Küresel ekonominin son iki yıldaki şokları atlatmasının ardından, 2027’de büyümenin hızlanması ve enflasyonun düşmesi bekleniyor. Ekonomist ve yazar Nouriel Roubini, Project Syndicate internet sitesinde yayımlanan yazısında, bu dayanıklılığın nedenlerini ve olası riskleri ele alıyor.
Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:
“Son iki yılda artan risklere, belirsizliklere ve büyük negatif arz şoklarına karşın, borsalar ve genel küresel ekonominin oldukça dirençli olduğu görüldü. ABD Başkanı Donald Trump’ın 2025 yılındaki ‘Kurtuluş Günü’ (2 Nisan) gümrük vergilerinin yarattığı şokun ardından bu yılki İran Savaşı, 1970’lerdeki petrol krizlerinden bu yana görülen en büyük enerji şokuna yol açtı.
Ancak Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, 2025 yılında küresel büyüme 2024 yılındaki seviyesinde (%3,5) kalırken, küresel enflasyon ise 2024’e kıyasla daha düşüktü. Küresel büyümenin bu yıl yavaşlayarak %3 seviyesinde gerçekleşmesi beklense de, 2026’da yükselen enflasyonun 2027’de tekrar 2025 düzeyine dönmesiyle birlikte büyümenin de 2027’de toparlanarak %3,4’e ulaşacağı öngörülüyor.
Peki, küresel ekonominin görünen bu dayanıklılığı nasıl açıklanabilir ve 2027’ye ilişkin nispeten olumlu görünümün önündeki en büyük aşağı yönlü riskler hangileri?
Ekonomik gerilemeyi önleyen dört temel faktör söz konusu.
İlk olarak piyasa disiplini, Trump yönetimini stagflasyon etkisi en yüksek politikaları rafa kaldırmaya zorladı. (…) İran’a savaş açma kararı ise; petrol fiyatlarında şoka, tahvil getirilerinde yükselişe ve borsada bir düzeltmeye yol açarak, Trump’ı, hasarın bir kısmını telafi eden kırılgan bir ateşkes müzakeresine sevk etti.
İkinci olarak; gümrük vergisi ve petrol şoklarının etkileri, ticaret modelleri, küresel tedarik zincirleri ve diğer üretim faktörlerindeki düzenlemelerle hafifletildi. Çok sayıda yeni üretici ve enerji kaynağı sayesinde dünya, günümüzde petrole geçmişe kıyasla daha az bağımlı. Stratejik petrol rezervlerinin (özellikle Çin’de) kullanılması ve bir miktar talep daralması, söz konusu şokun etkisini önemli ölçüde sınırladı.
Üçüncüsü, politika tepkilerinin etkinin bir kısmının hafifletilmesine yardımcı olmasıydı. Büyümenin risk altında göründüğü 2025 yılında birçok gelişmiş ekonomide mali ve parasal genişlemeye gidildi, bunu takiben enflasyon beklentilerini çıpalanmış halde tutmak amacıyla bu yıl parasal sıkılaştırma uygulandı.
Dördüncü ve en önemlisi, yapay zekâ yatırımlarındaki patlama sayesinde dünya, devasa ve olumlu bir uzun vadeli toplam arz şoku yaşıyor. ABD ve Çin bu alanda açık ara lider konumda olsa da, giderek artan savunma harcamalarını da kapsayan bu sermaye harcamaları (capex) döngüsünden Asya ve Avrupa’daki pek çok ülke de faydalanıyor.
Dikkate alınması gereken riskler
Yine de göz önünde bulundurulması gereken riskler mevcut. Her şeyden önce, jeopolitik gerilimler yüksek; Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği kısıtlı ve belirsizliğini koruyor; ayrıca Husilerin deniz ulaşımı açısından kritik geçiş noktalarına ve bir Suudi boru hattına yönelik son saldırıları, petrol ve doğalgaz arzını daha da kısıtlayabilir. Petrol fiyatları şimdiden yeniden varil başına 100 doların üzerine çıktı; enerji fiyatları yüksek seviyelerde kaldığı sürece de stagflasyon baskısı artıyor.
Dahası, Çin ve fiili müttefikleri Rusya, İran ve Kuzey Kore, ABD’nin jeostratejik hatalarından cesaret bulursa, bir süre önce uzatılan Çin-ABD ateşkesi kalıcı olmayabilir. Tayvan’daki 2028 seçimlerinin ardından adada gerilim tırmanabilir. Rusya-Ukrayna çatışması da hâlihazırda yayılıyor: Ukrayna Rusya içlerine saldırılar düzenlerken, Rusya da Avrupa’ya karşı hibrit bir savaş yürütüyor. Ukrayna’nın Rus enerji tesislerini hedef alması, ateşkes sağlanamaması halinde hidrokarbon fiyatları üzerinde ilave bir yukarı yönlü baskı oluşturacaktır.
Öte yandan, liberal demokrasilerdeki siyasi işlevsizlik belirtileri giderek artıyor. ABD, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’da yapılacak seçimler, büyümeye zarar verecek ve daha büyük mali riskler doğuracak popülist ekonomi politikalarına kapı aralayabilir. Nitekim, birçok gelişmiş ekonomide ve bazı gelişmekte olan piyasalarda görülen büyük bütçe açıkları ve yüksek borç/GSYH oranları, devlet tahvili getirilerini yukarı çekiyor; özel sektör üretimi, sermaye harcamaları ve tüketim üzerinde dışlama etkisi yaratma riski oluşturuyor ve kredi krizi riskini artırıyor.”
Yazar, yapay zekâ patlamasının da bir başka risk kaynağı olduğunu belirtiyor: “Eğer bu, sonunda patlaması veya sönmesi gereken bir balon olursa, sonuçta olumsuz servet etkileri (daha düşük tüketim), kredi sorunları ve yatırımcılar ile hane halklarında yatırım konusunda heves kaybı söz konusu olabilir.
Politika cephesinde; büyümeyi yavaşlatan ve enflasyonu artıran stagflasyonist şoklar, hem fiyat istikrarını hem de tam istihdamı sağlama yönünde ikili yetkiye sahip merkez bankaları için bir ikilem yaratıyor. Enflasyonla mücadele amacıyla ek faiz artışlarının gerekli olduğu sonucuna varırlarsa; özel sektör ve kamuda yüksek borç düzeyleri ile borcun parasallaştırılması (‘para basma’) riski göz önüne alındığında, bu durum büyümeyi zayıflatabilir ve finansal istikrara ilişkin endişeleri artırabilir.
Baz senaryoda, bu olumsuz riskler sınırlı kalır; verimliliği artıran teknolojik inovasyonların küresel ekonomi için güçlü bir itici güç oluşturmasıyla birlikte 2027’de küresel ekonomik büyüme iyileşir ve enflasyon düşer. Bu durumda, yüksek tahvil getirileri enflasyon veya mali açıklar ve borçlanmaya dair endişelerden ziyade büyük ölçüde yapay zekâ alanındaki patlamadan kaynaklanacaktır. Jeopolitik gerilimlerin hafiflemesi de kesinlikle mümkündür. Böyle bir gelişme enerji fiyatlarını düşürerek, son yıllarda görülen olumlu, hatta çift haneli hisse senedi getirilerinin sürmesi için gerekli koşulları yaratacaktır.
Ancak büyük riskler gerçekleşirse, enerji ve emtia fiyatları yüksek kalabilir ya da daha da yükselebilir; ticaret ve tedarik zincirleri ise çok daha ciddi şekilde sekteye uğrayabilir. Bu durum, hem tahvil getirilerinin yükselmesi hem de hisse senedi fiyatlarının düşmesiyle birlikte ciddi bir piyasa düzeltmesi riskini önemli ölçüde artıracaktır.
Daha olumlu senaryo hâlâ yüksek bir olasılık taşıyor. Teknoloji alanındaki destekleyici koşullar gücünü koruyor, piyasa disiplini en kötü politikaları dizginlemeye devam edecek ve hem ABD hem de Çin, aralarındaki rekabeti yatıştırma konusunda kararlı görünüyor.
Potansiyel risklerin kapsamı göz önüne alındığında, mevcut dayanıklılığın süreceğine dair umudumuzu korumalıyız. Pek çok şey, siyasi liderlerin aşırılıklardan kaçınmasına ve insanlık tarihindeki en önemli teknolojik inovasyonlardan birini rayından çıkarmamasına bağlı olacak.”
Bu yazı ilk kez 27 Ekim 2026’da yayımlanmıştır.




