24 Şubat 2022’de başlayan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı, daha ziyade dış politika ve güvenlik alanlarındaki etkileri ile tartışılsa da savaş Ukrayna toplumunun geleceğini de belirleyecek derin bir demografik dönüşüme neden oluyor.
Ukrayna, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın tanık olduğu en büyük kitlesel yerinden edilme durumunu yaşıyor. Buna ek olarak, doğum oranlarının tarihin en düşük seviyelerine inmesi, savaş nedeniyle özellikle genç erkek nüfusun azalması ve eğitimli Ukraynalı kadınların çoğunlukla Avrupa ülkelerine yerleşmesi, Ukrayna’yı demografik bir kırılma noktasına getirdi.
Nüfusta ikinci kırılma noktası
1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşü sırasında Ukrayna 50 milyondan fazla nüfusa sahipti. SSCB sonrası dönemdeyse diğer eski Sovyet Cumhuriyetleri gibi sosyo-ekonomik nedenlerle ciddi bir nüfus azalması yaşadı. Savaşla birlikte ülke nüfusu, ikinci bir kırılma noktasına geldi.
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısından önce Ocak 2022’de Ukrayna’nın nüfusu yaklaşık olarak 41,1 milyonken[1] 2024’te nüfus, savaş ve göç nedeniyle 32 milyonun altına düştü.[2] Ukrayna Demografi ve Yaşam Kalitesi Sorunları Enstitüsü, Ukrayna nüfusunun 2051 yılına kadar 25,2 milyona düşebileceğini tahmin ediyor. Bazı çalışmalar da Ukrayna nüfusunun 2100’e kadar 9–23 milyon aralığına gerileyebileceğine işaret ediyor.[3]
Dolayısıyla Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ile başlayan savaş, sadece bugünün güvenlik mimarisini dönüştürmüyor, Ukrayna toplumunun gelecekte nasıl bir yapıya ve nüfus profiline sahip olacağını da belirliyor.
Böyle bir krizin sonuçlarını en aza indirmek için Bakanlar Kurulu, 2040 yılına kadar olan dönem için Demografik Kalkınma Stratejisi’ni onayladı.[4] Söz konusu stratejiye bakıldığında savaşın hızlandırdığı nüfus kaybını tersine çevirmek amacıyla üç ana eksende önlem alındığı görülüyor: doğurganlığı teşvik eden kapsamlı aile destekleri (maddi yardımlar, ebeveyn dostu istihdam politikaları), yurtdışındaki Ukraynalıların geri dönüşünü kolaylaştıran barınma ve işgücü entegrasyon programları ve yaşlanan nüfusa uyum için sağlık ile emeklilik sistemlerinin güçlendirilmesi. Strateji ayrıca, erken ölümleri azaltmaya yönelik halk sağlığı ve ruh sağlığı müdahaleleri ile işgücüne katılımı artırıcı yeniden beceri kazandırma programlarını demografik toparlanmanın temel araçları olarak konumlandırıyor. Böylece belge, demografiyi sosyal politika meselesi olmaktan çıkarıp ulusal yeniden inşa ve ekonomik güvenlik stratejisinin merkezine yerleştiriyor.[5] Söz konusu önlemlerin savaş devam ettiği sürece ve kısa vadede ne şekilde etkili olacağı belirsiz.
Kalıcı beyin göçü mü?
Savaşın ilk aylarında ortaya çıkan kitlesel göç, kısa sürede kalıcı bir demografik olguya dönüştü. Yaklaşık 10 milyon Ukraynalının ya ülke dışına çıktığı ya da ülke içinde yer değiştirdiği biliniyor. Bu sayı, Ukrayna’nın savaş öncesi nüfusunun neredeyse dörtte birine karşılık geliyor. Avrupa Birliği ülkeleri, özellikle Polonya, Almanya, Çekya ve İtalya, Ukraynalı mültecilerin en yoğun yerleştiği ülkeler oldu.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) bulgularına göre Ukrayna’dan ayrılanların önemli bir kısmı ev sahibi ülkelerde kalmayı planlıyor; 2023 sonu verilerinde mültecilerin yaklaşık %60–65’inin bulundukları ülkede kalma eğilimi gösterdiği görülüyor.
Ukrayna’da Şubat 2022’den bu yana seferberlik gereği 18-60 yaş arasındaki erkeklerin yurtdışına çıkışı yasak olduğu için yurt dışına gidenlerin önemli kısmı kadınlar ve çocuklardan oluşuyor. Ülkeden ayrılanların önemli bir bölümü üniversite mezunu, yabancı dil bilen ve dijital becerilere sahip kadınlar. AB ülkelerinde göçmen kabul politikalarının nispeten esnek olduğu sağlık, bakım hizmetleri, eğitim, teknoloji gibi alanlarda Ukraynalı kadınlar kısa sürede işgücü piyasasına entegre oldu.
Bu durumun iki temel yansıması bulunuyor. Birincisi, Ukrayna’dan ayrılanlara evsahipliği yapan ülkelerde beşeri sermaye güçleniyor. Avrupa ülkeleri, özellikle yaşlanan nüfus yapısı ve işgücü açığı nedeniyle Ukraynalı kadınların varlığından ekonomik olarak yararlanıyor. Avrupa’da yaşayan birçok Ukraynalı mülteci, uzun süreli oturum ve çalışma izni aldı, çocukları okullara adapte oldu ve sosyal devlet sisteminden yararlanmaya başladı. Öte yandan bu durum bazı ülkelerde popülist söylemlerin ve göç karşıtı politikaların güçlenmesine zemin de hazırlıyor. Her ne kadar Ukraynalılar, kimliksel ve kültürel olarak ‘öteki’ olarak görülmese de popülist söylemler söz konusu olduğunda tüm göçmenler hedef alınabiliyor.
Bu göçün ikinci yansıması da Ukrayna’dan Avrupa’ya yaşanan bu beyin göçünün geri döndürülemez bir nitelik kazanması ihtimali. Savaş üçüncü yılını tamamlamak üzere. 2025 yılı sonu itibarıyla tarafların uzlaşabileceği bir ateşkes ve/veya barış anlaşması hazırlanabilmiş değil. Bu konudaki çabalar sürerken, alanda savaş tüm yıkıcılığı ile devam ediyor. Dolayısıyla yerlerinden edilen kişilerin geri dönmesi, kısa vadede beklenmiyor. Başka bir ifadeyle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde ihtiyaç duyacağı ve Avrupa’ya yerlemiş olan nitelikli insan kaynağının Avrupa’daki yaşam standartlarına uyum sağladığı sürece geri dönme ihtimali son derece düşük görünüyor. Bu da Ukrayna’nın orta ve uzun vadeli toplumsal yapısı bakımından önemli bir kayba işaret ediyor.
Demografik çöküşün katalizörü: Tarihsel olarak en düşük doğurganlık oranı
Ukrayna, savaş öncesinde dahi düşük doğurganlık oranlarıyla bilinen bir ülkeydi; ancak savaş, bu eğilimi dramatik bir şekilde hızlandırdı. 2022 ve 2023 yıllarında doğum sayısı, bağımsızlık tarihinin en düşük seviyesine indi. Ülke genelinde her doğuma karşı yaklaşık üç ölümün gerçekleştiği tahmin ediliyor. Bu durum, nüfusun yalnızca azalmasına değil, aynı zamanda belirgin biçimde yaşlanmasına yol açıyor.
Düşen doğurganlık oranlarını açıklayan birden çok faktör var. Savaşın yarattığı belirsizlik, barınma, güvenlik ve ekonomik istikrara yönelik risk algısı, aile kurma ve çocuk sahibi olma kararlarını sistematik olarak erteletiyor. Öte yandan sağlık altyapısındaki tahribat, savaşın doğrudan hedef aldığı sağlık tesisleri ve yetersiz doğum hizmetleri de güvenli gebelik koşullarını tehdit ediyor.
Doğum oranının olağanüstü düşüşü, nüfus piramidinde geri dönülmez bir daralmaya işaret ediyor. Bu süreç, savaş sona erdikten sonra dahi hızlı bir şekilde toparlanamayacak kadar derin.
Savaşın en görünür demografik sonuçlarından bir diğeri ise cephedeki kayıplar nedeniyle genç erkek nüfusunun azalması. Bu durumun uzun vadeli toplumsal sonuçları çok katmanlı olmaya aday: Askerî kayıpların yoğunlaştığı yaş gruplarında nüfus azalıyor bu da sosyal güvenlik sisteminde uzun vadeli dengesizliklere yol açacaktır. Erkek nüfusun psikolojik travmaları, ilerleyen yıllarda işgücü verimliliği, toplumsal uyum ve aile içi ilişkiler üzerinde etkisini sürdürecektir. Zira Rus işgali, hem Ukrayna’da hem de diğer yerlerde insanların ruh sağlığı üzerinde muazzam bir yıkıma yol açtı. Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) yakın tarihli bir raporuna göre, Ukraynalıların % 38’i yüksek depresyon riski altında. Bu belirtiler kadınlarda (% 42) ve -kendi beyanlarına göre- engelli kişilerde (% 45) daha sık görülüyor. Bu tablo, savaş sonrası demografik toparlanmayı daha da zorlaştıran yapısal bir soruna işaret ediyor.
İnsan sermayesi kaybı: Eğitim, çocukluk ve savaşın geleceğe etkisi
Savaşın en önemli sonuçlarından biri de şüphesiz çocuklar üzerinde yarattığı psikoljik etkiler ve eğitimin kesintiye uğraması. Hava saldırıları neticesinde okulların yıkılması, çevrimiçi eğitimin sınırları, bombardıman altındaki bölgelerde sürekli alarm hâlinde yaşamak, Ukrayna için yeni bir riski gündeme getiriyor. Kesintiye uğraması nedeniyle düşen eğitim kalitesi, nitelikli işgücü arzını azaltabilir. Çocuklarda travma ve öğrenme kayıpları, üretkenlik potansiyelini zayıflatabilir. Savaş deneyimiyle şekillenen nesil, toplumsal güven ve sosyal uyum açısından sorunlar yaşayabilir. Tüm bu nedenlerden ötürü savaş, yalnızca Ukrayna’nın bugünkü değil gelecekteki sosyal yapısını da şekillendiriyor.
Ukrayna savaşı, ulusal kimliği yalnızca dışsal bir tehdit karşısında kenetlenen bir aidiyet duygusu olmaktan çıkararak, tarihsel hafıza, dil, vatandaşlık ve siyasal yönelim eksenlerinde yeniden tanımlanan dinamik bir toplumsal inşa sürecine dönüştürdü. Savaş öncesinde bölgesel, dilsel ve kültürel farklılıklar etrafında daha parçalı bir görünüm sergileyen Ukrayna kimliği, Rusya’nın askerî müdahalesiyle birlikte “var olma mücadelesi” temelinde daha bütüncül ve kapsayıcı bir çerçeve kazandı. Özellikle Ukraynaca dilinin kamusal alandaki yükselişi, Sovyet geçmişine yönelik eleştirel bir tarih anlatısının güçlenmesi ve yurttaşlık temelli aidiyetin etnik kökenin önüne geçmesi, bu dönüşümün somut göstergeleri olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda savaş, ulusal kimliği yalnızca savunulan bir miras değil, bedel ödenerek yeniden kurulan ve geleceğe doğru yönelen bir kolektif bilinç haline getirdi.
Dörtte bir oranında azalan nüfus
Sonuç olarak Ukrayna’daki demografik eğilimlere ilişkin son analizler yıkıcı bir durumu ortaya koyuyor. Rusya’nın saldırılarının başlangıcından bu yana Ukrayna nüfusu 10 milyon (yaklaşık dörtte bir) azaldı; bu azalma mülteci göçü, savaşın neden olduğu kayıplar ve doğum oranındaki düşüşün bir sonucu.
Ukrayna’nın çalışma çağındaki nüfusunun önemli bir bölümünü başta Avrupa ülkeleri olmak üzere göç etmiş durumda. Bu durum, ülkenin savaş sonrası yeniden inşa sürecinde ihtiyaç duyacağı insan kaynağında ciddi eksikliklere yol açacaktır. Buna ek olarak diaspora toplulukları giderek kalıcı bir nitelik kazanıyor. Savaşın süresinin öngörülemezliği, geri dönüşlerin sınırlı kalmasına neden oluyor.
AB ülkelerinde eğitim ve iş olanaklarından yararlanan Ukraynalılar, bulundukları ülkelerde toplumsal ağlar oluşturmaya başladı, çocuklarını yerel eğitim sistemlerine dâhil etti ve sosyal devlet mekanizmalarına entegre oldu. Bu bağlamda diaspora, gelecekte Ukrayna ile olan bağlarını sürdürebilir ancak ülkeye dönüş eğilimi zayıflayacaktır. Diaspora içerisinde kadın ve çocukların ağırlığı hem diaspora ülkelerinde hem Ukrayna’da toplumsal yapıyı yeniden şekillendiriyor.
Bu haliyle Ukrayna savaşı, askerî bir çatışmanın ötesinde, ülkenin demografik yapısını temelden dönüştüren bir toplumsal kırılma niteliğinde. Bu süreç, savaş sona erdiğinde dahi devam edecek ve ülkenin yeniden inşa kapasitesini, ekonomik büyümesini ve toplumsal bütünlüğünü belirleyecektir. Demografik dönüşümün yönetilebilmesi, kapsamlı sosyal politikalar, diaspora ile güçlü bağlar, psikososyal destek programları ve savaş sonrası bütüncül bir kalkınma stratejisi gerektirecek. Aksi hâlde, Ukrayna’nın demografik geleceği, savaşın gölgesinde giderek daha kırılgan bir hâl alacaktır.
Savaş, Ukrayna içinde ulusal kimlik ve birlik duygusunu güçlendiren bir faktör haline geldi. Dil, kültür, tarih anlatısı etrafında daha sıkı bir ulusal birlik söylemi geliştirildi. Ancak eşzamanlı olarak etnik, bölgesel ve dilsel farklılıkların savaş sonrası dönemde nasıl yönetileceği, yeniden inşa sürecinde önemli bir toplumsal mesele olacak. Uzun vadede, hem Ukrayna içindeki kuşaklar hem de diasporadaki Ukraynalılar arasında yeni bir “savaş kuşağı” kimliğinden bahsedilmesi olasıdır.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 23 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.
[1] https://stat.gov.ua/en/publications/demographic-situation-2021
[2] https://www.pravda.com.ua/eng/news/2025/02/12/7497876/
[3] https://www.reuters.com/world/ukraine-stares-down-barrel-population-collapse-2025-12-04/
[4] https://www.wilsoncenter.org/blog-post/impact-war-ukraine-seen-through-its-communities-exile#:~:text=The%20Demographic%20Dimension&text=Ukraine’s%20population%20has%20declined%20by,Nations%20report%20from%20October%202024.)
[5] “Demographic Policy”, Ministry of Social Policy, Family and Unity of Ukraine, https://www.msp.gov.ua/en/about/klyuchovi-napryamy/demohrafichna-polityka



