Ebeveynlikte doğru mesafeyi ayarlamak: Ne kadar yakın, ne kadar uzak?

İnternet çağında ebeveynlik zor. Çocuklarıyla aralarında açılan uçurumu kapatmak için uğraşan, İngilizce kursuna giden, dijital zorbalık vb konuları öğrenmeye çalışan ebeveynlerdenseniz bu yazı size. Ne yapabilirsiniz? Prof. Aslıhan Dönmez yazdı.

Ebeveynlik zor bir zanaat. Hele de internetin içine doğmuş bir kuşağa internetle sonradan tanışan bir kuşak olarak ebeveynlik yapmaya çalışıyorken. İnternet kuşaklar arasındaki uçurumu hızla açıyor. Çocuklar, gençler ebeveynlerinin hiç de tanımadığı bir dünyanın derinliklerine doğru koşar adım giderken, ebeveynler olarak onların bu temposuna yetişmekte zorlanıyoruz.

Artık dizimizin dibinde büyüyen çocuklardan bahsetmek mümkün değil. Çünkü yan odamızda olsalar dahi internet aracılığıyla bambaşka dünyalarda bambaşka kafadaki kişilerle, derinliğini bilemediğimiz ve kontrol edemediğimiz etkileşimlere girebiliyorlar. Geçen sene izlediğimiz Adolescence dizisi bu gerçeği suratımıza tokat gibi çarpmıştı.

“Bizim toplumda böyle şeyler olmaz” diye kendimizi avutmaya çalışırken geçtiğimiz haftalarda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları tehlikenin bizden o kadar uzakta olmadığı gerçeğini bize hatırlattı. Hiçbir toplum internetin olumsuz etkilerine bağışık değil.

Bazı ebeveynler çocuklarıyla aralarında açılmaya başlayan bu uçurumu kapatmak için İngilizce kurslarına gidiyor, siber güvenlik, dijital zorbalık gibi konuları öğrenmeye çalışıyor. Bu çaba, dünyası hızla değişen çocuklarımızın dünyasına yabancı kalmamak ve onları hiç tanımadığımız tehlikelerden korumak için yapılan son derece anlaşılabilir bir çaba.

Fakat burada önemli bir konuyu atlamamak gerektiğini düşünüyorum: bazen çocuklarımızın ne yaptığını anlamaya o kadar odaklanıyoruz ki, onların ne yaşadıklarını kaçırabiliyoruz. Onların dünyasını tanıma ve o dünyaya hâkim olma gayreti içerisinde çabalarken çocuğumuzun zorlandığına dair bariz belirtileri atlayabiliyoruz.

Bu nedenle dijital çağda çocuk yetiştirmeye çalışan ebeveynleri bekleyen zorlukları ve tuzakları anlamak, özellikle ergenlerin zihninin nasıl çalıştığını öğrenmek ve hangi belirtilerin onların zorlandığı anlamına geldiğini çözmek oldukça önemli.

İnternet çağında ebeveynlik yapmanın zorlukları ve tuzakları

İnternetin getirdiği hız ve imkanlardan oluşan bir hortumun içinde yavrularımızın bilmediğimiz dehlizlere doğru çekildiği hissi sanırım bu dönemde ebeveynlik yapan her anne babanın yaşadığı ortak bir his olsa gerek. Dijital ortam bizim zamanımızda olmayan birçok alt kültür yarattı. İnceller bu alt kültürün örneklerinden biri. Herhangi bir influencer’ın söylediği bir cümle, yıllardır bizim çocuklarımıza vermeye çalıştığımız değerlerin bir anda önüne geçebiliyor. Şiddet artık dijital oyunların ve çizgi filmlerin aşikâr veya subliminal mesajı haline geldi. Çocuklar ve gençler ödevlerini yapay zekaya yaptırıyor. Yeni neslin beklemeye sabrı yok; sürekli ekran kaydırarak bilgiyi ve ilgiyi hızla tüketiyorlar.

Çocukların bu durumu günümüz ebeveynlerinde nispeten sık gördüğümüz bir profil yarattı: İlgili, araştıran, çabalayan ama aynı zamanda kaygılı, kontrol etmeye yatkın ve hata yapmaktan aşırı korkan ebeveynler. Bu ebeveynler aslında yine internet çağının popüler terimlerinden biri olan FOMO’dan (Fear of Missing Out: olan biteni kaçırma korkusu) mustaripler. FOMO’nun ebeveynlikteki görülen şekli çocuğun hayatında olup biten her şeyi bilmek ve yönlendirmek istemek. Bu durum günlük psikoloji dilinde helikopter, buldozer, kar küreyici veya çim biçici ebeveyn gibi terimlerle tarif edilen bir ebeveyn tutumuna yol açtı. Çocuklarının hayatlarını her açıdan kontrol etmek isteyen, aşırı koruyucu-kollayıcı, mükemmeliyetçi, çocukların karşılaştığı veya karşılaşma olasılığı olan her türlü sorunu onun adına çözmeye çalışan ebeveynler için bu terimler kullanılıyor.

Buradaki en önemli problem çocuğunun önündeki belirsizlikleri kaldırmaya çalışan ebeveynin çocuğun deneyim alanını daraltması. Oysa insanoğlu deneyimleyerek öğrenir. Bu tarz ebeveynle büyüyen çocuklarda ileride kaygı bozuklukları ve özgüven sorunları ortaya çıkabilir, bireyleşmeleri gecikebilir, karar verme becerileri ve sorumluluk duyguları gelişmeyebilir. Hayatın ona getireceği zorluklar ve yaşatacağı olumsuz duygular karşısında antrenmansız kalırlar. Bu durum hayal kırıklıklarıyla baş etme, sabretme, sorun çözme ve duygu düzenleme gibi bir insanın hayatın zorluklarıyla baş etme konusunda en çok ihtiyacı olacak olan becerilerden yoksun bireyler olarak yetişmelerine neden olabilir.

Ergenler neden gizemlidir?

Ebeveynler sıklıkla ergenlik çağındaki çocuklarının kendilerinden uzaklaşmasından, kendini odasına kapmasından ve eski yakın ilişkinin yerini soğuk ve mesafeli bir ilişki almasından şikâyet ederler. Ergenin bu gizemli hali birçok ebeveynin aklına “Acaba sakladığı bir şeyler mi var?” sorusunu getirir. Az önce bahsettiğim tarzda ebeveynlik yapma tutumunu benimsemiş biri için bu gizem kaygıyı ve kontrol ihtiyacını arttırır. Ebeveynin bu kontrolcü tutumu sıklıkla ergenin daha çok içine kapanmasına, daha gizemli hale gelmesine veya sert tepkilerle ebeveyni daha da itmesine neden olur. Ve bu dans gençle ebeveyni arasında sürer gider.

Bu işlevsiz dansa katılmamak için öncelikle “normal” bir ergenin gizemli hale gelmesindeki ihtiyacı anlamak gerekir. Ergen bu dönemde ilk kez kendini ebeveyninden ayrı bir birey olarak kurmaya çalışır. Bunun için ebeveynin bakışından, beklentisinden ve yönlendirmesinden bir miktar uzaklaşmaya ihtiyaç duyar. Bu uzaklaşma ebeveyni reddetmek demek değildir; kendine ait olanı belirlemek ve ayırt etmek içindir. Bu nedenle ergenin zaman zaman içine çekilmesi, bazı alanları kendine saklaması ve paylaşmaması çoğu zaman bir kopuştan çok kendi kimlik inşasının doğal bir parçasıdır. Bunu anlamayan veya buna izin vermeyen bir ebeveyn, baskıcı ve kontrolcü tutumunu arttırarak aslında hem bu inşayı engeller hem de ergenin tepkisel olarak kendini daha da geri çekmesine neden olabilir.

Bu gizemin bir diğer açıklaması ergenlik döneminde beyinde meydana gelen değişikliklerdir. Ergenlik dönemi beyinde sinaps denen sinir hücreleri arasındaki bağlantıların en yoğun olarak arttığı döneme denk gelir. Bu durumu kimlikteki inşanın beyindeki izdüşümü gibi düşünebilirsiniz. Bu inşa ergen beyninin özellikle duygularla, ödül arayışıyla ve sosyal değerlendirmelerle ilişkili bölgesi olan limbik sistemde en yoğun olarak gerçekleşir. Bu nedenle gençler bu dönemde duygularını daha yoğun olarak hissederler ve akran ilişkilerine daha duyarlı hale gelirler. Buna karşılık beynin dürtüleri kontrol eden, duyguları düzenleyen, iç ve dış dünyanın gerçeklerini tartıp mantıklı kararlar veren beyin bölgesi olan prefrontal korteksin inşası daha geç tamamlanır. Bu asenkron gelişim şu sonucu doğurur: ergen iç dünyasındaki duyguları ve dürtüleri yoğun olarak yaşar ama bu dünyayı dış dünya ile nasıl paylaşacağını, ne kadarını açacağını ya da nasıl ifade edeceğini bilemez, netleştiremez. Bu nedenle de ebeveynin güçlü ve tanımlayıcı bakışından biraz uzaklaşmak ister.

Bu nedenlerden dolayı ergenin zaman zaman içe çekilmesi ya da daha gizemli hale gelmesi her zaman bir kopuş değildir; henüz tam organize olmamış bir iç dünyanın kendine ait bir oda yaratma çabasıdır.

Ne zaman daha dikkatli olmalıyız?

Ebeveyn için en önemli konulardan biri, ergende normal olanla dikkat edilmesi gerekeni birbirinden ayırt etmektir. Her değişimi bir sorun olarak görmek ergeni gereksiz yere baskılamaya, doğal gelişim sürecini ketlemeye ve ergenin bireyleşmesini önlemeye yol açabilir. Fakat bazı değişimler doğal gitmeyen bir sürecin sinyali olabilir ve bu durumda ebeveynin gerekli önlemleri almaması hem ergen hem de çevresi açısından riskli durumların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Ergendeki bir davranışın normal mi norm dışı mı olduğuna karar vermek için önemli olan kriterlerden biri davranışın kendisinden çok, davranışın süresi, sıklığı, şiddeti ve ergenin işlevselliğini ne kadar etkilediğidir. Örneğin; bir gencin zaman zaman yalnız kalmak istemesi ve odasına kapanması normaldir. Fakat bu davranış uzun süre odadan çıkmamak, sosyal ilişkilerini ve okula gitmesini aksatmak gibi durumlara yol açıyorsa bu durum sağlıksız bir sürece işaret edebilir. Bir başka örnek daha verecek olursam; ergenlik döneminde duygusal dalgalanmalar normaldir ama genç sık sık, yoğun şiddette, kontrolsüz davranışlara yol açacak şekilde öfke patlamaları yaşıyorsa bu durum profesyonel bir yardımı gerektirebilir. Yani bir davranışın var olmasından çok hangi bağlamda ortaya çıktığına ve neye dönüştüğüne bakmak daha önemlidir.

Bir gençte özellikle şu belirtiler süreklilik kazanıyor ve gencin işlevselliğini etkiler düzeye geliyorsa mutlaka bir ruh sağlığı profesyoneliyle görüşmek gerekir:

  • Belirgin ve giderek artan içe kapanma
  • Yoğun ve kontrol etmekte zorlanılan öfke
  • Tehdit içeren söylemler veya şiddetle ilgili ifadeler
  • Okula, derslere ya da daha önce ilgi duyduğu alanlara belirgin ilgisizlik
  • Uyku ve iştah düzeninde ciddi değişiklikler
  • Riskli davranışlarda artış (kendine zarar verme, tehlikeli deneyimler arama vb.)
  • Kendine ya da başkalarına zarar verme düşüncelerinin ifade edilmesi

Ergenlik sürecini daha kazasız belasız geçirmenin yolları nelerdir?

Kendi kimlik inşası süreci gibi zorlu bir süreci yaşayan bir ergeni aşırı koruyucu ve kontrol edici bir tutumla karşılamak kadar onu tamamen kendi başına, desteksiz ve rehbersiz bırakmak da sakıncalıdır. Bu dönemde ebeveynin doğru zamanda, doğru konumda ve doğru mesafede durması çok önemlidir ve çoğunlukla sürecin “norm” sınırları içerisinde atlatılması için gereklidir. Burada sizlere vereceğim önerileri mutlaka “o genç” özeline dikmek gerektiğini de vurgulamak isterim.

Kontrolcülük yerine mesafeli yakınlık: Ergenlikte ebeveynlik direksiyona geçmek değil yanında oturmaktır. Aracı onun kullanmasına izin verirken gerektiğinde yön gösterebilecek kadar yakın durmaktır. Fazla müdahale ergeni uzaklaştırır; tamamen geri çekilmek ise onu yalnızlaştırır.

Duygularını ifade edebilmesi için güvenli alan açmak: Ergenler kendilerini güvende hissettiklerinde konuşurlar. Yargılanmayacaklarını, küçümsenmeyeceklerini ve hemen düzeltilmeyeceklerini bilirlerse aranızdaki gizem perdesini aralayabilirler.

Hemen düzeltmek yerine anlamaya çalışmak: Ebeveynlerin ilk refleksi çoğu zaman yanlış olduğunu düşündüğü bir düşünceyi düzeltmektir. Oysa ergenler düzeltilmek değil anlaşılmak isterler. Üstelik anlaşıldığını hissettiğinde kendini düzeltme eğilimi artar.

Cezalandırmak yerine sağlıklı sınırlar koymak: Sınır koymak ergeni durdurmak değil onu korumaktır. Cezalandırma ilişkiyi zedelerken, tutarlı ve sakin sınırlar güven duygusunu güçlendirir.

Davranışı eleştirmek yerine arkasındaki ihtiyacı görmek: Her davranışın aslında bir işlevi vardır. Öfkenin, geri çekilmenin ya da riskli davranışın altında çoğu zaman görülmek, anlaşılmak ya da bir duyguyu düzenlemek ihtiyacı yatar. Davranışı bastırmaya, sindirmeye çalışmak geçici bir çözüm sunar; ama davranışın arkasındaki ihtiyacı görmek ve bu ihtiyacı karşılamak davranışın sönmesine yardımcı olur.

Ergenlik büyük sorunların yaşandığı sorunlu bir süreç olabildiği gibi sağlıklı bir yeniden yapılanma süreci olarak da yaşanabilir. Bu süreçte ebeveynler olarak ergenin her yaptığını bilmek ve anlamak mümkün değildir, ayrıca gerekli de değildir. Çoğunlukla doğru mesafede durmak, ilişkiyi korumak, onu değiştirmeye çalışmak yerine zorlandığı yerde yanında kalabilmek sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılması için en doğru tavırdır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 21 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

Aslıhan Dönmez
Aslıhan Dönmez
Prof. Dr. Aslıhan Dönmez - Psikiyatri uzmanı ve nörobilim doktoru. Çalışma alanları kaygı bozuklukları, depresyon ve yeme bozuklukları. Uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapi. Halen Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veriyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Ebeveynlikte doğru mesafeyi ayarlamak: Ne kadar yakın, ne kadar uzak?

İnternet çağında ebeveynlik zor. Çocuklarıyla aralarında açılan uçurumu kapatmak için uğraşan, İngilizce kursuna giden, dijital zorbalık vb konuları öğrenmeye çalışan ebeveynlerdenseniz bu yazı size. Ne yapabilirsiniz? Prof. Aslıhan Dönmez yazdı.

Ebeveynlik zor bir zanaat. Hele de internetin içine doğmuş bir kuşağa internetle sonradan tanışan bir kuşak olarak ebeveynlik yapmaya çalışıyorken. İnternet kuşaklar arasındaki uçurumu hızla açıyor. Çocuklar, gençler ebeveynlerinin hiç de tanımadığı bir dünyanın derinliklerine doğru koşar adım giderken, ebeveynler olarak onların bu temposuna yetişmekte zorlanıyoruz.

Artık dizimizin dibinde büyüyen çocuklardan bahsetmek mümkün değil. Çünkü yan odamızda olsalar dahi internet aracılığıyla bambaşka dünyalarda bambaşka kafadaki kişilerle, derinliğini bilemediğimiz ve kontrol edemediğimiz etkileşimlere girebiliyorlar. Geçen sene izlediğimiz Adolescence dizisi bu gerçeği suratımıza tokat gibi çarpmıştı.

“Bizim toplumda böyle şeyler olmaz” diye kendimizi avutmaya çalışırken geçtiğimiz haftalarda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları tehlikenin bizden o kadar uzakta olmadığı gerçeğini bize hatırlattı. Hiçbir toplum internetin olumsuz etkilerine bağışık değil.

Bazı ebeveynler çocuklarıyla aralarında açılmaya başlayan bu uçurumu kapatmak için İngilizce kurslarına gidiyor, siber güvenlik, dijital zorbalık gibi konuları öğrenmeye çalışıyor. Bu çaba, dünyası hızla değişen çocuklarımızın dünyasına yabancı kalmamak ve onları hiç tanımadığımız tehlikelerden korumak için yapılan son derece anlaşılabilir bir çaba.

Fakat burada önemli bir konuyu atlamamak gerektiğini düşünüyorum: bazen çocuklarımızın ne yaptığını anlamaya o kadar odaklanıyoruz ki, onların ne yaşadıklarını kaçırabiliyoruz. Onların dünyasını tanıma ve o dünyaya hâkim olma gayreti içerisinde çabalarken çocuğumuzun zorlandığına dair bariz belirtileri atlayabiliyoruz.

Bu nedenle dijital çağda çocuk yetiştirmeye çalışan ebeveynleri bekleyen zorlukları ve tuzakları anlamak, özellikle ergenlerin zihninin nasıl çalıştığını öğrenmek ve hangi belirtilerin onların zorlandığı anlamına geldiğini çözmek oldukça önemli.

İnternet çağında ebeveynlik yapmanın zorlukları ve tuzakları

İnternetin getirdiği hız ve imkanlardan oluşan bir hortumun içinde yavrularımızın bilmediğimiz dehlizlere doğru çekildiği hissi sanırım bu dönemde ebeveynlik yapan her anne babanın yaşadığı ortak bir his olsa gerek. Dijital ortam bizim zamanımızda olmayan birçok alt kültür yarattı. İnceller bu alt kültürün örneklerinden biri. Herhangi bir influencer’ın söylediği bir cümle, yıllardır bizim çocuklarımıza vermeye çalıştığımız değerlerin bir anda önüne geçebiliyor. Şiddet artık dijital oyunların ve çizgi filmlerin aşikâr veya subliminal mesajı haline geldi. Çocuklar ve gençler ödevlerini yapay zekaya yaptırıyor. Yeni neslin beklemeye sabrı yok; sürekli ekran kaydırarak bilgiyi ve ilgiyi hızla tüketiyorlar.

Çocukların bu durumu günümüz ebeveynlerinde nispeten sık gördüğümüz bir profil yarattı: İlgili, araştıran, çabalayan ama aynı zamanda kaygılı, kontrol etmeye yatkın ve hata yapmaktan aşırı korkan ebeveynler. Bu ebeveynler aslında yine internet çağının popüler terimlerinden biri olan FOMO’dan (Fear of Missing Out: olan biteni kaçırma korkusu) mustaripler. FOMO’nun ebeveynlikteki görülen şekli çocuğun hayatında olup biten her şeyi bilmek ve yönlendirmek istemek. Bu durum günlük psikoloji dilinde helikopter, buldozer, kar küreyici veya çim biçici ebeveyn gibi terimlerle tarif edilen bir ebeveyn tutumuna yol açtı. Çocuklarının hayatlarını her açıdan kontrol etmek isteyen, aşırı koruyucu-kollayıcı, mükemmeliyetçi, çocukların karşılaştığı veya karşılaşma olasılığı olan her türlü sorunu onun adına çözmeye çalışan ebeveynler için bu terimler kullanılıyor.

Buradaki en önemli problem çocuğunun önündeki belirsizlikleri kaldırmaya çalışan ebeveynin çocuğun deneyim alanını daraltması. Oysa insanoğlu deneyimleyerek öğrenir. Bu tarz ebeveynle büyüyen çocuklarda ileride kaygı bozuklukları ve özgüven sorunları ortaya çıkabilir, bireyleşmeleri gecikebilir, karar verme becerileri ve sorumluluk duyguları gelişmeyebilir. Hayatın ona getireceği zorluklar ve yaşatacağı olumsuz duygular karşısında antrenmansız kalırlar. Bu durum hayal kırıklıklarıyla baş etme, sabretme, sorun çözme ve duygu düzenleme gibi bir insanın hayatın zorluklarıyla baş etme konusunda en çok ihtiyacı olacak olan becerilerden yoksun bireyler olarak yetişmelerine neden olabilir.

Ergenler neden gizemlidir?

Ebeveynler sıklıkla ergenlik çağındaki çocuklarının kendilerinden uzaklaşmasından, kendini odasına kapmasından ve eski yakın ilişkinin yerini soğuk ve mesafeli bir ilişki almasından şikâyet ederler. Ergenin bu gizemli hali birçok ebeveynin aklına “Acaba sakladığı bir şeyler mi var?” sorusunu getirir. Az önce bahsettiğim tarzda ebeveynlik yapma tutumunu benimsemiş biri için bu gizem kaygıyı ve kontrol ihtiyacını arttırır. Ebeveynin bu kontrolcü tutumu sıklıkla ergenin daha çok içine kapanmasına, daha gizemli hale gelmesine veya sert tepkilerle ebeveyni daha da itmesine neden olur. Ve bu dans gençle ebeveyni arasında sürer gider.

Bu işlevsiz dansa katılmamak için öncelikle “normal” bir ergenin gizemli hale gelmesindeki ihtiyacı anlamak gerekir. Ergen bu dönemde ilk kez kendini ebeveyninden ayrı bir birey olarak kurmaya çalışır. Bunun için ebeveynin bakışından, beklentisinden ve yönlendirmesinden bir miktar uzaklaşmaya ihtiyaç duyar. Bu uzaklaşma ebeveyni reddetmek demek değildir; kendine ait olanı belirlemek ve ayırt etmek içindir. Bu nedenle ergenin zaman zaman içine çekilmesi, bazı alanları kendine saklaması ve paylaşmaması çoğu zaman bir kopuştan çok kendi kimlik inşasının doğal bir parçasıdır. Bunu anlamayan veya buna izin vermeyen bir ebeveyn, baskıcı ve kontrolcü tutumunu arttırarak aslında hem bu inşayı engeller hem de ergenin tepkisel olarak kendini daha da geri çekmesine neden olabilir.

Bu gizemin bir diğer açıklaması ergenlik döneminde beyinde meydana gelen değişikliklerdir. Ergenlik dönemi beyinde sinaps denen sinir hücreleri arasındaki bağlantıların en yoğun olarak arttığı döneme denk gelir. Bu durumu kimlikteki inşanın beyindeki izdüşümü gibi düşünebilirsiniz. Bu inşa ergen beyninin özellikle duygularla, ödül arayışıyla ve sosyal değerlendirmelerle ilişkili bölgesi olan limbik sistemde en yoğun olarak gerçekleşir. Bu nedenle gençler bu dönemde duygularını daha yoğun olarak hissederler ve akran ilişkilerine daha duyarlı hale gelirler. Buna karşılık beynin dürtüleri kontrol eden, duyguları düzenleyen, iç ve dış dünyanın gerçeklerini tartıp mantıklı kararlar veren beyin bölgesi olan prefrontal korteksin inşası daha geç tamamlanır. Bu asenkron gelişim şu sonucu doğurur: ergen iç dünyasındaki duyguları ve dürtüleri yoğun olarak yaşar ama bu dünyayı dış dünya ile nasıl paylaşacağını, ne kadarını açacağını ya da nasıl ifade edeceğini bilemez, netleştiremez. Bu nedenle de ebeveynin güçlü ve tanımlayıcı bakışından biraz uzaklaşmak ister.

Bu nedenlerden dolayı ergenin zaman zaman içe çekilmesi ya da daha gizemli hale gelmesi her zaman bir kopuş değildir; henüz tam organize olmamış bir iç dünyanın kendine ait bir oda yaratma çabasıdır.

Ne zaman daha dikkatli olmalıyız?

Ebeveyn için en önemli konulardan biri, ergende normal olanla dikkat edilmesi gerekeni birbirinden ayırt etmektir. Her değişimi bir sorun olarak görmek ergeni gereksiz yere baskılamaya, doğal gelişim sürecini ketlemeye ve ergenin bireyleşmesini önlemeye yol açabilir. Fakat bazı değişimler doğal gitmeyen bir sürecin sinyali olabilir ve bu durumda ebeveynin gerekli önlemleri almaması hem ergen hem de çevresi açısından riskli durumların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Ergendeki bir davranışın normal mi norm dışı mı olduğuna karar vermek için önemli olan kriterlerden biri davranışın kendisinden çok, davranışın süresi, sıklığı, şiddeti ve ergenin işlevselliğini ne kadar etkilediğidir. Örneğin; bir gencin zaman zaman yalnız kalmak istemesi ve odasına kapanması normaldir. Fakat bu davranış uzun süre odadan çıkmamak, sosyal ilişkilerini ve okula gitmesini aksatmak gibi durumlara yol açıyorsa bu durum sağlıksız bir sürece işaret edebilir. Bir başka örnek daha verecek olursam; ergenlik döneminde duygusal dalgalanmalar normaldir ama genç sık sık, yoğun şiddette, kontrolsüz davranışlara yol açacak şekilde öfke patlamaları yaşıyorsa bu durum profesyonel bir yardımı gerektirebilir. Yani bir davranışın var olmasından çok hangi bağlamda ortaya çıktığına ve neye dönüştüğüne bakmak daha önemlidir.

Bir gençte özellikle şu belirtiler süreklilik kazanıyor ve gencin işlevselliğini etkiler düzeye geliyorsa mutlaka bir ruh sağlığı profesyoneliyle görüşmek gerekir:

  • Belirgin ve giderek artan içe kapanma
  • Yoğun ve kontrol etmekte zorlanılan öfke
  • Tehdit içeren söylemler veya şiddetle ilgili ifadeler
  • Okula, derslere ya da daha önce ilgi duyduğu alanlara belirgin ilgisizlik
  • Uyku ve iştah düzeninde ciddi değişiklikler
  • Riskli davranışlarda artış (kendine zarar verme, tehlikeli deneyimler arama vb.)
  • Kendine ya da başkalarına zarar verme düşüncelerinin ifade edilmesi

Ergenlik sürecini daha kazasız belasız geçirmenin yolları nelerdir?

Kendi kimlik inşası süreci gibi zorlu bir süreci yaşayan bir ergeni aşırı koruyucu ve kontrol edici bir tutumla karşılamak kadar onu tamamen kendi başına, desteksiz ve rehbersiz bırakmak da sakıncalıdır. Bu dönemde ebeveynin doğru zamanda, doğru konumda ve doğru mesafede durması çok önemlidir ve çoğunlukla sürecin “norm” sınırları içerisinde atlatılması için gereklidir. Burada sizlere vereceğim önerileri mutlaka “o genç” özeline dikmek gerektiğini de vurgulamak isterim.

Kontrolcülük yerine mesafeli yakınlık: Ergenlikte ebeveynlik direksiyona geçmek değil yanında oturmaktır. Aracı onun kullanmasına izin verirken gerektiğinde yön gösterebilecek kadar yakın durmaktır. Fazla müdahale ergeni uzaklaştırır; tamamen geri çekilmek ise onu yalnızlaştırır.

Duygularını ifade edebilmesi için güvenli alan açmak: Ergenler kendilerini güvende hissettiklerinde konuşurlar. Yargılanmayacaklarını, küçümsenmeyeceklerini ve hemen düzeltilmeyeceklerini bilirlerse aranızdaki gizem perdesini aralayabilirler.

Hemen düzeltmek yerine anlamaya çalışmak: Ebeveynlerin ilk refleksi çoğu zaman yanlış olduğunu düşündüğü bir düşünceyi düzeltmektir. Oysa ergenler düzeltilmek değil anlaşılmak isterler. Üstelik anlaşıldığını hissettiğinde kendini düzeltme eğilimi artar.

Cezalandırmak yerine sağlıklı sınırlar koymak: Sınır koymak ergeni durdurmak değil onu korumaktır. Cezalandırma ilişkiyi zedelerken, tutarlı ve sakin sınırlar güven duygusunu güçlendirir.

Davranışı eleştirmek yerine arkasındaki ihtiyacı görmek: Her davranışın aslında bir işlevi vardır. Öfkenin, geri çekilmenin ya da riskli davranışın altında çoğu zaman görülmek, anlaşılmak ya da bir duyguyu düzenlemek ihtiyacı yatar. Davranışı bastırmaya, sindirmeye çalışmak geçici bir çözüm sunar; ama davranışın arkasındaki ihtiyacı görmek ve bu ihtiyacı karşılamak davranışın sönmesine yardımcı olur.

Ergenlik büyük sorunların yaşandığı sorunlu bir süreç olabildiği gibi sağlıklı bir yeniden yapılanma süreci olarak da yaşanabilir. Bu süreçte ebeveynler olarak ergenin her yaptığını bilmek ve anlamak mümkün değildir, ayrıca gerekli de değildir. Çoğunlukla doğru mesafede durmak, ilişkiyi korumak, onu değiştirmeye çalışmak yerine zorlandığı yerde yanında kalabilmek sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılması için en doğru tavırdır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 21 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

Aslıhan Dönmez
Aslıhan Dönmez
Prof. Dr. Aslıhan Dönmez - Psikiyatri uzmanı ve nörobilim doktoru. Çalışma alanları kaygı bozuklukları, depresyon ve yeme bozuklukları. Uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapi. Halen Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veriyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x