İran’ın yeni nesil içerik üreticileri anlatıyı nasıl değiştiriyor?

Devrimden bu yana medya ve kültür üretimine yapılan yatırım, son savaşta İran’a yönelik olumsuz algının değişiminde nasıl bir etki yaratıyor? Rejimin genç, hızlı ve ABD’den daha az korkan yeni nesil içerik üreticileri nasıl bir yol izliyor?

Günümüzde gücünden sual olunmaz medya, özellikle de dijital medya, hemen her alanda düzen değiştirici bir role sahip. Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’ndan (SAIS) kültürel antropolog Narges Bajoghli, New York Magazine’in Intelligencer platformunda yayımlanan yazısında, İran’da yeni nesil içerik üreticilerin imzasını taşıyan videoların son savaşta dünyanın dört bir yanından çok farklı kesimlere nasıl ulaştığını ve anlatıyı nasıl değiştirdiğini ele alıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Füze yavaşça hareket ediyor. Soluk bir gökyüzünde, doğa belgesellerinde gördüğünüz göç eden bir kuşun hareketlerine benzer şekilde nazikçe bir yay çiziyor. Sonra kimlerin üzerinden geçtiğini görüyorsunuz. Yerli bir Amerikalı. Vietnamlı bir köylü. Filistinli bir çocuk. Hiroşima’dan biri. Epstein adasında bir çocuk. İran’ın Minab şehrinde okuluna yapılan saldırıda ölen bir kız öğrenci. Sanki saygıyla gökyüzüne bakıyor gibiler. Füze yoluna devam ediyor. Altında, Özgürlük Heykeli’nin olması gereken yerde, başka bir şey duruyor: İncil’in çocuk kurban etme ile ilişkilendirdiği eski tanrı Baal’ın heykeli. Füze iniyor. Heykel parçalanıyor. Ekranda bir yazı: ‘Herkes İçin Tek İntikam.’

Video bir dakikadan kısa ve (…) Devrim Muhafızları’na bağlı medya organlarının savaşın ilk 39 gününde hazırladığı düzinelerce videodan biri. İngilizce, Arapça ve Farsça olarak yayımlanan bu videolar, Küresel Güney ’deki dijital kamuoyu ve Y kuşağı ile Z kuşağı Amerikalı ve Avrupalılar arasında anlatı savaşının hâkimi konumunda: Gazze’ye dair Batı yayınlarını izleyen ve hangi anlatılara güvenecekleri konusunda kendi sonuçlarını çıkaran X, Instagram, TikTok ve Telegram’daki genç kitleler. (…) İran hakkında hiçbir bilgisi ve ilgisi olmayan Amerikalıların, Tahran’da çekilen videoları sanki kendileri keşfetmiş gibi takipçileriyle paylaştığını görüyorum. Platformların yorum bölümlerinde insanlar, ‘İran hepimiz için savaşıyor’ diye yazıyor. (…)

“Düşman İran”

Son 47 yılın büyük bölümünde, İran’ın Amerikan yaşamındaki imajı son derece istikrarlıydı. Ted Koppel, 1979 kışında, her gece televizyonda Tahran’da rehin tutulan Amerikalıların günlerini sayarak şablonu oluşturdu; bu bölüm o kadar uzun sürdü ki Nightline adını aldı ve Amerikan televizyon haberlerini şekillendirdi. Kasım 1979’da rehin krizinin başlamasından yaklaşık iki hafta sonra, Koppel kameraya bakarak yetişkin hayatımın büyük bir bölümünde aklımda kalan bir şey söyledi: ‘İran, sadece bir krizden daha fazlası haline geldi. Bir saplantı.’ (…) İran, Amerikan siyasi hayal gücünde sabit bir yer edinmişti: En temel düşman. Akıl dışı teokrasi. Akıl yürütülemeyen, sadece kontrol altına alınabilen veya yok edilebilen devlet. Onunla ilişkilendirilen imgeler fanatik kalabalıklar ve yanan bayraklardı. Şer ekseni. Terörü destekleyen devlet. Hikâye çok tutarlı bir şekilde tekrarlandı.(…)

Tahran’a yapılan saldırılar, bahsi geçen bu çerçevelemenin amaçlanan sonucu verdiği an olacaktı: Amerikan kamuoyu bunun neden olması gerektiğini anlayacak veya anladığına inanacaktı. Ancak işler eskisi gibi yürümüyor. Resmi ABD ve İsrail medya altyapısına güven, son birkaç yılda çok zedelendi. AFP, New York Times, BBC ve CNN’in Gazze konusunda başarısız olduğu algısı yaygın ve Batı medyası güvenilirliğini kaybediyor.

Öte yandan, İran liderliğindeki ve Hizbullah, Hamas, Husiler ve Irak ile Suriye’deki Şii milisleri içeren, ABD ve İsrail’in bölgedeki gücüne karşı ortak bir muhalefetle bir araya gelen Direniş Ekseni’nin dünyaya seslenişi de değişti. Değişim, 7 Ekim’de ciddi anlamda başladı. Hamas İsrail’e saldırısını başlattığında, kameralar operasyonda silahlar kadar önemli bir rol oynadı. Saldırının GoPro görüntüleri, drone videoları saatler içinde sosyal medyada dolaşmaya başladı.” (…)

“Medya füzelerden daha etkilidir”

Yazar, İran’ın bu noktada diğer Direniş Ekseni üyelerinden farklı olduğunu belirtiyor: “Ülke, hiçbirinde bulunmayan bir medya ve kültür üretim aygıtı kurmak için neredeyse 40 yılını harcadı. İran’da on yıldan fazla bir süre medya operasyonlarını şekillendiren liderleri ve film yapımcılarını yakından takip ettim. Devrim Muhafızları’nın medya kolu, prodüksiyon stüdyoları, film kolektifleri, kültür merkezleri, üniversite programları gibi geniş bir altyapıyı barındırıyor. Arap Baharı’nı takip eden yıllarda, Yüksek Lider Ali Hamaney, İranlı hikâye anlatıcılarına medyayı birincil savaş alanı olarak görmeleri konusunda defalarca talimat verdi. 2024 yılında bir grup şairle yaptığı görüşmede, ‘Medya, düşmanı geri çekilmeye zorlamada, kalpleri ve zihinleri etkilemede füzelerden, uçaklardan ve insansız hava araçlarından daha etkilidir’ demişti. ‘Tüm savaşlar bir medya savaşıdır. Hangi aktörün medya etkisi daha büyükse, hedeflerine o ulaşacaktır.’ Son 15 yılda Hamaney, dijital içerik üretimine para, yetenek ve kurumsal önceliğin aktarılmasını sağladı. Bugün Devrim Muhafızları en az 50 yapım şirketini işletiyor veya finanse ediyor, başlıca yayın platformlarını işletiyor. (…) Birkaç yapım şirketi uzun metrajlı filmler ve televizyon dizileri konusunda uzmanlaşmış durumda. Diğerleri, ki şu anda en önemli olanlar, küçük, hızlı, internet için tasarlanan ve İran’da Amerikan-İsrail bombalarının yaşlı liderleri öldürmesiyle iktidara gelen yeni bir nesil tarafından oluşturulanlar. Bu nesil daha genç, daha zeki ve ABD’den daha az korkuyor…

2013 yılında Reza (takma adı), Tahran Sanat Üniversitesi’nde genç paramiliter Besic öğrencilerinden oluşan bir sınıfın karşısındaydı. Devrimden sonra kurulan ülkenin en büyük sivil seferberlik örgütü Besic, toplumun her alanında devletin baskıcı kolu olarak varlığını sürdürüyor. Reza, örgüt olarak karşı karşıya kaldıkları kriz hakkında yeni nesille konuşmak istiyordu. Şimdi 61 yaşında olan Reza, gençliğinde İran-Irak Savaşı’nda savaşmış, daha sonra film yapımcılığına yönelmiş bir muhafız yüzbaşısıydı. Savaşın ardından, İran’ın medya aygıtını (özellikle de film ve televizyon programlarını) sağlamlaştırmaya yardımcı oldu. İnandıkları ve korudukları bir görsel dil geliştirdiler. Bu dil ağır, ağıt niteliğindeydi. Fedakârlığın ağırlığını hissettirmek için tasarlanmış müzikle, ağır çekimde işlenmiş şehitlik öyküsüydü. Bu sembolik dili hâlihazırda paylaşanları etkiledi. Başka kimseye ulaşmadı. Reza ise bunu değiştirmek istiyordu.

O gün orada, yapım şirketi şu anda savaşla ilgili en popüler videoları üreten, 37 yaşındaki Amir (takma isim) de vardı. Amir ve arkadaşları, paramiliter ve rejim yanlısı film yapımcılarının üçüncü kuşağı. 2005’ten sonra Ayetullah Ali Hameney tarafından tasarlanan yeni bir çerçeve altında Besic’e katılmış ve devletin ‘yumuşak savaş’ olarak adlandırdığı şeye, yani Batı medyası ve diaspora televizyonu ile sosyal medya altyapısı tarafından İran’a karşı yürütülen kültürel operasyonlara karşı koymakla görevli ideolojik programlarda eğitim görmüştü.

Reza o gün, İslam Cumhuriyeti’nin medya üretimine bunca kaynak ayırmasına rağmen neden bu kadar az insana ulaşabildiklerini sordu. ‘Milyonlarca toman değerinde malı olan ama ayda on bin tomandan fazla satamayan bir dükkân sahibi gibi olduk. Kimsenin duyamayacağı bir frekansta konuşuyoruz’ dedi. Sadece genç İranlılara ulaşmaktan değil, dünyaya ulaşmaktan bahsediyordu. On yıllarca İslam Cumhuriyeti’nin dış iletişimi tek bir temele dayanıyordu: ahlaki kin. Amerika, 1953’te İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ı devirmişti. Amerika, İran-Irak Savaşı’nda Saddam Hüseyin’i desteklemişti. Amerika, yaptırımlar uygulamış, İran’ı aç bırakmış ve tecrit etmişti. Bütün bunlar doğruydu. Ancak ahlak argümanının sorunu, izleyicilerinizin sizin ahlaklı olduğunuza inanmasını gerektirmesidir; İran ise o kadar uzun süre en büyük kötülük olarak gösterilmişti ki Batı’da kimse ona bu itibarı vermeyecekti. Ve içeride devlet giderek daha baskıcı hale geldikçe, ahlak argümanı etkisiz olmaktan da öte bir şeye dönüştü: İslam Cumhuriyeti’nin iddia ettiği ile kendi vatandaşlarının deneyimleri arasındaki uçurumun kanıtı haline geldi. Reza ve meslektaşları öğrencilerine, ‘İnsanların bizim yaptığımızı düşünmediği filmler yapmalıyız’ diyorlardı. (…)

Reza’nın kuşağı, bazıları devrim ve savaşın kaosundan gerçek bir şeyler inşa etmiş, yetenekli film yapımcılarıydı. Ama aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla babalardı. İslam Cumhuriyeti’nin reisleri olarak, onları yaşlılıklarında daha temkinli kılan deneyimler yaşamışlardı. (…) Daha fazla savaştan her ne pahasına olursa olsun kaçınmak istiyorlardı. Amerika’ya karşı savaşmışlardı, ancak dünya görüşlerinin özünde bir temkinlilik, ABD’nin ne kadar güçlü olduğuna dair derin ve hak edilmiş bir anlayış vardı. Amerikan askeri teknolojisinin neler yapabileceğini görmüşlerdi. Yaptırım rejiminin bir ekonomiyi nasıl yıprattığını izlemişlerdi. Meydan okumayı ifade eden medya içerikleri ürettiler, ancak bu meydan okuma her zaman bunun neye mal olabileceğinin farkındalığıyla gölgelenmişti. (…)

Kaybolan babalar

Genç neslin ise aşağılık kompleksi yoktu. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da ABD ve İsrail’e karşı savaşarak ve kazanarak büyümüşlerdi. İran destekli güçlerin bölge genelinde Amerikan gücünü alt ettiğini ve manevra kabiliyetini azalttığını izlemişlerdi. Duygusal olarak daha emin, güç göstermeye daha istekliydiler ve İran’ın şehit imajından ziyade galip imajıyla daha çok ilgileniyorlardı. (…)

Sonra babalar ortadan kaybolmaya başladı. Hepsi birden değil. Hepsi kelimenin tam anlamıyla değil. Ama suikastlar, saldırılar, son 18 ayın birikmiş şiddeti (…) hızlanarak, eski muhafızların kurumsal yapısını yerinde tutan figürleri, yani genç muhafızların yolundaki engelleri kaldırdı. Yavaş ilerleyen hiyerarşiler birdenbire hızlanmak zorunda kaldı. Kurumsal kapı bekçileri ya ortadan kaybolmuş ya kenara itilmiş ya da özellikle 12 günlük savaştan bu yana geçen dokuz ay içinde olayların hızına yenik düşmüştü. Ve bu sıkışmada, yetenekleri o anın gerekliliklerine uyanlar Amir’in kuşağıydı. Altyapıları zaten hazırdı, fonlama ve dağıtım için doğru ağlara bağlıydılar. Viral bir video hızında yürütülen bir bilgi savaşında, Amir’in genç film yapımcılarından oluşan ekibi, her gün yüksek kaliteli animasyonlar üretmeye başladı. Küresel bir izleyici kitlesinin aslında ne izlediği konusunda uzmandılar: Yapay zekâ tarafından üretilen kısa videolar, ciddiyet ve ironi arası tonda bir mizah ve kaydırmaya göre ayarlanmış duygusal anlar. (…)

Ürettikleri videolar aynı hikâyenin farklı bir versiyonunu anlatıyor: Trump, Netanyahu tarafından kandırıldı, Ortadoğu’da artık savaş olmayacağı sözüyle kendisini seçen Amerikalılara ihanet etti ve sadece kendi topraklarını değil, videolarda Epstein sınıfı olarak adlandırılanlara karşı dünyayı da savunan İranlılara yeniliyor. En popüler olanlar arasında, ilk Amerikan-İsrail bombalarının Tahran’a düşmesinden günler sonra internette görünmeye başlayan, bazıları Amir’in stüdyosunun yapımı olan yapay zekâ LEGO animasyonu yer alıyor. (…) Epstein bağlantısı neredeyse her şeyin içinden geçiyor. (…) Yakında gösterime girecek bir filmin yapay zekâ tarafından oluşturulmuş parodisi olan İran Savaşı: Doğrudan Hürmüz’denin tanıtım videosu ise Marjorie Taylor Greene de dahil olmak üzere MAGA influencer hesaplarında viral oldu. (…)

Araştırma amacıyla onlarca sahte hesap oluşturduğum ve bunları farklı sosyal ve politik algoritmalara entegre ettiğim tüm büyük sosyal medya platformlarında bu içeriği takip ediyorum. Benim için çarpıcı olan ki bu, on yıldır sosyal medyada takip ettiğim herhangi bir konuda ilk kez oluyor, tüm akışlarımın tek bir noktada birleşmesi. İran’dan gelen savaşla ilgili videolar gibi, aynı içeriğin farklı sosyopolitik algoritmik alanlarda bu şekilde baskın olduğunu daha önce hiç görmedim. (…)

“İran’ın son videosu”

Bir video, resmi veya yarı resmi İran hesaplarından doğuyor. Direniş Ekseni ekosistemine (Hizbullah, Husiler, Irak milisleri ile bağlantılı hesaplara, sembolik bir kelime dağarcığını ve yıllar içinde inşa edilmiş bir Telegram altyapısını paylaşan topluluklara) giriyor. Oradan da Rusya yanlısı kanallara yayılarak yükselen çok kutuplu bir düzenin kanıtı olarak yeniden çerçeveleniyor. Ardından, Batı medyasına şüpheyle yaklaşan, Baal heykeli videosunun dayandığı sömürge tarihine dikkat eden daha geniş anti-emperyalist sol kesim ve MAGA’nın paylaşımları geliyor.(…) ‘İran’ın son videosu’ olarak paylaşılan video, kendilerini aynı çizgide görmeyen ve aynı içeriği paylaştıklarını öğrenince şaşıracak birçok farklı siyasi topluluk arasında yayılıyor.

Yapımcılar bunun olacağını anlamışlardı. Her bir aktarımın kesin mekaniği değil, genel mantığı şu: Yeni bir tartışma başlatmak yerine mevcut konuşmalara uyan bir şey yaparsanız, kendi başınıza ortaya koyabileceğiniz her şeyden daha uzağa ulaşacaktır. Bu, ‘viral olmanın’ mekaniğinin ta kendisi.” (…)

Yazar, İran’ı zayıflatmak için düzenlenen saldırıların bambaşka bir amaca hizmet etmiş olabileceğini söylüyor: “Kapı bekçilerini ortadan kaldırarak, kontrolü, internet ortamında yetişmiş, dikkatin nasıl çekilebileceğini, bir şeyin nasıl yayıldığını ve nasıl yok olduğunu iliklerine kadar anlamış, dünyanın ilk siyasi ve askeri liderlik kuşağına teslim ettiler. İslam Cumhuriyeti’nin kurucu babaları altyapıyı inşa etti. Oğulları ise savaşı miras aldı. Ve bu yüzyılda ilk kez, büyük bir askeri ve bilgi operasyonunu yönetenler, kendilerini izleyen herkes gibi her şeyi internetten öğrenen Y kuşağı mensupları.

20’nci yüzyıl yerini 21’inci yüzyıla böyle bırakıyor. Bir tören değil. Bir geçiş değil. Bir dizi viral an. Bir füze soluk bir gökyüzünde yay çiziyor, altındaki dünya ise çoktan değişmiş durumda.”

Bu yazı ilk kez 14 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

Narges Bajoghli’nin New York Magazine’in Intelligencer platformunda yayımlanan “In the Room With Iran’s Social Media Savants” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://nymag.com/intelligencer/article/iran-revolutionary-guard-social-media-behind-the-scenes.html

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

İran’ın yeni nesil içerik üreticileri anlatıyı nasıl değiştiriyor?

Devrimden bu yana medya ve kültür üretimine yapılan yatırım, son savaşta İran’a yönelik olumsuz algının değişiminde nasıl bir etki yaratıyor? Rejimin genç, hızlı ve ABD’den daha az korkan yeni nesil içerik üreticileri nasıl bir yol izliyor?

Günümüzde gücünden sual olunmaz medya, özellikle de dijital medya, hemen her alanda düzen değiştirici bir role sahip. Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’ndan (SAIS) kültürel antropolog Narges Bajoghli, New York Magazine’in Intelligencer platformunda yayımlanan yazısında, İran’da yeni nesil içerik üreticilerin imzasını taşıyan videoların son savaşta dünyanın dört bir yanından çok farklı kesimlere nasıl ulaştığını ve anlatıyı nasıl değiştirdiğini ele alıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Füze yavaşça hareket ediyor. Soluk bir gökyüzünde, doğa belgesellerinde gördüğünüz göç eden bir kuşun hareketlerine benzer şekilde nazikçe bir yay çiziyor. Sonra kimlerin üzerinden geçtiğini görüyorsunuz. Yerli bir Amerikalı. Vietnamlı bir köylü. Filistinli bir çocuk. Hiroşima’dan biri. Epstein adasında bir çocuk. İran’ın Minab şehrinde okuluna yapılan saldırıda ölen bir kız öğrenci. Sanki saygıyla gökyüzüne bakıyor gibiler. Füze yoluna devam ediyor. Altında, Özgürlük Heykeli’nin olması gereken yerde, başka bir şey duruyor: İncil’in çocuk kurban etme ile ilişkilendirdiği eski tanrı Baal’ın heykeli. Füze iniyor. Heykel parçalanıyor. Ekranda bir yazı: ‘Herkes İçin Tek İntikam.’

Video bir dakikadan kısa ve (…) Devrim Muhafızları’na bağlı medya organlarının savaşın ilk 39 gününde hazırladığı düzinelerce videodan biri. İngilizce, Arapça ve Farsça olarak yayımlanan bu videolar, Küresel Güney ’deki dijital kamuoyu ve Y kuşağı ile Z kuşağı Amerikalı ve Avrupalılar arasında anlatı savaşının hâkimi konumunda: Gazze’ye dair Batı yayınlarını izleyen ve hangi anlatılara güvenecekleri konusunda kendi sonuçlarını çıkaran X, Instagram, TikTok ve Telegram’daki genç kitleler. (…) İran hakkında hiçbir bilgisi ve ilgisi olmayan Amerikalıların, Tahran’da çekilen videoları sanki kendileri keşfetmiş gibi takipçileriyle paylaştığını görüyorum. Platformların yorum bölümlerinde insanlar, ‘İran hepimiz için savaşıyor’ diye yazıyor. (…)

“Düşman İran”

Son 47 yılın büyük bölümünde, İran’ın Amerikan yaşamındaki imajı son derece istikrarlıydı. Ted Koppel, 1979 kışında, her gece televizyonda Tahran’da rehin tutulan Amerikalıların günlerini sayarak şablonu oluşturdu; bu bölüm o kadar uzun sürdü ki Nightline adını aldı ve Amerikan televizyon haberlerini şekillendirdi. Kasım 1979’da rehin krizinin başlamasından yaklaşık iki hafta sonra, Koppel kameraya bakarak yetişkin hayatımın büyük bir bölümünde aklımda kalan bir şey söyledi: ‘İran, sadece bir krizden daha fazlası haline geldi. Bir saplantı.’ (…) İran, Amerikan siyasi hayal gücünde sabit bir yer edinmişti: En temel düşman. Akıl dışı teokrasi. Akıl yürütülemeyen, sadece kontrol altına alınabilen veya yok edilebilen devlet. Onunla ilişkilendirilen imgeler fanatik kalabalıklar ve yanan bayraklardı. Şer ekseni. Terörü destekleyen devlet. Hikâye çok tutarlı bir şekilde tekrarlandı.(…)

Tahran’a yapılan saldırılar, bahsi geçen bu çerçevelemenin amaçlanan sonucu verdiği an olacaktı: Amerikan kamuoyu bunun neden olması gerektiğini anlayacak veya anladığına inanacaktı. Ancak işler eskisi gibi yürümüyor. Resmi ABD ve İsrail medya altyapısına güven, son birkaç yılda çok zedelendi. AFP, New York Times, BBC ve CNN’in Gazze konusunda başarısız olduğu algısı yaygın ve Batı medyası güvenilirliğini kaybediyor.

Öte yandan, İran liderliğindeki ve Hizbullah, Hamas, Husiler ve Irak ile Suriye’deki Şii milisleri içeren, ABD ve İsrail’in bölgedeki gücüne karşı ortak bir muhalefetle bir araya gelen Direniş Ekseni’nin dünyaya seslenişi de değişti. Değişim, 7 Ekim’de ciddi anlamda başladı. Hamas İsrail’e saldırısını başlattığında, kameralar operasyonda silahlar kadar önemli bir rol oynadı. Saldırının GoPro görüntüleri, drone videoları saatler içinde sosyal medyada dolaşmaya başladı.” (…)

“Medya füzelerden daha etkilidir”

Yazar, İran’ın bu noktada diğer Direniş Ekseni üyelerinden farklı olduğunu belirtiyor: “Ülke, hiçbirinde bulunmayan bir medya ve kültür üretim aygıtı kurmak için neredeyse 40 yılını harcadı. İran’da on yıldan fazla bir süre medya operasyonlarını şekillendiren liderleri ve film yapımcılarını yakından takip ettim. Devrim Muhafızları’nın medya kolu, prodüksiyon stüdyoları, film kolektifleri, kültür merkezleri, üniversite programları gibi geniş bir altyapıyı barındırıyor. Arap Baharı’nı takip eden yıllarda, Yüksek Lider Ali Hamaney, İranlı hikâye anlatıcılarına medyayı birincil savaş alanı olarak görmeleri konusunda defalarca talimat verdi. 2024 yılında bir grup şairle yaptığı görüşmede, ‘Medya, düşmanı geri çekilmeye zorlamada, kalpleri ve zihinleri etkilemede füzelerden, uçaklardan ve insansız hava araçlarından daha etkilidir’ demişti. ‘Tüm savaşlar bir medya savaşıdır. Hangi aktörün medya etkisi daha büyükse, hedeflerine o ulaşacaktır.’ Son 15 yılda Hamaney, dijital içerik üretimine para, yetenek ve kurumsal önceliğin aktarılmasını sağladı. Bugün Devrim Muhafızları en az 50 yapım şirketini işletiyor veya finanse ediyor, başlıca yayın platformlarını işletiyor. (…) Birkaç yapım şirketi uzun metrajlı filmler ve televizyon dizileri konusunda uzmanlaşmış durumda. Diğerleri, ki şu anda en önemli olanlar, küçük, hızlı, internet için tasarlanan ve İran’da Amerikan-İsrail bombalarının yaşlı liderleri öldürmesiyle iktidara gelen yeni bir nesil tarafından oluşturulanlar. Bu nesil daha genç, daha zeki ve ABD’den daha az korkuyor…

2013 yılında Reza (takma adı), Tahran Sanat Üniversitesi’nde genç paramiliter Besic öğrencilerinden oluşan bir sınıfın karşısındaydı. Devrimden sonra kurulan ülkenin en büyük sivil seferberlik örgütü Besic, toplumun her alanında devletin baskıcı kolu olarak varlığını sürdürüyor. Reza, örgüt olarak karşı karşıya kaldıkları kriz hakkında yeni nesille konuşmak istiyordu. Şimdi 61 yaşında olan Reza, gençliğinde İran-Irak Savaşı’nda savaşmış, daha sonra film yapımcılığına yönelmiş bir muhafız yüzbaşısıydı. Savaşın ardından, İran’ın medya aygıtını (özellikle de film ve televizyon programlarını) sağlamlaştırmaya yardımcı oldu. İnandıkları ve korudukları bir görsel dil geliştirdiler. Bu dil ağır, ağıt niteliğindeydi. Fedakârlığın ağırlığını hissettirmek için tasarlanmış müzikle, ağır çekimde işlenmiş şehitlik öyküsüydü. Bu sembolik dili hâlihazırda paylaşanları etkiledi. Başka kimseye ulaşmadı. Reza ise bunu değiştirmek istiyordu.

O gün orada, yapım şirketi şu anda savaşla ilgili en popüler videoları üreten, 37 yaşındaki Amir (takma isim) de vardı. Amir ve arkadaşları, paramiliter ve rejim yanlısı film yapımcılarının üçüncü kuşağı. 2005’ten sonra Ayetullah Ali Hameney tarafından tasarlanan yeni bir çerçeve altında Besic’e katılmış ve devletin ‘yumuşak savaş’ olarak adlandırdığı şeye, yani Batı medyası ve diaspora televizyonu ile sosyal medya altyapısı tarafından İran’a karşı yürütülen kültürel operasyonlara karşı koymakla görevli ideolojik programlarda eğitim görmüştü.

Reza o gün, İslam Cumhuriyeti’nin medya üretimine bunca kaynak ayırmasına rağmen neden bu kadar az insana ulaşabildiklerini sordu. ‘Milyonlarca toman değerinde malı olan ama ayda on bin tomandan fazla satamayan bir dükkân sahibi gibi olduk. Kimsenin duyamayacağı bir frekansta konuşuyoruz’ dedi. Sadece genç İranlılara ulaşmaktan değil, dünyaya ulaşmaktan bahsediyordu. On yıllarca İslam Cumhuriyeti’nin dış iletişimi tek bir temele dayanıyordu: ahlaki kin. Amerika, 1953’te İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ı devirmişti. Amerika, İran-Irak Savaşı’nda Saddam Hüseyin’i desteklemişti. Amerika, yaptırımlar uygulamış, İran’ı aç bırakmış ve tecrit etmişti. Bütün bunlar doğruydu. Ancak ahlak argümanının sorunu, izleyicilerinizin sizin ahlaklı olduğunuza inanmasını gerektirmesidir; İran ise o kadar uzun süre en büyük kötülük olarak gösterilmişti ki Batı’da kimse ona bu itibarı vermeyecekti. Ve içeride devlet giderek daha baskıcı hale geldikçe, ahlak argümanı etkisiz olmaktan da öte bir şeye dönüştü: İslam Cumhuriyeti’nin iddia ettiği ile kendi vatandaşlarının deneyimleri arasındaki uçurumun kanıtı haline geldi. Reza ve meslektaşları öğrencilerine, ‘İnsanların bizim yaptığımızı düşünmediği filmler yapmalıyız’ diyorlardı. (…)

Reza’nın kuşağı, bazıları devrim ve savaşın kaosundan gerçek bir şeyler inşa etmiş, yetenekli film yapımcılarıydı. Ama aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla babalardı. İslam Cumhuriyeti’nin reisleri olarak, onları yaşlılıklarında daha temkinli kılan deneyimler yaşamışlardı. (…) Daha fazla savaştan her ne pahasına olursa olsun kaçınmak istiyorlardı. Amerika’ya karşı savaşmışlardı, ancak dünya görüşlerinin özünde bir temkinlilik, ABD’nin ne kadar güçlü olduğuna dair derin ve hak edilmiş bir anlayış vardı. Amerikan askeri teknolojisinin neler yapabileceğini görmüşlerdi. Yaptırım rejiminin bir ekonomiyi nasıl yıprattığını izlemişlerdi. Meydan okumayı ifade eden medya içerikleri ürettiler, ancak bu meydan okuma her zaman bunun neye mal olabileceğinin farkındalığıyla gölgelenmişti. (…)

Kaybolan babalar

Genç neslin ise aşağılık kompleksi yoktu. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da ABD ve İsrail’e karşı savaşarak ve kazanarak büyümüşlerdi. İran destekli güçlerin bölge genelinde Amerikan gücünü alt ettiğini ve manevra kabiliyetini azalttığını izlemişlerdi. Duygusal olarak daha emin, güç göstermeye daha istekliydiler ve İran’ın şehit imajından ziyade galip imajıyla daha çok ilgileniyorlardı. (…)

Sonra babalar ortadan kaybolmaya başladı. Hepsi birden değil. Hepsi kelimenin tam anlamıyla değil. Ama suikastlar, saldırılar, son 18 ayın birikmiş şiddeti (…) hızlanarak, eski muhafızların kurumsal yapısını yerinde tutan figürleri, yani genç muhafızların yolundaki engelleri kaldırdı. Yavaş ilerleyen hiyerarşiler birdenbire hızlanmak zorunda kaldı. Kurumsal kapı bekçileri ya ortadan kaybolmuş ya kenara itilmiş ya da özellikle 12 günlük savaştan bu yana geçen dokuz ay içinde olayların hızına yenik düşmüştü. Ve bu sıkışmada, yetenekleri o anın gerekliliklerine uyanlar Amir’in kuşağıydı. Altyapıları zaten hazırdı, fonlama ve dağıtım için doğru ağlara bağlıydılar. Viral bir video hızında yürütülen bir bilgi savaşında, Amir’in genç film yapımcılarından oluşan ekibi, her gün yüksek kaliteli animasyonlar üretmeye başladı. Küresel bir izleyici kitlesinin aslında ne izlediği konusunda uzmandılar: Yapay zekâ tarafından üretilen kısa videolar, ciddiyet ve ironi arası tonda bir mizah ve kaydırmaya göre ayarlanmış duygusal anlar. (…)

Ürettikleri videolar aynı hikâyenin farklı bir versiyonunu anlatıyor: Trump, Netanyahu tarafından kandırıldı, Ortadoğu’da artık savaş olmayacağı sözüyle kendisini seçen Amerikalılara ihanet etti ve sadece kendi topraklarını değil, videolarda Epstein sınıfı olarak adlandırılanlara karşı dünyayı da savunan İranlılara yeniliyor. En popüler olanlar arasında, ilk Amerikan-İsrail bombalarının Tahran’a düşmesinden günler sonra internette görünmeye başlayan, bazıları Amir’in stüdyosunun yapımı olan yapay zekâ LEGO animasyonu yer alıyor. (…) Epstein bağlantısı neredeyse her şeyin içinden geçiyor. (…) Yakında gösterime girecek bir filmin yapay zekâ tarafından oluşturulmuş parodisi olan İran Savaşı: Doğrudan Hürmüz’denin tanıtım videosu ise Marjorie Taylor Greene de dahil olmak üzere MAGA influencer hesaplarında viral oldu. (…)

Araştırma amacıyla onlarca sahte hesap oluşturduğum ve bunları farklı sosyal ve politik algoritmalara entegre ettiğim tüm büyük sosyal medya platformlarında bu içeriği takip ediyorum. Benim için çarpıcı olan ki bu, on yıldır sosyal medyada takip ettiğim herhangi bir konuda ilk kez oluyor, tüm akışlarımın tek bir noktada birleşmesi. İran’dan gelen savaşla ilgili videolar gibi, aynı içeriğin farklı sosyopolitik algoritmik alanlarda bu şekilde baskın olduğunu daha önce hiç görmedim. (…)

“İran’ın son videosu”

Bir video, resmi veya yarı resmi İran hesaplarından doğuyor. Direniş Ekseni ekosistemine (Hizbullah, Husiler, Irak milisleri ile bağlantılı hesaplara, sembolik bir kelime dağarcığını ve yıllar içinde inşa edilmiş bir Telegram altyapısını paylaşan topluluklara) giriyor. Oradan da Rusya yanlısı kanallara yayılarak yükselen çok kutuplu bir düzenin kanıtı olarak yeniden çerçeveleniyor. Ardından, Batı medyasına şüpheyle yaklaşan, Baal heykeli videosunun dayandığı sömürge tarihine dikkat eden daha geniş anti-emperyalist sol kesim ve MAGA’nın paylaşımları geliyor.(…) ‘İran’ın son videosu’ olarak paylaşılan video, kendilerini aynı çizgide görmeyen ve aynı içeriği paylaştıklarını öğrenince şaşıracak birçok farklı siyasi topluluk arasında yayılıyor.

Yapımcılar bunun olacağını anlamışlardı. Her bir aktarımın kesin mekaniği değil, genel mantığı şu: Yeni bir tartışma başlatmak yerine mevcut konuşmalara uyan bir şey yaparsanız, kendi başınıza ortaya koyabileceğiniz her şeyden daha uzağa ulaşacaktır. Bu, ‘viral olmanın’ mekaniğinin ta kendisi.” (…)

Yazar, İran’ı zayıflatmak için düzenlenen saldırıların bambaşka bir amaca hizmet etmiş olabileceğini söylüyor: “Kapı bekçilerini ortadan kaldırarak, kontrolü, internet ortamında yetişmiş, dikkatin nasıl çekilebileceğini, bir şeyin nasıl yayıldığını ve nasıl yok olduğunu iliklerine kadar anlamış, dünyanın ilk siyasi ve askeri liderlik kuşağına teslim ettiler. İslam Cumhuriyeti’nin kurucu babaları altyapıyı inşa etti. Oğulları ise savaşı miras aldı. Ve bu yüzyılda ilk kez, büyük bir askeri ve bilgi operasyonunu yönetenler, kendilerini izleyen herkes gibi her şeyi internetten öğrenen Y kuşağı mensupları.

20’nci yüzyıl yerini 21’inci yüzyıla böyle bırakıyor. Bir tören değil. Bir geçiş değil. Bir dizi viral an. Bir füze soluk bir gökyüzünde yay çiziyor, altındaki dünya ise çoktan değişmiş durumda.”

Bu yazı ilk kez 14 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

Narges Bajoghli’nin New York Magazine’in Intelligencer platformunda yayımlanan “In the Room With Iran’s Social Media Savants” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://nymag.com/intelligencer/article/iran-revolutionary-guard-social-media-behind-the-scenes.html

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x