Çin uzun sürecek bir alacakaranlığa mı giriyor?

Bir zamanlar Çin’in nefes kesen büyümesinin motoru olan nüfus, bugün ülkenin en büyük sorunlarından birine mi dönüşüyor? Hızla yaşlanan ve küçülen nüfusun yarattığı baskıya Çin Komünist Partisi çözüm bulabilecek mi? Yoksa demografik gerileme ile siyasi katılık birbirini besleyerek Çin’i büyük güçlerin kaderine mi sürükleyecek?

ABD ile Çin’in devlet başkanları Eylül ayında Washington’da bir kez daha bir araya geldi. Liderler sıcak mesajlar verdi ancak büyük güç rekabetinin giderek artacağını tahmin etmek güç değil. Çin, büyük bir gösterişle her alanda hızla büyüyor. Ancak 20. yüzyılda uygulanan tek çocuk politikası, koşar adım ilerleyen Pekin yönetiminin en büyük ayak bağı olabilir.

Bir Dönemin Sonu: Çin’in Otoriter Canlanışı Yükselişini Nasıl Zayıflatıyor kitabının yazarı, Dış İlişkiler Konseyi’nde Çin Çalışmaları Kıdemli Araştırmacısı ve hukuk profesörü Carl Minzner, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan makalesinde Çin’in gelecekteki başlıca zorluklarını inceliyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Çin’in gücü neden yanıltıcı olabilir?

“Reform döneminin başladığı 1978’den 2000’lerin başına kadar Çin, üretken işçilerin ülkesiydi. Çalışma çağındaki nüfus 1978’de toplam nüfusun yüzde 57’siyken 2010’da yüzde 75’e yaklaştı. Bu nüfus, yıllık büyümenin yüzde 10’a yaklaştığı ve ekonominin 20 kat büyüdüğü otuz yıl boyunca yolları, fabrikaları, konutları ve şirketleri inşa etti.

Ancak son on yılda tablo tersine döndü. Tek çocuk politikası ve Doğu Asya’daki düşük doğurganlık eğilimi, Çin’de nüfusun yenilenme oranının altında doğumlara yol açtı. Toplam nüfus 2021’de 1,4 milyarla zirve yaptı; bugün her yıl üç-dört milyon kişi azalıyor. 2040’larda Çin, yılda yaklaşık 10 milyon kişi kaybedebilir. Aynı dönemde 65 yaş ve üzerindekilerin nüfus içindeki payının bugünkü yüzde 15’ten yaklaşık yüzde 30’a çıkması bekleniyor.

Bu nedenle Çin yalnızca demografik bir gerilemeyle değil, siyasi bir katılıkla da karşı karşıya. Nüfusun genç ve hızla büyüdüğü dönemde Mao Zedong[1] devrimci dönüşüm, Deng Şiaoping [2]ise “reform ve açılım” politikalarıyla bu işgücünü küresel ekonomiye entegre etti. Bugün ise nüfus yaşlanırken siyasi sistem giderek daha merkeziyetçi ve katı hale geliyor.

Tek adam yönetimi Çin’in sorun çözme kapasitesini aşındırıyor mu?

Gazeteci Li Yuan’ın da belirttiği gibi, ABD’de Çin’in teknoloji, yapay zekâ, batarya, güneş enerjisi, ulaşım ve mühendislik kapasitesine yönelik hayranlık giderek artıyor. Çin’in büyüyen donanması ve füze kapasitesi de Şi Cinping’in “Çin ulusunun büyük canlanması” söylemiyle birleşerek güçlü ve stratejik bir devlet imajı yaratıyor.

Ancak bu görüntünün arkasında derin bir siyasi erozyon var. Şi, 2018’de devlet başkanlığı için anayasal dönem sınırlamasını kaldırdı; 2022’deki 20. Parti Kongresi’nde üst düzey kadroları kendi destekçileriyle doldurdu. Ordudaki tasfiyeler de bu kişiselleşmiş yönetimi güçlendirdi. Şi 2027’de dördüncü dönemine hazırlanırken, 2032’de yerine kimin geçeceğine dair hiçbir işaret vermiyor.

Asıl sorun, bu siyasi atmosferin Çin’in geçmişte krizlere verdiği esnek yanıtları giderek imkânsızlaştırması. Deng döneminde kırsal reformlar ekonomik sistemi dönüştürürken, 1990’larda Zhu Rongji devlet işletmelerinde ve vergi sisteminde köklü reformlar yapabildi. O dönemde kısa vadeli toplumsal maliyetler göze alınarak uzun vadeli kazanımlar hedefleniyordu.

Bugün ise kadrolar, sonuçları ne olursa olsun Şi’nin politikalarını uygulamaya zorlanıyor. 2022’de Şanghay’da Omicron’a karşı daha hedefli önlemler alma girişimleri, Şi’nin “sıfır COVID” politikasına[3] aykırı olduğu anlaşılınca terk edildi ve iki ay süren ağır karantina yaşandı. Buna rağmen dönemin parti sekreteri Li Çiang 2022’de Politbüro Daimi Komitesi’ne yükseldi, 2023’te başbakan oldu. Aynı yaklaşım bugün de ekonomik durgunluk, aşırı kapasite ve zayıf tüketime rağmen ihracata ve sanayi üretimine ağırlık verilmesinde görülüyor.

Pekin neden demografik faturayı ertelemeyi sürdürüyor?

Çin’in siyasi ataleti, yaşlanan nüfusun mali sonuçlarında da görülüyor. Ülkenin emeklilik yaşları uzun süre erkeklerde 60, beyaz yakalı kadınlarda 55, mavi yakalı kadınlarda 50 olarak kaldı. Ana kentsel emeklilik fonunun 2030’ların ortalarında tükenebileceği öngörülmesine rağmen emeklilik yaşının yükseltilmesi ancak 2024’te aşamalı biçimde kararlaştırıldı ve değişiklik 2040’a kadar tamamlanmayacak.

Benzer bir sorun sosyal yardımlarda görülüyor. 2022’de kentsel emeklilerin ortalama yıllık emekli maaşı, kırsal ve göçmen emeklilerin aldığı tutarın yaklaşık 18 katıydı. Kırsal kesime desteğin artırılması iç talebi de canlandırabilecek olmasına rağmen Pekin, mevcut sistemden yararlanan kentli grupların tepkisinden çekiniyor.

Sonuçta Çin yeni yüksek hızlı tren hatları ve uçak gemileri inşa edebiliyor; ancak hızla yaşlanan nüfus için sürdürülebilir bir sosyal güvenlik ağı kurmakta zorlanıyor.

Çin, demografik krizi daha da ağırlaştıran bir toplumsal dönüşüme mi gidiyor?

Pekin’in sorunu yalnızca siyasi atalet değil. Şi yönetimi, yabancı kültürel etkilerden duyduğu kaygıyı artırırken Marksizm ile Konfüçyüsçü normları harmanlayan, “geleneksel değerlere” dayalı daha muhafazakâr bir toplum anlayışını teşvik ediyor. Kadınların aile içindeki rolüne yapılan vurgu da bu dönüşümün parçası.

Bu yaklaşım demografik gerilemeyi tersine çevirmek yerine ağırlaştırabilir. 2013-2024 arasında Çin’de yeni evlilikler yaklaşık yüzde 55 azaldı. Pekin, doğum teşvikleri ve ebeveyn izni gibi politikalar uygularken boşanma, kürtaj ve vazektomiye erişimi kısıtladı; çok çocuklu aileleri idealize eden bir kamu söylemi geliştirdi. Ancak toplumun değişen beklentilerini emir ve teşviklerle tersine çevirmek kolay görünmüyor.

Göç, Çin’in yaşlanan nüfusu için neden gerçekçi bir seçenek değil?

Çocuk sahibi olmayı teşvik etmenin yetersiz kalması halinde Çin’in önünde teorik olarak göç seçeneği bulunuyor. Güney Kore gibi yaşlanan toplumlar, işgücü açığını kapatmak ve yaşlı nüfusa bakım sağlamak için göçmen işçilere daha fazla başvuruyor. Ancak Çin’in giderek güçlenen yerlici ve etnosantrik yaklaşımı bu yolu zorlaştırıyor.

Yabancı uyruklular Çin nüfusunun yalnızca binde birini oluşturuyor. Üstelik son yıllarda yabancı kültürel ürünlere yönelik baskı ve “yabancı casuslara” karşı güvenlik söylemi güçlendi. Ağustos 2025’te STEM alanlarında çalışan genç ve nitelikli yabancıları çekmek için açıklanan yeni vize programına yönelik kamu tepkisi de bu gerilimi ortaya koydu. Çinli gençlerin işsizlik oranının yüzde 18,9 olduğu dönemde sosyal medyada yabancıların Çinlilerin iş ve evlilik fırsatları için rekabet edeceği yönünde sert tepkiler yükseldi.

Demografik gerileme Çin’i dışarıya karşı daha saldırgan yapar mı?

Bazı Amerikalı politika yapıcılar, demografik gerilemenin Çin’i Tayvan’a yönelik riskli bir hamleye itebileceğini düşünüyor. Ancak daha büyük tehlike, rasyonel bir stratejiden çok, yaşlanan ve giderek izole olan bir liderin yanlış hesaplaması olabilir.

Çin açısından asıl risk ise içeride. Zayıf ekonomik büyüme, daha sınırlı iş imkânları ve kadınlara karşı giderek sertleşen toplumsal söylem, genç kuşağı evlilik ve aile kurmaktan daha da uzaklaştırabilir. Hoşnutsuzluk arttıkça devletin gözetim ve “ızgara yönetimi” gibi güvenlik araçlarına daha fazla başvurması muhtemel. Pekin’in 2023’te kurduğu Merkezi Sosyal Hizmet Departmanı da toplumsal sorunları giderek birer güvenlik meselesi olarak ele alan yaklaşımın işareti.

Çin, Ming Hanedanlığı’nın kaderini tekrarlar mı?

Ming Hanedanlığı [4]ile günümüz Çin’i arasındaki paralellikler giderek artıyor.  1500’lerin sonlarında Ming, mali savurganlık, toplumsal eşitsizlik ve siyasi felç nedeniyle zayıfladı. Reformist memurların vergi tabanını genişletme girişimleri ayrıcalıklı elitlerin direnciyle karşılaştı; siyasi merkez de giderek işlevsizleşti.

Bugün de yerel yönetimlerin bütçe sorunları yaşaması, kamu çalışanlarının maaş ve sosyal haklarının aksaması ve kırsal kesimin sağlık hizmetleri için artan maliyetlerle karşılaşması benzer bir kırılganlık yaratıyor. Bu gelişmeler tek başına felaket anlamına gelmez. Ancak demografik gerileme, siyasi katılık, mali baskılar ve toplumsal bölünmeler birleştiğinde risk büyüyor.

Çin’in kuzeyinde iklim değişikliğinin ağırlaştırdığı su kıtlığı ya da yaşlanan kırsal nüfusun sosyal hizmetlere erişememesi, gelecekteki gerilimleri tetikleyebilir.

Büyük güçleri zayıflatan iç dinamikler, kriz görünür hale gelene kadar nadiren tehlikeli görünür. Çin’in bugünkü ihtişamının altında da benzer bir kırılganlık birikiyor olabilir.

Amerika’nın seçimi neden Çin’den farklı?

Washington’un Çin’in Tayvan üzerindeki askeri baskısı ve devlet destekli aşırı sanayi kapasitesi gibi politikalarına karşılık vermesi gerekiyor. Ancak Çin’i varoluşsal bir düşman ve “kuşaksal bir meydan okuma” olarak çerçevelemek, Pekin’in kendi iç sorunlarının sorumluluğunu ABD’ye yüklemesine yardımcı olabilir. Çin’de iç hoşnutsuzluk arttıkça yönetim, bunun kaynağını Amerika’nın Çin’in yükselişini reddetmesine bağlamaya yönelecektir. Washington bu söyleme hizmet etmemeli.

Üstelik ABD’nin Çin’e yönelik aşırı güvenlikçi yaklaşımı kendi çıkarlarına da zarar verebilir. 1950’lerdeki “İkinci Kızıl Tehlike” döneminde Çin kökenli bilim insanı Kian Zuşen’in ABD’den ayrılarak Çin’in roket programının öncülerinden biri haline gelmesi bunun çarpıcı bir örneğiydi. Bugün de vize politikalarının sertleşmesi ve Çin vatandaşlarına yönelik kısıtlamalar, Çin kökenli bilim insanlarını Amerikan laboratuvarlarından uzaklaştırıyor; 2025’te uluslararası öğrenci sayısındaki yüzde 17’lik düşüş de bu eğilimin bir göstergesi.

Dahası, ABD kendisini uzun süre genç ve dinamik bir ülke olarak gördü; bunu büyük ölçüde göçmenlerin katkısına borçluydu. Ancak ABD’nin doğurganlık oranı 2008’den bu yana yenilenme seviyesinin altında ve göçmen karşıtlığı güçleniyor. Kongre’nin yaşlanması, gelir eşitsizliği ve siyasi tıkanıklık da Amerika’nın kendi demografik sorunlarını çözmesini zorlaştırıyor.

Buradan çıkan sonuç yalnızca Çin için değil, ABD için de önemli: Demografik kriz kaçınılmaz bir kader değildir; siyasi tercihlerin bir sonucudur. Aileleri desteklemek ya da onları çocuk sahibi olmaya zorlamak, göçmenleri karşılamak ya da dışlamak, gençlerin önünü açmak ya da yerleşik ayrıcalıkları korumak arasında seçim yapılabilir.

Şi yönetimindeki Çin, bu seçim alanını giderek daraltıyor. Demografik gerilemesini ağırlaştıran ve toplumsal sorunları güvenlik meselesine dönüştüren kapalı bir yola giriyor. ABD ise hâlâ farklı bir seçim yapabilir.”

Bu yazı ilk kez 22 Ekim 2026’da yayımlanmıştır.

Carl Milzner’in Foreign Affairs’te yayımlanan “China’s Long Twilight” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.foreignaffairs.com/china/chinas-long-twilight-carl-minzner

[1] Mao Zedong (1893-1976): Çin Komünist Partisi’nin kurucularından ve 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından ülkenin lideri. 1958-1962 arasındaki “Büyük İleri Atılım” ve 1966’da başlayan Kültür Devrimi, Çin tarihinin en yıkıcı dönemleri arasında kabul edilir.

[2] Deng Şiaoping (1904-1997): Mao sonrası dönemde Çin’in ekonomik dönüşümünü başlatan lider. 1978’den itibaren “reform ve dışa açılma” politikalarıyla piyasa mekanizmalarının kullanılmasına ve Çin’in dünya ekonomisine entegrasyonuna öncülük etti.

[3] Sıfır COVID politikası: Çin’in COVID-19 salgını boyunca virüsün yayılmasını tamamen bastırmayı hedefleyen; geniş çaplı test, karantina, seyahat kısıtlamaları ve kapanmaları içeren politikası.

[4] Ming Hanedanlığı (1368-1644): Moğol yönetimi sonrasında kurulan ve yaklaşık üç yüzyıl Çin’i yöneten hanedanlık. 16. yüzyılın sonlarından itibaren mali sorunlar, siyasi bölünmeler ve toplumsal gerilimlerle zayıfladı; 1644’te sona erdi.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Çin uzun sürecek bir alacakaranlığa mı giriyor?

Bir zamanlar Çin’in nefes kesen büyümesinin motoru olan nüfus, bugün ülkenin en büyük sorunlarından birine mi dönüşüyor? Hızla yaşlanan ve küçülen nüfusun yarattığı baskıya Çin Komünist Partisi çözüm bulabilecek mi? Yoksa demografik gerileme ile siyasi katılık birbirini besleyerek Çin’i büyük güçlerin kaderine mi sürükleyecek?

ABD ile Çin’in devlet başkanları Eylül ayında Washington’da bir kez daha bir araya geldi. Liderler sıcak mesajlar verdi ancak büyük güç rekabetinin giderek artacağını tahmin etmek güç değil. Çin, büyük bir gösterişle her alanda hızla büyüyor. Ancak 20. yüzyılda uygulanan tek çocuk politikası, koşar adım ilerleyen Pekin yönetiminin en büyük ayak bağı olabilir.

Bir Dönemin Sonu: Çin’in Otoriter Canlanışı Yükselişini Nasıl Zayıflatıyor kitabının yazarı, Dış İlişkiler Konseyi’nde Çin Çalışmaları Kıdemli Araştırmacısı ve hukuk profesörü Carl Minzner, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan makalesinde Çin’in gelecekteki başlıca zorluklarını inceliyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Çin’in gücü neden yanıltıcı olabilir?

“Reform döneminin başladığı 1978’den 2000’lerin başına kadar Çin, üretken işçilerin ülkesiydi. Çalışma çağındaki nüfus 1978’de toplam nüfusun yüzde 57’siyken 2010’da yüzde 75’e yaklaştı. Bu nüfus, yıllık büyümenin yüzde 10’a yaklaştığı ve ekonominin 20 kat büyüdüğü otuz yıl boyunca yolları, fabrikaları, konutları ve şirketleri inşa etti.

Ancak son on yılda tablo tersine döndü. Tek çocuk politikası ve Doğu Asya’daki düşük doğurganlık eğilimi, Çin’de nüfusun yenilenme oranının altında doğumlara yol açtı. Toplam nüfus 2021’de 1,4 milyarla zirve yaptı; bugün her yıl üç-dört milyon kişi azalıyor. 2040’larda Çin, yılda yaklaşık 10 milyon kişi kaybedebilir. Aynı dönemde 65 yaş ve üzerindekilerin nüfus içindeki payının bugünkü yüzde 15’ten yaklaşık yüzde 30’a çıkması bekleniyor.

Bu nedenle Çin yalnızca demografik bir gerilemeyle değil, siyasi bir katılıkla da karşı karşıya. Nüfusun genç ve hızla büyüdüğü dönemde Mao Zedong[1] devrimci dönüşüm, Deng Şiaoping [2]ise “reform ve açılım” politikalarıyla bu işgücünü küresel ekonomiye entegre etti. Bugün ise nüfus yaşlanırken siyasi sistem giderek daha merkeziyetçi ve katı hale geliyor.

Tek adam yönetimi Çin’in sorun çözme kapasitesini aşındırıyor mu?

Gazeteci Li Yuan’ın da belirttiği gibi, ABD’de Çin’in teknoloji, yapay zekâ, batarya, güneş enerjisi, ulaşım ve mühendislik kapasitesine yönelik hayranlık giderek artıyor. Çin’in büyüyen donanması ve füze kapasitesi de Şi Cinping’in “Çin ulusunun büyük canlanması” söylemiyle birleşerek güçlü ve stratejik bir devlet imajı yaratıyor.

Ancak bu görüntünün arkasında derin bir siyasi erozyon var. Şi, 2018’de devlet başkanlığı için anayasal dönem sınırlamasını kaldırdı; 2022’deki 20. Parti Kongresi’nde üst düzey kadroları kendi destekçileriyle doldurdu. Ordudaki tasfiyeler de bu kişiselleşmiş yönetimi güçlendirdi. Şi 2027’de dördüncü dönemine hazırlanırken, 2032’de yerine kimin geçeceğine dair hiçbir işaret vermiyor.

Asıl sorun, bu siyasi atmosferin Çin’in geçmişte krizlere verdiği esnek yanıtları giderek imkânsızlaştırması. Deng döneminde kırsal reformlar ekonomik sistemi dönüştürürken, 1990’larda Zhu Rongji devlet işletmelerinde ve vergi sisteminde köklü reformlar yapabildi. O dönemde kısa vadeli toplumsal maliyetler göze alınarak uzun vadeli kazanımlar hedefleniyordu.

Bugün ise kadrolar, sonuçları ne olursa olsun Şi’nin politikalarını uygulamaya zorlanıyor. 2022’de Şanghay’da Omicron’a karşı daha hedefli önlemler alma girişimleri, Şi’nin “sıfır COVID” politikasına[3] aykırı olduğu anlaşılınca terk edildi ve iki ay süren ağır karantina yaşandı. Buna rağmen dönemin parti sekreteri Li Çiang 2022’de Politbüro Daimi Komitesi’ne yükseldi, 2023’te başbakan oldu. Aynı yaklaşım bugün de ekonomik durgunluk, aşırı kapasite ve zayıf tüketime rağmen ihracata ve sanayi üretimine ağırlık verilmesinde görülüyor.

Pekin neden demografik faturayı ertelemeyi sürdürüyor?

Çin’in siyasi ataleti, yaşlanan nüfusun mali sonuçlarında da görülüyor. Ülkenin emeklilik yaşları uzun süre erkeklerde 60, beyaz yakalı kadınlarda 55, mavi yakalı kadınlarda 50 olarak kaldı. Ana kentsel emeklilik fonunun 2030’ların ortalarında tükenebileceği öngörülmesine rağmen emeklilik yaşının yükseltilmesi ancak 2024’te aşamalı biçimde kararlaştırıldı ve değişiklik 2040’a kadar tamamlanmayacak.

Benzer bir sorun sosyal yardımlarda görülüyor. 2022’de kentsel emeklilerin ortalama yıllık emekli maaşı, kırsal ve göçmen emeklilerin aldığı tutarın yaklaşık 18 katıydı. Kırsal kesime desteğin artırılması iç talebi de canlandırabilecek olmasına rağmen Pekin, mevcut sistemden yararlanan kentli grupların tepkisinden çekiniyor.

Sonuçta Çin yeni yüksek hızlı tren hatları ve uçak gemileri inşa edebiliyor; ancak hızla yaşlanan nüfus için sürdürülebilir bir sosyal güvenlik ağı kurmakta zorlanıyor.

Çin, demografik krizi daha da ağırlaştıran bir toplumsal dönüşüme mi gidiyor?

Pekin’in sorunu yalnızca siyasi atalet değil. Şi yönetimi, yabancı kültürel etkilerden duyduğu kaygıyı artırırken Marksizm ile Konfüçyüsçü normları harmanlayan, “geleneksel değerlere” dayalı daha muhafazakâr bir toplum anlayışını teşvik ediyor. Kadınların aile içindeki rolüne yapılan vurgu da bu dönüşümün parçası.

Bu yaklaşım demografik gerilemeyi tersine çevirmek yerine ağırlaştırabilir. 2013-2024 arasında Çin’de yeni evlilikler yaklaşık yüzde 55 azaldı. Pekin, doğum teşvikleri ve ebeveyn izni gibi politikalar uygularken boşanma, kürtaj ve vazektomiye erişimi kısıtladı; çok çocuklu aileleri idealize eden bir kamu söylemi geliştirdi. Ancak toplumun değişen beklentilerini emir ve teşviklerle tersine çevirmek kolay görünmüyor.

Göç, Çin’in yaşlanan nüfusu için neden gerçekçi bir seçenek değil?

Çocuk sahibi olmayı teşvik etmenin yetersiz kalması halinde Çin’in önünde teorik olarak göç seçeneği bulunuyor. Güney Kore gibi yaşlanan toplumlar, işgücü açığını kapatmak ve yaşlı nüfusa bakım sağlamak için göçmen işçilere daha fazla başvuruyor. Ancak Çin’in giderek güçlenen yerlici ve etnosantrik yaklaşımı bu yolu zorlaştırıyor.

Yabancı uyruklular Çin nüfusunun yalnızca binde birini oluşturuyor. Üstelik son yıllarda yabancı kültürel ürünlere yönelik baskı ve “yabancı casuslara” karşı güvenlik söylemi güçlendi. Ağustos 2025’te STEM alanlarında çalışan genç ve nitelikli yabancıları çekmek için açıklanan yeni vize programına yönelik kamu tepkisi de bu gerilimi ortaya koydu. Çinli gençlerin işsizlik oranının yüzde 18,9 olduğu dönemde sosyal medyada yabancıların Çinlilerin iş ve evlilik fırsatları için rekabet edeceği yönünde sert tepkiler yükseldi.

Demografik gerileme Çin’i dışarıya karşı daha saldırgan yapar mı?

Bazı Amerikalı politika yapıcılar, demografik gerilemenin Çin’i Tayvan’a yönelik riskli bir hamleye itebileceğini düşünüyor. Ancak daha büyük tehlike, rasyonel bir stratejiden çok, yaşlanan ve giderek izole olan bir liderin yanlış hesaplaması olabilir.

Çin açısından asıl risk ise içeride. Zayıf ekonomik büyüme, daha sınırlı iş imkânları ve kadınlara karşı giderek sertleşen toplumsal söylem, genç kuşağı evlilik ve aile kurmaktan daha da uzaklaştırabilir. Hoşnutsuzluk arttıkça devletin gözetim ve “ızgara yönetimi” gibi güvenlik araçlarına daha fazla başvurması muhtemel. Pekin’in 2023’te kurduğu Merkezi Sosyal Hizmet Departmanı da toplumsal sorunları giderek birer güvenlik meselesi olarak ele alan yaklaşımın işareti.

Çin, Ming Hanedanlığı’nın kaderini tekrarlar mı?

Ming Hanedanlığı [4]ile günümüz Çin’i arasındaki paralellikler giderek artıyor.  1500’lerin sonlarında Ming, mali savurganlık, toplumsal eşitsizlik ve siyasi felç nedeniyle zayıfladı. Reformist memurların vergi tabanını genişletme girişimleri ayrıcalıklı elitlerin direnciyle karşılaştı; siyasi merkez de giderek işlevsizleşti.

Bugün de yerel yönetimlerin bütçe sorunları yaşaması, kamu çalışanlarının maaş ve sosyal haklarının aksaması ve kırsal kesimin sağlık hizmetleri için artan maliyetlerle karşılaşması benzer bir kırılganlık yaratıyor. Bu gelişmeler tek başına felaket anlamına gelmez. Ancak demografik gerileme, siyasi katılık, mali baskılar ve toplumsal bölünmeler birleştiğinde risk büyüyor.

Çin’in kuzeyinde iklim değişikliğinin ağırlaştırdığı su kıtlığı ya da yaşlanan kırsal nüfusun sosyal hizmetlere erişememesi, gelecekteki gerilimleri tetikleyebilir.

Büyük güçleri zayıflatan iç dinamikler, kriz görünür hale gelene kadar nadiren tehlikeli görünür. Çin’in bugünkü ihtişamının altında da benzer bir kırılganlık birikiyor olabilir.

Amerika’nın seçimi neden Çin’den farklı?

Washington’un Çin’in Tayvan üzerindeki askeri baskısı ve devlet destekli aşırı sanayi kapasitesi gibi politikalarına karşılık vermesi gerekiyor. Ancak Çin’i varoluşsal bir düşman ve “kuşaksal bir meydan okuma” olarak çerçevelemek, Pekin’in kendi iç sorunlarının sorumluluğunu ABD’ye yüklemesine yardımcı olabilir. Çin’de iç hoşnutsuzluk arttıkça yönetim, bunun kaynağını Amerika’nın Çin’in yükselişini reddetmesine bağlamaya yönelecektir. Washington bu söyleme hizmet etmemeli.

Üstelik ABD’nin Çin’e yönelik aşırı güvenlikçi yaklaşımı kendi çıkarlarına da zarar verebilir. 1950’lerdeki “İkinci Kızıl Tehlike” döneminde Çin kökenli bilim insanı Kian Zuşen’in ABD’den ayrılarak Çin’in roket programının öncülerinden biri haline gelmesi bunun çarpıcı bir örneğiydi. Bugün de vize politikalarının sertleşmesi ve Çin vatandaşlarına yönelik kısıtlamalar, Çin kökenli bilim insanlarını Amerikan laboratuvarlarından uzaklaştırıyor; 2025’te uluslararası öğrenci sayısındaki yüzde 17’lik düşüş de bu eğilimin bir göstergesi.

Dahası, ABD kendisini uzun süre genç ve dinamik bir ülke olarak gördü; bunu büyük ölçüde göçmenlerin katkısına borçluydu. Ancak ABD’nin doğurganlık oranı 2008’den bu yana yenilenme seviyesinin altında ve göçmen karşıtlığı güçleniyor. Kongre’nin yaşlanması, gelir eşitsizliği ve siyasi tıkanıklık da Amerika’nın kendi demografik sorunlarını çözmesini zorlaştırıyor.

Buradan çıkan sonuç yalnızca Çin için değil, ABD için de önemli: Demografik kriz kaçınılmaz bir kader değildir; siyasi tercihlerin bir sonucudur. Aileleri desteklemek ya da onları çocuk sahibi olmaya zorlamak, göçmenleri karşılamak ya da dışlamak, gençlerin önünü açmak ya da yerleşik ayrıcalıkları korumak arasında seçim yapılabilir.

Şi yönetimindeki Çin, bu seçim alanını giderek daraltıyor. Demografik gerilemesini ağırlaştıran ve toplumsal sorunları güvenlik meselesine dönüştüren kapalı bir yola giriyor. ABD ise hâlâ farklı bir seçim yapabilir.”

Bu yazı ilk kez 22 Ekim 2026’da yayımlanmıştır.

Carl Milzner’in Foreign Affairs’te yayımlanan “China’s Long Twilight” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.foreignaffairs.com/china/chinas-long-twilight-carl-minzner

[1] Mao Zedong (1893-1976): Çin Komünist Partisi’nin kurucularından ve 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından ülkenin lideri. 1958-1962 arasındaki “Büyük İleri Atılım” ve 1966’da başlayan Kültür Devrimi, Çin tarihinin en yıkıcı dönemleri arasında kabul edilir.

[2] Deng Şiaoping (1904-1997): Mao sonrası dönemde Çin’in ekonomik dönüşümünü başlatan lider. 1978’den itibaren “reform ve dışa açılma” politikalarıyla piyasa mekanizmalarının kullanılmasına ve Çin’in dünya ekonomisine entegrasyonuna öncülük etti.

[3] Sıfır COVID politikası: Çin’in COVID-19 salgını boyunca virüsün yayılmasını tamamen bastırmayı hedefleyen; geniş çaplı test, karantina, seyahat kısıtlamaları ve kapanmaları içeren politikası.

[4] Ming Hanedanlığı (1368-1644): Moğol yönetimi sonrasında kurulan ve yaklaşık üç yüzyıl Çin’i yöneten hanedanlık. 16. yüzyılın sonlarından itibaren mali sorunlar, siyasi bölünmeler ve toplumsal gerilimlerle zayıfladı; 1644’te sona erdi.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x