Katar siyasetinde reform adımları

Arap Körfez monarşilerinde halkın siyasete katılımını amaçlayan uygulamaların yaygın olmadığı malum. Fakat son zamanlarda bu konuda bazı denemeler de görülmeye başlandı. Bunlardan biri de Katar’da 2 Ekim’de ilk kez yapılacak olan Şura Meclisi seçimleri.

Arapçada danışma ve görüş alışverişinde bulunma anlamına gelen “şura” kelimesinden türemiş danışma meclisleri, Körfez monarşilerinde ülke liderinin ve hükümetin çeşitli konularda meclis üyeleriyle görüş alışverişi yaptıkları platformlar aslında. Nasıl teşekkül edecekleri farklı düzenlemelere tabi tutulan bu yapılardan biri olan Katar Şura Meclisi’nin üyelerinin üçte ikisi yani 30’u seçimle belirlenecek. 45 üyeli konseyin, kalan 15 üyesi de Emir tarafından atanmaya devam edecek.

Katar hakkında çok bilinmeyenler

Seçimle gelen 30 üye kulağa az geliyor olabilir ancak 2019 verilerine göre, Katar vatandaşlarının sayısı yaklaşık 333 bin; bu nüfusun büyük bölümüyse 25-34 yaş aralığında.

Vatandaş sayısı az olsa da Katar’da yaşayan insan sayısı, bunun 7-8 katı. 2021 itibariyle 1,84 milyonu erkeklerden oluşan 2,5-2,6 milyon kişi ülkede barınıyor. Bu kişilerin çoğunluğu Pakistan, Bangladeş gibi ülkelerden gelenler. Ama Katar’da yaşayan Batılı sayısı da az değil. Kuzey Amerika’dan ve Avustralya’dan önemli sayıda kişi burada istihdam ediliyor zira Katar’ın Batı kültürüyle, yoğun teması olduğu da bir gerçek.
Katar’ın Batılı ülkelerle işbirliğinin bir sonucu da ülkedeki prestijli eğitim imkânları. Georgetown Üniversitesi, Texas A&M Üniversitesi ve Carnegie Mellon Üniversitesi gibi bazı üniversitelerin Katar kampüsleri var. İlköğretimden alt-orta öğretime etkin geçiş oranları gençlerde cinsiyet ayrımı gözetmeksizin %95’in üzerinde. Okuryazarlık oranı da %93’ü geçiyor. Ekonomik gelişmişliğin, hidrokarbon rezervlerinin ve finans merkezi olmanın etkisiyle şehirli nüfusun oranı da %95’in üzerinde.

Ülkenin ekonomik gücüyse diğer Körfez ülkelerinin aksine, petrol ve petrol ürünlerinden değil, Ankara-Bolu arası kadar yani 160 kilometrelik bir uzunluğa ve Ankara-Polatlı arası kadar yani 50-80 kilometre kadar bir genişliğe sahip ülkenin çeşitli yerlerinden ve İran’a komşu olunan deniz havzalarından çıkarılan doğalgazdan geliyor.

Bütün bunlar da, Katar’ın reform ihtiyacını tetikliyor.

Zaten, Körfez monarşileri arasında siyasi reform taleplerinin işleme alınmasının ve demokratik teamüllerin hayata geçirilmesinin hayli yakın dönemlerde, 2000’li yıllardan sonra gerçekleşmeye başladığı belirtilebilir. Bu anlamda Körfez’de halkın yönetime katılmasının aracı olabilecek uygulamaların hayata geçirilmesinde Katar ve Kuveyt’in öncülük ettiğinin altını çizmek gerekir.

Bu seçim siyasal ve sosyal bir dönüşüme kapı açabilir mi?

Aslında Katar vatandaşları belediye seçimleri ve belirli anayasal düzenlemelerde daha önce oy kullandılar. Örneğin 2007 yılında gerçekleştirilen seçimlere katılım ise %51 düzeyindeydi. Bu seçimler ile ciddi bir sosyal dönüşüm gerçekleşmedi. Fakat 1 Ekim’de yapılacak olan seçimlerde devlet yönetiminde istişarenin merkezi konumunda olan Şura Meclisi’nin üyelerinin seçimle belirlenecek olması, kısmî siyasal ve sosyal dönüşümlere işaret edebilir.

Zira tek yenilik, Şura Meclis’i için seçimlerin yapılması değil, Meclis’in yetkileri de bakanların görevden alınması, hükümet bütçesinin onaylanması, yasa tasarısı hazırlanmasını da içerecek şekilde genişletilecek. Fakat yine de reform hareketleri, siyasal sistemde topyekûn bir değişime de işaret etmiyor. Meclis’in, savunma, güvenlik, ekonomi ve yatırım politikaları konularında bağlayıcı bir yetkisinin bulunması planlanmıyor. Şura Meclisi’ne topyekûn bir yetki devrinin yapılamayacak olmasının nedeni ise siyasal katılımın, siyasal irade tarafından sınırlı ve yönetilebilir bir düzeyde tutulması isteği olabilir. 15 üyenin Emir tarafından atanacak olması, Şura Meclisi’nde seçilmişler ve atanmışlar arasında bir dengenin oluşmasını sağlayacaktır. Tabii ki bu denge, 15 üyenin doğrudan Katar Emiri tarafından atanacak olması hasebiyle kimi dönemlerde bir karmaşaya da işaret edebilir. Seçilmiş üyelerin, atanmış üyelerden daha fazla sayıda olması ise siyasal sistemde reformun kademe kademe gerçekleştirileceğine işaret ediyor. Şura Meclisi seçimlerinin ardından Katar’ın siyasi reformlara hangi oranda devam edeceği de pratikte belirli hale gelecektir.

Katar’da gerçekleştirilmek istenen siyasi reformlar aslında bölgesel reform eğilimlerinin bir parçası. 2000’li yıllardan bu yana Körfez ülkeleri siyasi reform anlamında birçok adım attılar. Örneğin bir diğer Körfez monarşisi Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) sınırlı yetkileri bulunan organların belirli üyeleri seçimle göreve geliyor. Fakat BAE’de hangi vatandaşların seçmen olabileceğine emirlik liderlikleri karar veriyor. Kuveyt ve Bahreyn’de ise bağlayıcı karar alma yetkileri sınırlı parlamentolar bulunuyor. Körfez ülkelerinin bu siyasal tecrübeleri, 2000’den bu yana “liberalleşmiş otokrasiler”1 kavramı altında ele alınıyor.

Reform süreci ve toplumsal pürüzler

Katar’da 2004’den bu yana süren anayasal süreçlerin devamı olarak, Emir Temim bin Hamed geçen yıl Şura Meclisi için ilk seçimlerin 2021 yılında düzenleneceğini duyurmuştu. Siyasal gerekçeler sebebiyle birden fazla kez ertelenmesine rağmen seçimlerin Ekim ayında gerçekleştirilecek olması, sınırlı fakat yönetilebilir siyasal katılımın Körfez’de halen bir hedef ve süreç olduğunu gösteriyor.

Seçimlerin düzenlenecek olması, Katar siyasetinde ilgili hukuki düzenlemelerin yapılmasını da gerektirdi. Mayıs ayında, seçimlerin esaslarını belirleyen ilgili yasa tasarısı hükümet tarafından onaylandı. Yasa tasarısı ile birlikte Katar her bölgeden 1 aday seçilmesi koşuluyla ile 30 seçim bölgesine bölündü. 18 yaşından büyük ve baba tarafından dedeleri Katar’da doğmuş olan vatandaşlar, aşiretlerinin yaşadığı bölgelerde oy kullanabilecekler. Meclise aday olacak kimselerin ise Katar vatandaşı olup en az 30 yaşında olmaları şart koşuldu. Temmuz ayında ise Katar Emiri tarafından onaylanan tasarı, yasalaştı. Seçme ve seçilme şartları arasında cinsiyete bağlı bir kural da yok. Nitekim 29 kadın adayın Şura Meclisi üyesi olmak için yarışıyor.

Seçimle ilgili düzenleme siyasi nüfuzlarını ve kamu varlıklarını kişisel kazanımlara dönüştürebilecek pozisyondaki kimselerin seçilmesi yasa tasarının içeriği uyarınca mümkün gözükmüyor.

Seçim kampanyalarına her aday başına harcanabilecek fonların toplamı da 2 milyon Katar Riyalini yani yaklaşık 550bin doları geçemeyecek. Herhangi bir mezhebi, kabileyi ve aşireti hedef alan söylemler de kampanyalarda kullanılamayacak.

Alınan önlemlerle, Katar ulusal kimliğinin ve değerlerinin gündelik siyasete konu edilmemesi amaçlanıyor. Kısacası Katar ulusal kimliğinin inşa sürecini zedeleyici siyasi söylemlere izin verilmediği anlaşılıyor. Bu da tam olarak Katar’ın siyasal temsili genişletmek fakat yine de yönetilebilir durumda tutma amacına da uyuyor. Bununla birlikte, belirli pürüzlere karşın, Katar’ın bu süreci olabildiğince şeffaf bir şekilde yürütmek istediği anlaşılıyor.

Seçim kısıtlamaları protestolara neden oldu

Fakat seçim sürecinde yaşanan gelişmeler, birtakım toplumsal tepkilerin yükselmesine engel olamadı. Bu tepkilerden en önemlisi, seçim yasasına göre seçmen ve seçilen olma yeterliliğini belirleyen şartlara yönelik oldu. Tarihsel olarak Arap Yarımadası’nın doğusunda yaşamış olan El Murrah kabilesine bağlı aşiretin üyeleri, seçim yasasını sert şekilde protesto ettiler. Hükümet tarafından sistematik olarak seçmen ve seçilen yeterliliğinin dışarısında bırakıldıklarını ve “orijinal Katar vatandaşı” olarak görülmediklerini dile getirdiler.

Diğer Körfez ülkelerinde olduğu görüldüğü üzere, aşiret ve kabile gibi ulus-altı kimliklere aidiyet Katar sosyolojisinde ve devlet-toplum ilişkilerinde belirleyici bir konumda. Bu sebepten, siyasi eleştiri ve protestonun nadir olduğu Katar açısından bu gelişmeler önemli bir test niteliği taşıdı. Sosyal medya üzerinden devam eden protestolarda, “El Murrah, hükümetten önce de Katar’daydı” ifadeleri yoğun bir şekilde kullanıldı. Burada temelde, Katar hükümetinin seçim yasasını keyfî düzenlediği ve belirli gruplara karşı alenen ayrımcılık yaptığı iddia edildi. Fakat sosyal medya protestoları olarak gerçekleşen bu yakınmaların çoğunun propaganda niteliği taşıdığı ve dezenformasyon amaçlı gerçekleştirildiği öne sürüldü.2

Tepkileri gerçekleştiren El Murrah kabilesi üyeleri, 19.yüzyıl sonlarından itibaren günümüz Katar topraklarını terk ettikleri ve daha sonraki dönemlerde bölgeye kademeli olarak geri döndükleri gerekçesiyle seçilme hakkından mahrum bırakıldılar. Çünkü siyasi iradenin vatandaşlık tanımına göre, 1930 yılından 1961 yılına kadar Katar’da bulunma şartını karşılayamıyorlar. Nitekim, bu sebepten ötürü aşiret üyeleri, yasanın değiştirilmesini talep ediyorlar. Bu anlamda kabilenin önde gelen isimleri de Emir ile diyalog yolunun açılmasını ve konunun gündeme alınmasını talep ediyor.

Tabii El Murrah kabilesinin seçim kapsamı dışında bırakılmasıyla ilgili sebepleri düşünürken yakın geçmişe bakmak da faydalı olabilir. El Murrah kabilesi ile Katar yönetici elitleri 1990’larda siyasi uyuşmazlıklar yaşadılar. Körfez krizini başlatan Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn’in El Murrah kabilesi ile iyi ilişkiler içerisinde olduğu biliniyor. Körfez krizi sırasında El Murrah kabilesi üzerinden Katar Emiri’nin ülkenin sosyolojisini zedelediği şeklinde yorumlar Mısır medyasında yer almıştı. El Murrah’ın önde gelen isimleri de yine aynı şekilde Suudi medyası üzerinden Katar’ı İran ile kurulan iyi ilişkilerden ötürü eleştirmişlerdi. Gelinen noktada Katar siyasileri El Murrah kabilesinin başta Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn siyasileri tarafından dönem dönem araçsallaştırıldığına inanıyor.

Katar’ın bu hamlesinin anlamı ne?

Katar’ın ulusal seçimler gerçekleştirme hamlesini ilk olarak siyasi katılımı ve meşruiyeti artırma girişimi olarak değerlendirmek gerek. Zaten Katar Emiri de seçim yasası ile ilgili farklı kabilelerden gelen talepleri değerlendirmeye aldı.

Seçim yasasına yönelik eleştiriler, seçim tecrübesinin ve siyasi reform çabalarının önüne geçmeden Katar siyasetinin geliştirebileceği uzlaşı kültürü ve istişare yoluyla çözülebilir.

Bu anlamda, Şura Meclisi gibi ülke siyasetinin danışma ve görüş alışverişinde bulunma mekanizmalarından birisinin seçimlerinin öncesinde, seçim yasasına yönelik tepkiler, Katar siyasetinin olgunluğunu da test etti denebilir.

Nitekim, Emir Temim bin Hamed’in diyalog ve istişare yolunu tercih etmesi, bu testin en azından başarısız olmadığına ve alelade bir seçim planlaması yapılmadığına seçmenleri ve uluslararası kamuoyunu ikna etme potansiyeline sahip.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 1 Ekim 2021’de yayımlanmıştır.

  1. Daniel Brumberg, “Democratization in the Arab World? The Trap of Liberalized Autocracy”, Journal of Democracy, Volume 13, Number 4, October 2002.
  2. Marc Owen Jones, “Analysing online dcception around Qatar’s Shura elections”, Dohanews, 10 August 2021.

Gökhan Ereli

Gökhan Ereli - 2014-2015 yılında Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü birincilikle bitiren Ereli, 2015 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Tezli Yüksek Lisans programına başladı. “The Impact of American Exceptionalism on US Foreign Policy" başlıklı teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı. Mevcut durumda, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümünde Doktora Adayı olarak tez çalışmalarına devam ediyor. Aynı zamanda, Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Körfez Çalışmaları Koordinatörlüğü görevini yürüten Ereli, temelde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar olmak üzere Körfez bölgesi ve Amerikan dış politikası ile ilgileniyor. Akademik ilgi alanları arasında dünya politikasında Ortadoğu, kimlik politikaları, post-pozitivist uluslararası ilişkiler teorileri, çağdaş Fransız felsefesi ile din ve milliyetçilik yer alıyor. Ereli başlangıç düzeyinde Arapça, ileri düzeyde İngilizce biliyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend