Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısı ile Ortadoğu ve Körfez ekseninde aniden tırmanan gerilimler, tüm dünyanın ekonomik ve diplomatik dengelerini tehdit ediyor. Geleneksel arabulucuların etkisini yitirmesiyle birlikte diplomasi masasında yepyeni isimler sahneye çıkıyor.
Yıllardır ekonomik darboğazlar, doğal afetler ve sınır ötesi çatışmalarla mücadele eden Pakistan, bu durumun en net örneği.
Pakistan’ın üstlendiği arabuluculuk rolünü inceleyen The Economist internet sitesinde yayımlanan bir yazı, kendi içerisinde ağır ekonomik buhranlar ve siyasi krizlerle boğuşan Pakistan‘ın, Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısı sonucu ortaya çıkan gerilimin ortasında nasıl beklenmedik bir barış arabulucusu konumuna yükseldiğini ve üstlendiği bu diplomatik görevin barındırdığı jeopolitik riskleri inceliyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“Çatışma içerisinde bulunan tarafların birbirleri hakkında dile getirdikleri övgü dolu sözler kelimenin tam anlamıyla yere göğe sığmıyordu. 8 Nisan gününün sabahının erken saatleri içerisinde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Pakistan ordusunun güçlü askerî lideri Asım Münir ile gerçekleştirmiş olduğu karşılıklı görüşmelerin hemen ardından, İran devleti ile iki hafta sürecek olan bir ateşkes anlaşması sağladığını kamuoyuna duyurdu. Fakat yine aynı günün ilerleyen saatleri içerisinde, söz konusu ateşkes anlaşmasının İsrail devletinin Lübnan topraklarında yürütmekte olduğu askerî operasyonları kapsayıp kapsamadığı hususunda ortaya çıkan ciddi anlaşmazlık sebebiyle, varılan bu uzlaşmanın üzerinde kara bulutlar dolaşmaya başladı.
Bütün bunlara rağmen çatışan taraflar, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da görev yapmakta olan bir diplomatın kendi tabiriyle ifade etmek gerekirse, Mareşal Asım Münir’in bu süreç içerisinde ‘adeta harikalar yarattığı’ hususunda tamamen aynı fikirde buluşuyorlardı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, sağlanan bu ateşkes anlaşmasının ‘Şahbaz Şerif ve Asım Münir ikilisinin hiçbir şekilde yorulmak nedir bilmeyen üstün çabaları’ sayesinde başarılı bir biçimde hayata geçtiğini dile getirdi.
Bütün küresel ekonomiyi derinden sarsıntıya uğratan beş haftalık şiddetli çatışmaların hemen ardından ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump‘ın İran’ı ‘yeniden taş devrine döndürme’ şeklindeki sert tehdidinin mühletinin dolmasına sadece birkaç saat gibi çok kısa bir zaman dilimi kala, her iki ülkenin üst düzey diplomatik heyetleri 11 Nisan tarihinde Pakistan’ın başkenti İslamabad şehrinde doğrudan doğruya yüz yüze görüşmek üzere ortak bir anlaşmaya vardılar.
Krizlerle boğuşan Pakistan, sürpriz bir hamleyle barış elçisine dönüşüyor
Kendi iç dinamiklerine ve kendi alışılmış standartlarına göre değerlendirildiğinde bile son derece çalkantılı ve oldukça zorlu birkaç yıl geçirmiş olan Pakistan için bu gerçekten de muazzam bir başarıydı.
2022’de peş peşe yaşanan yıkıcı sel felaketleri ve sürekli bir biçimde tırmanış gösteren yakıt fiyatları, Pakistan’ı topyekûn bir ekonomik çöküşün eşiğine kadar sürüklemişti. IMF’den (dünya rekoru kırarak tam 25. kez), Çin’den ve Körfez ülkelerinden aldığı krediler sayesinde iflastan kıl payı kurtuldu. Daha geçen mayıs ayında Hindistan ile dört gün süren bir hava savaşına girmişti. Bu yıl ise kasım ayında İslamabad’da düzenlenen bir bombalı saldırı da dahil olmak üzere çeşitli terör eylemlerinden sorumlu tuttuğu Afganistan’daki Taliban ile çarpışmaya devam ediyor. Yaşanan bütün bu olumsuz gelişmelere ve zorluklara rağmen Pakistan, dünya sahnesine bir barış elçisi olarak çıkmayı başardı.
Meydana gelen bu güncel durum, biraz da masada bulunan diğer alternatif seçeneklerin zaman içerisinde teker teker elenmesi sonucunda kendiliğinden ortaya çıktı. İran yönetimi; Türkiye veya Mısır gibi potansiyel arabulucu alternatiflerini Washington yönetimine fazla yakın buldu. Pakistan ise Donald Trump‘ın favori seçeneği haline geldi.
Aslına bakılacak olursa bu durum pek çok farklı açıdan son derece doğal ve beklenen bir seçimdi; çünkü Pakistan sadece İran ile 900 kilometrelik bir sınırı paylaşmakla kalmıyor, aynı zamanda yaklaşık 50 yıldır İran’ın Washington’daki çıkarlarını da temsil ediyor (İran’ın Amerika’da büyükelçiliği bulunmuyor).
Pakistan ve Donald Trump arasındaki samimi ilişki
Taraflar arasında inşa edilmiş olan bu karşılıklı güven ortamı aslında henüz son derece taze. Henüz sadece iki yıl gibi kısa bir süre öncesinde İran ve Pakistan birbirlerinin topraklarına karşılıklı olarak sert füze saldırıları düzenlemiş, her iki taraf da sınır ötesinde barınmakta olan yasa dışı militan grupları askeri olarak hedef almışlardı.
Fakat o gerilimin ardından Mareşal Asım Münir, İran Devrim Muhafızları Ordusu ile iletişim kanallarını açmıştı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de helikopter kazasında ölen dönemin İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’yi İslamabad’da resmî olarak ağırlamıştı.
Haziran 2025’te Amerika ve İsrail’in İran’ı bombalamasından sonra Pakistan, Müslüman komşusuna açıkça destek vermişti. Pakistan’ın eski Amerika Büyükelçisi ve Pakistan’ın Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Maleeha Lodhi, bu duruşun güveni yeniden inşa etmede kritik bir rol oynadığını belirtiyor.
Mareşal Asım Münir ayrıca Pakistan’ın Amerika ile ilişkilerinde de yeni bir sayfa açtı. 2018’de Donald Trump, Amerika’nın Pakistan’a milyarlarca dolar yardım yaptığını, karşılığında ise ‘liderlerimizi aptal yerine koyan yalanlar ve aldatmacalardan başka bir şey’ görmediklerinden yakınmıştı. Ne var ki Donald Trump‘ın üniformalı adamlara karşı bir zaafı var ve ‘favori mareşali’ tarafından ikna edilmiş durumda. Geçen yıl Pakistan, kendisiyle Hindistan arasında ateşkes sağladığı için Donald Trump’ı (Hindistan’ı epey kızdıracak bir hamleyle) Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti. Üstelik Pakistan’ı kripto para ve kritik mineraller için bir merkeze dönüştürme vizyonuyla Donald Trump’ın yakın çevresiyle olan ilişkilerini daha da sağlamlaştırdı.
Arabuluculuk sürecinin öne çıkan ismi: Mareşal Asım Münir
Pakistan ordusunun açıklamalarına göre Mareşal Asım Münir, son haftalarda Donald Trump ve yardımcısı J.D. Vance ile ‘gece yarılarına kadar’ süren sıkı bir telefon trafiği yürüttü. İran’la olan temaslar ise Pakistan istihbarat servisi tarafından koordine edildi.
İslamabad’daki diplomatlar, buradaki temel rolün sadece mesaj iletmek olmadığını; aynı zamanda özellikle İran’ın düşünce yapısını pek de iyi kavrayamayan Beyaz Saray yönetimine durumu izah ederek iki tarafın birbirini anlamasına yardımcı olmak olduğunu söylüyorlar. Bu esnada Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar da yoğun bir mekik diplomasisi yürüterek Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarını ağırladı ve Çin’i ziyaret etti. Fakat tüm bu çabalara asıl öncülük eden isim Mareşal Asım Münir oldu.
Dünya sahnesinde daha etkin bir rol oynama arzusunun yanı sıra, savaşın sona ermesi Pakistan’ın kendi ekonomik ve siyasi çıkarları için de son derece büyük bir önem taşıyor. Küresel piyasalarda oluşabilecek olası yüksek enerji fiyatlarından en çok etkilenecek olan ülkelerden biri konumunda bulunuyor ve bu bölgesel savaşın beklenenden çok daha uzun sürelere yayılması ihtimali, halihazırda zaten zar zor bir şekilde toparlanma belirtileri gösteren kırılgan Pakistan ekonomisini büyük bir riske atma potansiyelini barındırıyor.
Tabii bu arabuluculuk girişimlerinin bir de bedeli var. Üzerine füze yağdıran bir rejimle Pakistan’ın temas kurmasına sinirlenen Birleşik Arap Emirlikleri, 4 Nisan’da 3,5 milyar dolarlık bir krediyi yenilememe kararı aldı. Bu durum Pakistan’ın maliye bakanlığını acilen yeni fon kaynakları bulma telaşına düşürdü.
Ateşkes görüşmelerinde ikinci aşamaya başarıyla geçilebilecek mi?
Pakistan, geçen yıl savunma anlaşması imzaladığı Suudi Arabistan’ın da savaşa dahil olmasını ve gerilimin tırmanmasını engellemek için büyük çaba harcadı. Mareşal Asım Münir, Suudilere itidal çağrısında bulunurken, 7 Nisan’da Körfez ülkelerini füzelerle hedef alan komşusu İran’ı eleştirdi.
Eski Amerika Büyükelçisi Maleeha Lodhi, savaşın biraz daha uzaması halinde Pakistan’ın bu tür gerilimleri idare etmesinin imkânsız hâle gelebileceğini ifade ediyor. Karaçi merkezli analist Khurram Husain’in de belirttiği gibi, Amerika, Çin, Suudi Arabistan ve İran ile ilişkileri aynı anda yürütmeye çalışmanın Pakistan’ı farklı yönlere savuracağına dair uzun zamandır süregelen endişeler vardı. Fakat mevcut tabloya bakıldığında Pakistan, en azından şimdilik, kendisini uluslararası alanda tüm bu söz konusu birbirinden farklı ülkeler ve bloklar arasında son derece işlevsel ve stratejik bir diplomatik köprü konumuna getirmeyi başarmış bir profil çiziyor.
Son günlerde Amerika Birleşik Devletleri ve İran yönetimlerini, ilk aşamada kapsamlı bir ateşkesin sağlanacağı ve hemen ardından da yetkili heyetler düzeyinde karşılıklı yüz yüze diplomatik görüşmelerin fiilen başlayacağı iki ayrı aşamadan oluşan bir müzakere sürecine ikna edebilmek adına Pakistan yoğun bir çaba sarf etti.
İslamabad’da gerçekleşen görüşmeler şimdilik sonuçsuz kaldı. Ancak Pakistan yine de tarafları bir araya getirmeyi başardı. Pakistan’ın arabulucu rolünü sürdürüp sürdüremeyeceğini zaman gösterecek.”
Bu yazı ilk kez 13 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.




