Jeo-politika

7 Ağustos 2023

Yazdır

İkinci İsrail’e doğru…

İsrail’de aylardan beri tartışılan, kitlesel protesto gösterilerine yol açan yargı reformu, yalnızca yargısal bir düzenleme değil. İsrail’in kuruluş ideolojisini, yapıtaşlarını da değiştirmeyi amaçlayan bir düzenleme. İsrail’i kuran ideolojiye karşı, İsrail’in çeperlerinde kalmış ikinci İsrail’in isyanı gibi. Yargı reformları adeta yeni ve farklı bir İsrail’in doğuşunu hedefliyor. Tam da bu yüzden toplumu ikiye bölmüş durumda.

Peki, herkesin tartıştığı bu yargıda reform meselesi nedir?

Esasında bu sorunun cevabını bugünün İsrail’inde aramak yanıltıcı. Çünkü Netanyahu ve koalisyon ortaklarının oluşturduğu sağ ideoloji bloğuyla, şu anda muhalefette olan merkez, liberal ve sol ideoloji bloğu arasında İsrail’in kuruluşundan bugüne kadar gelen çok yönlü çatışmalar mevcut.

İsrail sağı, kurucu İsrail solunu neden eleştiriyor?

İsrail sağı, İsrail solunun devlet kurumlarını kendi ideolojileri ve dar çıkarları etrafında şekillendirdiğini savunageldi.

İsrail sağına göre, İsrail solu nepotist (kayırmacı), elitist ve kozmopolitti. Bu eleştirici yaklaşım, Netanyahu ve ortaklarının hazırladıkları hukuk metinlerinin ruhuna şekil veren yaklaşım.

İsrail’de yerleşik elitlerse, kurucu ideolojiye önem atfediyorlar ve kendilerini onun koruyucuları olarak görüyorlar. Böylece konumlarına ahlaki üstünlük ve öncelik atfediyorlar. Bu da İsrail sosyolojisinde İsrail sağının ve ülkenin çeperinde kalmış insanların oluşturduğu İkinci bir İsrail’i (Yisrael HaŞeniya) oluşturuyor.

Kurucu ideolojinin gücünü nasıl kaybetti?

İsrail’in kurucu ideolojisinin taraftarları ülkeyi 1977 yılına kadar yönettiler. 1977 yılında sağcı Likud Partisi’nin iktidara gelmesiyle İsrail’de toplum, devlet ve siyaset arasındaki ilişki sistematiği yeniden tanımlandı.

İsrail’i kuran ve yöneten sol parti MAPAI (İsrail İşçi Partisi) bürokrasi üzerinden devleti şekillendirmişti. Çünkü meclisteki çoğunluğu hükümet kurmasına yetiyordu. Toplumsal talepler de yaratılan patronaj ağları sayesinde yönetiliyordu.

Bürokrasinin MAPAI üzerinden kuruluşu ve yönlendirilmesi İsrail’de siyaseti öteleyen bir gelişme yarattı. İsrail bürokrasisi bir yönüyle rejimin koruyucuları olarak kendilerini kodlamış ve siyasetçileri miyop ve dar (partiküler) çıkarlar etrafında hareket eden ve yozlaşmaya açık kişiler olarak görüyordu.

Fakat Likud’un iktidara gelmesiyle meclis ön plana çıktı. Toplumsal talepler ve kurumsal yapılar arasındaki gerginlikte böylece gün geçtikçe büyüyen bir dinamik ortaya çıktı. İsrail’de bürokratik kurumların seçilmişlere olan şüpheci tavırları iktidar odağının toplumsal talepleri karşılamada inisiyatif almasını kısıtlayan bir durum yarattı.

Anayasasız İsrail

Bu gelişmelerin yanında İsrail’e ait olan spesifik bir durumu da vurgulamak gerekir ki bu da bugünlerin krizinin en önemli nedenlerinden birisi: Anayasasızlık.

İsrail’in bağımsızlık bildirgesi bir anayasa metninin hazırlanacağını söylese de İsrail Anayasası bugüne kadar yapılamadı. Bir anayasa metni yerine anayasamsı “temel kanunlar” çıkararak bu işlevi yerine getirmesi amaçlandı. Fakat 1950’lerde alınan bu karar sadece ilgili kanunların hükümetin görevlerinin ve insan haklarının sınırlarını çizen kanun metinleriydi.

1995’e gelindiğinde İsrail Yüksek Mahkemesi Başkanı Aharon Barak, Temel Kanunlar’ın İsrail’in anayasal metinleri olduğunu belirten bir karara imza attı. “Temel Kanun: İnsan Haysiyeti ve Özgürlüğü” ve “Temel Kanun: Çalışma Özgürlüğü” adlı iki temel kanun anayasa metni özelliği taşıyor. Bu iki kanunla çelişen herhangi bir hukuki metnin aykırılık göstermesi durumunda iptali yetkisini İsrail Yüksek Mahkemesi’ne verildi. Olağanüstü hâl uygulamaları da aynı şekilde bu iki kanun metniyle uyumlu olmak zorunda.

Yargıda reform vaadi

Son döneme gelindiğinde gerek Likud çevrelerinde gerekse dinî-Siyonist partinin önde gelen hukukçu milletvekillerinde yargıda reform yapılması gerektiğine dair sesler yükselmeye başladı.

Son genel seçimde sağ partilerin en önde gelen vaadi yargıda köklü ve radikal bir reform planını yasallaştırmaktı. Bu reform çabalarının ivme kazanması ise Ortodoks Yahudi dindarlardan oy alan Şas Partisi lideri Arye Deri’nin 18 Ocak 2023’te İsrail Yüksek Mahkemesi kararıyla bakan olarak atanması kararının mantıklılık gerekçesine uygun olmaması nedeniyle iptali oldu. Zira, Deri, daha önce yolsuzlukla yargılandığı bir davadan hapse girmekten, bir daha kamu görevinde bulunmama şartıyla kurtulmuştu. İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Deri hakkında verdiği karar yargı reformu arayışlarını hızlandırdı.

Yargı reformuna doğru

Likud Partisi’nden Adalet Bakanı Yariv Levin ve Dini Siyonist Parti üyesi İsrail yasama meclisi Knesset’in Anayasa, Kanun ve Adalet Komisyonu Başkanı Simcha Rothman önderliğinde Yargı Reformu Paketi açıklandı.

Bu yasal düzenleme taslağı yargıçların seçimi, yargısal denetim, Knesset’e İsrail Yüksek Mahkemesi’nin kararını geçersiz kılma yetkisi, başbakan ve hükümet hukuk danışmanlarının yetkisini yeniden düzenleme ve Yüksek Mahkeme’nin yargısal denetimde sık sık başvurduğu mantıklılık gerekçesi ilkesinin sınırlandırılmasını içeriyor.

İsrail’de yargıçların seçimi

İsrail’de yargıçların seçimi Yargıç Seçim Komitesi üyeleri tarafından yapılıyor. Bu komitenin 3 üyesi Yüksek Mahkeme yargıçlarından, 2 üyesi İsrail Barosu’ndan, 2 üyesi bakanlardan, 2 üye de milletvekillerinden (1’i muhalefetten) olmak üzere toplam 9 üyeden oluşuyor.

Adalet Bakanı Levin’in önerisi ile 9 olan üye sayısı 11’e çıkarılacak. Buna göre 3 üye Yüksek Mahkeme başkanından ve iki yargıcından, 1’i Adalet Bakanı olmak üzere 3 bakandan, 2’si muhalefet 3’ü iktidar koalisyonundan olmak üzere 5’i Knesset’ten seçilecek. Böylece iktidar aleyhine olan 6’ya 3 aritmetiği 6’ya 5 olarak iktidar lehine dönecek.

Mantıklılık ilkesine sınırlama

Levin Reform paketinin tartışmalı diğer maddesi ise mantıklılık gerekçesinin sınırlanmasını içeriyor. Yukarıda bahsettiğim şekilde İsrail’de yargısal aktivizmin sınırları erkler ayrımını anlamsızlaştırıyor. Yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki iş bölümü yargının baskın konumuyla akamete uğruyor.

Bu sorunun en önemli sebeplerinden birisi de mantıklılık gerekçesi olarak öne çıkıyor. “Temel Kanun: Yargı” adlı hukuk metninde buna yönelik yapılacak değişiklik şöyle: “Bu temel kanunda belirtilenlere rağmen, yüksek adalet mahkemesi (Bagatz) olarak görev yapan [İsrail] Yüksek Mahkemesi de dâhil olmak üzere yargı yetkisini bulunduranlar, hükümet, başbakan veya hükümet bakanının herhangi bir kararı üzerinde mantıklılık gerekçesi nedeniyle yargılama veya emir verme yapamayacaklardır. Bu maddede geçen karar, atamaları da içeren veya yetki kullanmaktan kaçınılan herhangi bir karar anlamına gelir.”

Bu madde ile idari tasarruflar ve işlemler üzerinde yargının denetleyici etkisinin kaldırılması hedefleniyor.

Yasaların denetimi ne olacak?

Diğer bir nokta ise İsrail’de kanunların Yüksek Mahkeme tarafından iptali konusu. İsrail Yüksek Mahkemesi’nin üç üyesinin oyuyla kanunlar iptal edilebiliyor. (Temel Kanun: Yargı, madde 13).

Bu bağlamda ikinci konu “geçersiz kılma” adındaki reform önerisi. Bu öneriye göre Yüksek Mahkeme kararlarını ve Temel Kanunları Knesset’te sağlanacak basit çoğunlukla (120 üyeli Knesset’in 61 üyesiyle) geçersiz kılınabilecek. Tartışmalara konu olan bu madde Netanyahu’nun Wall Street Journal’a verdiği röportajdan anlaşıldığı kadarıyla gündemden düşürüldü.

Son olarak hükümet baş deneticisi (The Attorney General, HoYoetz HaMishpati LaMemshala, Hükümet Hukuk Danışmanı) ve bakanlık hukuk müşavirlerinin statüsüne dair değişiklik. Bu iki danışman grubu da hükümetin idari işlemleri üzerinde bağlayıcı karar alabiliyorlar. Yapılacak değişiklikle bu tasarrufları ellerinden alınacak ve sadece hukuki danışmanlık yapabilecekler.

İsrail’de değişen toplumsal dinamikler siyaset mekanizmasından devletin işleyişine ve karakterine yönelik değişim bekliyorlar. Ülkede değişen demografi siyasal kültürün rotasını ve içeriğini de değiştiriyor. Kurucu liderlerin öngördüğü İsrail ve bugünün İsrail’i arasındaki fark her geçen gün açılıyor. İsrail sağı mecliste ezici çoğunluğu elinde tutarak esasa dönük politikalarını hayata geçirme hedefinde. İsrail yerleşik kurumların ve elitlerin ideolojik tutumları ile çevreden gelen İsraillilerin basıncı arasında yeni rotasını arıyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 7 Ağustos 2023’te yayımlanmıştır.

Gökhan Çınkara

Dr. Gökhan Çınkara – Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi. Lisans derecesini Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden, doktora (bütünleşik) derecesini aynı üniversitenin Siyaset Bilimi Anabilimdalı’ndan aldı. Kudüs İbrani Üniversitesi (Hebrew University of Jerusalem) Truman Center’da ve Brandeis Üniversitesi Schusterman Modern İsrail Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Çınkara İsrail, Filistin siyaseti, Yahudi dünyası ve Orta Doğu toplumları ve siyaseti konularında akademik çalışmalar yürütüyor.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend