Yapay zekâ, bilgiye ulaşmayı ve karmaşık sorulara saniyeler içinde cevap bulmayı kolaylaştırırken, insanın kendi başına düşünmesini gerektiren zihinsel çabayı da azaltabiliyor. Ödevlerden araştırmaya, yazı yazmaktan problem çözmeye kadar pek çok zihinsel faaliyet artık yapay zekâya devredilebiliyor. Bu durum, hafıza, muhakeme ve eleştirel düşünme becerilerimizin zamanla zayıflayıp zayıflamayacağı sorusunu daha önemli hâle getiriyor.
Bilim gazetecisi Helen Pearson, Nature internet sitesinde yayımlanan yazısında yapay zekânın öğrenme ve eleştirel düşünme üzerindeki etkilerini inceliyor. Pearson; yapay zekânın doğru kullanıldığında öğrenmeyi destekleyebileceğini, hazır cevaplara yaslanmanın zihinsel çabayı azaltabileceğine ve bağımsız muhakemeyi zayıflatabileceğine ilişkin kaygıları aktarıyor; uzun vadeli etkilerin ise henüz net olmadığını vurguluyor. Bu nedenle özellikle gençlerin yapay zekâyla nasıl bir ilişki kurduğu giderek daha önemli hâle geliyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“Bu yıl eğitim araştırmacısı Lixiang Yan, üniversitede verdiği dersteki çalışmaların neredeyse tamamının teorik olarak yapay zekâya devredilebileceğini fark etmişti. Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi’nde çalışan Yan, çevrimiçi bir ders hazırlamak amacıyla Codex adlı ajan tabanlı yapay zekâ sisteminden yararlanıyordu. Ancak kısa süre içerisinde sistemin yalnızca teknik altyapıyı hazırlamakla kalmadığı, öğrenciler adına ödevleri tamamlayabildiği, soruları yanıtlayabildiği ve sınıf tartışmalarına katılabildiği ortaya çıkmıştı. Üstelik öğrenciler, bütün bunlar gerçekleşirken neredeyse hiçbir zihinsel çaba göstermek zorunda kalmıyordu.
Bu deneyim Yan’a, öğrencilere bağımsız düşünme ve muhakeme becerileri kazandırmanın ‘her zamankinden daha önemli’ olduğunu düşündürmüştü. 2025’te binden fazla Amerikalı öğretim üyesiyle yapılan araştırmada katılımcıların yüzde 90’ı üretken yapay zekânın öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini zayıflatacağını belirtti. Sekiz binden fazla yükseköğretim öğrencisinin katıldığı küresel ankette ise yapay zekâ kullananların yaklaşık yüzde 20’si, bu araçlar olmadan problem çözmenin şimdiden zorlaştığını söyledi.
Bilişsel psikologlara göre öğrenme, zihnin bilgiyi etkin biçimde işlemesi sayesinde gerçekleşiyor ve bu süreç genellikle belirli ölçüde zihinsel çaba gerektiriyor. Yapay zekânın sunduğu kolaylık ise tam olarak bu çabayı azaltabiliyor. Bilimsel düşünme açısından risk daha belirgin: Hipotez geliştirmek, kanıtları değerlendirmek, alternatif açıklamaları karşılaştırmak ve belirsizlikle uğraşmak gibi zihinsel süreçler öğrenciler tarafından yapay zekâya devredilebiliyor.
Fakat tablo bütünüyle karamsar değil. Yapay zekânın yaygınlaşması, bağımsız muhakeme ve üst düzey düşünme kapasitesini gereksizleştirmek yerine daha değerli hâle getiriyor.
Eleştirel düşünmek aslında ne demek?
Eleştirel düşünmenin üzerinde uzlaşılmış tek ve kesin bir tanımı bulunmuyor. Biliş araştırmacıları çoğu zaman bu geniş kavram yerine hafıza, muhakeme, karar verme ve problem çözme gibi birbirinden farklı fakat birbirini tamamlayan zihinsel süreçleri inceliyorlar. Bununla birlikte bazı ortak özelliklerden söz etmek mümkün. Bunların başında, kendi görüşümüzün dışındaki ihtimalleri ve bakış açılarını değerlendirebilmek geliyor. Bir bilim insanının farklı hipotezleri karşılaştırması gibi, kişi de ilk aklına gelen açıklamaya bağlı kalmak yerine başka olasılıkları hesaba katabiliyor.
Fakat eleştirel düşünme yalnızca genel bir zihinsel beceri değil; belirli alanlardaki bilgi birikimiyle de yakından bağlantılıdır. Bir konuda nitelikli düşünebilmek, başka bir alanda aynı başarıyı göstereceğimiz anlamına gelmiyor.
Yapay zekâ bizi düşünmekten uzaklaştırıyor mu?
Öğrencilerin üst düzey düşünme becerilerinin yetersizliğine ilişkin kaygılar yeni değil. Eleştirel düşünme son kırk yılda birçok eğitim sisteminin temel hedeflerinden biri haline geldi. Fakat bir hedefin müfredata dâhil edilmesi, uygulamada gerçekten başarıldığı anlamına gelmiyor.
Öğretmenler ve akademisyenler, öğrencilerin problem çözme ve bilgiyi değerlendirme gibi zihinsel faaliyetleri yapay zekâya devretmesinden yakınıyorlar. Bazı araştırmalar da bu kaygının tamamen temelsiz olmadığını gösteriyor. 2024’te yapılan bir çalışmada ortaöğretim öğrencileri, ChatGPT’ye benzeyen üretken yapay zekâ sistemine erişebildikleri sırada matematik problemlerini daha başarılı biçimde çözdüler. Ancak yapay zekâ desteği ortadan kaldırıldığında, bu öğrenciler aracı hiç kullanmamış akranlarından daha düşük performans gösterdiler.
Bununla birlikte üretken yapay zekânın öğrenme ve eleştirel düşünme üzerindeki uzun vadeli etkileri konusunda kesin sonuca ulaşmak için henüz erken. Araçlar yeni, sistemler birbirinden farklı ve çalışmalar çelişkili sonuçlar verebiliyor. Uzun dönemli araştırmalar da hâlen sınırlı.
Ortaya çıkan tablo, etkinin büyük ölçüde kullanım biçimine bağlı olduğunu düşündürüyor. Öğrenciye doğrudan doğru cevabı sunan bir sistem öğrenme çabasını azaltabilirken, hazır cevap vermek yerine geri bildirim sunan ya da öğrenciyi düşünmeye ve problem çözmeye yönelten görevler veren bir yapay zekâ öğrenmeyi destekleyebiliyor. Sorun, insanların çoğu zaman zihinsel olarak zahmetli yolu değil, hızlı ve kolay cevabı tercih etmesi.
Eleştirel düşünme öğretilebilir mi?
Eleştirel düşünmeyi öğretmenin önündeki en büyük güçlüklerden biri, bu becerinin farklı alanlar arasında otomatik biçimde taşınmaması. Eğitim psikologlarına göre eleştirel düşünme, bağlamdan bağımsız ve tek başına öğretilebilecek genel bir yetenek değil. İnsanların belirli alanlara özgü bilgi birikimini ve muhakeme yöntemlerini de edinmesi gerekiyor.
Örneğin tarih alanında eleştirel düşünmek, farklı belgeleri ve maddi kanıtları karşılaştırmayı, kaynakların güvenilirliğini sorgulamayı ve birbirinden farklı anlatıları değerlendirmeyi gerektirebilir. Bilimde ise teori, hipotez, yöntem ve kanıt arasındaki ilişkinin anlaşılması önem taşıyor.
Bir başka güçlük, sınıfta öğrenilen soyut muhakeme kurallarını gündelik hayatta fark edebilmek. Öğrenci korelasyon ile nedensellik arasındaki farkı öğrenebilir; fakat bir haber metninde ikisi birbirine karıştırıldığında hatayı göremeyebilir. Bu nedenle uzmanlar, eleştirel düşünmenin farklı derslerin içine yerleştirilmesini ve aynı muhakeme biçiminin çeşitli problemler üzerinde tekrar tekrar uygulanmasını öneriyorlar.
Bazı çalışmalar daha somut yöntemleri de sınadı. Öğrencilere sağlık iddialarını eleştirel değerlendirmeyi öğreten programlarda, ‘Bu tedavi bende işe yaradı’ gibi kişisel deneyimlerin tek başına güvenilir bilimsel kanıt sayılmadığı anlatılıyor. Kenya, Ruanda ve Uganda’daki deneylerde bu eğitimi alan öğrenciler eleştirel düşünme testlerinde daha başarılı oldular.
Araştırmaların güçlü biçimde desteklediği yöntemlerden biri de metabiliş; yani kişinin kendi öğrenmesini planlaması, izlemesi ve değerlendirmesi. Sistematik incelemeler, metabilişsel stratejilerin öğrenme performansını belirgin biçimde geliştirebildiğini gösteriyor.
Yanlış bilgiyi nasıl fark edeceğiz?
Eleştirel düşünmenin günümüzdeki en önemli kullanım alanlarından biri, internette hızla çoğalan yanlış, eksik veya yanıltıcı bilgileri birbirinden ayırt edebilmek.
Gençler sosyal medyada uzun saatler geçirirken yanlış bilgiyi tespit etme becerilerini çoğu zaman gerçekte olduğundan daha yüksek değerlendiriyorlar. Filipinler’de yaklaşık 24 bin yükseköğretim öğrencisiyle yapılan bir araştırmada, katılımcıların yüzde 63’ü sahte haberleri tespit edebileceğinden emin olduğunu söyledi. Bunu güvenilir biçimde başarabilenlerin oranı ise yalnızca yüzde 26 seviyesinde kaldı.
Araştırmacılar bu soruna karşı çeşitli öğretim yöntemleri geliştiriyor. Bunlardan biri yanlış bilgiye karşı ‘aşılama’ yaklaşımı. İnsanlara dezenformasyonda kullanılan örnekler ve manipülasyon teknikleri önceden gösteriliyor; bazı araştırmalar, bu yöntemin gençlerin daha sonra karşılaştıkları güvenilmez sosyal medya içeriklerini fark etme becerisini geliştirebildiğini düşündürüyor.
Diğer yöntem ‘yatay okuma’. İnternette tanımadığımız bir kuruluşun sağlık veya bilimle ilgili iddiasıyla karşılaştığımızda yalnızca o sitenin kendi sayfalarını incelemek yerine siteden çıkıp kuruluş hakkında başka ve daha güvenilir kaynaklardan bilgi arıyoruz. Böylece tarafsız görünen bir kurumun aslında belirli bir sektör tarafından finanse edildiğini öğrenebilir, ileri sürdüğü iddiaları bu yeni bilgi çerçevesinde değerlendirebiliriz.
Uzmanlara göre yanlış veya yapay zekâ tarafından üretilmiş bilgiyi yalnızca sezgimize güvenerek ayırt edebileceğimizi varsaymak sağlıklı değil. Bir iddianın doğruluğunu farklı ve güvenilir kaynaklardan kontrol etmek çoğu durumda hem daha etkili hem de daha hızlı.
Zihnimizi nasıl diri tutabiliriz?
Eleştirel düşünme yalnızca okul çağındaki çocuklara öğretilmesi gereken bir beceri değil; hayat boyunca geliştirilebilecek ve düzenli biçimde kullanılabilecek bir düşünme biçimi. Yapay zekâ zihinsel emeği dışarıya devretmeyi kolaylaştırdıkça, kendi bilişsel becerilerimizi bilinçli biçimde kullanmak daha da önemli hâle geliyor.
Araştırmaların verdiği en açık mesajlardan biri şu: Öğrenirken zorlanmak faydalıdır. Kendimizi sınamak, öğrendiklerini hafızadan özetlemeye çalışmak, öğrenmeyi zamana yaymak veya bir konuyu adım adım değerlendirmek zahmetli yöntemler. Fakat bunlar, notları pasifçe okumak, hızlı internet araması yapmak veya doğrudan yapay zekâya sormak gibi kolay seçeneklere kıyasla daha kalıcı öğrenme sağlayabiliyor.
İnternet ve üretken yapay zekâ aynı zamanda insanlarda gerçekte sahip olmadıkları bir ‘anlama hissi’ yaratabiliyor. 2023’te yapılan bir araştırmada internette bilgi arayan kişiler, artık yılların neden oluştuğu veya fermuarın nasıl çalıştığı gibi konuları açıklayabileceklerinden diğer katılımcılara kıyasla daha emindi. Ancak gerçekten açıklama yapmaları istendiğinde cevaplarının daha düşük doğrulukta olduğu görüldü.
Bu yanılsamadan kurtulmanın en basit yollarından biri, öğrendiğimiz şeyi kendi cümlelerimizle yeniden anlatmaya çalışmak. Bir konuyu sesli biçimde açıklamak veya yazılı hâle getirmek, neyi gerçekten bildiğimizi ve hangi noktalarda bilgi eksikliğimiz bulunduğunu fark etmemizi kolaylaştırıyor.
Alternatif açıklamaları sistematik biçimde düşünmek de önemli. Bir arkadaşının mesajına cevap vermediğini gören genç hemen ‘Bana kızgın’ sonucuna varmak yerine karşısındaki kişinin meşgul olabileceğini veya telefonunun şarjının bitmiş olabileceğini de hesaba katabilir. Basit görünen bu zihinsel alışkanlık, eleştirel düşünmenin temel mekanizmalarından biri.
Önce düşün, ardından yapay zekâya sor
Araştırmacılar yapay zekâ kullanımında da benzer bir yöntem öneriyorlar: Önce düşün, ardından yapay zekâya sor. Bir soru hakkında kendi yorumumuzu ve argümanlarımızı oluşturmadan yapay zekâdan cevap almak, sistemin sunduğu ilk açıklamanın düşüncemizi gereğinden fazla yönlendirmesine yol açabilir.
Aynı durum çocuklar açısından da geçerli. Ebeveynlerin veya öğretmenlerin hemen cevabı vermesi çok daha cazip olabilir. Fakat eleştirel düşünme, bir sorunla uğraşma ve çözümü kendi başına bulmaya çalışma sürecinde gelişiyor. Yapay zekâ çağında eleştirel düşünmeyi korumanın yolu muhtemelen tek bir yöntemden geçmiyor. Asıl mesele, bilgiyi hazır cevaplar halinde tüketmek yerine bilgiyle uğraşmayı, sorgulamayı, farklı ihtimalleri değerlendirmeyi ve kendi zihinsel emeğimizi kullanmayı sürdüren bir öğrenme kültürü oluşturabilmek.”
Bu yazı ilk kez 30 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.




