Türkiye seçim tarihinden günümüze dersler – 2

14 Mayıs 1950 seçimlerinden 73 yıl sonra yine bir 14 Mayıs’ta sandığa gidiliyor. Seçimlerde kazananın Türkiye olması için neler gerekli? 2000’li yıllardaki seçim deneyimlerimiz ne söylüyor? Prof. Dr. Tanju Tosun yazdı.

Türk siyasal tarihinin seçimlerini ve onlardan kalan mirası incelediğimiz bu yazının ilk bölümünde 2002 seçimlerine kadar gelmiştik. Bu tarihten itibaren yapılan seçimlerin yumuşama-kutuplaşma sarkacında geçen siyasal rekabet olduğunu söylemek mümkün.

Türkiye siyasal hayatında, 2000’li yıllar siyasetin denenmemiş partiler ve aktörleri deneyimlemesi anlamında yeni bir dönemdir.

AK Parti’nin kurulmasıyla birlikte, Türkiye siyasetinde kartlar yeniden karılırken, siyasi dengeler süratle değişmeye başladı. Kuruluşundan 1 yıl geçmeden yapılan seçimlerde bu partinin 1. parti olarak çıkıp tek başına iktidara gelmesinin ardında, büyük ölçüde 90’lı yıllarda Türkiye’nin yönetilemeyen bir ülke haline gelmesinde baş sorumlu olan merkez sağ ve merkez sol partilerin başarısızlıkları ve temsil güçlerini kaybetmeleri yatıyordu.

3 Kasım 2002 genel seçimlerinde AK Parti 1. parti olup tek başına hükümeti kuracak sayısal çoğunluğa ulaşmasına rağmen, genel başkanı Erdoğan siyasi yasaklı konumunda bulunduğu için milletvekili adayı olamadı. Erdoğan’ın yeni yapılacak bir seçimde veya gidilecek bir ara seçimde aday olabilmesi için 27 Aralık 2002’de Anayasa’da değişikliğe gidildi,[efn_note]76. ve 78.maddelerinde değişikliğe gidildi.[/efn_note] milletvekili seçilmeyi engelleyen “ideolojik ve anarşik eylemlere katılmak” şeklindeki düzenleme yerini “terör eylemlerine katılma”ya bıraktı. Ardından Yüksek Seçim Kurulu’nun Siirt seçimlerini iptal etmesi bu ilde ara seçim yapılmasının yolunu açtı, 9 Mart 2002’de bu ilde ara seçim yapıldı, aday olan Erdoğan milletvekili seçilerek parlamentoya girdi.

2002 seçimleri: Katılımı en düşük seçimler

3 Kasım 2002 genel seçimleri, gerek seçime katılım düzeyi, gerekse 18 Nisan 1999’a göre partilerin oy güçlerindeki değişim açısından ilginç özelliklere sahipti.

Askeri darbeden sonra 6 Kasım 1983 seçimleriyle yeniden işlemeye başlayan demokratik süreçteki 5 seçimle karşılaştırıldığında, 3 Kasım seçimleri katılımın en düşük düzeyde kaldığı seçimlerdi. 18 Nisan 1999 seçimlerinde ilk iki sırada yer alan DSP ve MHP’nin yanısıra, merkez sağın yerleşik temsilcileri ANAP ve DYP ülke barajını aşamazken, yüzde 10’luk ulusal baraj nedeniyle TBMM’ye sadece AK Parti ve CHP temsilci sokmayı başardı.

Kayıtlı seçmenlerin yüzde 76,1’i ‘geçerli oy’ kullanırken, seçmenlerin yüzde 20,8’i seçime ‘katılmadı’, oy kullananların ise yüzde 3,7’si sandık başında geçersiz oy kullandı. 3 Kasım’da seçime katılma düzeyinin yüzde 79,1 gibi düşük bir düzeyde kalmasının temel nedenlerinden biri; seçmen sandık listelerinin güncel demografik değişimleri dikkate alacak şekilde düzenlenmemesiydi. Belirli sayıdaki yeni seçmenin listelere kaydolamaması ya da yer değiştirmeler nedeniyle eski listelerde kayıtlı seçmenlerin yeni yerleşim yerlerinde listelere yazılamaması gibi teknik faktörler katılımı azalttı.

Olası bir diğer neden ise; seçmenin merkezcil eğilimleri olan partilere karşı, bunların iktidar dönemindeki uygulamalarına tepki duyarak sandığa kayıtsız kalmaları, bir başka anlatımla geliştirdikleri siyasal ilgisizlik tutumuyla oy kullanmamalarıdır.

18 Nisan 1999 seçimlerinde elde ettiği yüzde 22,2’lik oy ora-nıyla 1. parti olan DSP yüzde 1,2’ye geriledi. Yüzde 15,4’lük oy oranıyla 3. parti konumuna ulaşan Fazilet Partisi oylarıyla Saadet Partisi oylarını karşılaştırdığımızda, SP’nin oy oranının yüzde 2,5’e gerilediğini, seçime katılan 18 parti arasında 8. sıraya düştüğünü görüyoruz. Buna karşılık, köken olarak bu gelenekten beslenen Adalet ve Kalkınma Partisi katıldığı ilk seçimde elde ettiği 10 milyon 808 bin 229 oyla (yüzde 34,2) seçimden 1. parti çıktı. FP’nin 18 Nisan’daki oyları veri alınırsa, AKP bu çizginin oylarında 6 milyon 2 bin 848 oy artışı (%124) sağladı denilebilir. ANAP yüzde 13,2’lik oy oranından yüzde 5,1’e gerilerken merkez sağda rakibi DYP’nin oyları % 9,5’e düştü. CHP 18 Nisan’a göre oylarını yüzde 8,7’den yüzde 19,4’e yükselti. HADEP oyları ise yüzde 4,7’den yüzde 6,2’ye çıkıyordu.

Genç Parti ilk kez katıldığı seçimde 2 milyon 285 bin 598 oyla yüzde 7,2’ye ulaştı. DSP’den ayrılanların İsmail Cem’in liderliğinde kurdukları Yeni Türkiye Partisi (YTP) ise ancak %1,1 oy alabildi.

2002 seçimleri: Merkezdeki çözülmenin çöküşe dönmesi

3 Kasım seçimlerinin sonuçları, siyasal yelpazenin merkez sağ ve merkez solunda 1990’ların ikinci yarısında başlayan çözülmenin çöküşe doğru evrildiğini ilan etti.

Parti bloklarının oy güçleri incelendiğinde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor; 18 Nisan’la karşılaştırıldığında ANAP ve DYP’li merkez sağın oy oranı yüzde 25,2’den 14,7’ye geriledi; CHP, DSP ve YTP’li merkez sol oylar yüzde 30,9’dan yüzde 21,8’e düştü. Merkezin sağındaki partilerin (MHP, AKP, GP, SP, MP, BBP) oy oranı yüzde 55,3, merke-zin solunda konumlananların ise (DEHAP, ÖDP, TKP, İP) yüzde 7,4’tü.

2007: Giderek rasyonelleşen ve bireyselleşen seçmen

22 Temmuz 2007 genel seçimleri, seçim öncesinde yaşanan gelişmeler veri alındığında, olağanüstü koşul ve gelişmelerin ışığında yapılması bakımından, dikkat çeken bir demokratik saymaca olarak nitelendirilebilir.

Seçim öncesinde Cumhurbaşkanlığı seçim yöntemi odaklı tartışmaların doldurduğu popüler siyaset gündeminde, güncel siyasetin toplumsal içeriğinden çok, yüzeyindeki yapaylıklar, toplum dışı ağırlıklı konular belirgindi. 22 Temmuz seçimleri bu niteliklerine bağlı olarak, kimi yorumcular tarafından sosyolojinin siyasete cevabı olarak değerlendirildi, kimileri ise seçimi AKP-asker koalisyonunun tescili olarak niteledi, seçimlerin demokrasi alanını genişlettiğini düşünenler de oldu.

22 Temmuz seçim sürecini olağanüstü hale getiren gelişmeler, 27 Nisan e-muhtırası, Cumhuriyet mitingleri ve Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanlığı seçim turlarının başlaması için gerekli toplantı yeter sayısı konusunda verdiği karardı. Nedenleri ve sonuçları ne olursa olsun, 22 Temmuz’daki seçmen tercihleri parti sisteminin kurumsallaşması, siyasi rejimin olağanlaşması ve demokratikleşmeye içsel dinamiklerin karar vericiliğiyle katkı yapıcı oldu. Bu anlamda sonuçlar, Türkiye seçmeninin giderek rasyonelleştiğinin ve oy verme davranışının artan ölçüde bireyselleştiğinin de işaretçisiydi. Her şey bir yana, seçmenlerin verdiği en önemli mesaj; demokrasiye olan bağlılıkları ve siyasi istikrara verdiği önemdi.

22 Temmuz seçimlerinde AK Parti %46,6 oy oranıyla seçimlerden 1. parti olarak çıktı, CHP oyların % 20,9’unu alarak 2. parti oldu. MHP ise %14,3’lük oy oranıyla 3. partiydi. Seçimden Demokrat Parti % 5,4 oy oranıyla çıkarken, GP oyların ancak % 3’ünü elde edebildi. Ülke genelinde uygulanan % 10’luk ulusal barajın parlamentoya temsilci sokmayı engelleyici özelliğini bertaraf etmek için, DTP adayları, ÖDP Genel başkanı Ufuk Uras ve başta Baskın Oran olmak üzere diğer bazı isimler seçime bağımsız olarak katıldılar. Bağımsızlardan 21’i seçildikten sonra DTP’ye geçip, DTP’nin parlamentoda grup kurmasını sağladılar. Seçime bağımsız olarak katılan Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas’tan milletvekili seçildikten sonra partisinin başına yeniden geçti. ÖDP kökenli Ufuk Uras da bağımsız seçilen milletvekilleri arasındaydı. DSP’nin bazı adayları CHP listelerinden seçime katıldı, seçildikten sonra CHP’den ayrılarak parlamentoda DSP’nin 13 milletvekili ile temsil edilmesini sağladılar.

2011 seçimleri: Tek galipli seçimler

12 Haziran 2011 seçimlerinden AK Parti % 49.8 oy oranıyla yine 1. parti olarak çıkarken, oylarını yaklaşık 3 puan arttırdı.

CHP oyların % 26’sını alarak, bir önceki seçime göre 6 puan oy artışı sağladı. MHP 3 puanlık kayıpla, oyları % 13’e gerilerken, bağımsız giren Kürt siyasetçiler ve bazı aydınlar toplam % 6,6’lık oy elde etti.

Seçimlerin tek galibi kuşkusuz AK Parti idi ve bu seçim AK Parti’ye oy veren seçmenlerin bu parti etrafında net biçimde tutunduğuna işaret ediyordu.

2015: Siyasal anlamda yeniden mevzilenme

AK Parti’nin, girdiği ilk seçimden ve 13 yıllık tek parti iktidarından sonra, ilk kez 7 Haziran 2015 seçimlerinde kazandığı milletvekillikleri hükümet kurmasına yetmedi. AK Parti % 40,9, CHP % 25, HDP % 13,1, MHP % 16,3, Saadet Partisi % 2,1, diğer partiler % 0,1 ile % 0,4 arasında oy elde ettiler.

Bu anlamda 7 Haziran seçimiyle siyasi rejimin gelecek tasarımına ilişkin beklentileri de gerçekleşmedi. Seçim sürecinde Cumhurbaşkanı’nın ve AK Parti’nin rejim değişikliği tasarımının merkezine oturan başkanlık sistemi, seçmen iradesiyle bir süreliğine rafa kalktı. MHP ve HDP’nin sağladıkları oy artışları, Türkiye siyasetinde yeniden mevzilenmelerin başladığının habercisiydi. 2007 seçiminden itibaren kendi seçmen tabanını konsolide etmesiyle ve %10’luk ulusal barajın da katkısıyla “hakim parti” konumuna yaklaşmış ve 2011’de bunu pekiştirmiş olan AK Parti, 7 Haziran’da bu statüsünü kaybetmekle kalmadı; her seçimde kendisine oy veren milliyetçi ve –dindar Kürt seçmenler gibi- muhafazakârların kendisinden kopup MHP ve HDP’ye yönelmesiyle birlikte, Türkiye parti sistemi de yeniden mevzilenme sürecine girdi.

2015: Radikal bir kırılma değil

7 Haziran’da partilere yönelen seçmen desteği parti tercihlerinde bir kısmi yeniden mevzilenmeye karşılık gelse de, radikal bir kırılma şeklinde yorumlanamaz.

AK Parti’nin iktidar yorgunluğuna, rejimi otoriterleştiren uygulamalarına, yolsuzluk tartışmalarına rağmen %40 oy alması seçmen tabanını konsolide ettiğinin göstergesidir. Bu, toplumun farklı kesimleriyle “hizmet siyaseti” iddiası üzerinden kurduğu organik ilişkiye dayalı olarak edindiği sosyolojik tabanının parçalanmadığının kanıtıdır. Bu sosyolojik tutunmanın en önemli nedeni, iktidarında korumacı ve kollamacılığa dayanan Türkiye sağının vasat kitle siyaset tarzının da sonucudur.

Erdoğan’ın başlattığı “Çözüm Süreci”ne duyulan tepki 2002’den beri AK Parti’de toplanan milliyetçi-muhafazakâr seçmenin hatırı sayılır bir kesimi, Erdoğan’ın kampanya sürecindeki şiddetli milliyetçi diline rağmen bu kez AK Parti’den koptu, MHP’ye yöneldi. Aynı, fakat karşıt dil Güneydoğu ağırlıklı Kürt seçmeninin de AK Parti’den ayrılıp, HDP’ye yönelmesinin başlıca nedenidir.

2011’e göre oylarını sınırlı biçimde arttırma başarısı gösteren MHP’nin 7 Haziran’da aktüel siyasete vurduğu asıl damga; ülkenin milliyetçi seçim coğrafyasında AK Parti’nin hegemonik gücünü kırması, AK Parti ile yarıştığı her seçimde bu partiye devrettiği sosyolojisini yeniden teslim alma sürecine girmesidir.

7 Haziran’ın asıl kazananı olan HDP ise, geçmişte bölge partisi kimliğine sıkışan özelliği yerine, Güneydoğu dışında Türkiye’nin farklı bölgelerinde irili ufaklı çoğulcu sosyolojisiyle gözlerin üzerine çevrildiği bir partiye dönüşmüştü. HDP bu seçimde, Türkiye siyasetinde tarihsel olarak dışlanan Kürt kimliğini topyekun tek bir parti etrafında seferber etmeyi başarması kadar, demokrat, özgürlükçü, barış yanlısı ve çoğulculuğun siyasal alanda temsiline inanan çok farklı sosyolojilerin ittifakının ürünü olarak parlamentoda azımsanmayacak bir temsil hakkı elde etti.

CHP açısından 7 Haziran sonucu, HDP’nin ardından toplumsal tabanını koruma anlamında en kemikleşmiş seçmene sahip olmasına rağmen seçmen tabanını büyütememesidir. Yeniden açıldığı 1994’ten sonra katıldığı seçimlerdeki kampanyalarıyla karşılaştırıldığında, CHP seçim sürecini ilk kez seçmenin ne istediği bilinciyle hazırlanan bir bildirge ve kampanya yönetimiyle yönetmiştir. Buna rağmen, sandıktan dörtte birlik seçmenin desteğinin ötesine geçemeyen bir parti olarak çıkmıştır. Bildirgesindeki vaatleriyle Türkiye’nin sosyolojik piramidinde yükselmek isteyen düzenin yoksunlarına dönük yüzü ile sosyal demokrat iddiasını arttırmasına rağmen seçimden başarılı çıkılmamışsa, CHP’nin asıl sorunu seçmen zihninde kendisine ilişkin yer etmiş olan negatif algıydı.

1 Kasım 2015: Uzun bir tartışma

7 Haziran seçimi sonucunda hükümetin kurulamaması nedeniyle 1 Kasım’da yenilenen seçim, gerek nedenleri, gerekse sonuçları bakımından Türkiye siyasal hayatında uzun süre tartışılacak özelliklere sahip.

7 Haziran seçimiyle oluşan parlamenter çoğunluktan tek parti hükümetinin çıkmaması, ardından yürütülen partiler arasındaki koalisyon görüşmelerinin sonuçsuz kalması, aynı süreçte artan terör ve şiddet eylemleri mevcut istikrarın süratle aşınmakta olduğuna işaret eden gelişmelere ilişkin tipik örneklerdi. AK Parti’nin tek parti hükümetiyle tesis edilen hükümet istikrarının ardından 7 Haziran sonrası yaşanan hükümet kurma odaklı uzlaşmazlığa ekonomik ve siyasi belirsizliğin eşlik etmesi doğaldır ki Türkiye toplumunda endişelere yol açtı. Özellikle 90’lı yıllardakine benzer terör eylemleri, kitlesel katliamlar toplumda 90’ların alacakaranlık kuşağına geri mi dönüyoruz şeklinde bir soru işaretine yol açtı. Bu süreçte MHP lideri Devlet Bahçeli’nin herhangi bir parti ya da partilerle kurulacak koalisyona yanaşmaması, CHP-AK Parti arasındaki koalisyon görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkeyi yeniden bir seçime götürme tercihiyle birleşince seçmenin önüne kaçınılmaz olarak 1 Kasım’da yeni bir seçim sandığı kondu. Aynı süreçte artan terör eylemlerine yanıt olarak AK Parti hükümetinin izlediği güvenlikçi politikalar karşısında, HDP’nin ülke genelinde siyasal meşruiyetini pekiştirmeye yönelik Türkiyelileşme projesini başaramaması, CHP’nin ise izlediği uzlaşmacı söylem ve tavırları, 1 Kasım’a uzanan süreçte Türkiye siyasetinin hal-i pür melaline ilişkin karakteristik görünümlerdi.

1 Kasım’da sandığa yansıyan seçmen iradesi, seçim öncesinde partilerin oy oranlarına ilişkin beklentiler anlamında ciddi sürprizlere yolaçtı. AK Parti %49,5 oy oranı ile 317, CHP % 25,3 ile 134, MHP % 11,9 ile 40 ve HDP % 10,7 ile 59 milletvekilliği elde etti.

7 Haziran seçimine iddialı bir bildirgeyle hazırlanan, ideoloji ve siyaseti ekonomik alanın sosyal boyutuyla birleştiren CHP’nin benzer çabasını 1 Kasım için kaleme aldığı bildirgede de görüyoruz. Bildirgede yer alan partinin siyaset tahayyülünde özgürlük, demokrasi ve hukuk devletinin kurumsallaşmasının ekonomik gelişmenin, sosyal adaleti tesis etmenin ve bilgi toplumuna ulaşmanın anahtarı olduğu daha başlangıçta dile getirilirken, bunun ancak demokratik değerler ve hukuk devleti ilkelerinin bir norma dönüşmesiyle mümkün olacağı iddia edildi.

AK Parti’nin 1 Kasım Mesajı ise “Yaptıklarımız Yapacaklarımızın Teminatıdır” şeklindeydi. 13 yıllık tek parti iktidarının ardından 7 Haziran’da sandıkta hükümet kuracak çoğunluğunu kaybeden AK Parti, yeniden iktidara ulaşmak için 1 Kasım bildirgesinin neredeyse her satırında geçmişte yaptıklarına dayandı, bunu detaylandırarak seçmene hissettirmeye çalıştı.

MHP, bildirgesinin başlangıcında ayrıntılı olarak AK Parti iktidarına yönelik eleştirilere yer verirken, 13 yıllık tek parti iktidarında milletin desteği, adalet, huzur ve refah için kullanılmak yerine, gerilim, kutuplaşma ve çatışma ekseninde heba edildiği, “milli irade”nin yolsuzluk, adaletsizlik ve bölücülük için kılıf yapıldığını, Türk milleti ve devletinin beka sorunu ile yüz yüze bırakıldığı iddia ediliyordu. MHP çözüm sürecine de çok sert eleştirilerde bulunarak, sürecin sonunda gelinen terör ortamının yegâne sorumlusu olarak AK Parti’yi işaret ediyordu.

HDP’nin bildirgesindeki “Büyük İnsanlık Büyük Barış” başlığı hem ulusal hem uluslararası gelişmelere dönük referanslar taşırken, bildirgedeki gerçek demokrasi iddiasıyla ‘Radikal Demokrasi’ vurgusunda ‘Demokratik Cumhuriyet’i Türkiye’nin temel ihtiyaçları olarak barış, adalet ve demokrasi öne çıkarılmıştı.

1 Kasım’da CHP’nin yüzde 25’lik oy bandına yerleşmesi, sosyolojik tabanını koruduğunu, fakat bunu genişletemediğini gösterdi. HDP bağlamında bakıldığında, oy kaynağı büyük ölçüde Kürtlere dayalı olan bu partinin homojen bir sosyolojiye sahip olmadığı, Kürtlerin arasında siyasete, iktidara bakış, bugüne ve geleceğe ilişkin farklı algı ve beklentilerin varolduğu 1 Kasım’da anlaşıldı.

AK Parti’nin 1 Kasım’daki başarısının ardında büyük ölçüde toplumun taleplerini iyi okuması yatıyordu. Seçmenle kurmuş olduğu temsiliyet ilişkisi tek boyutlu olmayan AK Parti bu süreçte yaşanan istikrarsızlık, belirsizlik ortamında toplumun talep ettiği meşru siyasetin yanında durma, sorunların çözümünü siyasette aramak, birinin yanlışını bir başkasının doğrusu olarak görmeme mesajını iyi alıp, bunun üzerinden istikrar, güven, refah, kalkınma, çözüm temelli bir siyaset diliyle seçmene seslendi ve başarılı oldu.

24 Haziran 2018: İttifaklı seçimler

Türkiye siyasal yaşamında 14 Mayıs seçimleri öncesi partiler arasındaki son seçim rekabeti 24 Haziran 2018 milletvekili genel seçiminde yaşandı, aynı tarihte Cumhurbaşkanlığı seçimi de yapıldı.

Bu seçimin özelliği seçmenin aynı gün yapılan seçimle hem milletvekillerini hem de Cumhurbaşkanını belirlemek için oy kullanmalarıydı. Diğer yandan, 3 Kasım 2019’da yapılması gerektiği halde, Bahçeli’nin talebiyle ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da desteklemesiyle bir erken seçim olmasıydı. Erken seçim kararının alınmasıyla eş zamanlı olarak, OHAL süresi seçim tarihini de kapsayacak şekilde üç ay daha uzatıldı.

Seçim sonucuna göre AK Parti % 42,6’lık oyla 1. parti olurken, CHP kendisine yönelen % 22,6’lık destekle 2. parti seçildi. HDP % 11,7’lik, İYİ Parti % 10’luk, MHP % 11,1’lik, SP % 1,3’lük oy gücüne ulaşırken, diğer partilerin oyları % 0,2 ile 0,3 arasında kaldı.

24 Haziran seçimleriyle ilgili en önemli siyasi kırılma noktaları, seçimin FETÖ darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL koşullarında ve Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte yapılması, 2017 Anayasa değişikliğiyle geçilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yapılan ilk seçim olmasıydı. OHAL koşulları doğaldır ki seçime katılan siyasi partiler arasında seçim dürüstlüğü açısından eşit rekabetin yaşanmadığı kimi koşulları içeriyordu.

Diğer yandan, teknik-politik bir kırılma noktası olarak, seçim kanununda yapılmış değişiklik nedeniyle siyasi partilerin aralarında ittifak kurmalarına imkan tanınmasıydı. Bu nedenle, seçim rekabeti Cumhur ve Millet ittifakları arasında yaşandı. Cumhur İttifakı’nın bileşenleri AK Parti, MHP ve BBP, Millet İttifakı’nın ise CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi idi. Seçim ittifakları bazı seçim çevrelerinde AK Partilerinin ortak listeyle, bazılarında ise partilerin kendi listeleriyle seçime katılmaları şeklinde işledi. Seçim sürecinde seçimlerin dürüstlük kriterlerine uymayan çeşitli gelişmelerin yaşanması (partilerin kamu yayıncılığından adil ölçüde yararlanamaması, OHAL koşulları vb.), uluslararası kamuoyunda seçim dürüstlüğü temelinde eleştirilere konu oldu.

24 Haziran’ın dikkat çeken sonuçları; AK Parti’nin 7 Haziran seçimine benzer biçimde, ikinci kez parlamento çoğunluğuna ulaşacak milletvekilliğini elde edememesi, MHP’nin 2015’de elde ettği oy oranına yakın bir destek bulması, CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin de kendilerinden beklenen seçim performansını gösterememeleriydi. Bu anlamda MHP yasama organında iktidarı tayin etme temelinde kilit ya da oyun kurucu parti niteliğiyle dikkat çekti. HDP elde ettiği oy oranıyla ulusal barajı aşarak parlamentoda bir kez daha temsil edilme hakkı elde etti.

Partiler seçim bildirgelerinde öne çıkardıkları vaatlerle birbirlerinden farklılaşırken, Cumhur İttifakı partilerinin söylemlerinde istikrar, yerlilik ve millilik vurguları dikkat çekiyor, Millet İttifakı bileşeni partiler ise hukuk, adalet, demokratikleşme, refah, gelirin adil paylaşımı gibi konularla öne çıkıyorlardı. Partiler arasında seçim vaatleri anlamında eğitimden adalete, dış politikadan ekonomiye, yönetim sisteminden sağlık politikalarına, Kürt sorununa yaklaşımlarından insan haklarına kadar belirgin farklılıklar söz konusuydu.

Çok partili siyasal yaşamın fiili olarak başlangıcı kabul edilen 14 Mayıs 1950 seçimlerinden 73 yıl sonra yine bir 14 Mayıs’ta sandığa gidilirken, yaklaşık üç çeyrek asırlık seçim deneyimi ve referansının Türkiye’de seçmen iradesiyle demokrasi, hukuk, adalet, hakça paylaşım temelli ve meşruiyet tartışması yaşatmayacak sonuçlar üretmesi, kazananın Türkiye olması anlamına gelecektir.

Yararlanılan Kaynaklar:

Ergun Özbudun; Türkiye’de Parti ve Seçim Sistemi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2021.
Tanju Tosun; “Seçim Kanunundaki Son Değişiklikler Üzerine Bir Değerlendirme”, Denge ve Denetleme Merceğinden 2022 (Almanak), Denge ve Denetleme Ağı-SİDA Yayını, Ankara, 2022. 67-68.
Tanju Tosun; 2023’e Doğru Türkiye’de Siyaset Partiler ve Seçimler, Orion Yayıncılık, Ankara, 2016.
Tanju Tosun; Siyasette Yeniden Mevzilenmeler, Büke Yayıncılık, Yayıncılık, İstanbul, 2003.
Tanju Tosun; Yeni CHP ve Politikanın Seyri, Orion Yayıncılık, Ankara, 2012.
Tanju Tosun; Siyaseti izlerken, Liberte Yayınları, Ankara, 2008.
Tanju Tosun; Türk Siyasal Hayatında Seçimler ve İzmir, Orion Yayıncılık, Ankara, 2009.
Tanju Tosun; “Türkiye Siyasal Hayatında XXVI. Dönem Parlamentosu”, Yüzüncü Yılında TBMM- Oluşumu, Çalışma Şartları ve İşlevleri (II.Cilt), TBMM Yayını, Ankara, 2020.
Tanju Tosun; Türkiye’de Seçim Sistemleri ve Seçimlere Etkisi- Siyasal Özgürlükler perspektifinden Öneriler, Liberal Perspektif Rapor, Ankara, 2015.
Tanju Tosun-Gülgün Erdoğan Tosun, Kazananı ve Kaybedenleriyle 1 Kasım Seçimleri, Toplum ve Demokrasi Dergisi, Yıl:2015, Cilt:9, Sayı:19.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 7 Nisan 2023’te yayımlanmıştır.

Tanju Tosun
Tanju Tosun
Prof. Dr. Tanju Tosun – 1965 yılında Bursa’da doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünde tamamlayarak, 1988 yılında S.B.F Kamu Yönetimi Bölümü’nden ikincilikle mezun oldu. Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden aldı. Doçentliğini Siyasal Hayat ve Kurumları alanında aldı. YÖK bursuyla kısa bir süre Amerika Birleşik Devletleri’nde Washington DC’de Middle East Institute isimli düşünce kuruluşunda Turkish Studies Center’da kıdemli araştırmacı olarak bulundu. Dr. Tosun 1998-2020 yılları arasında Ege İ.İ.B.F Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyeliği yaptı, Şubat 2020’de ayrıldı. Türk Siyasi İlimler Derneği, Mülkiyeliler Birliği ve TÜSES üyesi. Akademik ilgi ve çalışma alanları; Türkiye Siyasal Hayatı, Oy Verme Davranışı, Karşılaştırmalı Siyaset, Seçim Analizleri yer alıyor. Türkiye siyasal hayatı, karşılaştırmalı siyaset, oy verme davranışı, seçimlerle ilgili yayınlanmış kitapları, çeşitli kitap bölümleri var. Ulusal ve uluslararası çeşitli akademik konferans ve sempozyumlara katıldı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Türkiye seçim tarihinden günümüze dersler – 2

14 Mayıs 1950 seçimlerinden 73 yıl sonra yine bir 14 Mayıs’ta sandığa gidiliyor. Seçimlerde kazananın Türkiye olması için neler gerekli? 2000’li yıllardaki seçim deneyimlerimiz ne söylüyor? Prof. Dr. Tanju Tosun yazdı.

Türk siyasal tarihinin seçimlerini ve onlardan kalan mirası incelediğimiz bu yazının ilk bölümünde 2002 seçimlerine kadar gelmiştik. Bu tarihten itibaren yapılan seçimlerin yumuşama-kutuplaşma sarkacında geçen siyasal rekabet olduğunu söylemek mümkün.

Türkiye siyasal hayatında, 2000’li yıllar siyasetin denenmemiş partiler ve aktörleri deneyimlemesi anlamında yeni bir dönemdir.

AK Parti’nin kurulmasıyla birlikte, Türkiye siyasetinde kartlar yeniden karılırken, siyasi dengeler süratle değişmeye başladı. Kuruluşundan 1 yıl geçmeden yapılan seçimlerde bu partinin 1. parti olarak çıkıp tek başına iktidara gelmesinin ardında, büyük ölçüde 90’lı yıllarda Türkiye’nin yönetilemeyen bir ülke haline gelmesinde baş sorumlu olan merkez sağ ve merkez sol partilerin başarısızlıkları ve temsil güçlerini kaybetmeleri yatıyordu.

3 Kasım 2002 genel seçimlerinde AK Parti 1. parti olup tek başına hükümeti kuracak sayısal çoğunluğa ulaşmasına rağmen, genel başkanı Erdoğan siyasi yasaklı konumunda bulunduğu için milletvekili adayı olamadı. Erdoğan’ın yeni yapılacak bir seçimde veya gidilecek bir ara seçimde aday olabilmesi için 27 Aralık 2002’de Anayasa’da değişikliğe gidildi,[efn_note]76. ve 78.maddelerinde değişikliğe gidildi.[/efn_note] milletvekili seçilmeyi engelleyen “ideolojik ve anarşik eylemlere katılmak” şeklindeki düzenleme yerini “terör eylemlerine katılma”ya bıraktı. Ardından Yüksek Seçim Kurulu’nun Siirt seçimlerini iptal etmesi bu ilde ara seçim yapılmasının yolunu açtı, 9 Mart 2002’de bu ilde ara seçim yapıldı, aday olan Erdoğan milletvekili seçilerek parlamentoya girdi.

2002 seçimleri: Katılımı en düşük seçimler

3 Kasım 2002 genel seçimleri, gerek seçime katılım düzeyi, gerekse 18 Nisan 1999’a göre partilerin oy güçlerindeki değişim açısından ilginç özelliklere sahipti.

Askeri darbeden sonra 6 Kasım 1983 seçimleriyle yeniden işlemeye başlayan demokratik süreçteki 5 seçimle karşılaştırıldığında, 3 Kasım seçimleri katılımın en düşük düzeyde kaldığı seçimlerdi. 18 Nisan 1999 seçimlerinde ilk iki sırada yer alan DSP ve MHP’nin yanısıra, merkez sağın yerleşik temsilcileri ANAP ve DYP ülke barajını aşamazken, yüzde 10’luk ulusal baraj nedeniyle TBMM’ye sadece AK Parti ve CHP temsilci sokmayı başardı.

Kayıtlı seçmenlerin yüzde 76,1’i ‘geçerli oy’ kullanırken, seçmenlerin yüzde 20,8’i seçime ‘katılmadı’, oy kullananların ise yüzde 3,7’si sandık başında geçersiz oy kullandı. 3 Kasım’da seçime katılma düzeyinin yüzde 79,1 gibi düşük bir düzeyde kalmasının temel nedenlerinden biri; seçmen sandık listelerinin güncel demografik değişimleri dikkate alacak şekilde düzenlenmemesiydi. Belirli sayıdaki yeni seçmenin listelere kaydolamaması ya da yer değiştirmeler nedeniyle eski listelerde kayıtlı seçmenlerin yeni yerleşim yerlerinde listelere yazılamaması gibi teknik faktörler katılımı azalttı.

Olası bir diğer neden ise; seçmenin merkezcil eğilimleri olan partilere karşı, bunların iktidar dönemindeki uygulamalarına tepki duyarak sandığa kayıtsız kalmaları, bir başka anlatımla geliştirdikleri siyasal ilgisizlik tutumuyla oy kullanmamalarıdır.

18 Nisan 1999 seçimlerinde elde ettiği yüzde 22,2’lik oy ora-nıyla 1. parti olan DSP yüzde 1,2’ye geriledi. Yüzde 15,4’lük oy oranıyla 3. parti konumuna ulaşan Fazilet Partisi oylarıyla Saadet Partisi oylarını karşılaştırdığımızda, SP’nin oy oranının yüzde 2,5’e gerilediğini, seçime katılan 18 parti arasında 8. sıraya düştüğünü görüyoruz. Buna karşılık, köken olarak bu gelenekten beslenen Adalet ve Kalkınma Partisi katıldığı ilk seçimde elde ettiği 10 milyon 808 bin 229 oyla (yüzde 34,2) seçimden 1. parti çıktı. FP’nin 18 Nisan’daki oyları veri alınırsa, AKP bu çizginin oylarında 6 milyon 2 bin 848 oy artışı (%124) sağladı denilebilir. ANAP yüzde 13,2’lik oy oranından yüzde 5,1’e gerilerken merkez sağda rakibi DYP’nin oyları % 9,5’e düştü. CHP 18 Nisan’a göre oylarını yüzde 8,7’den yüzde 19,4’e yükselti. HADEP oyları ise yüzde 4,7’den yüzde 6,2’ye çıkıyordu.

Genç Parti ilk kez katıldığı seçimde 2 milyon 285 bin 598 oyla yüzde 7,2’ye ulaştı. DSP’den ayrılanların İsmail Cem’in liderliğinde kurdukları Yeni Türkiye Partisi (YTP) ise ancak %1,1 oy alabildi.

2002 seçimleri: Merkezdeki çözülmenin çöküşe dönmesi

3 Kasım seçimlerinin sonuçları, siyasal yelpazenin merkez sağ ve merkez solunda 1990’ların ikinci yarısında başlayan çözülmenin çöküşe doğru evrildiğini ilan etti.

Parti bloklarının oy güçleri incelendiğinde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor; 18 Nisan’la karşılaştırıldığında ANAP ve DYP’li merkez sağın oy oranı yüzde 25,2’den 14,7’ye geriledi; CHP, DSP ve YTP’li merkez sol oylar yüzde 30,9’dan yüzde 21,8’e düştü. Merkezin sağındaki partilerin (MHP, AKP, GP, SP, MP, BBP) oy oranı yüzde 55,3, merke-zin solunda konumlananların ise (DEHAP, ÖDP, TKP, İP) yüzde 7,4’tü.

2007: Giderek rasyonelleşen ve bireyselleşen seçmen

22 Temmuz 2007 genel seçimleri, seçim öncesinde yaşanan gelişmeler veri alındığında, olağanüstü koşul ve gelişmelerin ışığında yapılması bakımından, dikkat çeken bir demokratik saymaca olarak nitelendirilebilir.

Seçim öncesinde Cumhurbaşkanlığı seçim yöntemi odaklı tartışmaların doldurduğu popüler siyaset gündeminde, güncel siyasetin toplumsal içeriğinden çok, yüzeyindeki yapaylıklar, toplum dışı ağırlıklı konular belirgindi. 22 Temmuz seçimleri bu niteliklerine bağlı olarak, kimi yorumcular tarafından sosyolojinin siyasete cevabı olarak değerlendirildi, kimileri ise seçimi AKP-asker koalisyonunun tescili olarak niteledi, seçimlerin demokrasi alanını genişlettiğini düşünenler de oldu.

22 Temmuz seçim sürecini olağanüstü hale getiren gelişmeler, 27 Nisan e-muhtırası, Cumhuriyet mitingleri ve Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanlığı seçim turlarının başlaması için gerekli toplantı yeter sayısı konusunda verdiği karardı. Nedenleri ve sonuçları ne olursa olsun, 22 Temmuz’daki seçmen tercihleri parti sisteminin kurumsallaşması, siyasi rejimin olağanlaşması ve demokratikleşmeye içsel dinamiklerin karar vericiliğiyle katkı yapıcı oldu. Bu anlamda sonuçlar, Türkiye seçmeninin giderek rasyonelleştiğinin ve oy verme davranışının artan ölçüde bireyselleştiğinin de işaretçisiydi. Her şey bir yana, seçmenlerin verdiği en önemli mesaj; demokrasiye olan bağlılıkları ve siyasi istikrara verdiği önemdi.

22 Temmuz seçimlerinde AK Parti %46,6 oy oranıyla seçimlerden 1. parti olarak çıktı, CHP oyların % 20,9’unu alarak 2. parti oldu. MHP ise %14,3’lük oy oranıyla 3. partiydi. Seçimden Demokrat Parti % 5,4 oy oranıyla çıkarken, GP oyların ancak % 3’ünü elde edebildi. Ülke genelinde uygulanan % 10’luk ulusal barajın parlamentoya temsilci sokmayı engelleyici özelliğini bertaraf etmek için, DTP adayları, ÖDP Genel başkanı Ufuk Uras ve başta Baskın Oran olmak üzere diğer bazı isimler seçime bağımsız olarak katıldılar. Bağımsızlardan 21’i seçildikten sonra DTP’ye geçip, DTP’nin parlamentoda grup kurmasını sağladılar. Seçime bağımsız olarak katılan Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas’tan milletvekili seçildikten sonra partisinin başına yeniden geçti. ÖDP kökenli Ufuk Uras da bağımsız seçilen milletvekilleri arasındaydı. DSP’nin bazı adayları CHP listelerinden seçime katıldı, seçildikten sonra CHP’den ayrılarak parlamentoda DSP’nin 13 milletvekili ile temsil edilmesini sağladılar.

2011 seçimleri: Tek galipli seçimler

12 Haziran 2011 seçimlerinden AK Parti % 49.8 oy oranıyla yine 1. parti olarak çıkarken, oylarını yaklaşık 3 puan arttırdı.

CHP oyların % 26’sını alarak, bir önceki seçime göre 6 puan oy artışı sağladı. MHP 3 puanlık kayıpla, oyları % 13’e gerilerken, bağımsız giren Kürt siyasetçiler ve bazı aydınlar toplam % 6,6’lık oy elde etti.

Seçimlerin tek galibi kuşkusuz AK Parti idi ve bu seçim AK Parti’ye oy veren seçmenlerin bu parti etrafında net biçimde tutunduğuna işaret ediyordu.

2015: Siyasal anlamda yeniden mevzilenme

AK Parti’nin, girdiği ilk seçimden ve 13 yıllık tek parti iktidarından sonra, ilk kez 7 Haziran 2015 seçimlerinde kazandığı milletvekillikleri hükümet kurmasına yetmedi. AK Parti % 40,9, CHP % 25, HDP % 13,1, MHP % 16,3, Saadet Partisi % 2,1, diğer partiler % 0,1 ile % 0,4 arasında oy elde ettiler.

Bu anlamda 7 Haziran seçimiyle siyasi rejimin gelecek tasarımına ilişkin beklentileri de gerçekleşmedi. Seçim sürecinde Cumhurbaşkanı’nın ve AK Parti’nin rejim değişikliği tasarımının merkezine oturan başkanlık sistemi, seçmen iradesiyle bir süreliğine rafa kalktı. MHP ve HDP’nin sağladıkları oy artışları, Türkiye siyasetinde yeniden mevzilenmelerin başladığının habercisiydi. 2007 seçiminden itibaren kendi seçmen tabanını konsolide etmesiyle ve %10’luk ulusal barajın da katkısıyla “hakim parti” konumuna yaklaşmış ve 2011’de bunu pekiştirmiş olan AK Parti, 7 Haziran’da bu statüsünü kaybetmekle kalmadı; her seçimde kendisine oy veren milliyetçi ve –dindar Kürt seçmenler gibi- muhafazakârların kendisinden kopup MHP ve HDP’ye yönelmesiyle birlikte, Türkiye parti sistemi de yeniden mevzilenme sürecine girdi.

2015: Radikal bir kırılma değil

7 Haziran’da partilere yönelen seçmen desteği parti tercihlerinde bir kısmi yeniden mevzilenmeye karşılık gelse de, radikal bir kırılma şeklinde yorumlanamaz.

AK Parti’nin iktidar yorgunluğuna, rejimi otoriterleştiren uygulamalarına, yolsuzluk tartışmalarına rağmen %40 oy alması seçmen tabanını konsolide ettiğinin göstergesidir. Bu, toplumun farklı kesimleriyle “hizmet siyaseti” iddiası üzerinden kurduğu organik ilişkiye dayalı olarak edindiği sosyolojik tabanının parçalanmadığının kanıtıdır. Bu sosyolojik tutunmanın en önemli nedeni, iktidarında korumacı ve kollamacılığa dayanan Türkiye sağının vasat kitle siyaset tarzının da sonucudur.

Erdoğan’ın başlattığı “Çözüm Süreci”ne duyulan tepki 2002’den beri AK Parti’de toplanan milliyetçi-muhafazakâr seçmenin hatırı sayılır bir kesimi, Erdoğan’ın kampanya sürecindeki şiddetli milliyetçi diline rağmen bu kez AK Parti’den koptu, MHP’ye yöneldi. Aynı, fakat karşıt dil Güneydoğu ağırlıklı Kürt seçmeninin de AK Parti’den ayrılıp, HDP’ye yönelmesinin başlıca nedenidir.

2011’e göre oylarını sınırlı biçimde arttırma başarısı gösteren MHP’nin 7 Haziran’da aktüel siyasete vurduğu asıl damga; ülkenin milliyetçi seçim coğrafyasında AK Parti’nin hegemonik gücünü kırması, AK Parti ile yarıştığı her seçimde bu partiye devrettiği sosyolojisini yeniden teslim alma sürecine girmesidir.

7 Haziran’ın asıl kazananı olan HDP ise, geçmişte bölge partisi kimliğine sıkışan özelliği yerine, Güneydoğu dışında Türkiye’nin farklı bölgelerinde irili ufaklı çoğulcu sosyolojisiyle gözlerin üzerine çevrildiği bir partiye dönüşmüştü. HDP bu seçimde, Türkiye siyasetinde tarihsel olarak dışlanan Kürt kimliğini topyekun tek bir parti etrafında seferber etmeyi başarması kadar, demokrat, özgürlükçü, barış yanlısı ve çoğulculuğun siyasal alanda temsiline inanan çok farklı sosyolojilerin ittifakının ürünü olarak parlamentoda azımsanmayacak bir temsil hakkı elde etti.

CHP açısından 7 Haziran sonucu, HDP’nin ardından toplumsal tabanını koruma anlamında en kemikleşmiş seçmene sahip olmasına rağmen seçmen tabanını büyütememesidir. Yeniden açıldığı 1994’ten sonra katıldığı seçimlerdeki kampanyalarıyla karşılaştırıldığında, CHP seçim sürecini ilk kez seçmenin ne istediği bilinciyle hazırlanan bir bildirge ve kampanya yönetimiyle yönetmiştir. Buna rağmen, sandıktan dörtte birlik seçmenin desteğinin ötesine geçemeyen bir parti olarak çıkmıştır. Bildirgesindeki vaatleriyle Türkiye’nin sosyolojik piramidinde yükselmek isteyen düzenin yoksunlarına dönük yüzü ile sosyal demokrat iddiasını arttırmasına rağmen seçimden başarılı çıkılmamışsa, CHP’nin asıl sorunu seçmen zihninde kendisine ilişkin yer etmiş olan negatif algıydı.

1 Kasım 2015: Uzun bir tartışma

7 Haziran seçimi sonucunda hükümetin kurulamaması nedeniyle 1 Kasım’da yenilenen seçim, gerek nedenleri, gerekse sonuçları bakımından Türkiye siyasal hayatında uzun süre tartışılacak özelliklere sahip.

7 Haziran seçimiyle oluşan parlamenter çoğunluktan tek parti hükümetinin çıkmaması, ardından yürütülen partiler arasındaki koalisyon görüşmelerinin sonuçsuz kalması, aynı süreçte artan terör ve şiddet eylemleri mevcut istikrarın süratle aşınmakta olduğuna işaret eden gelişmelere ilişkin tipik örneklerdi. AK Parti’nin tek parti hükümetiyle tesis edilen hükümet istikrarının ardından 7 Haziran sonrası yaşanan hükümet kurma odaklı uzlaşmazlığa ekonomik ve siyasi belirsizliğin eşlik etmesi doğaldır ki Türkiye toplumunda endişelere yol açtı. Özellikle 90’lı yıllardakine benzer terör eylemleri, kitlesel katliamlar toplumda 90’ların alacakaranlık kuşağına geri mi dönüyoruz şeklinde bir soru işaretine yol açtı. Bu süreçte MHP lideri Devlet Bahçeli’nin herhangi bir parti ya da partilerle kurulacak koalisyona yanaşmaması, CHP-AK Parti arasındaki koalisyon görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkeyi yeniden bir seçime götürme tercihiyle birleşince seçmenin önüne kaçınılmaz olarak 1 Kasım’da yeni bir seçim sandığı kondu. Aynı süreçte artan terör eylemlerine yanıt olarak AK Parti hükümetinin izlediği güvenlikçi politikalar karşısında, HDP’nin ülke genelinde siyasal meşruiyetini pekiştirmeye yönelik Türkiyelileşme projesini başaramaması, CHP’nin ise izlediği uzlaşmacı söylem ve tavırları, 1 Kasım’a uzanan süreçte Türkiye siyasetinin hal-i pür melaline ilişkin karakteristik görünümlerdi.

1 Kasım’da sandığa yansıyan seçmen iradesi, seçim öncesinde partilerin oy oranlarına ilişkin beklentiler anlamında ciddi sürprizlere yolaçtı. AK Parti %49,5 oy oranı ile 317, CHP % 25,3 ile 134, MHP % 11,9 ile 40 ve HDP % 10,7 ile 59 milletvekilliği elde etti.

7 Haziran seçimine iddialı bir bildirgeyle hazırlanan, ideoloji ve siyaseti ekonomik alanın sosyal boyutuyla birleştiren CHP’nin benzer çabasını 1 Kasım için kaleme aldığı bildirgede de görüyoruz. Bildirgede yer alan partinin siyaset tahayyülünde özgürlük, demokrasi ve hukuk devletinin kurumsallaşmasının ekonomik gelişmenin, sosyal adaleti tesis etmenin ve bilgi toplumuna ulaşmanın anahtarı olduğu daha başlangıçta dile getirilirken, bunun ancak demokratik değerler ve hukuk devleti ilkelerinin bir norma dönüşmesiyle mümkün olacağı iddia edildi.

AK Parti’nin 1 Kasım Mesajı ise “Yaptıklarımız Yapacaklarımızın Teminatıdır” şeklindeydi. 13 yıllık tek parti iktidarının ardından 7 Haziran’da sandıkta hükümet kuracak çoğunluğunu kaybeden AK Parti, yeniden iktidara ulaşmak için 1 Kasım bildirgesinin neredeyse her satırında geçmişte yaptıklarına dayandı, bunu detaylandırarak seçmene hissettirmeye çalıştı.

MHP, bildirgesinin başlangıcında ayrıntılı olarak AK Parti iktidarına yönelik eleştirilere yer verirken, 13 yıllık tek parti iktidarında milletin desteği, adalet, huzur ve refah için kullanılmak yerine, gerilim, kutuplaşma ve çatışma ekseninde heba edildiği, “milli irade”nin yolsuzluk, adaletsizlik ve bölücülük için kılıf yapıldığını, Türk milleti ve devletinin beka sorunu ile yüz yüze bırakıldığı iddia ediliyordu. MHP çözüm sürecine de çok sert eleştirilerde bulunarak, sürecin sonunda gelinen terör ortamının yegâne sorumlusu olarak AK Parti’yi işaret ediyordu.

HDP’nin bildirgesindeki “Büyük İnsanlık Büyük Barış” başlığı hem ulusal hem uluslararası gelişmelere dönük referanslar taşırken, bildirgedeki gerçek demokrasi iddiasıyla ‘Radikal Demokrasi’ vurgusunda ‘Demokratik Cumhuriyet’i Türkiye’nin temel ihtiyaçları olarak barış, adalet ve demokrasi öne çıkarılmıştı.

1 Kasım’da CHP’nin yüzde 25’lik oy bandına yerleşmesi, sosyolojik tabanını koruduğunu, fakat bunu genişletemediğini gösterdi. HDP bağlamında bakıldığında, oy kaynağı büyük ölçüde Kürtlere dayalı olan bu partinin homojen bir sosyolojiye sahip olmadığı, Kürtlerin arasında siyasete, iktidara bakış, bugüne ve geleceğe ilişkin farklı algı ve beklentilerin varolduğu 1 Kasım’da anlaşıldı.

AK Parti’nin 1 Kasım’daki başarısının ardında büyük ölçüde toplumun taleplerini iyi okuması yatıyordu. Seçmenle kurmuş olduğu temsiliyet ilişkisi tek boyutlu olmayan AK Parti bu süreçte yaşanan istikrarsızlık, belirsizlik ortamında toplumun talep ettiği meşru siyasetin yanında durma, sorunların çözümünü siyasette aramak, birinin yanlışını bir başkasının doğrusu olarak görmeme mesajını iyi alıp, bunun üzerinden istikrar, güven, refah, kalkınma, çözüm temelli bir siyaset diliyle seçmene seslendi ve başarılı oldu.

24 Haziran 2018: İttifaklı seçimler

Türkiye siyasal yaşamında 14 Mayıs seçimleri öncesi partiler arasındaki son seçim rekabeti 24 Haziran 2018 milletvekili genel seçiminde yaşandı, aynı tarihte Cumhurbaşkanlığı seçimi de yapıldı.

Bu seçimin özelliği seçmenin aynı gün yapılan seçimle hem milletvekillerini hem de Cumhurbaşkanını belirlemek için oy kullanmalarıydı. Diğer yandan, 3 Kasım 2019’da yapılması gerektiği halde, Bahçeli’nin talebiyle ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da desteklemesiyle bir erken seçim olmasıydı. Erken seçim kararının alınmasıyla eş zamanlı olarak, OHAL süresi seçim tarihini de kapsayacak şekilde üç ay daha uzatıldı.

Seçim sonucuna göre AK Parti % 42,6’lık oyla 1. parti olurken, CHP kendisine yönelen % 22,6’lık destekle 2. parti seçildi. HDP % 11,7’lik, İYİ Parti % 10’luk, MHP % 11,1’lik, SP % 1,3’lük oy gücüne ulaşırken, diğer partilerin oyları % 0,2 ile 0,3 arasında kaldı.

24 Haziran seçimleriyle ilgili en önemli siyasi kırılma noktaları, seçimin FETÖ darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL koşullarında ve Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte yapılması, 2017 Anayasa değişikliğiyle geçilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yapılan ilk seçim olmasıydı. OHAL koşulları doğaldır ki seçime katılan siyasi partiler arasında seçim dürüstlüğü açısından eşit rekabetin yaşanmadığı kimi koşulları içeriyordu.

Diğer yandan, teknik-politik bir kırılma noktası olarak, seçim kanununda yapılmış değişiklik nedeniyle siyasi partilerin aralarında ittifak kurmalarına imkan tanınmasıydı. Bu nedenle, seçim rekabeti Cumhur ve Millet ittifakları arasında yaşandı. Cumhur İttifakı’nın bileşenleri AK Parti, MHP ve BBP, Millet İttifakı’nın ise CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi idi. Seçim ittifakları bazı seçim çevrelerinde AK Partilerinin ortak listeyle, bazılarında ise partilerin kendi listeleriyle seçime katılmaları şeklinde işledi. Seçim sürecinde seçimlerin dürüstlük kriterlerine uymayan çeşitli gelişmelerin yaşanması (partilerin kamu yayıncılığından adil ölçüde yararlanamaması, OHAL koşulları vb.), uluslararası kamuoyunda seçim dürüstlüğü temelinde eleştirilere konu oldu.

24 Haziran’ın dikkat çeken sonuçları; AK Parti’nin 7 Haziran seçimine benzer biçimde, ikinci kez parlamento çoğunluğuna ulaşacak milletvekilliğini elde edememesi, MHP’nin 2015’de elde ettği oy oranına yakın bir destek bulması, CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin de kendilerinden beklenen seçim performansını gösterememeleriydi. Bu anlamda MHP yasama organında iktidarı tayin etme temelinde kilit ya da oyun kurucu parti niteliğiyle dikkat çekti. HDP elde ettiği oy oranıyla ulusal barajı aşarak parlamentoda bir kez daha temsil edilme hakkı elde etti.

Partiler seçim bildirgelerinde öne çıkardıkları vaatlerle birbirlerinden farklılaşırken, Cumhur İttifakı partilerinin söylemlerinde istikrar, yerlilik ve millilik vurguları dikkat çekiyor, Millet İttifakı bileşeni partiler ise hukuk, adalet, demokratikleşme, refah, gelirin adil paylaşımı gibi konularla öne çıkıyorlardı. Partiler arasında seçim vaatleri anlamında eğitimden adalete, dış politikadan ekonomiye, yönetim sisteminden sağlık politikalarına, Kürt sorununa yaklaşımlarından insan haklarına kadar belirgin farklılıklar söz konusuydu.

Çok partili siyasal yaşamın fiili olarak başlangıcı kabul edilen 14 Mayıs 1950 seçimlerinden 73 yıl sonra yine bir 14 Mayıs’ta sandığa gidilirken, yaklaşık üç çeyrek asırlık seçim deneyimi ve referansının Türkiye’de seçmen iradesiyle demokrasi, hukuk, adalet, hakça paylaşım temelli ve meşruiyet tartışması yaşatmayacak sonuçlar üretmesi, kazananın Türkiye olması anlamına gelecektir.

Yararlanılan Kaynaklar:

Ergun Özbudun; Türkiye’de Parti ve Seçim Sistemi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2021.
Tanju Tosun; “Seçim Kanunundaki Son Değişiklikler Üzerine Bir Değerlendirme”, Denge ve Denetleme Merceğinden 2022 (Almanak), Denge ve Denetleme Ağı-SİDA Yayını, Ankara, 2022. 67-68.
Tanju Tosun; 2023’e Doğru Türkiye’de Siyaset Partiler ve Seçimler, Orion Yayıncılık, Ankara, 2016.
Tanju Tosun; Siyasette Yeniden Mevzilenmeler, Büke Yayıncılık, Yayıncılık, İstanbul, 2003.
Tanju Tosun; Yeni CHP ve Politikanın Seyri, Orion Yayıncılık, Ankara, 2012.
Tanju Tosun; Siyaseti izlerken, Liberte Yayınları, Ankara, 2008.
Tanju Tosun; Türk Siyasal Hayatında Seçimler ve İzmir, Orion Yayıncılık, Ankara, 2009.
Tanju Tosun; “Türkiye Siyasal Hayatında XXVI. Dönem Parlamentosu”, Yüzüncü Yılında TBMM- Oluşumu, Çalışma Şartları ve İşlevleri (II.Cilt), TBMM Yayını, Ankara, 2020.
Tanju Tosun; Türkiye’de Seçim Sistemleri ve Seçimlere Etkisi- Siyasal Özgürlükler perspektifinden Öneriler, Liberal Perspektif Rapor, Ankara, 2015.
Tanju Tosun-Gülgün Erdoğan Tosun, Kazananı ve Kaybedenleriyle 1 Kasım Seçimleri, Toplum ve Demokrasi Dergisi, Yıl:2015, Cilt:9, Sayı:19.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 7 Nisan 2023’te yayımlanmıştır.

Tanju Tosun
Tanju Tosun
Prof. Dr. Tanju Tosun – 1965 yılında Bursa’da doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünde tamamlayarak, 1988 yılında S.B.F Kamu Yönetimi Bölümü’nden ikincilikle mezun oldu. Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden aldı. Doçentliğini Siyasal Hayat ve Kurumları alanında aldı. YÖK bursuyla kısa bir süre Amerika Birleşik Devletleri’nde Washington DC’de Middle East Institute isimli düşünce kuruluşunda Turkish Studies Center’da kıdemli araştırmacı olarak bulundu. Dr. Tosun 1998-2020 yılları arasında Ege İ.İ.B.F Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyeliği yaptı, Şubat 2020’de ayrıldı. Türk Siyasi İlimler Derneği, Mülkiyeliler Birliği ve TÜSES üyesi. Akademik ilgi ve çalışma alanları; Türkiye Siyasal Hayatı, Oy Verme Davranışı, Karşılaştırmalı Siyaset, Seçim Analizleri yer alıyor. Türkiye siyasal hayatı, karşılaştırmalı siyaset, oy verme davranışı, seçimlerle ilgili yayınlanmış kitapları, çeşitli kitap bölümleri var. Ulusal ve uluslararası çeşitli akademik konferans ve sempozyumlara katıldı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x