Ekonomi

29 Kasım 2022

Yazdır

Yenilenebilir enerjiye geçiş başarısızlığa uğruyor

İklim değişikliği ile doğal kaynakların tükenmesi çağımızın ve geleceğin en önemli sorunlarından biri. Mevcut tüketim eğilimleri devam ettiği takdirde petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların 50-60 yıl içinde tükenmesi öngörülüyor. Buna karşılık rüzgâr, güneş ve hidroelektrik enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş ön plana çıkıyor. Ancak yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş hususunda karşımıza iki esas sorun çıkıyor. Ekonomiler büyüdükçe enerjiye olan talep artıyor ve artan talep fosil yakıtlardan karşılanıyor. Diğer bir sorun ise yenilenebilir enerji kaynaklarının, özellikle bu kaynaklardan faydalanabilmesi için gerekli olan altyapı düşünüldüğünde akla şu soru geliyor: Ne kadar sürdürülebilir? Dünyada mevcut ekonomik büyüme beklentileri devam ettiği sürece tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanan bir altyapının inşası ve idamesi için yeterli doğal kaynak var mı?

İklim değişikliği konusunda uzmanlaşmış bir düşünce kuruluşunda araştırmacı olan Richard Heinberg, Brave New Europe’ta yayınlanan yazısında fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin önündeki zorlukları ve çıkmazları ele alıyor. Yazıdan öne çıkan bazı bölümleri paylaşıyoruz:

“Yenilenebilir enerji alanındaki tüm yatırımlara ve inşa edilen tesislere rağmen küresel sera gazı emisyonları artmaya devam ediyor. Bu büyük ölçüde ekonomik büyümeden kaynaklanıyor. Dünya genelindeki enerji kullanımı son yıllarda yenilenebilir kaynaklardan tedarik edilen enerji üretiminden daha hızlı artıyor ve aradaki fark fosil yakıtlar ile kapatılıyor. Dünya ekonomisi büyüdükçe, artan yenilenebilir enerji üretiminin fosil kaynakların yerini alarak bu gidişatı tersine çevirmesi daha da zorlaşıyor.

İklim değişikliğini en aza indirmek ve fosil yakıtların kullanımına son vermeyi kolaylaştırmak için ekonomik büyümeyi gönüllü olarak dizginleme fikri, yalnızca insanların olağanüstü yüksek miktarlarda tüketime alışmış olduğu zengin ülkelerde değil, aynı zamanda “kalkınma” fırsatı vaat edilen yoksul ülkelerde de siyasi bir tabu.

Ne de olsa, günümüzde iklim değişikliğine neden olan emisyonların büyük çoğunluğundan zengin ülkeler sorumlu, aslında bu ülkeler büyük ölçüde karbon emisyonlarına sebep olan endüstriyel faaliyetler neticesinde zenginleşti. Şimdi ise dünyanın en zengin ülkelerinin neden olduğu iklim değişikliğinin etkilerini en ağır şekilde hissedenler dünyanın en yoksul ülkeleri. Zengin bir azınlığın hem yaşam tarzlarını sürdürmek hem de daha fazla ekonomik büyümeye dair beklentilerini karşılamak için daha az sanayileşmiş ülkelerdeki toprak, kaynak ve emek sömürüsünün yanı sıra zengin ülkelerde yaşayan tarih boyunca sömürülmüş toplulukların sömürülmesini sürdürmek ne sürdürülebilirdir ne de adildir.

Daha az sanayileşmiş ülkelerdeki insanların daha fazla tüketmek istemeleri doğaldır ve bu adil bir bakış açısıdır. Ancak bu, küresel ekonomide büyümenin daha da artması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının fosil yakıtların yerine geçmesinin zorlaşması anlamına geliyor. Çin bu ikilemin başta gelen örneklerinden biridir: Son otuz yılda dünyanın en kalabalık ülkesi olarak yüz milyonlarca insanlığı yoksulluktan kurtardı, ancak bu süreçte dünyanın en büyük kömür üreticisi ve tüketicisi haline geldi.

Hammadde ikilemi

Mineral ve metallere olan ihtiyacımızın giderek artması da toplumun fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin önünde zorlu bir engel teşkil ediyor. Dünya Bankası, IEA ve IMF son birkaç yıl içinde bu büyüyen sorunla ilgili uyarılarda bulunan raporlar yayınladı. Bu raporlara göre, sadece güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri yapmak için değil, aynı zamanda bataryalar, elektrikli araçlar ve karbon bazlı yakıtlar yerine elektrikle çalışan yeni endüstriyel ekipmanlar için de büyük miktarlarda mineral ve metal gerekiyor.

Bu hammaddelerden bazıları giderek azalıyor bile: Dünya Ekonomik Forumu’na göre, bakır üretiminin ortalama maliyeti son yıllarda yüzde 300’ün üzerinde artarken, bakır cevheri kalitesi yüzde 30 oranında düştü.

Hammadde sorununa dair iyimser değerlendirmeler, pil üretiminde kullanılan lityumun demir gibi daha yaygın elementler ile değiştirilmesi gibi bazı ikameler göz önünde bulundurulduğunda, ihtiyaç duyulan tüm yeni cihazların ve altyapının bir kerede üretilmesi ve kurulması için dünyada yeterli hammadde rezervi olduğunu gösteriyor. Peki, bu ilk nesil cihazlar ve altyapı eskiyip değiştirilmesi gerektiğinde toplum ne yapacak?

Döngüsel ekonomi bir seraptan mı ibaret?

Her şeyin sonu gelmez bir şekilde geri dönüştürüldüğü döngüsel bir ekonominin yaratılmasına yönelik aniden ortaya çıkan ve yayılan ilgi de buradan kaynaklanıyor. Ne yazık ki, bazı ekonomistlerin de ortaya koyduğu gibi, geri dönüşüm hiçbir zaman kayıpsız gerçekleşmez ve her zaman enerjiye mal olur. Materyaller genellikle her kullanım döngüsünde aşınmaya uğrar ve geri dönüşüm sürecinde bir miktar hammadde israf olur.

Fransa’da enerji dönüşümüne ilişkin mümkün olan en yüksek geri dönüşüm oranları dikkate alınarak yapılan bir ön analiz, malzeme tedarik krizinin üç yüzyıla kadar ertelenebileceğini ortaya koyuyor. Ancak hâlihazırda muazzam bir girişim ve uzak bir hedef olan döngüsel ekonomi, sanayi toplumuna fazladan 300 yıl kazandırabilecek kadar erken gerçekleşecek mi? Yoksa önümüzdeki birkaç on yıl içinde, mümkün olduğunca kısa sürede mümkün olduğunca çok sayıda yenilenebilir enerji cihazı üretmeye yönelik çılgınca çabalarımız nedeniyle kritik hammaddelerimiz tükenecek mi?

Hammadde kaynaklarına dair kötümser tahminlerin doğru çıkması halinde ikinci sonuç daha olası görünüyor. Finlandiya Jeoloji Araştırmaları’ndan Simon Michaux’ya göre, “küresel rezervler, yenilenebilir, fosil yakıt kullanmayan endüstriyel bir sistem kurmaya yetecek metali tedarik edecek kadar büyük değil… Birçok metal türü için maden yatağı keşifleri azalıyor.

Finlandiya Jeoloji Araştırmaları’ndan Simon Michaux’ya göre global rezervler, yenilenebilir fosil yakıtsız endüstriyel sistemi kurmaya yetecek kadar metal tedarik edecek kadar büyük değil. Maden yatağı keşifleri birçok metal için azalıyor. Endüstriyel metallerin birçoğu için işlenmiş cevherin kalitesi zaman içinde düşüyor, bu da maden işleme veriminin azalmasına neden oluyor. Bu da madencilikte birim metal başına enerji üretiminin artması anlamına geliyor.”

Çelik fiyatları hâlihazırda yükselme eğiliminde ve lityum arzı hızla artan pil üretimi için bir darboğaz oluşturabilir. Kum bile giderek azalıyor. Rüzgâr türbinlerinin sabitlenmesinde kullanılan beton ya da güneş panelleri için gerekli olan silikon üretiminde yalnızca belirli kalitelerde kum kullanılabiliyor. Her yıl su dışındaki diğer tüm materyallerden daha fazla kum tüketiliyor ve bazı iklim bilimciler bunu bu yüzyılın en önemli sürdürülebilirlik sorunu olarak tanımlıyor. Tahmin edilebileceği üzere, kaynaklar tükendikçe kum giderek jeopolitik bir barut fıçısı haline geliyor, Çin yakın zamanda cep telefonu gibi yarı iletken parçalar kullanan cihazlar üretme kabiliyetini engellemek amacıyla Tayvan’a yönelik kum sevkiyatına ambargo koydu.

Ölçek azaltılırsa risk de azalır

Fosil yakıt döneminde küresel ekonomi, kömür, petrol ve doğal gazın sürekli artan oranlarda çıkarılmasına ve yakılmasına bağlıydı. Gerçekleştiği takdirde, yenilenebilir enerji çağı paneller, türbinler, bataryalar ve düzenli olarak değiştirilmesi gereken diğer altyapılar için büyük ölçekli maden ve metal çıkarımı üzerine kurulacak.

Ekonomideki bu iki dönem farklı riskleri beraberinde getiriyor: Fosil yakıtlara dayanan bir ekonomi, kaynakların tükenmesi ve özellikle iklim değişikliğine yol açan karbon emisyonları başta olmak üzere kirliliğe yol açıyordu; yenilenebilir enerjiye dayanan bir ekonomi ise madenlerin ve metallerin çıkarılmasına dayandığından yine kaynakların tükenmesini beraberinde getiriyor. Ayrıca eski panellerin, türbinlerin ve bataryaların atılmasından ve çeşitli üretim süreçlerinden kaynaklanan kirlilik riski de taşıyor. Riskleri azaltmanın tek yolu, toplumun enerji ve hammadde kullanım boyutunu önemli ölçüde azaltmak, ancak çok az sayıda politikacı veya iklim kuruluşu bu olasılığı değerlendiriyor.

İklim değişikliği, iklim değişikliği ile mücadele çabalarına engel oluyor

Her ne kadar ürkütücü olsalar da, enerji dönüşümünün önündeki potansiyel engeller yalnızca mali, siyasi ve maddi zorluklar ile sınırlı değil. İklim değişikliği de, zaten iklim değişikliğini önlemek için gerçekleştirilen enerji dönüşümünü engelliyor.

Çin 2022 yılının yazında son altmış yılın en yoğun sıcak hava dalgasını yaşadı. Aynı zamanda, kuraklığın neden olduğu bir elektrik krizi, dünyanın en büyük pil üreticisi Contemporary Amperex Technology şirketini Çin’in Sichuan eyaletindeki üretim tesislerini kapatmaya zorladı. Tesla ve Toyota’ya önemli parçaların tedariki geçici olarak kesildi.

Bu arada, Almanya’da da benzer korkunç bir olay meydana geldi; şu ana kadar görülmemiş bir kuraklık Ren Nehri’ndeki su akışını Avrupa ticaretini felç edecek seviyelere düşürdü, dizel ve kömür sevkiyatının durmasına sebep oldu ve hem hidroelektrik hem de nükleer enerji santrallerinin faaliyetlerini tehdit etti.

Bu arada, soğutma için Rhône Nehri sularına bağımlı olan Fransız nükleer santralleri defalarca kapanmak zorunda kaldı. Zira nükleer reaktörleri soğutma için kullandıkları nehirlere fazla miktarda sıcak su dökülürse, bunun sonucunda suda yaşayan canlılar yok olur. Bu nedenle Fransa’nın nükleer enerji üretimi 2022 yazında toplamda yaklaşık yüzde 50 oranında azaldı. Kuraklık ve sıcaklığa bağlı benzer kapanmalar 2018 ve 2019’da da yaşanmıştı.

Rüzgâr türbinleri ile güneş panellerinin çalışması da hava koşullarına bağlı ve bu nedenle aşırı hava koşullarına karşı savunmasızlar. Neredeyse hiç rüzgârın olmadığı soğuk ve bulutlu günler, yenilenebilir enerjiye büyük ölçüde bağımlı olan bölgeler için sorun yaratıyor. Şiddetli fırtınalar güneş panellerine zarar verebilir ve yüksek sıcaklıklar panellerin verimliliğini azaltır. Kasırgalar ve fırtınalar açık deniz rüzgâr santrallerini felce uğratabilir.

Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş zorlu bir mücadeleyle karşı karşıya. Yine de bu geçiş, insanlık kaçınılmaz olarak tükenmekte olan petrol ve doğalgaz kaynaklarından uzaklaşırken, elektrik şebekelerini en azından asgari ölçekte çalışır durumda tutmak için önemli bir geçici stratejidir. Dünya iletişim, finans ve teknik altyapı ile bilimsel ve kültürel bilgi birikiminin korunması için şebeke gücüne o kadar bağımlı hale geldi ki, şebekelerin kalıcı olarak ve kısa süre içinde çökmesi halinde milyarlarca insanın ölmesi ve hayatta kalanların da kültürel olarak yoksun kalması muhtemeldir. Kontrollü bir yumuşak iniş için yenilenebilir enerji kaynaklarına ihtiyacımız var. Ancak acı gerçek şu ki, şu anda ve öngörülebilir gelecekte, enerji dönüşümü iyi gitmiyor ve bu husustaki beklentiler genel olarak zayıf.

Fosil yakıtlar dışındaki araçlar ile tüketiciler için sınırsız bolluğun yaratılması gibi aptalca hayaller yerine enerji tüketiminin düşürülmesi için gerçekçi bir plana ihtiyacımız var. Hâlihazırda, ekonomik büyümenin devam etmesi yönündeki siyasi ısrar, daha azıyla nasıl daha iyi yaşanabileceğine dair gerçeklerin söylenmesini ve ciddi bir planlama yapılmasını engelliyor.”

Bu yazı ilk kez 29 Kasım 2022’de yayımlanmıştır.

 

Richard Heinberg’in Brave New Europe web sitesinde yayınlanan “The Renewable Energy Transition Is Failing” başlıklı yazısından bölümler Caner Köseler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://braveneweurope.com/richard-heinberg-the-renewable-energy-transition-is-failing

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend