Başkalarıyla yakınlık kuramazlar. Soğuk ve yüzeysel ilişkiler kurarlar. İlişki kurmayı başkalarının yükünü taşımak zorunda olmak gibi gördükleri için ilişki kurmak konusunda isteksiz ve meraksızdırlar. Oysa insan ruhunun temel besin maddelerinden biri ilişkilerdir. İliş(e)meyen insan beslenemez, zamanla ekşir, çürür, solar, yaşam sevincini kaybeder.

Sınır problemleri kişinin ilişkilerine nasıl yansır?

Sınır problemlerinden en çok kişinin ilişkileri etkilenir. Aşırı geçirgen ve geçirgen olmayan sınırların farklı ilişkilere nasıl yansıyabileceğine dair örnekleri gözden geçirelim.

Çocuk-ebeveyn ilişkisinde aşırı geçirgen sınırlar kuran ebeveynler iki açıdan zorlanırlar. Birincisi; çocuğa hiç sınır koymadığı için çocuk sınırları öğrenemez ve sık sık sınır ihlalleri yapar. Örneğin; aslında bir çocuğun söz sahibi olmaması gereken yaşam alanlarında kendi istediğinin yapılması gerektiği konusunda diretebilir. İkincisi; ebeveyn çocuğun sınırlarını ihlal edip aslında çocuğun alması gereken kararları alarak çocuğa baskı uygulayabilir. Örneğin; çocuğun ne yemesi gerektiğine karar verebilir, alternatif sunmadan çocuğun damak zevkine uymayan yemekleri yemesi için çocuğa baskı uygulayabilir. Çocuk-ebeveyn ilişkisinde geçirgen olmayan sınırlara sahip ebeveynler çocuğuyla derinlikli bir paylaşım yapamaz, çocuğu bir yük olarak görür ve bunu çocuğa hissettirir. Beslenemeyen çocuk yalnızlaşır, özdeğer ve özgüven gelişimi güdük kalır, almayı ve dolayısıyla vermeyi öğrenemez.

Aile ilişkileri açısında aşırı geçirgen sınırların varlığı çoğunlukla birbiri içine geçmiş, bireyleşmeye izin vermeyen, aile üyelerinin kendi bireysel fikirlerinin olmadığı ya da önemsenmediği, bağımlı ilişkiler şeklinde kendini gösterir. Geçirgen olmayan sınırlar söz konusuysa yüzeysel, soğuk, mekanik, zoraki aile ilişkileri gözleyebiliriz.

Romantik ilişkilerde, iş yaşamında ve arkadaşlıklarda sınırlar

Romantik ilişkiler açısından her iki kişinin de aşırı geçirgen sınırları varsa bu durum bağımlı ilişkiler kurmaya kadar gidebilir. Her iki taraf da birbirinin hayatıyla ilgili mutlak söz sahibi olduğunu düşünür ve bu şekilde davranır. İlişkide kişilerin kendi özel alanı yoktur; örneğin ancak ilişki içerisinde sosyalleşebilirler. Sadece ilişkiyi etkileyecek kararlar değil, bireysel olması gereken kararlar da bir arada alınır. Bu ilişkiler her ne kadar dışarıdan problemli görülseler de ilişki içerisindeki kişiler bu durumdan memnun hatta bu durumu arar vaziyette oldukları için ömür boyu birbirlerine yapışık vaziyette mutlu bir ilişki sürdürebilirler. Romantik ilişkilerde sınır problemleri kişilerden sadece birinin sağlıksız sınırlara sahip olması durumunda daha belirgin hale gelir. Bu durumda sağlıklı sınırlara sahip olan birey kendi özel alanını işgal altında hissedebilir, partnerinin kendini baskı altına aldığını düşünebilir ve bu durum dayanılmaz hale geldiğinde ilişki kopabilir.

İş hayatında sınır problemleri kişinin çoğunlukla zaman sınırları ihlal edildiğinde ortaya çıkar. Eğer işyerindeki bir kişi sürekli sizden sizin görev tanımınızda olmayan işler yapmanızı istiyor, zamanınızı nasıl kullanacağınıza dair size karışıyor, hakkınızı olan tatillerde bile çalışmanız konusunda talepte bulunuyorsa zaman sınırlarınızı ihlal ediyor demektir. Yaptığınız işin karşılığı olan maaşı almıyor olmak da maddi sınırlarınızın ihlaline dair bir örnektir.

Arkadaşlık ilişkilerinde sınır problemleri çoğunlukla alma-verme konusunda dengesizlikler şeklinde kendini gösterir. Eğer arkadaşınız buluştuğunuz zaman sürekli kendi hayatından ve problemlerinden bahsediyor, sürekli kendi konuşuyor ve sizin ihtiyaçlarınız, tercihleriniz konusunda duyarsız davranıyorsa sınır ihlali yapıyor demektir. Arkadaşınızın duygularınızı ve/veya düşüncelerinizi küçümsemesi, bu konuda yargılayıcı ve alaycı davranması da sınır problemine örnektir.

Tüm bu ilişkilerimiz dışında günlük hayatımızda tanımadığımız kişilerle de sınır problemleri yaşayabiliriz. Irkçı ve cinsiyetçi tutumlar, ortak yaşam alanlarının dikkatsiz ve özensizce kullanımı, başkalarının hak ve özgürlüklerini hiçe saymak, kendisiyle hemfikir olmayan kişileri bu fikirleri nedeniyle aşağılamak, dışlamak, küçümsemek, dış görünüşü nedeniyle birini yargılamak, dedikodu yapmak günlük hayatımızda nispeten sık karşılaştığımız sınır ihlallerine örnektir.

Sınır problemlerinin nedenleri nelerdir?

Aşırı geçirgen sınırlara sahip olmanın sık görülen nedenlerinden biri, sınır koymanın bedellerinin felaketleştirilmesidir. Kişi sınır koyar ve hayır derse reddedileceğinden, terk edileceğinden, eleştirileceğinden, karşıdakinin sevgisini kaybedeceğinden, fırsatları kaçıracağından, başkasının gözünde “bencil” duruma düşeceğinden korkabilir.

Özgüven ve özdeğer eksiklikleri de kişinin kendi ihtiyaçlarının önemsiz olduğunu düşünmesine yol açarak sınır problemlerine sebep olabilir.

Bazı kişiler birer “memnun edici” olmanın getirdiği sosyal onay ve beğeniye ihtiyaç duyarlar. Özgüvenleri dışarıdan gelecek bu onay ve beğeniye bağlıdır ve bu yüzden sınır koymazlar.

Yine benzer şekilde bazı kişiler için “kahraman” rolünü oynamak çok önemlidir. Bu kişiler birer sorun çözücü olarak kişilerin isteklerini hayır demeden gerçekleştirme çabası içerisine girerler. Böylelikle becerikli, başarılı, iş bitiren gibi unvanları toplayarak benlik saygılarını beslerler.

Bazen de sınır problemleri kök ailesinde sağlıklı bir sınır modeli alamamış kişilerde görülür. Özellikle az önce bahsettiğim birbiri içine geçmiş, bireyleşmeye izin vermeyen, bağımlı ilişkiler kuran bir aileden gelen bir kişi sağlıklı sınırın nerede başlayıp nerede bittiğini öğrenemediği için aile dışındaki ilişkilerinde sınır problemleri yaşayabilir.

Aşırı katı sınırları olan kişilerde de benzer şekilde kök ailelerinde sınır problemleri olabildiğini görüyoruz. Eğer kök ailedeki bireylerin de çok katı sınırları varsa bu kişiler ilişkilerdeki sağlıklı alma-verme dengesinin nasıl olduğunu göremezler ve deneyimleyemezler. Dolayısıyla almayı da vermeyi de öğrenemezler. Aile dışında kurduğu ilişkilerde bu alma ve verme konusundaki bilgisizlikleri ve beceri eksikleri ilişkilerde neyi ne kadar ve nasıl isteyeceğini bilememe, karşı tarafın verebileceğinden daha fazla isteme, örtük veya dolaylı yoldan isteme, ne istediği konusunda net olamama gibi alma problemlerine ve benzer şekilde verme problemlerine yol açabilir.

Bazen aşırı katı sınırlar geçmişte sınırları fazlasıyla ihlal edildiği için tükenmiş veya kırılmış olan bireylerde bir savunma düzeneği olarak da karşımıza çıkabilir. “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” misali, bu kişiler ilişkilerinde sınırlarını azıcık gevşetirlerse karşıdakinin kişisel alanlarına tecavüz edeceklerinden korkarlar. Bu durum ilişkilerde güven problemi yaşamalarına ve sığ ilişkiler kurmalarına neden olur.

Sağlıklı sınırlar nasıl çizilir?

İlişkilerimizde insanların sınırlarımıza saygı duymasını istiyorsak öncelikle kendimiz kendi sınırlarımıza saygı duymalıyız. En başta şunu kabul edelim; kendimizi güvende ve huzurlu hissetmemiz için sınırlara ihtiyacımız var.

Kök ailenizde sağlıklı sınırı model alabileceğiniz bir ilişki örneği görmemiş olabilirsiniz. Fakat bu durum asla sağlıklı sınırlar koyamayacağınız anlamına gelmez. Eğer sınır koymakla ilgili korkularınız, felaketleştirici düşünceleriniz varsa öncelikli olarak bu korkularınızdan kendinizi azat etmeniz gerekecektir. Bacağınızdaki prangaları kesmeden özgürleşemezsiniz.

Sınır koymak sizin için ne anlama geliyor? Sınır koyarsanız neyin olasından korkuyorsunuz? Örneğin; sınır koyduğunuz takdirde karşıdaki kişinin sevgisini kaybedeceğinizden korkuyor olabilirsiniz. Bu durumda kendinize şu soruyu sormak akıllıca olabilir; sınır koyduğunuz takdirde sizi sevmekten vazgeçecek biriyse, bu gerçekten sizi sevdiği anlamına gelir mi? Bazen sınır koyarak da hayatınızdaki sağlıksız ilişkilerden kendiniz kurtarabilir, gereksiz kalabalığı gerçek dostlardan oluşan bir avuç insana indirgeyebilirsiniz.

Sağlıklı sınırlar çizmek konusunda yeterince motivasyon geliştirdiğinizi düşünüyorsanız sıra bu sınırı çekmeye gelmiş demektir. Bunun için öncelikle hangi yaşam alanlarında ve hangi ilişkilerinizde sınırlarınız konusunda bir yenilenmeye ihtiyaç duyduğunuza bir bakın. Örneğin; zaman konusunda sınırlarınız ne durumda? Zamanınızı iyi planlayabiliyor musunuz? Yoksa çoğu vaktinizi hayatınızdaki önemli bir kişinin istek ve ihtiyaçlarına göre mi yönlendiriyorsunuz? Hangi konularda zaman sınırınız ihlal ediliyor? Hangi gerekçeyle ihlal ediliyor? Bu gerekçenin gerçekten bir dayanağı var mı? Yoksa basitçe sınırınız ihlal eden kişinin gereksiz baskısı ve bencilliğinden mi kaynaklanıyor? Peki bu durumda sınırınızın nerede başlayıp nerede bitmesini tercih edersiniz? Bu tercih ettiğiniz sınır size zamanınızı geri kazandıracak mı? Geri kazandığınız zamanla neyi yapmayı planlıyorsunuz?

Sınırlar konusundaki yenilik ihtiyaçlarınızı belirledikten sonra bu sınırları nasıl çekeceğinize dair bir eylem planı yapmanız gerekir. Genellikle sınır çekmek için biriyle iletişime geçmeniz gerekecektir. Az önce verdiğim örnekten devam edecek olursak zaman sınırınızı ihlal ettiğini düşündüğünüz kişiye bu durumu bildirmeniz gerekecektir. Bunu ne zaman yapmayı planlıyorsunuz? Peki nasıl yapacaksınız? Sınır çizmek için en sağlıklı yol etkin bir iletişim kurmaktır. Elbette ki soğuk davranmak, trip atmak, küsmek gibi pasif agresif tavırlarla da veya açık agresyon göstererek de sınır çizebilirsiniz. Fakat bu tarz iletişimler çoğunlukla sınır probleminizi ortadan kaldırmadığı gibi, karşıdaki kişiyle gereksiz bir çatışmaya girmenize neden olabilir. Ve yeni sınır sorunlarına yol açabilir. Aşırı katı sınırların bazen ilişkilerdeki kırılmalar nedeniyle ortaya çıktığını hatırlayınız.

Sınır koymak için etkin iletişim nasıl kurulur?

Şimdi de sınır koyarken kullanabileceğiniz etkin iletişim yöntemlerine birlikte bakalım. Öncelikle karşıdaki kişinin iletişime açık olduğu bir zamanı ve mekânı seçmenizi öneririm. Meşgul olduğu her halinden belli olan biri iletişime yeterince açık olmayacaktır. Yine çevrede birçok insan varken ve sizi dinlerken bu işi yapmak karşıdakini rahatsız edebilir ve tepkisel davranmasına yol açabilir.

Uygun zaman ve mekânda iletişime başladığınızda sizi neyin rahatsız ettiği konusunda oldukça açık ve net olun. Bunun neden sizi rahatsız ettiğini de net bir şekilde söyleyin. Karşıdakinin zihninizi okumasını beklemeyin. “Ben nasılsa böyle dersem o beni şöyle anlar” gibi beklentilere girmeyin. Sınırınızı neden ve nereden çizmek istediğiniz konusunda da aynı açıklık ve dürüstlükte olun. Bu sırada karşıyı suçlayıcı olan “sen dilini” kullanmak yerine “ben dilini” kullanın. Sizlere açık, net, dürüst ve “ben dili” kullanılarak çizilen bazı sınır örneklerini sunuyorum:

  • Birlikte kullandığımız odayı dağınık bıraktığında odayı sürekli ben toplamak zorunda kalıyorum. Bu durum hem zamanımı harcamama neden oluyor hem de bana saygısızlık yaptığını düşünüyorum. Bu konuda daha özenli davranmanı isterim.
  • Bisikletimi benden izin almadan kullanman hoşuma gitmedi. Eşyalarımın kullanımı konusunda bir dahaki sefer benden izin almanı rica ediyorum.
  • Az önceki ifadenle benim duygularımı küçümsediğini düşündüm. Lütfen bunu bir daha yapma. Aksi takdirde seninle sohbet ederken kendimi rahat hissetmeyeceğim.

Bu ifadelerde de gördüğünüz gibi sınır koyarken çekingen davranıp istekleriniz dolaylı yoldan, küçülterek sunmanıza, ağdalı bir dil kullanmanıza gerek yok. Basit cümlelerle, net ve açık bir iletişim kurun. Böylelikle anlaşılır olma ihtimaliniz artar. Elbette ki karşıdaki bu cümlelere bir yanıt verdiğinde durumu tekrar gözden geçirmeniz, bazen de kendinizi tekrar ifade etmeniz gerekecektir. Hatta zaman zaman sınırlarınızın tekrar üzerinden geçmeniz, bazen de sınırlarınızı yenilemeniz gerekebilir. Bu gözünüze biraz zorlayıcı bir süreç gibi gözükebilir. Fakat sağlıklı sınırlar kurduğunuz takdirde yaşayacağınız rahatlığa, huzura, güvene ve özgürlük hissine değerdir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 25 Nisan 2024’te yayımlanmıştır.

Aslıhan Dönmez
Aslıhan Dönmez
Prof. Dr. Aslıhan Dönmez - Psikiyatri uzmanı ve nörobilim doktoru. Çalışma alanları kaygı bozuklukları, depresyon ve yeme bozuklukları. Uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapi. Halen Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veriyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Kişisel sınırlarımız: Nerede başlayıp nerede bitiyoruz?

Sık görülen kişisel sınır problemleri neler? Zamanınız, duygularınız, fedakarlık sınırlarınız ihlal ediliyorsa ne yapmalısınız? Eksilme duygusuna kapılmadan ve tedirgin olmadan ama hep bana hep bana demeden alıp vermenin yolları nasıl kurulabilir? Prof. Dr. Aslıhan Dönmez yazdı.

Yaptığı iyilikler bir süre sonra görevi olanlardan mısınız? Belki de “hep veriyorum ama karşılığında saygı erozyonuna uğruyorum” diye düşünüyorsunuz. Zamanınızı, maddi olanaklarınızı ihlal edenler olduğu gibi duygusal alanlarını da ihlal edenler var belki hayatınızda. Ya da sınırlarınızın ihlal edilmesinden o kadar endişe ediyorsunuzdur ki, zamanla ekşidiğinizi, yalnızlaştığınızı hissediyorsunuz.

Bu ve bu gibi sorunlarının arkasında sınırlarınızı belirleyememek ya da iyi yönetememek var.

Zira, ilişkilerdeki sınırlar da aslında kişilerin nerede başlayıp nerede bittiğini gösterir: ilişkilerimizde kendimizi güvende ve rahat hissettiğimiz bölgeyi belirleyen şey sınırlarımızdır. Bu sınırları net bir şekilde çizmediğimizde veya geçirgenliğe hiç izin vermeyecek şekilde katı ve yüksek duvarlar şeklinde çizdiğimizde ilişkilerimizde sorunlar yaşamaya başlarız.

İlişkilerde belirlenmesi gereken sınırlar nelerdir?

Fiziksel alandaki sınırlarımız; bedenimizin kendini rahat ve güvende hissettiği sınırlardır. Kişisel alan için duyduğumuz ihtiyacı, insanlarla temas etmek konusundaki tercihlerimizi belirler. Tıklım tıklım bir otobüste giderken veya bir kişi biz istemediğimiz halde bize dokunmak istediğinde bu sınırlarımız ihlal edilmiş olur. Bu sınırlarımız ihlal edildiğinde kendimizi fiziksel olarak taciz edilmiş hissederiz.

Cinsel alandaki sınırlarımız; cinsellik olarak ne yaşamak istediğimizi ne yaşamak istemediğimizi belirlediğimiz sınırlardır. Bir kişinin bize cinsel anlamda istemediğimiz kadar yakın davranması cinsel sınırlarımızın ihlal edildiğini gösterir ve cinsel olarak taciz edildiğimiz anlamına gelir.

Entelektüel alandaki sınırlarımız; düşünme özgürlüğümüzü ve fikirlerimizi dile getirme konusundaki sınırlarımızı belirler. Fikirlerimizi dile getirdiğimizde karşımızdaki kişi bizi aşağılar, küçümser ve dalga geçerse entelektüel alanda sınırımızı ihlal etmiş olur. Benzer şekilde biz de düşüncelerimizi başkalarını aşağılar, küçümser, dalga geçer şekilde dile getirirsek başkalarının sınırlarını ihlal etmiş oluruz.

Duygusal alandaki sınırlarımız; duygularımızı hissetme özgürlüğümüzü gösterir ve duygularımızı paylaşma derecemizi belirler. Benzer olaylar karşısında herkes farklı farklı duygular yaşayabilir ve bu durum kişinin öznel zihinsel süreçlerinin bir sonucudur. Bu nedenle duygular yargılanamaz, eleştirilemez, küçümsenemez. Duygumuzu paylaştığımızda karşıdaki kişi bu duyguları yok sayıyor, eleştiriyor, küçümsüyor ve dalga geçiyorsa duygusal sınırımızı ihlal etmiş demektir. Böyle bir durumda o ilişkide kendimizi güvende ve rahat hissedemeyiz.

Maddi alandaki sınırlarımız; sahip olduğumuz maddi değerlerle ilgili sınırlarımızdır. Bir kişi malımızı bizden izin almadan kullanıyorsa, izin verdiğimiz süreden daha fazla kullanıyorsa veya malımıza hasar verecek şekilde kullanıyorsa maddi sınırlarımızı ihlal etmiş demektir. Bu sınır ihlali bize maddi anlamda kayıp yaşatır.

Zaman alanındaki sınırlarımız; zamanımızı nasıl değerlendirmek istediğimizi belirlediğimiz sınırlardır. Bu alanda sınırlarımızı belirlemezsek zamanımızı istemediğimiz aktivitelerle, kendi ihtiyacımızın karşılanmadığı işlerle boşa harcamış oluruz. Bir kişi bizim zamanımızı bizim istemediğimiz şekilde doldurmaya çalışıyor ve bu konuda bize baskı uyguluyorsa zaman alanındaki sınırımızı ihlal ediyor demektir. Zaman sınırımız ihlal edildiğinde kendimizi tükenmiş, yorulmuş, bıkkın hissederiz ve kendi ihtiyaçlarımıza ve önceliklerimize zaman ayıramayız.

Sağlıklı bir sınır nerede başlar, nerede biter?

Sağlıklı sınır kavramı için vücudumuzdaki kan ve beynimiz arasındaki alış-veriş dengesini kuran kan beyin bariyerinin güzel bir örnek oluşturduğunu düşünüyorum.

Kan beyin bariyeri kandan beyine zehirli maddelerin ve mikropların geçmesini engellerken gerekli besin maddelerinin beyine geçmesine izin veren, “seçici geçirgen” bir sınırdır.

Eğer kan beyin bariyeri tam geçirgen bir sınır olsaydı zararlı maddeler ve mikroplar beynimize kolaylıkla geçebilir ve beynimizin zarar görmesine neden olabilirdi. Eğer kan beyin bariyeri hiç geçirgen olmasaydı bu sefer de gerekli besin maddeleri beynimize geçemez, beynimiz beslenemez olurdu ve beyin ölümü gerçekleşirdi. Bu nedenle kan beyin bariyerinin seçici geçirgen olma özelliği beynimizin zarar görmeden çalışması için elzemdir. Tıpkı sağlıklı ilişkiler kurabilmemiz için sınırlarımızın seçici geçirgen olması gerektiği gibi.

Sağlıklı bir sınır seçici geçirgen özelliğe sahiptir yani dengeli bir alma-verme ilişkisine izin veren bir sınırdır. Sağlıklı sınırlar çizebildiysek hem kendi önceliklerimizi net bir şekilde ifade edip ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz, hem de karşıdaki kişiye vermek istediklerimizi belirleyerek rahatlıkla verebiliriz. Yani ihtiyacımız kadar alıp, verebildiğimiz kadar verebiliriz. Bu sayede karşılıklı tatmin duygusunun yaşandığı, dengeli ve huzurlu, güven dolu ilişkiler kurabiliriz. Aç gözlülük tuzağına düşmeden, “hep bana hep bana” demeden, tıka basa dolmadan alabiliriz. Eksilme duygusuna kapılmadan ve tedirgin olmadan verebiliriz. Sağlıklı sınırlar bize bu dengeyi sağlayan sınırlardır.

Eğer aşırı geçirgen sınırlara sahipsek; almaktan çok vermek durumunda kalabiliriz. İlişkilerimizde aşırı fedakâr davranıp kendi ihtiyaçlarımızı ve önceliklerimizi görmezden gelerek sürekli veren kişi olabiliriz. Bu durum zamanla özgüven ve özdeğerimizin azalmasına, kendimize zaman ayıramamamıza, tükenmişliğe, ilişkilerde hep alacaklı hissetmeye, öfkeye, kurban psikolojisine ve nihayetinde depresyona kadar gidebilir. Eğer sık sık bir anda her şeyi bırakıp kaçma, uzaklara gitme ihtiyacı hissediyorsanız bunun nedeni aşırı geçirgen sınırlara sahip olmanız olabilir.

Eğer geçirgen olmayan sınırlara sahipsek; ilişkilerde veremez ve alamaz duruma düşebiliriz. Böyle katı sınırlara sahip olan kişiler yardıma ihtiyacı olan kişi konumuna düşmekten aşırı rahatsız olurlar. Gerekse bile yardım isteyemezler. Başkalarıyla yakınlık kuramazlar. Soğuk ve yüzeysel ilişkiler kurarlar. İlişki kurmayı başkalarının yükünü taşımak zorunda olmak gibi gördükleri için ilişki kurmak konusunda isteksiz ve meraksızdırlar. Oysa insan ruhunun temel besin maddelerinden biri ilişkilerdir. İliş(e)meyen insan beslenemez, zamanla ekşir, çürür, solar, yaşam sevincini kaybeder.

Sınır problemleri kişinin ilişkilerine nasıl yansır?

Sınır problemlerinden en çok kişinin ilişkileri etkilenir. Aşırı geçirgen ve geçirgen olmayan sınırların farklı ilişkilere nasıl yansıyabileceğine dair örnekleri gözden geçirelim.

Çocuk-ebeveyn ilişkisinde aşırı geçirgen sınırlar kuran ebeveynler iki açıdan zorlanırlar. Birincisi; çocuğa hiç sınır koymadığı için çocuk sınırları öğrenemez ve sık sık sınır ihlalleri yapar. Örneğin; aslında bir çocuğun söz sahibi olmaması gereken yaşam alanlarında kendi istediğinin yapılması gerektiği konusunda diretebilir. İkincisi; ebeveyn çocuğun sınırlarını ihlal edip aslında çocuğun alması gereken kararları alarak çocuğa baskı uygulayabilir. Örneğin; çocuğun ne yemesi gerektiğine karar verebilir, alternatif sunmadan çocuğun damak zevkine uymayan yemekleri yemesi için çocuğa baskı uygulayabilir. Çocuk-ebeveyn ilişkisinde geçirgen olmayan sınırlara sahip ebeveynler çocuğuyla derinlikli bir paylaşım yapamaz, çocuğu bir yük olarak görür ve bunu çocuğa hissettirir. Beslenemeyen çocuk yalnızlaşır, özdeğer ve özgüven gelişimi güdük kalır, almayı ve dolayısıyla vermeyi öğrenemez.

Aile ilişkileri açısında aşırı geçirgen sınırların varlığı çoğunlukla birbiri içine geçmiş, bireyleşmeye izin vermeyen, aile üyelerinin kendi bireysel fikirlerinin olmadığı ya da önemsenmediği, bağımlı ilişkiler şeklinde kendini gösterir. Geçirgen olmayan sınırlar söz konusuysa yüzeysel, soğuk, mekanik, zoraki aile ilişkileri gözleyebiliriz.

Romantik ilişkilerde, iş yaşamında ve arkadaşlıklarda sınırlar

Romantik ilişkiler açısından her iki kişinin de aşırı geçirgen sınırları varsa bu durum bağımlı ilişkiler kurmaya kadar gidebilir. Her iki taraf da birbirinin hayatıyla ilgili mutlak söz sahibi olduğunu düşünür ve bu şekilde davranır. İlişkide kişilerin kendi özel alanı yoktur; örneğin ancak ilişki içerisinde sosyalleşebilirler. Sadece ilişkiyi etkileyecek kararlar değil, bireysel olması gereken kararlar da bir arada alınır. Bu ilişkiler her ne kadar dışarıdan problemli görülseler de ilişki içerisindeki kişiler bu durumdan memnun hatta bu durumu arar vaziyette oldukları için ömür boyu birbirlerine yapışık vaziyette mutlu bir ilişki sürdürebilirler. Romantik ilişkilerde sınır problemleri kişilerden sadece birinin sağlıksız sınırlara sahip olması durumunda daha belirgin hale gelir. Bu durumda sağlıklı sınırlara sahip olan birey kendi özel alanını işgal altında hissedebilir, partnerinin kendini baskı altına aldığını düşünebilir ve bu durum dayanılmaz hale geldiğinde ilişki kopabilir.

İş hayatında sınır problemleri kişinin çoğunlukla zaman sınırları ihlal edildiğinde ortaya çıkar. Eğer işyerindeki bir kişi sürekli sizden sizin görev tanımınızda olmayan işler yapmanızı istiyor, zamanınızı nasıl kullanacağınıza dair size karışıyor, hakkınızı olan tatillerde bile çalışmanız konusunda talepte bulunuyorsa zaman sınırlarınızı ihlal ediyor demektir. Yaptığınız işin karşılığı olan maaşı almıyor olmak da maddi sınırlarınızın ihlaline dair bir örnektir.

Arkadaşlık ilişkilerinde sınır problemleri çoğunlukla alma-verme konusunda dengesizlikler şeklinde kendini gösterir. Eğer arkadaşınız buluştuğunuz zaman sürekli kendi hayatından ve problemlerinden bahsediyor, sürekli kendi konuşuyor ve sizin ihtiyaçlarınız, tercihleriniz konusunda duyarsız davranıyorsa sınır ihlali yapıyor demektir. Arkadaşınızın duygularınızı ve/veya düşüncelerinizi küçümsemesi, bu konuda yargılayıcı ve alaycı davranması da sınır problemine örnektir.

Tüm bu ilişkilerimiz dışında günlük hayatımızda tanımadığımız kişilerle de sınır problemleri yaşayabiliriz. Irkçı ve cinsiyetçi tutumlar, ortak yaşam alanlarının dikkatsiz ve özensizce kullanımı, başkalarının hak ve özgürlüklerini hiçe saymak, kendisiyle hemfikir olmayan kişileri bu fikirleri nedeniyle aşağılamak, dışlamak, küçümsemek, dış görünüşü nedeniyle birini yargılamak, dedikodu yapmak günlük hayatımızda nispeten sık karşılaştığımız sınır ihlallerine örnektir.

Sınır problemlerinin nedenleri nelerdir?

Aşırı geçirgen sınırlara sahip olmanın sık görülen nedenlerinden biri, sınır koymanın bedellerinin felaketleştirilmesidir. Kişi sınır koyar ve hayır derse reddedileceğinden, terk edileceğinden, eleştirileceğinden, karşıdakinin sevgisini kaybedeceğinden, fırsatları kaçıracağından, başkasının gözünde “bencil” duruma düşeceğinden korkabilir.

Özgüven ve özdeğer eksiklikleri de kişinin kendi ihtiyaçlarının önemsiz olduğunu düşünmesine yol açarak sınır problemlerine sebep olabilir.

Bazı kişiler birer “memnun edici” olmanın getirdiği sosyal onay ve beğeniye ihtiyaç duyarlar. Özgüvenleri dışarıdan gelecek bu onay ve beğeniye bağlıdır ve bu yüzden sınır koymazlar.

Yine benzer şekilde bazı kişiler için “kahraman” rolünü oynamak çok önemlidir. Bu kişiler birer sorun çözücü olarak kişilerin isteklerini hayır demeden gerçekleştirme çabası içerisine girerler. Böylelikle becerikli, başarılı, iş bitiren gibi unvanları toplayarak benlik saygılarını beslerler.

Bazen de sınır problemleri kök ailesinde sağlıklı bir sınır modeli alamamış kişilerde görülür. Özellikle az önce bahsettiğim birbiri içine geçmiş, bireyleşmeye izin vermeyen, bağımlı ilişkiler kuran bir aileden gelen bir kişi sağlıklı sınırın nerede başlayıp nerede bittiğini öğrenemediği için aile dışındaki ilişkilerinde sınır problemleri yaşayabilir.

Aşırı katı sınırları olan kişilerde de benzer şekilde kök ailelerinde sınır problemleri olabildiğini görüyoruz. Eğer kök ailedeki bireylerin de çok katı sınırları varsa bu kişiler ilişkilerdeki sağlıklı alma-verme dengesinin nasıl olduğunu göremezler ve deneyimleyemezler. Dolayısıyla almayı da vermeyi de öğrenemezler. Aile dışında kurduğu ilişkilerde bu alma ve verme konusundaki bilgisizlikleri ve beceri eksikleri ilişkilerde neyi ne kadar ve nasıl isteyeceğini bilememe, karşı tarafın verebileceğinden daha fazla isteme, örtük veya dolaylı yoldan isteme, ne istediği konusunda net olamama gibi alma problemlerine ve benzer şekilde verme problemlerine yol açabilir.

Bazen aşırı katı sınırlar geçmişte sınırları fazlasıyla ihlal edildiği için tükenmiş veya kırılmış olan bireylerde bir savunma düzeneği olarak da karşımıza çıkabilir. “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” misali, bu kişiler ilişkilerinde sınırlarını azıcık gevşetirlerse karşıdakinin kişisel alanlarına tecavüz edeceklerinden korkarlar. Bu durum ilişkilerde güven problemi yaşamalarına ve sığ ilişkiler kurmalarına neden olur.

Sağlıklı sınırlar nasıl çizilir?

İlişkilerimizde insanların sınırlarımıza saygı duymasını istiyorsak öncelikle kendimiz kendi sınırlarımıza saygı duymalıyız. En başta şunu kabul edelim; kendimizi güvende ve huzurlu hissetmemiz için sınırlara ihtiyacımız var.

Kök ailenizde sağlıklı sınırı model alabileceğiniz bir ilişki örneği görmemiş olabilirsiniz. Fakat bu durum asla sağlıklı sınırlar koyamayacağınız anlamına gelmez. Eğer sınır koymakla ilgili korkularınız, felaketleştirici düşünceleriniz varsa öncelikli olarak bu korkularınızdan kendinizi azat etmeniz gerekecektir. Bacağınızdaki prangaları kesmeden özgürleşemezsiniz.

Sınır koymak sizin için ne anlama geliyor? Sınır koyarsanız neyin olasından korkuyorsunuz? Örneğin; sınır koyduğunuz takdirde karşıdaki kişinin sevgisini kaybedeceğinizden korkuyor olabilirsiniz. Bu durumda kendinize şu soruyu sormak akıllıca olabilir; sınır koyduğunuz takdirde sizi sevmekten vazgeçecek biriyse, bu gerçekten sizi sevdiği anlamına gelir mi? Bazen sınır koyarak da hayatınızdaki sağlıksız ilişkilerden kendiniz kurtarabilir, gereksiz kalabalığı gerçek dostlardan oluşan bir avuç insana indirgeyebilirsiniz.

Sağlıklı sınırlar çizmek konusunda yeterince motivasyon geliştirdiğinizi düşünüyorsanız sıra bu sınırı çekmeye gelmiş demektir. Bunun için öncelikle hangi yaşam alanlarında ve hangi ilişkilerinizde sınırlarınız konusunda bir yenilenmeye ihtiyaç duyduğunuza bir bakın. Örneğin; zaman konusunda sınırlarınız ne durumda? Zamanınızı iyi planlayabiliyor musunuz? Yoksa çoğu vaktinizi hayatınızdaki önemli bir kişinin istek ve ihtiyaçlarına göre mi yönlendiriyorsunuz? Hangi konularda zaman sınırınız ihlal ediliyor? Hangi gerekçeyle ihlal ediliyor? Bu gerekçenin gerçekten bir dayanağı var mı? Yoksa basitçe sınırınız ihlal eden kişinin gereksiz baskısı ve bencilliğinden mi kaynaklanıyor? Peki bu durumda sınırınızın nerede başlayıp nerede bitmesini tercih edersiniz? Bu tercih ettiğiniz sınır size zamanınızı geri kazandıracak mı? Geri kazandığınız zamanla neyi yapmayı planlıyorsunuz?

Sınırlar konusundaki yenilik ihtiyaçlarınızı belirledikten sonra bu sınırları nasıl çekeceğinize dair bir eylem planı yapmanız gerekir. Genellikle sınır çekmek için biriyle iletişime geçmeniz gerekecektir. Az önce verdiğim örnekten devam edecek olursak zaman sınırınızı ihlal ettiğini düşündüğünüz kişiye bu durumu bildirmeniz gerekecektir. Bunu ne zaman yapmayı planlıyorsunuz? Peki nasıl yapacaksınız? Sınır çizmek için en sağlıklı yol etkin bir iletişim kurmaktır. Elbette ki soğuk davranmak, trip atmak, küsmek gibi pasif agresif tavırlarla da veya açık agresyon göstererek de sınır çizebilirsiniz. Fakat bu tarz iletişimler çoğunlukla sınır probleminizi ortadan kaldırmadığı gibi, karşıdaki kişiyle gereksiz bir çatışmaya girmenize neden olabilir. Ve yeni sınır sorunlarına yol açabilir. Aşırı katı sınırların bazen ilişkilerdeki kırılmalar nedeniyle ortaya çıktığını hatırlayınız.

Sınır koymak için etkin iletişim nasıl kurulur?

Şimdi de sınır koyarken kullanabileceğiniz etkin iletişim yöntemlerine birlikte bakalım. Öncelikle karşıdaki kişinin iletişime açık olduğu bir zamanı ve mekânı seçmenizi öneririm. Meşgul olduğu her halinden belli olan biri iletişime yeterince açık olmayacaktır. Yine çevrede birçok insan varken ve sizi dinlerken bu işi yapmak karşıdakini rahatsız edebilir ve tepkisel davranmasına yol açabilir.

Uygun zaman ve mekânda iletişime başladığınızda sizi neyin rahatsız ettiği konusunda oldukça açık ve net olun. Bunun neden sizi rahatsız ettiğini de net bir şekilde söyleyin. Karşıdakinin zihninizi okumasını beklemeyin. “Ben nasılsa böyle dersem o beni şöyle anlar” gibi beklentilere girmeyin. Sınırınızı neden ve nereden çizmek istediğiniz konusunda da aynı açıklık ve dürüstlükte olun. Bu sırada karşıyı suçlayıcı olan “sen dilini” kullanmak yerine “ben dilini” kullanın. Sizlere açık, net, dürüst ve “ben dili” kullanılarak çizilen bazı sınır örneklerini sunuyorum:

  • Birlikte kullandığımız odayı dağınık bıraktığında odayı sürekli ben toplamak zorunda kalıyorum. Bu durum hem zamanımı harcamama neden oluyor hem de bana saygısızlık yaptığını düşünüyorum. Bu konuda daha özenli davranmanı isterim.
  • Bisikletimi benden izin almadan kullanman hoşuma gitmedi. Eşyalarımın kullanımı konusunda bir dahaki sefer benden izin almanı rica ediyorum.
  • Az önceki ifadenle benim duygularımı küçümsediğini düşündüm. Lütfen bunu bir daha yapma. Aksi takdirde seninle sohbet ederken kendimi rahat hissetmeyeceğim.

Bu ifadelerde de gördüğünüz gibi sınır koyarken çekingen davranıp istekleriniz dolaylı yoldan, küçülterek sunmanıza, ağdalı bir dil kullanmanıza gerek yok. Basit cümlelerle, net ve açık bir iletişim kurun. Böylelikle anlaşılır olma ihtimaliniz artar. Elbette ki karşıdaki bu cümlelere bir yanıt verdiğinde durumu tekrar gözden geçirmeniz, bazen de kendinizi tekrar ifade etmeniz gerekecektir. Hatta zaman zaman sınırlarınızın tekrar üzerinden geçmeniz, bazen de sınırlarınızı yenilemeniz gerekebilir. Bu gözünüze biraz zorlayıcı bir süreç gibi gözükebilir. Fakat sağlıklı sınırlar kurduğunuz takdirde yaşayacağınız rahatlığa, huzura, güvene ve özgürlük hissine değerdir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 25 Nisan 2024’te yayımlanmıştır.

Aslıhan Dönmez
Aslıhan Dönmez
Prof. Dr. Aslıhan Dönmez - Psikiyatri uzmanı ve nörobilim doktoru. Çalışma alanları kaygı bozuklukları, depresyon ve yeme bozuklukları. Uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapi. Halen Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veriyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x