Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrika’daki imparatorluk hamlesi

Birleşik Arap Emirlikleri neden Afrika’da limanlara, tarım arazilerine, madenlere ve askerî üslerle bağlantılı lojistik ağlara bu kadar büyük yatırım yapıyor? Abu Dabi’nin ticaret, güvenlik ve doğal kaynakları tek stratejide buluşturan bu hamlesi kıta için yeni fırsatlar mı yaratıyor, yoksa kırılgan ülkelerde yeni bağımlılık ve istikrarsızlık risklerini mi büyütüyor?

Afrika’daki güç mücadelesi artık yalnızca Çin, Amerika ya da geçmişteki sömürgeci Avrupa devletleri üzerinden okunamıyor. Körfez ülkeleri başta olmak üzere yükselen orta güçler; limanlar, tarım arazileri, madenler ve güvenlik anlaşmalarıyla kıtanın dengelerinde giderek belirleyici oluyor.

Financial Times‘ın Afrika muhabiri William Wallis ile veri uzmanı Peter Andringa’nın kaleme aldığı yazı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrika’daki nüfuz yapılanmasını inceliyor. Limanlardan madenciliğe, altın ticaretinden askerî iş birliklerine uzanan stratejinin doğal kaynaklar ve ticaret güzergâhları üzerindeki etkinliği artırmayı hedeflediğini belirten yazı, Sudan ve Somaliland’da ekonomik yatırımlarla siyasi ve askerî nüfuzun nasıl bütünleştiğini gösteriyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Sudan’da Nisan 2023’te iç savaşın başlamasıyla birlikte tarihin en büyük altın soygunlarından biri yaşandı. Sudan ordusuyla çatışmaya giren paramiliter Hızlı Destek Kuvvetlerinin (RSF), Hartum’daki devlet rafinerisini ve merkez bankasını ele geçirdiği, en az 1,5 ton külçe altın ile banka kasalarındaki mücevherlerin yağmalandığı öne sürüldü. RSF suçlamaları reddediyor ve olayın ayrıntıları hâlâ tartışmalı.

Fakat Sudan’dan çıkarılan altının önemli bölümünün izlediği güzergâh daha belirgin. Altın, komşu ülkeler üzerinden Güney Sudan’ın başkentine taşındıktan sonra uçaklarla Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gönderildi. Yönetime yakın bir kaynak, Emirlikler’den gelen, bazıları sivil bazıları askerî kargo uçaklarının altını taşıdığını söylüyor.

Bu örnek, Afrika ile BAE arasında son yıllarda şekillenen ilişkinin en tartışmalı boyutunu gösteriyor. Şeyh Muhammed bin Zayed el-Nahyan’ın (MBZ) yönetimindeki BAE, petrol sonrası döneme hazırlanırken Afrika’daki ticaret güzergâhları, tarım arazileri, madenler ve stratejik limanlar üzerinde giderek daha kapsamlı bir etki kuruyor.

BAE bugün kıtanın birçok bölgesinde liman işletiyor, yenilenebilir enerji projelerine yatırım yapıyor, milyonlarca dönümlük tarım arazisini kiralıyor ve kritik minerallere erişim sağlayacak madencilik anlaşmaları imzalıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden Gine’ye kadar uzanan yatırımlar, hem enerji dönüşümünde gereksinim duyulan hammaddeleri hem de hızla genişleyen Emirlik savunma sanayisini beslemeyi amaçlıyor.

BAE’nin Afrika’daki yükselişi bazı uzmanlara göre, Çin’in 2000’lerin başında kredi, altyapı ve madencilik anlaşmalarıyla kıtaya yönelmesinden bu yana yaşanan en önemli jeopolitik dönüşümlerden biri. Fakat ekonomik yatırımlarla askerî ve siyasi nüfuzun giderek bütünleşmesi, özellikle kırılgan devletlerde önemli sorunlar yaratıyor.

Afrika’ya açılan kapı: Limanlar

BAE’nin Afrika stratejisinin başlangıç noktası limanlar oldu. Dubai merkezli DP World, 2000’li yıllarda Cibuti, Maputo ve Dakar’daki konteyner terminallerini işletmeye başladı. Şirket sonrasında kıta genelinde hızla genişledi. DP World ve Abu Dhabi Ports bugün 13 Afrika ülkesinde liman, kara terminali veya serbest bölge işletiyor ya da geliştiriyor. DP World aynı zamanda Afrika’daki dağıtım şirketlerini satın alarak 25’ten fazla ülkede mal akışının farklı aşamalarına dâhil olmuş durumda.

Bu yapılanmanın merkezinde Dubai’deki Cebel Ali Limanı bulunuyor. Afrika ile Körfez ülkeleri arasındaki petrol dışındaki ticaret 100 milyar doları aşarken bunun büyük bölümünü BAE ve Suudi Arabistan oluşturuyor. Körfez uzmanı Eleonora Ardemagni, limanları BAE’nin Afrika politikasının merkezindeki ‘nüfuz araçları’ olarak nitelendiriyor.

Nüfuzun diğer kaynağını ise sermaye oluşturuyor. BAE, 2017’den bu yana Afrika’da 168 milyar doların üzerinde yatırım açıkladı. Bu rakamların tamamı hayata geçmiş değil. Bazı projeler yalnızca planlama aşamasında kalıyor. Yine de açıklanan yatırımların büyüklüğü dikkat çekici: Mısır’da 10 milyar dolarlık rüzgâr enerjisi projesi, Uganda’da 4 milyar dolarlık petrol rafinerisi, Senegal’de 1,2 milyar dolarlık liman yatırımı bunlar arasında.

Bu yatırımların önemli bölümünün arkasında, BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı ve MBZ’nin kardeşi Şeyh Tahnoun bin Zayed’in başkanlığındaki International Holding Company (IHC) bulunuyor. Afrika hükümetleri açısından Emirlik sermayesi cezbedici. Afrika Kalkınma Bankası, kıtanın yıllık altyapı finansmanı açığını 130 ila 170 milyar dolar arasında hesaplıyor. Batılı devletler ve yatırımcıların yüksek risk gördüğü birçok pazara BAE sermaye aktarmaya hazırlanıyor.

Fakat bu tablo, Abu Dabi’nin ticaret, yatırım, borç ve güvenlik iş birliği üzerinden kazandığı siyasi kozlara ilişkin kaygıları da derinleştiriyor.

Bir tarafta altın, diğer tarafta silah ticareti

BAE’nin Afrika’daki varlığının en tartışmalı boyutu Sudan’da belirginleşiyor. Tahminlere göre Afrika’dan her yıl yaklaşık 30 milyar dolar değerinde kayıt dışı zanaatkâr madenciliğinden elde edilen altın Dubai’ye ulaşıyor. Sudan da bu ticaretin başlıca merkezlerinden biri.

Altın bir yönde ilerlerken silahların diğer yönde hareket ettiği yönünde güçlü iddialar bulunuyor. Birleşmiş Milletler uzmanları, Batılı istihbarat kuruluşları, uçuş takip uzmanları ve insan hakları örgütleri son iki yılda BAE’nin Sudan’daki iç savaşta RSF’ye silah sağladığına ilişkin kapsamlı bulgular topladılar. Abu Dabi bu suçlamaları reddediyor ve Sudan’daki hiçbir savaşan tarafa askerî ya da finansal destek vermediğini söylüyor.

Buna karşılık araştırmalar, RSF’nin kısa sürede gelişmiş insansız hava araçlarına, hava savunma sistemlerine ve zırhlı araç filolarına sahip kapsamlı bir silahlı yapıya dönüştüğünü gösteriyor. RSF, Sudan’ın Darfur bölgesinde Arap olmayan topluluklara yönelik etnik temizlik ve soykırım suçlamalarıyla karşı karşıya. Amerika ve Birleşik Krallık, RSF lideri Muhammed Hamdan Dagalo’nun, bilinen adıyla Hemeti’nin ailesiyle bağlantılı bazı şirketlere yaptırım uyguluyor.

Sudan’dan çıkarılan altının BAE’ye ulaşması da savaş ekonomisinin finansman kaynaklarından biri olarak değerlendiriliyor. Sudan’daki zanaatkâr madenciliğinin önemli bölümü devlete vergi ödenmeden Dubai’ye kaçırılıyor.

Berbera: Ticaret ile askerî gücün kesiştiği nokta

BAE’nin ticari yatırımlarla güvenlik politikalarını nasıl bütünleştirdiğinin en belirgin örneklerinden biri Somaliland’daki Berbera Limanı. Aden Körfezi üzerindeki konumu nedeniyle yüzyıllardır stratejik önem taşıyan Berbera’ya DP World yaklaşık 450 milyon dolar yatırım yaptı. Liman altyapısı yenilendi, depolama kapasitesi genişletildi ve Berbera’yı Etiyopya’ya bağlayan yaklaşık 250 kilometrelik bir kara yolu inşa edildi.

DP World’ün limanı 30 yıllığına kiraladığı anlaşmaya paralel olarak BAE, yakındaki askerî ve deniz üssünün kontrolünü ve Sovyet döneminden kalan hava pistine erişim hakkını elde etti. Böylece Dubai ticaret ve lojistik ayağını yürütürken, Abu Dabi deniz yollarının güvenliği, korsanlık, Yemen’deki Husiler ve bölgedeki silahlı radikal İslamcı örgütler gibi tehditlere yoğunlaşıyor.

Berbera, aynı zamanda denize kıyısı bulunmayan ve yaklaşık 120 milyonluk nüfusa sahip Etiyopya için alternatif bir ticaret güzergâhı olma potansiyeli taşıyor.

Tarım arazilerinden madenciliğe

Sudan uzun süredir BAE’nin Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu stratejilerinde önemli bir konum tutuyordu. BAE şirketleri, Sudan’da Nil kıyısında yüz binlerce dönümlük tarım arazilerine yatırım yaptılar. Abu Dhabi Ports ise 2022’de Sudan’ın Kızıldeniz kıyısındaki Abu Amama’da 6 milyar dolarlık kapsamlı bir liman projesi açıklamıştı.

Sudan’daki iç savaş bu planları sekteye uğrattı. Sudan’ın askerî yönetimi, BAE’yi RSF’yi desteklemekle suçlayarak bazı anlaşmaları iptal etti. BAE buna rağmen Afrika’daki tarımsal yatırımlarını çeşitlendirmeyi sürdürüyor. Angola, Moritanya, Güney Sudan, Kenya ve Tanzanya gibi ülkelerde Emirlik şirketlerinin arazi yatırımları bulunuyor. Mısır’ın çöl bölgelerinde kurulan büyük çiftliklerde yetiştirilen yonca, buğday ve hayvan yemlerinin önemli bölümü de BAE’ye gönderiliyor.

Aynı süreçte IHC, Afrika madenciliğinin önde gelen yatırımcılarından biri hâline geldi. Şirket Zambiya’da bakır, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya ve Mali’de altın, Moritanya’da demir cevheri projelerine milyarlarca dolar ayırdı. IHC’nin Kongo’daki yatırımları sayesinde küresel kalay üretiminin yaklaşık yüzde 7’si üzerinde kontrol sahibi olduğu belirtiliyor.

Afrika sermayesinin yükselen merkezi: Dubai

İlişkinin diğer tarafında ise Afrika’nın siyasi ve ekonomik elitlerinin Dubai’ye yönelmesi bulunuyor. 2025 itibarıyla Dubai Ticaret Odasına kayıtlı 30 binden fazla aktif Afrika şirketi bulunuyordu. Kent, Afrika ile gerçekleştirilen yasal ticaret ve yatırımlar açısından önemli bir finans merkezi hâline geldi.

Fakat düşük vergiler, görece sınırlı düzenlemeler ve finansal gizlilik, Dubai’yi tartışmalı sermaye hareketleri açısından da cazip kılıyor. Londra ve Cenevre gibi geleneksel finans merkezlerinde denetim sıkılaştıkça Dubai, Afrika’dan çıkan sermaye için giderek daha önemli bir merkez hâline geliyor. Bir Afrika kalkınma kuruluşunun tahminine göre Afrikalı yatırımcılar 2019-2025 arasında Dubai gayrimenkullerine toplam 30,6 milyar dolar yatırdılar. Bunun yaklaşık üçte biri Nijerya kaynaklıydı.

Batı geri çekilirken BAE öne çıkıyor

Batılı bağışçıların ve devletlerin Afrika’daki etkisinin gerilemesi, yeni orta güçlere daha geniş alan açıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar da kıtadaki etkinliğini artırıyor. Fakat son yıllarda en hızlı ve en kapsamlı ilerleyen aktör BAE oldu. Abu Dabi ekonomik yatırımları, limanları, madenleri, tarımı, güvenlik anlaşmalarını ve yerel siyasi ortaklıkları bütünleşik bir ağ içinde kullanıyor.

BAE açısından Afrika yalnızca yatırım yapılabilecek bir pazar değil. Petrol sonrası ekonomiyi güvence altına alacak kaynakların, küresel ticaret güzergâhlarının ve siyasi nüfuz alanlarının birleştiği stratejik bir coğrafya.

Afrika ülkelerinin karşısındaki temel mesele de burada ortaya çıkıyor: Emirlik sermayesinin sunduğu altyapı ve yatırım imkânlarından yararlanırken bu ilişkinin siyasi, askerî ve ekonomik bağımlılığa dönüşmesi nasıl engellenecek?”

Bu yazı ilk kez 12 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

William Wallis ve Peter Andringa’nın Financial Times internet sitesinde yayımlanan “The UAE’s imperial push into Africa” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.ft.com/content/a4c6e5da-dc9f-43b0-a794-c3f6bb9bca7d?syn-25a6b1a6=1

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrika’daki imparatorluk hamlesi

Birleşik Arap Emirlikleri neden Afrika’da limanlara, tarım arazilerine, madenlere ve askerî üslerle bağlantılı lojistik ağlara bu kadar büyük yatırım yapıyor? Abu Dabi’nin ticaret, güvenlik ve doğal kaynakları tek stratejide buluşturan bu hamlesi kıta için yeni fırsatlar mı yaratıyor, yoksa kırılgan ülkelerde yeni bağımlılık ve istikrarsızlık risklerini mi büyütüyor?

Afrika’daki güç mücadelesi artık yalnızca Çin, Amerika ya da geçmişteki sömürgeci Avrupa devletleri üzerinden okunamıyor. Körfez ülkeleri başta olmak üzere yükselen orta güçler; limanlar, tarım arazileri, madenler ve güvenlik anlaşmalarıyla kıtanın dengelerinde giderek belirleyici oluyor.

Financial Times‘ın Afrika muhabiri William Wallis ile veri uzmanı Peter Andringa’nın kaleme aldığı yazı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrika’daki nüfuz yapılanmasını inceliyor. Limanlardan madenciliğe, altın ticaretinden askerî iş birliklerine uzanan stratejinin doğal kaynaklar ve ticaret güzergâhları üzerindeki etkinliği artırmayı hedeflediğini belirten yazı, Sudan ve Somaliland’da ekonomik yatırımlarla siyasi ve askerî nüfuzun nasıl bütünleştiğini gösteriyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Sudan’da Nisan 2023’te iç savaşın başlamasıyla birlikte tarihin en büyük altın soygunlarından biri yaşandı. Sudan ordusuyla çatışmaya giren paramiliter Hızlı Destek Kuvvetlerinin (RSF), Hartum’daki devlet rafinerisini ve merkez bankasını ele geçirdiği, en az 1,5 ton külçe altın ile banka kasalarındaki mücevherlerin yağmalandığı öne sürüldü. RSF suçlamaları reddediyor ve olayın ayrıntıları hâlâ tartışmalı.

Fakat Sudan’dan çıkarılan altının önemli bölümünün izlediği güzergâh daha belirgin. Altın, komşu ülkeler üzerinden Güney Sudan’ın başkentine taşındıktan sonra uçaklarla Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gönderildi. Yönetime yakın bir kaynak, Emirlikler’den gelen, bazıları sivil bazıları askerî kargo uçaklarının altını taşıdığını söylüyor.

Bu örnek, Afrika ile BAE arasında son yıllarda şekillenen ilişkinin en tartışmalı boyutunu gösteriyor. Şeyh Muhammed bin Zayed el-Nahyan’ın (MBZ) yönetimindeki BAE, petrol sonrası döneme hazırlanırken Afrika’daki ticaret güzergâhları, tarım arazileri, madenler ve stratejik limanlar üzerinde giderek daha kapsamlı bir etki kuruyor.

BAE bugün kıtanın birçok bölgesinde liman işletiyor, yenilenebilir enerji projelerine yatırım yapıyor, milyonlarca dönümlük tarım arazisini kiralıyor ve kritik minerallere erişim sağlayacak madencilik anlaşmaları imzalıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden Gine’ye kadar uzanan yatırımlar, hem enerji dönüşümünde gereksinim duyulan hammaddeleri hem de hızla genişleyen Emirlik savunma sanayisini beslemeyi amaçlıyor.

BAE’nin Afrika’daki yükselişi bazı uzmanlara göre, Çin’in 2000’lerin başında kredi, altyapı ve madencilik anlaşmalarıyla kıtaya yönelmesinden bu yana yaşanan en önemli jeopolitik dönüşümlerden biri. Fakat ekonomik yatırımlarla askerî ve siyasi nüfuzun giderek bütünleşmesi, özellikle kırılgan devletlerde önemli sorunlar yaratıyor.

Afrika’ya açılan kapı: Limanlar

BAE’nin Afrika stratejisinin başlangıç noktası limanlar oldu. Dubai merkezli DP World, 2000’li yıllarda Cibuti, Maputo ve Dakar’daki konteyner terminallerini işletmeye başladı. Şirket sonrasında kıta genelinde hızla genişledi. DP World ve Abu Dhabi Ports bugün 13 Afrika ülkesinde liman, kara terminali veya serbest bölge işletiyor ya da geliştiriyor. DP World aynı zamanda Afrika’daki dağıtım şirketlerini satın alarak 25’ten fazla ülkede mal akışının farklı aşamalarına dâhil olmuş durumda.

Bu yapılanmanın merkezinde Dubai’deki Cebel Ali Limanı bulunuyor. Afrika ile Körfez ülkeleri arasındaki petrol dışındaki ticaret 100 milyar doları aşarken bunun büyük bölümünü BAE ve Suudi Arabistan oluşturuyor. Körfez uzmanı Eleonora Ardemagni, limanları BAE’nin Afrika politikasının merkezindeki ‘nüfuz araçları’ olarak nitelendiriyor.

Nüfuzun diğer kaynağını ise sermaye oluşturuyor. BAE, 2017’den bu yana Afrika’da 168 milyar doların üzerinde yatırım açıkladı. Bu rakamların tamamı hayata geçmiş değil. Bazı projeler yalnızca planlama aşamasında kalıyor. Yine de açıklanan yatırımların büyüklüğü dikkat çekici: Mısır’da 10 milyar dolarlık rüzgâr enerjisi projesi, Uganda’da 4 milyar dolarlık petrol rafinerisi, Senegal’de 1,2 milyar dolarlık liman yatırımı bunlar arasında.

Bu yatırımların önemli bölümünün arkasında, BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı ve MBZ’nin kardeşi Şeyh Tahnoun bin Zayed’in başkanlığındaki International Holding Company (IHC) bulunuyor. Afrika hükümetleri açısından Emirlik sermayesi cezbedici. Afrika Kalkınma Bankası, kıtanın yıllık altyapı finansmanı açığını 130 ila 170 milyar dolar arasında hesaplıyor. Batılı devletler ve yatırımcıların yüksek risk gördüğü birçok pazara BAE sermaye aktarmaya hazırlanıyor.

Fakat bu tablo, Abu Dabi’nin ticaret, yatırım, borç ve güvenlik iş birliği üzerinden kazandığı siyasi kozlara ilişkin kaygıları da derinleştiriyor.

Bir tarafta altın, diğer tarafta silah ticareti

BAE’nin Afrika’daki varlığının en tartışmalı boyutu Sudan’da belirginleşiyor. Tahminlere göre Afrika’dan her yıl yaklaşık 30 milyar dolar değerinde kayıt dışı zanaatkâr madenciliğinden elde edilen altın Dubai’ye ulaşıyor. Sudan da bu ticaretin başlıca merkezlerinden biri.

Altın bir yönde ilerlerken silahların diğer yönde hareket ettiği yönünde güçlü iddialar bulunuyor. Birleşmiş Milletler uzmanları, Batılı istihbarat kuruluşları, uçuş takip uzmanları ve insan hakları örgütleri son iki yılda BAE’nin Sudan’daki iç savaşta RSF’ye silah sağladığına ilişkin kapsamlı bulgular topladılar. Abu Dabi bu suçlamaları reddediyor ve Sudan’daki hiçbir savaşan tarafa askerî ya da finansal destek vermediğini söylüyor.

Buna karşılık araştırmalar, RSF’nin kısa sürede gelişmiş insansız hava araçlarına, hava savunma sistemlerine ve zırhlı araç filolarına sahip kapsamlı bir silahlı yapıya dönüştüğünü gösteriyor. RSF, Sudan’ın Darfur bölgesinde Arap olmayan topluluklara yönelik etnik temizlik ve soykırım suçlamalarıyla karşı karşıya. Amerika ve Birleşik Krallık, RSF lideri Muhammed Hamdan Dagalo’nun, bilinen adıyla Hemeti’nin ailesiyle bağlantılı bazı şirketlere yaptırım uyguluyor.

Sudan’dan çıkarılan altının BAE’ye ulaşması da savaş ekonomisinin finansman kaynaklarından biri olarak değerlendiriliyor. Sudan’daki zanaatkâr madenciliğinin önemli bölümü devlete vergi ödenmeden Dubai’ye kaçırılıyor.

Berbera: Ticaret ile askerî gücün kesiştiği nokta

BAE’nin ticari yatırımlarla güvenlik politikalarını nasıl bütünleştirdiğinin en belirgin örneklerinden biri Somaliland’daki Berbera Limanı. Aden Körfezi üzerindeki konumu nedeniyle yüzyıllardır stratejik önem taşıyan Berbera’ya DP World yaklaşık 450 milyon dolar yatırım yaptı. Liman altyapısı yenilendi, depolama kapasitesi genişletildi ve Berbera’yı Etiyopya’ya bağlayan yaklaşık 250 kilometrelik bir kara yolu inşa edildi.

DP World’ün limanı 30 yıllığına kiraladığı anlaşmaya paralel olarak BAE, yakındaki askerî ve deniz üssünün kontrolünü ve Sovyet döneminden kalan hava pistine erişim hakkını elde etti. Böylece Dubai ticaret ve lojistik ayağını yürütürken, Abu Dabi deniz yollarının güvenliği, korsanlık, Yemen’deki Husiler ve bölgedeki silahlı radikal İslamcı örgütler gibi tehditlere yoğunlaşıyor.

Berbera, aynı zamanda denize kıyısı bulunmayan ve yaklaşık 120 milyonluk nüfusa sahip Etiyopya için alternatif bir ticaret güzergâhı olma potansiyeli taşıyor.

Tarım arazilerinden madenciliğe

Sudan uzun süredir BAE’nin Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu stratejilerinde önemli bir konum tutuyordu. BAE şirketleri, Sudan’da Nil kıyısında yüz binlerce dönümlük tarım arazilerine yatırım yaptılar. Abu Dhabi Ports ise 2022’de Sudan’ın Kızıldeniz kıyısındaki Abu Amama’da 6 milyar dolarlık kapsamlı bir liman projesi açıklamıştı.

Sudan’daki iç savaş bu planları sekteye uğrattı. Sudan’ın askerî yönetimi, BAE’yi RSF’yi desteklemekle suçlayarak bazı anlaşmaları iptal etti. BAE buna rağmen Afrika’daki tarımsal yatırımlarını çeşitlendirmeyi sürdürüyor. Angola, Moritanya, Güney Sudan, Kenya ve Tanzanya gibi ülkelerde Emirlik şirketlerinin arazi yatırımları bulunuyor. Mısır’ın çöl bölgelerinde kurulan büyük çiftliklerde yetiştirilen yonca, buğday ve hayvan yemlerinin önemli bölümü de BAE’ye gönderiliyor.

Aynı süreçte IHC, Afrika madenciliğinin önde gelen yatırımcılarından biri hâline geldi. Şirket Zambiya’da bakır, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya ve Mali’de altın, Moritanya’da demir cevheri projelerine milyarlarca dolar ayırdı. IHC’nin Kongo’daki yatırımları sayesinde küresel kalay üretiminin yaklaşık yüzde 7’si üzerinde kontrol sahibi olduğu belirtiliyor.

Afrika sermayesinin yükselen merkezi: Dubai

İlişkinin diğer tarafında ise Afrika’nın siyasi ve ekonomik elitlerinin Dubai’ye yönelmesi bulunuyor. 2025 itibarıyla Dubai Ticaret Odasına kayıtlı 30 binden fazla aktif Afrika şirketi bulunuyordu. Kent, Afrika ile gerçekleştirilen yasal ticaret ve yatırımlar açısından önemli bir finans merkezi hâline geldi.

Fakat düşük vergiler, görece sınırlı düzenlemeler ve finansal gizlilik, Dubai’yi tartışmalı sermaye hareketleri açısından da cazip kılıyor. Londra ve Cenevre gibi geleneksel finans merkezlerinde denetim sıkılaştıkça Dubai, Afrika’dan çıkan sermaye için giderek daha önemli bir merkez hâline geliyor. Bir Afrika kalkınma kuruluşunun tahminine göre Afrikalı yatırımcılar 2019-2025 arasında Dubai gayrimenkullerine toplam 30,6 milyar dolar yatırdılar. Bunun yaklaşık üçte biri Nijerya kaynaklıydı.

Batı geri çekilirken BAE öne çıkıyor

Batılı bağışçıların ve devletlerin Afrika’daki etkisinin gerilemesi, yeni orta güçlere daha geniş alan açıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar da kıtadaki etkinliğini artırıyor. Fakat son yıllarda en hızlı ve en kapsamlı ilerleyen aktör BAE oldu. Abu Dabi ekonomik yatırımları, limanları, madenleri, tarımı, güvenlik anlaşmalarını ve yerel siyasi ortaklıkları bütünleşik bir ağ içinde kullanıyor.

BAE açısından Afrika yalnızca yatırım yapılabilecek bir pazar değil. Petrol sonrası ekonomiyi güvence altına alacak kaynakların, küresel ticaret güzergâhlarının ve siyasi nüfuz alanlarının birleştiği stratejik bir coğrafya.

Afrika ülkelerinin karşısındaki temel mesele de burada ortaya çıkıyor: Emirlik sermayesinin sunduğu altyapı ve yatırım imkânlarından yararlanırken bu ilişkinin siyasi, askerî ve ekonomik bağımlılığa dönüşmesi nasıl engellenecek?”

Bu yazı ilk kez 12 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

William Wallis ve Peter Andringa’nın Financial Times internet sitesinde yayımlanan “The UAE’s imperial push into Africa” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.ft.com/content/a4c6e5da-dc9f-43b0-a794-c3f6bb9bca7d?syn-25a6b1a6=1

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x