İran-ABD-İsrail savaşında propagandanın yeni ekolojisi

Devletler artık sadece basın toplantılarıyla değil, TikTok estetiğiyle, X paylaşımlarıyla, Instagram klipleriyle, yapay zekâ animasyonları ve oyunlaştırılmış savaş imgeleriyle konuşuyor. İran, ABD, İsrail bu cephede neler yaptı? Prof. Erkan Saka yazdı.

İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan son savaş, yalnızca askerî kapasitenin değil, anlatı kurma becerisinin de test edildiği bir çatışma olarak okunmalı. Savaş boyunca taraflar sadece füze, drone, hava saldırısı ya da diplomatik açıklamalarla değil; videolar, meme’ler, yapay zekâ ile üretilmiş görseller, resmî askerî klipler, büyükelçilik hesapları ve liderlerin kişisel sosyal medya paylaşımları üzerinden de mücadele etti.

Bu nedenle bu savaşta propaganda kavramını dar anlamıyla, yalnızca yalan haber ya da devlet bildirisi olarak düşünmek yetersiz kalır. Burada propaganda; algıyı şekillendirmeyi hedefleyen, kimi zaman olgusal unsurlara dayanan ama seçici biçimde çerçevelenen, duygusal olarak stilize edilen, zaferci, aşağılayıcı, mağduriyet üreten ya da manipülatif savaş mesajları olarak anlaşılmalı. Resmî devlet kanalları, ordu sözcüleri, büyükelçilikler, devlet bağlantılı medya organları, yarı-resmî meme hesapları ve viral içerik üreticileri aynı dikkat ekonomisi içinde hareket etti.

Bu, klasik savaş propagandasından farklı olarak platformlara özgü bir propaganda sistemidir. Devletler artık yalnızca basın toplantılarıyla değil, TikTok estetiğiyle, X paylaşımlarıyla, Instagram klipleriyle, yapay zekâ animasyonlarıyla ve oyunlaştırılmış savaş imgeleriyle konuşuyor.

Aşağıda savaşan üç ana tarafın neler yaptığını sıralayarak nesnel bir şekilde ifade etmeye çalışacağım. Ancak birçok gözlemci gibi ben de İran’ın propaganda savaşında daha başarılı ve yaratıcı olduğunu iddia edebilirim.

İran tarafı: Meme diplomasisi, mağduriyet ve yapay zekâ hicvi

İran tarafının en dikkat çekici stratejilerinden biri, diplomatik hesapların doğrudan meme savaşına katılmasıydı. İran büyükelçilikleri ve konsoloslukları, ABD mesajlarına karşı alaycı, küçümseyici ve viral olmaya uygun yanıtlar üretti. Bu hesaplar geleneksel diplomatik dilin ötesine geçerek Trump’ı istikrarsız, kaba ya da gülünç gösteren içerikler paylaştı. Böylece büyükelçilikler sadece devletin resmî temsilcileri değil, aynı zamanda propaganda aktörleri olarak işlev gördü.

İran’ın propaganda repertuvarındaki en görünür formatlardan biri ise Lego ya da oyuncak estetiğini andıran yapay zekâ videolarıydı. Trump, Netanyahu, ABD kurtarma operasyonları, Körfez liderleri ve İsrail hedefleri bu videolarda karikatürize edildi. Mizah, intikam fantezisi, yas, aşağılayıcı temsil ve politik öfke aynı görsel formatta birleştirildi.

Bu içerikler yalnızca marjinal hesaplarda dolaşmadı; devletle ilişkili medya ağları tarafından da büyütüldü. Böylece İran tarafında resmî propaganda ile yarı-bağımsız meme üretimi arasında gri bir alan oluştu. Bu gri alan, devlete belli ölçüde inkâr edilebilirlik sağlarken, aynı zamanda çok daha esnek ve viral bir propaganda dili kurulmasına imkân verdi.

İran’ın bir diğer güçlü anlatısı mağduriyet çerçevesiydi. Bombalanan mahallelerin, ölen sivillerin, cenazelerin ve okul saldırılarının yüksek çözünürlüklü görüntüleri dolaşıma sokuldu. Bu içerikler İran’ı saldırıya uğramış toplum, ABD ve İsrail’i ise ayrım gözetmeyen saldırganlar olarak konumlandırdı. Burada etkili olan şey, gerçek yıkım görüntülerinin meme kültürüne ve sosyal medya dolaşımına uygun biçimde paketlenmesiydi.

Ancak İran tarafının propaganda pratikleri yalnızca hiciv ve mağduriyet anlatısıyla sınırlı değildi. Yapay zekâ ile üretilmiş sahte uydu görüntüleri, hasar görmüş ABD ya da müttefik tesislerini gösterdiği iddia edilen görseller ve Tel Aviv’in vurulduğunu öne süren sahte videolar da dolaşıma girdi. Bu örnekler, propaganda ile dezenformasyon arasındaki sınırın savaş ortamında nasıl hızla bulanıklaştığını gösteriyor.

ABD tarafı: Savaşın oyunlaştırılması ve liderin kişisel medya kanalı

ABD tarafında ise propaganda daha çok popüler kültür, askerî gösteri ve lider merkezli sosyal medya dili üzerinden şekillendi. Beyaz Saray ve Pentagon’un TikTok, Instagram ve X gibi platformlarda paylaştığı bazı videolar savaş görüntülerini çizgi film, süper kahraman, aksiyon filmi ve video oyunu estetiğiyle birleştirdi.

Bu tür içerikler, savaşı karmaşık bir politik kriz olmaktan çıkarıp seyirlik, heyecan verici ve tüketilebilir bir görsel nesneye dönüştürdü. Eleştirmenlerin “slopaganda” olarak adlandırdığı bu tarz, yapay zekâ çağında düşük maliyetli, hızlı üretilen, yüksek duygusal etki hedefleyen ama çoğu zaman analitik derinlikten yoksun propaganda biçimlerine işaret ediyor.

Trump’ın kişisel sosyal medya kullanımı da ABD savaş iletişiminin merkezî unsurlarından biri oldu. Ateşkes duyuruları, tehditler, zafer iddiaları ya da düşmanı aşağılayan ifadeler geleneksel başkanlık konuşmalarından çok sosyal medya performansı içinde dolaşıma girdi. Böylece liderin kişisel hesabı, devletin resmî iletişim aygıtlarından biri gibi çalıştı.

ABD tarafında ayrıca dinsel sembolizmin kullanımı da dikkat çekiciydi. Yapay zekâ ile üretilmiş Mesihvari imgeler, “kutsal mücadele” çağrışımları ve Hristiyan milliyetçi tonlar savaşı yalnızca jeopolitik değil, ahlaki ve hatta metafizik bir çerçeveye yerleştirdi. Bu tür imgeler, savaş kararlarını politik olarak tartışılabilir olmaktan çıkarıp neredeyse kutsal bir misyon havasına sokma riski taşır.

İsrail tarafı: Kurumsal askerî anlatı ve kontrollü görünürlük

İsrail tarafında propaganda daha kurumsal, disiplinli ve askerî iletişim merkezli bir biçimde ilerledi. İsrail Savunma Kuvvetleri’nin savaş boyunca oluşturduğu video akışları, günlük brifingler, hedef görüntüleri, sözcü açıklamaları ve operasyon klipleri, İsrail’in eylemlerini kontrollü, gerekli ve başarılı askerî operasyonlar olarak çerçeveledi.

Bu propaganda tarzı, İran’ın meme estetiğinden ya da ABD’nin popüler kültür montajlarından daha az absürt görünse de aynı ölçüde seçici ve stratejiktir. Askerî görüntüler, hedeflerin “meşru”, operasyonların “hassas”, savaşın ise “zorunlu” olduğu fikrini pekiştirmek üzere düzenlenir.

İsrail’in savaş iletişiminde dikkat çeken bir diğer unsur da gazetecilere erişimin, bilgi sızıntılarının ve görüntülerin sıkı biçimde yönetilmesidir. Bu, yalnızca sosyal medya kliplerinden ibaret olmayan, kurumsallaşmış bir anlatı kontrol sistemine işaret eder. Burada propaganda, viral meme’lerden çok, haber akışını düzenleme, hangi görüntünün ne zaman yayımlanacağını belirleme ve askerî başarı anlatısını sürekli kılma üzerinden işler.

Ortak teknikler: Yapay zekâ, eğlence mantığı ve epistemik karmaşa

Taraflar arasında ciddi ideolojik ve askerî farklar olsa da propaganda teknikleri açısından önemli ortaklıklar vardı. Bunların başında yapay zekâ ile üretilen ya da manipüle edilen görseller geliyor. İran tarafı hiciv, animasyon, sahte hasar görüntüleri ve mağduriyet anlatısını öne çıkarırken; ABD tarafı popüler kültür, oyun ve süper kahraman estetiğine yaslandı. İsrail ise daha çok resmî askerî görüntü paketleme ve operasyonel başarı vurgusu yaptı.

İkinci ortak nokta, savaşın eğlence nesnesine dönüştürülmesiydi. İran tarafında Lego animasyonları, yapay zekâ şarkıları ve ironi; ABD tarafında video oyunu estetiği, süper kahraman klipleri ve meydan okuyan montajlar; İsrail tarafında ise yüksek prodüksiyonlu askerî görüntüler öne çıktı. Tüm bu biçimler, savaşı daha paylaşılabilir, daha izlenebilir ve daha hızlı tüketilebilir hale getirdi.

Üçüncü ve belki de en tehlikeli ortaklık, gerçek ile sahte arasındaki sınırın bulanıklaşmasıydı. Savaş boyunca yanlış bağlama oturtulmuş videolar, yapay zekâ görselleri, sahte hasar tespitleri ve eski görüntülerin yeniymiş gibi dolaşıma sokulması yaygınlaştı. Bu noktada propaganda yalnızca ikna etmekle kalmaz; aynı zamanda bilgi ortamını bozar. Kullanıcı hangi okul saldırısı görüntüsünün gerçek, hangi üs yıkımı görselinin sahte olduğunu ayırt edemediğinde, belirsizliğin kendisi politik bir araca dönüşür.

Platform çağında savaş propagandası

İran-ABD-İsrail savaşı, çağdaş savaş propagandasının geldiği noktayı açıkça gösterdi. Propaganda artık sadece devletlerin halka ne söylediğiyle ilgili değil; hangi platformda, hangi estetikle, hangi hızda, hangi duygusal tetikleyicilerle ve hangi yarı-resmî aktörler üzerinden dolaşıma sokulduğuyla ilgilidir.

Bu yeni ekolojide devletler, ordular, liderler, büyükelçilikler, influencer benzeri hesaplar, yapay zekâ üreticileri ve sıradan kullanıcılar aynı bilgi savaşının parçaları haline geliyor. Savaş alanı yalnızca cephe, hava sahası ya da diplomasi masası değildir; aynı zamanda sosyal medya akışı, algoritmik öneri sistemi ve kullanıcının dikkat kapasitesidir. Bu savaşta propaganda, yalnızca tarafların birbirine karşı yürüttüğü bir iletişim faaliyeti değil; savaşın kendisinin dijital kültür içinde yeniden üretilme biçimi haline geldi.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.

Erkan Saka
Erkan Saka
Prof. Dr. Erkan Saka - İstanbul Bilgi Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim bölümü başkanı ve İletişim Bilimleri doktora programının direktörüdür. Geçtiğimiz yıllarda Google Türkiye tarafından desteklenen Yapay Zeka Okuryazarlığı projesini yöneten Erkan Saka lisans ve yüksek lisans derecelerini Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden aldı. Doktorasını antropoloji alanında Rice University (Houston, ABD)’de tamamlayan Saka, UC Irvine Antropoloji bölümünde, MIT Bilim ve Teknoloji Çalışmaları bölümünde ve LMU Munich (The Center for Advanced Studies)’de misafir araştırmacı olarak bulundu. 2004 yılından beri sürdürdüğü bir blogu (www.erkansaka.net), yeni medya kültürlerine odaklanan SosyalKafa (www.sosyalkafa.net) adlı bir projesi var. Son çalışmaları arasında editörlüğünü yaptığı Understanding Generative AI in a Cultural Context: Artificial Myths and Human Realities ve Social Media and Politics in Turkey. Social Media and Politics in Turkey: A Journey through Citizen Journalism, Political Trolling, and Fake News adlı kitabı ve Big data and gender-biased algorithms" In The International Encyclopedia of Gender, Media, and Communication başlıklı eserleri sayılabilir.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

İran-ABD-İsrail savaşında propagandanın yeni ekolojisi

Devletler artık sadece basın toplantılarıyla değil, TikTok estetiğiyle, X paylaşımlarıyla, Instagram klipleriyle, yapay zekâ animasyonları ve oyunlaştırılmış savaş imgeleriyle konuşuyor. İran, ABD, İsrail bu cephede neler yaptı? Prof. Erkan Saka yazdı.

İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan son savaş, yalnızca askerî kapasitenin değil, anlatı kurma becerisinin de test edildiği bir çatışma olarak okunmalı. Savaş boyunca taraflar sadece füze, drone, hava saldırısı ya da diplomatik açıklamalarla değil; videolar, meme’ler, yapay zekâ ile üretilmiş görseller, resmî askerî klipler, büyükelçilik hesapları ve liderlerin kişisel sosyal medya paylaşımları üzerinden de mücadele etti.

Bu nedenle bu savaşta propaganda kavramını dar anlamıyla, yalnızca yalan haber ya da devlet bildirisi olarak düşünmek yetersiz kalır. Burada propaganda; algıyı şekillendirmeyi hedefleyen, kimi zaman olgusal unsurlara dayanan ama seçici biçimde çerçevelenen, duygusal olarak stilize edilen, zaferci, aşağılayıcı, mağduriyet üreten ya da manipülatif savaş mesajları olarak anlaşılmalı. Resmî devlet kanalları, ordu sözcüleri, büyükelçilikler, devlet bağlantılı medya organları, yarı-resmî meme hesapları ve viral içerik üreticileri aynı dikkat ekonomisi içinde hareket etti.

Bu, klasik savaş propagandasından farklı olarak platformlara özgü bir propaganda sistemidir. Devletler artık yalnızca basın toplantılarıyla değil, TikTok estetiğiyle, X paylaşımlarıyla, Instagram klipleriyle, yapay zekâ animasyonlarıyla ve oyunlaştırılmış savaş imgeleriyle konuşuyor.

Aşağıda savaşan üç ana tarafın neler yaptığını sıralayarak nesnel bir şekilde ifade etmeye çalışacağım. Ancak birçok gözlemci gibi ben de İran’ın propaganda savaşında daha başarılı ve yaratıcı olduğunu iddia edebilirim.

İran tarafı: Meme diplomasisi, mağduriyet ve yapay zekâ hicvi

İran tarafının en dikkat çekici stratejilerinden biri, diplomatik hesapların doğrudan meme savaşına katılmasıydı. İran büyükelçilikleri ve konsoloslukları, ABD mesajlarına karşı alaycı, küçümseyici ve viral olmaya uygun yanıtlar üretti. Bu hesaplar geleneksel diplomatik dilin ötesine geçerek Trump’ı istikrarsız, kaba ya da gülünç gösteren içerikler paylaştı. Böylece büyükelçilikler sadece devletin resmî temsilcileri değil, aynı zamanda propaganda aktörleri olarak işlev gördü.

İran’ın propaganda repertuvarındaki en görünür formatlardan biri ise Lego ya da oyuncak estetiğini andıran yapay zekâ videolarıydı. Trump, Netanyahu, ABD kurtarma operasyonları, Körfez liderleri ve İsrail hedefleri bu videolarda karikatürize edildi. Mizah, intikam fantezisi, yas, aşağılayıcı temsil ve politik öfke aynı görsel formatta birleştirildi.

Bu içerikler yalnızca marjinal hesaplarda dolaşmadı; devletle ilişkili medya ağları tarafından da büyütüldü. Böylece İran tarafında resmî propaganda ile yarı-bağımsız meme üretimi arasında gri bir alan oluştu. Bu gri alan, devlete belli ölçüde inkâr edilebilirlik sağlarken, aynı zamanda çok daha esnek ve viral bir propaganda dili kurulmasına imkân verdi.

İran’ın bir diğer güçlü anlatısı mağduriyet çerçevesiydi. Bombalanan mahallelerin, ölen sivillerin, cenazelerin ve okul saldırılarının yüksek çözünürlüklü görüntüleri dolaşıma sokuldu. Bu içerikler İran’ı saldırıya uğramış toplum, ABD ve İsrail’i ise ayrım gözetmeyen saldırganlar olarak konumlandırdı. Burada etkili olan şey, gerçek yıkım görüntülerinin meme kültürüne ve sosyal medya dolaşımına uygun biçimde paketlenmesiydi.

Ancak İran tarafının propaganda pratikleri yalnızca hiciv ve mağduriyet anlatısıyla sınırlı değildi. Yapay zekâ ile üretilmiş sahte uydu görüntüleri, hasar görmüş ABD ya da müttefik tesislerini gösterdiği iddia edilen görseller ve Tel Aviv’in vurulduğunu öne süren sahte videolar da dolaşıma girdi. Bu örnekler, propaganda ile dezenformasyon arasındaki sınırın savaş ortamında nasıl hızla bulanıklaştığını gösteriyor.

ABD tarafı: Savaşın oyunlaştırılması ve liderin kişisel medya kanalı

ABD tarafında ise propaganda daha çok popüler kültür, askerî gösteri ve lider merkezli sosyal medya dili üzerinden şekillendi. Beyaz Saray ve Pentagon’un TikTok, Instagram ve X gibi platformlarda paylaştığı bazı videolar savaş görüntülerini çizgi film, süper kahraman, aksiyon filmi ve video oyunu estetiğiyle birleştirdi.

Bu tür içerikler, savaşı karmaşık bir politik kriz olmaktan çıkarıp seyirlik, heyecan verici ve tüketilebilir bir görsel nesneye dönüştürdü. Eleştirmenlerin “slopaganda” olarak adlandırdığı bu tarz, yapay zekâ çağında düşük maliyetli, hızlı üretilen, yüksek duygusal etki hedefleyen ama çoğu zaman analitik derinlikten yoksun propaganda biçimlerine işaret ediyor.

Trump’ın kişisel sosyal medya kullanımı da ABD savaş iletişiminin merkezî unsurlarından biri oldu. Ateşkes duyuruları, tehditler, zafer iddiaları ya da düşmanı aşağılayan ifadeler geleneksel başkanlık konuşmalarından çok sosyal medya performansı içinde dolaşıma girdi. Böylece liderin kişisel hesabı, devletin resmî iletişim aygıtlarından biri gibi çalıştı.

ABD tarafında ayrıca dinsel sembolizmin kullanımı da dikkat çekiciydi. Yapay zekâ ile üretilmiş Mesihvari imgeler, “kutsal mücadele” çağrışımları ve Hristiyan milliyetçi tonlar savaşı yalnızca jeopolitik değil, ahlaki ve hatta metafizik bir çerçeveye yerleştirdi. Bu tür imgeler, savaş kararlarını politik olarak tartışılabilir olmaktan çıkarıp neredeyse kutsal bir misyon havasına sokma riski taşır.

İsrail tarafı: Kurumsal askerî anlatı ve kontrollü görünürlük

İsrail tarafında propaganda daha kurumsal, disiplinli ve askerî iletişim merkezli bir biçimde ilerledi. İsrail Savunma Kuvvetleri’nin savaş boyunca oluşturduğu video akışları, günlük brifingler, hedef görüntüleri, sözcü açıklamaları ve operasyon klipleri, İsrail’in eylemlerini kontrollü, gerekli ve başarılı askerî operasyonlar olarak çerçeveledi.

Bu propaganda tarzı, İran’ın meme estetiğinden ya da ABD’nin popüler kültür montajlarından daha az absürt görünse de aynı ölçüde seçici ve stratejiktir. Askerî görüntüler, hedeflerin “meşru”, operasyonların “hassas”, savaşın ise “zorunlu” olduğu fikrini pekiştirmek üzere düzenlenir.

İsrail’in savaş iletişiminde dikkat çeken bir diğer unsur da gazetecilere erişimin, bilgi sızıntılarının ve görüntülerin sıkı biçimde yönetilmesidir. Bu, yalnızca sosyal medya kliplerinden ibaret olmayan, kurumsallaşmış bir anlatı kontrol sistemine işaret eder. Burada propaganda, viral meme’lerden çok, haber akışını düzenleme, hangi görüntünün ne zaman yayımlanacağını belirleme ve askerî başarı anlatısını sürekli kılma üzerinden işler.

Ortak teknikler: Yapay zekâ, eğlence mantığı ve epistemik karmaşa

Taraflar arasında ciddi ideolojik ve askerî farklar olsa da propaganda teknikleri açısından önemli ortaklıklar vardı. Bunların başında yapay zekâ ile üretilen ya da manipüle edilen görseller geliyor. İran tarafı hiciv, animasyon, sahte hasar görüntüleri ve mağduriyet anlatısını öne çıkarırken; ABD tarafı popüler kültür, oyun ve süper kahraman estetiğine yaslandı. İsrail ise daha çok resmî askerî görüntü paketleme ve operasyonel başarı vurgusu yaptı.

İkinci ortak nokta, savaşın eğlence nesnesine dönüştürülmesiydi. İran tarafında Lego animasyonları, yapay zekâ şarkıları ve ironi; ABD tarafında video oyunu estetiği, süper kahraman klipleri ve meydan okuyan montajlar; İsrail tarafında ise yüksek prodüksiyonlu askerî görüntüler öne çıktı. Tüm bu biçimler, savaşı daha paylaşılabilir, daha izlenebilir ve daha hızlı tüketilebilir hale getirdi.

Üçüncü ve belki de en tehlikeli ortaklık, gerçek ile sahte arasındaki sınırın bulanıklaşmasıydı. Savaş boyunca yanlış bağlama oturtulmuş videolar, yapay zekâ görselleri, sahte hasar tespitleri ve eski görüntülerin yeniymiş gibi dolaşıma sokulması yaygınlaştı. Bu noktada propaganda yalnızca ikna etmekle kalmaz; aynı zamanda bilgi ortamını bozar. Kullanıcı hangi okul saldırısı görüntüsünün gerçek, hangi üs yıkımı görselinin sahte olduğunu ayırt edemediğinde, belirsizliğin kendisi politik bir araca dönüşür.

Platform çağında savaş propagandası

İran-ABD-İsrail savaşı, çağdaş savaş propagandasının geldiği noktayı açıkça gösterdi. Propaganda artık sadece devletlerin halka ne söylediğiyle ilgili değil; hangi platformda, hangi estetikle, hangi hızda, hangi duygusal tetikleyicilerle ve hangi yarı-resmî aktörler üzerinden dolaşıma sokulduğuyla ilgilidir.

Bu yeni ekolojide devletler, ordular, liderler, büyükelçilikler, influencer benzeri hesaplar, yapay zekâ üreticileri ve sıradan kullanıcılar aynı bilgi savaşının parçaları haline geliyor. Savaş alanı yalnızca cephe, hava sahası ya da diplomasi masası değildir; aynı zamanda sosyal medya akışı, algoritmik öneri sistemi ve kullanıcının dikkat kapasitesidir. Bu savaşta propaganda, yalnızca tarafların birbirine karşı yürüttüğü bir iletişim faaliyeti değil; savaşın kendisinin dijital kültür içinde yeniden üretilme biçimi haline geldi.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.

Erkan Saka
Erkan Saka
Prof. Dr. Erkan Saka - İstanbul Bilgi Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim bölümü başkanı ve İletişim Bilimleri doktora programının direktörüdür. Geçtiğimiz yıllarda Google Türkiye tarafından desteklenen Yapay Zeka Okuryazarlığı projesini yöneten Erkan Saka lisans ve yüksek lisans derecelerini Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden aldı. Doktorasını antropoloji alanında Rice University (Houston, ABD)’de tamamlayan Saka, UC Irvine Antropoloji bölümünde, MIT Bilim ve Teknoloji Çalışmaları bölümünde ve LMU Munich (The Center for Advanced Studies)’de misafir araştırmacı olarak bulundu. 2004 yılından beri sürdürdüğü bir blogu (www.erkansaka.net), yeni medya kültürlerine odaklanan SosyalKafa (www.sosyalkafa.net) adlı bir projesi var. Son çalışmaları arasında editörlüğünü yaptığı Understanding Generative AI in a Cultural Context: Artificial Myths and Human Realities ve Social Media and Politics in Turkey. Social Media and Politics in Turkey: A Journey through Citizen Journalism, Political Trolling, and Fake News adlı kitabı ve Big data and gender-biased algorithms" In The International Encyclopedia of Gender, Media, and Communication başlıklı eserleri sayılabilir.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x