2022 Katar: Çoklu krizler çağının kupası

Katar 2022 Dünya Kupası’yla dünyaya ne anlatmak istiyordu? Turnuva neden insan hakları, göçmen işçiler ve spor diplomasisi tartışmalarının merkezine yerleşti? Tartışmaların odağında yalnızca Katar mı vardı, yoksa değişen küresel güç dengeleri de mi rahatsızlık yaratıyordu? Dr. Altay Atlı yazdı.

FIFA’nın Aralık 2010’da, 2018 Dünya Kupası’nın ev sahipliğini Rusya’ya verdiği kongrede 2022’nin ev sahipliği için de Katar’ı seçmesi uluslararası kamuoyunda büyük şaşkınlık yarattı. Bir tarafıyla Dünya Kupası organizasyonunun tarihinde ilk kez Ortadoğu’ya, bir Arap ülkesine ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeye gitmesi, futbolun gerçek anlamda küreselleşmesi ve üst düzey organizasyonların daha kapsayıcı bir hale gelmesi açısından son derece olumluydu. Ancak diğer taraftan da birçok gözlemci, güçlü futbol geleneğine sahip ülkeler yerine yaz aylarında aşırı sıcaklıkların görüldüğü, futbol kültürü sınırlı ve nüfusu küçük bir Ortadoğu ülkesinin tercih edilmesini beklemiyordu. Eleştiriler bu noktada da kalmadı. Kararın açıklanmasının ardından Katar’ın ev sahipliği süreci, FIFA içerisindeki yolsuzluk iddialarından insan hakları tartışmalarına kadar uzanan geniş ve yoğun bir çerçevede uluslararası ölçekte tartışmalara hedef oldu.

Katar açısından ise Dünya Kupası uzun vadeli bir ulusal kalkınma ve dış politika stratejisinin parçasıydı. 1995 yılında iktidara gelen Emir Hamed bin Halife Al-i Sani ve daha sonra onun yerine geçen oğlu Emir Temim Bin Hamed Al-i Sani, ülkelerini doğal gaz gelirlerinden elde edilen büyük mali kaynakları kullanarak küresel ölçekte görünür ve etkili bir aktöre dönüştürmeye çalıştılar. Bu stratejinin temel amacı, sınırlı nüfusa ve askeri kapasiteye sahip küçük bir devletin uluslararası sistemde kendisine güvenli ve etkili bir alan açmasıydı.

Bu çerçevede Katar, 1990’ların sonlarından itibaren spor, medya, diplomasi ve yatırım alanlarında kapsamlı bir yumuşak güç politikası izlemeye başladı. 1996 yılında kurulan Al Jazeera medya ağı, Katar’ın uluslararası görünürlüğünü artıran en önemli araçlardan biri oldu. Ülke aynı dönemde dünyanın farklı bölgelerinde stratejik yatırımlar gerçekleştirirken, çeşitli uluslararası arabuluculuk girişimleriyle de diplomatik profilini yükseltti. Spor ise bu geniş stratejinin giderek daha önemli bir unsuru haline geldi.

Spor Katar’ın yumuşak gücüne nasıl dsönüştü?

Katar’ın spor diplomasisi alanındaki yükselişi Dünya Kupası’ndan çok önce başlamıştı. Doha, 2006 Asya Oyunları’na ev sahipliği yaptı ve organizasyonu başarıyla gerçekleştirerek bir anlamda büyük spor etkinlikleri düzenleme kapasitesini kanıtladı. Ardından Katar, uluslararası spor yayıncılığında önemli bir aktör haline gelen beIN Sports ağını kurdu. 2011 yılında ise devlet destekli yatırım fonu aracılığıyla Fransa’nın köklü kulüplerinden Paris Saint-Germain’i satın alarak küresel futbol ekonomisinin en görünür aktörlerinden biri haline geldi. Formula 1, tenis, hentbol, atletizm ve bisiklet gibi farklı branşlarda yapılan yatırımlar da Katar’ın uluslararası spor dünyasındaki görünürlüğünü sürekli artırdı.

2022 Dünya Kupası ise Katar’ın tüm bu yatırımlarının zirve noktası, ülkeyi yalnızca enerji ihracatçısı bir Körfez devleti olarak değil, küresel ölçekte etkin, modern ve etkili bir aktör olarak konumlandıracak etkinlik olacaktı. Dünya Kupası hazırlıkları kapsamında gerçekleştirilen devasa altyapı yatırımları da bu vizyonun bir parçasıydı. Yeni metro hatları, otoyollar, havaalanı kapasitesinin genişletilmesi, oteller, stadyumlar ve yeni yerleşim alanları yalnızca turnuva için değil, Katar 2030 Ulusal Vizyonu kapsamında planlanan ekonomik dönüşüm için de önemli görülüyordu. Doha yönetimi, Dünya Kupası’nı bir aylık bir spor etkinliğinden ziyade ülkenin gelecek on yıllarını şekillendirecek bir kalkınma projesi olarak değerlendirdi.

Katar, 2022 Dünya Kupası’na ev sahipliği yaparak uluslararası anlamda daha fazla nüfuz sahibi bir aktör haline gelmeyi amaçlarken bir yanda da uluslararası kamuoyunda Katar’ın ev sahipliğine karşı eleştiriler ve yapılan tartışmalar bu amacı gölgeliyordu. Tartışmaların merkezinde öncelikle Katar’ın ekonomik dönüşümünü mümkün kılan göçmen işgücü sistemi yer aldı. Dünya Kupası için inşa edilen stadyumlar ve diğer altyapı projelerinde yüz binlerce göçmen işçi çalıştırıldı. Uluslararası insan hakları örgütleri, özellikle Güney Asya ülkelerinden gelen işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını sert şekilde eleştirdi. Uzun çalışma saatleri, yüksek sıcaklık altında çalışma zorunluluğu, ücretlerin gecikmesi veya ödenmemesi, işverenlere bağımlılığı artıran “kefalet” sistemi ve iş kazaları uluslararası medyada geniş yer buldu. Katar hükümeti 2010’da ev sahipliği hakkını kazandıktan sonraki süreçte bazı reformlar gerçekleştirmişse de eleştirmenler uygulamadaki sorunların devam ettiğini savundular.

Bir diğer tartışma alanı ise Katar’ın toplumsal ve kültürel yapısıyla ilgiliydi. Batılı ülkelerdeki birçok siyasetçi, medya kuruluşu ve sivil toplum örgütü, Katar’ın LGBT bireylere yönelik politikalarını ve ifade özgürlüğü konusundaki sınırlamalarını eleştirdi.

Futbol imaj temizleme aracına mı dönüştü?

Katar’ın ev sahipliği çevresel sürdürülebilirlik açısından da sorgulandı. Çöl iklimine sahip bir ülkede devasa spor tesisleri ve altyapı projelerinin inşa edilmesi, turnuvanın karbon ayak izi ve enerji tüketimi hakkında tartışmaları beraberinde getirdi. Katar yönetimi organizasyonu “karbon nötr” olarak tanımlamaya çalışırken, birçok çevre örgütü ve uzman bu iddialara kuşkuyla yaklaştı.

Bütün bunlara ek olarak, Katar’ın Dünya Kupası’nı uluslararası imajını güçlendirmek ve küresel nüfuzunu artırmak amacıyla kullanırken “sportswashing” yaptığı, başka bir deyişle futbolun ve Dünya Kupası’nın birleştirici ve olumlu gücünden yararlanılarak kamuoyunun dikkati olumsuzluklardan başka yöne çekmeye çalıştığı suçlamaları da sıkça gündeme geldi. Katar yönetimi ise ülkenin “tarihte başka hiçbir ülkenin maruz kalmadığı ölçekte bir karalama kampanyası ile karşı karşıya olduğunu” ifade edip bu suçlamaları reddederek, Dünya Kupası’nın ülkeyi dünyaya tanıtmak, bölgesel önyargıları kırmak ve Ortadoğu’nun büyük ölçekli organizasyonlar düzenleyebileceğini göstermek için önemli bir fırsat olduğunu savunmaya devam etti.

Bu arada yapılan eleştirilerde mutlaka haklılık payı olmakla birlikte, Katar’da düzenlenen Dünya Kupası’ndan maddi anlamda esas kazananın FIFA olduğu, kurumun bu turnuvadan yaklaşık 7,5 milyar dolarlık bir gelir elde ettiği, eleştirilen inşaat projelerinin Katarlı firmalarla birlikte Avrupalı firmalar tarafından gerçekleştirildiği ve dolayısıyla burada ortak bir sorumluluk olduğu gibi konular da uluslararası kamuoyunda çok da fazla dile getirilmedi.

Belki de Batı için esas rahatsız edici olan Katar’ın ev sahipliği ile ilgili olarak eleştirilen insan hakları, kültürel değerler, çevre politikaları gibi konular kadar, ya da aslında bunlardan daha da fazla, küresel güç dengelerinin ciddi bir şekilde sarsılıyor olması, Ortadoğu’dan bir ülkenin bir Dünya Kupası düzenleyecek kadar küresel ölçekte etkili bir konuma yükselmiş olmasıydı. Ya da belki de asıl konu özellikle Avrupa’nın Katar’a ekonomik anlamda giderek daha fazla bağımlı hale geldiği şeklindeki rahatsız edici gerçeklikti. Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgali, Avrupa güvenlik mimarisini derinden sarsmış, savaşın yarattığı jeopolitik gerilim yalnızca askeri ve siyasi alanla sınırlı kalmayıp küresel enerji piyasalarına da doğrudan yansımıştı. Avrupa’nın Rus doğalgazına bağımlılığını hızla azaltma çabası, kıtada ciddi bir enerji arz güvenliği krizini beraberinde getirmişti. Bu bağlamda Katar, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçılarından biri olarak, Avrupa için alternatif ve stratejik bir tedarikçi konumuna yükselmişti. Rusya’dan uzaklaşmaya çalışan Avrupa, giderek Katar’a, otoriter bir rejimle yönetilen bir Ortadoğu ülkesine yaklaşmak zorunda kalıyordu, ki bu da mecbur kalınsa da hoşa giden, daha doğrusu Avrupa’nın değerler söylemine uyan bir durum değildi.

Enerji krizi güç dengelerini nasıl değiştirdi?

2022 Dünya Kupası tüm bu tartışmalar altında 20 Kasım tarihinde oynanan açılış maçı ile başladı. 1930’daki ilk kupadan beri Haziran-Temmuz aylarında oynanan kupa bu sefer, Katar’da yaz aylarının aşırı sıcak ve nemli olması nedeniyle, Kasım-Aralık dönemine çekilmişti. Bu durum başta Avrupa’nın büyük ligleri olmak üzere dünya genelinde ulusal futbol müsabakalarına uzunca bir ara verilmesi ve takvimlerin ciddi bir şekilde etkilenmesi anlamına geliyordu ve bu da Katar’da düzenlenen Dünya Kupası’na yönelik eleştirilerin üzerine yeni bir katman eklemiş oldu.

Ukrayna’da devam eden savaş, 2022 Dünya Kupası’nı doğrudan etkiledi. Avrupa elemelerinde Rusya ve Ukrayna gruplarında ikinci sırada yer almış ve Katar’a Avrupa’dan en iyi ikinciler arasından gidecek olan üç takımı belirleyecek olan play-off maçlarını oynamaya hak kazanmışlardı. Rusya ile aynı play-off grubunda olan Çek Cumhuriyeti, Polonya ve İsveç, Rusya’yı boykot edeceklerini açıkladılar. Bunun üzerine FIFA ilk etapta Rusya’nın iç saha maçlarını tarafsız sahalarda ve seyircisiz oynamasına, ayrıca milli takımın “Rusya Futbol Federasyonu” adı altında, bayrak ve milli marş olmadan mücadele etmesine karar verdi. Ancak kısa süre içinde durum daha da sertleşti ve 28 Şubat 2022’de FIFA, Rusya’nın tüm uluslararası turnuvalardan men edildiğini açıkladı. Ukrayna’nın ise İskoçya ile oynaması gereken play-off ilk maçı Ukrayna’nın talebi üzerine Mart ayından Haziran’a ertelendi. Ukraynalılar bu maçı kazansalar da bir sonraki maçta Galler’e yenilerek Katar’a gitme şansını elde edemediler.

2022 Dünya Kupası’nın ilk turunda en ilginç eşleşmelerden birisi İran ile ABD’nin aynı gruba düşmesi oldu. İran o dönem protestolarla sarsılıyordu. 16 Eylül 2022 tarihinde 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin Tahran’da gözaltında bulunduğu sırada şüpheli bir şekilde ölmesi üzerine protestolar şiddetlenmiş ve tüm ülkede etkili olmaya başlamıştı. Katar’da da tribünlerde İranlı muhalif ve aktivistler üzerlerinde “Woman Life Freedom” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) yazılı tişörtlerle ve Şah döneminin bayraklarıyla protestoda bulunurken (güvenlik güçlerinin maç girişlerinde bu tür malzemeleri toplama çabalarına rağmen), hükümet yanlısı taraftarlarla aralarında gerginlikler de yaşandı. Gruptaki ilk maçlarında İngiltere’yle karşılaşmadan önce seremonide milli marşı okumayan İranlı futbolcular, gelen eleştiriler üzerine ABD karşısında milli marşlarını okudular. Diğer yandan ABD Futbol Federasyonu’nun sosyal medya paylaşımında İran bayrağını ortasındaki İslam Cumhuriyeti’nin sembolü olmadan kullanması krize yol açarken İran yönetimi, ABD’nin turnuvadan ihraç edilmesini talep etti ancak bu talep karşılık bulmadı. ABD ile İran arasındaki maçı 1-0 ABD kazandı ve İran ilk turda turnuvaya veda etti.

Jeopolitik gerilimler sahaya nasıl yansıdı?

İlk kez bir Ortadoğu ve Arap ülkesinde düzenlenen turnuvanın sürpriz başarı hikâyesi de yine bir Ortadoğu ve Arap ülkesinden geldi. Grup aşamasında bir önceki kupanın ikincisi Hırvatistan ile berabere kalan ve Belçika ile Kanada’yı mağlup eden Fas son 16 turuna yükseldi ve İspanya’yı penaltılarda rakibinin tek bir penaltıyı bile gole çevirmesine izin vermeden yenerken, çeyrek finalde de Portekiz’i 1-0 mağlup ederek yarı finale çıktı ve bu seviyeye ulaşan ilk Ortadoğu ve Arap takımı unvanını kazandı. Yarı finalde ise Fas’ın gücü Fransa’ya, yani bir önceki kupanın şampiyonuna yetmedi. Fas, yarı finale gelene kadar neredeyse her maçını kendi insanlarının göçmen olarak yaşadığı ülkelerin milli takımlarına karşı oynamış ve bu maçlarda alınan galibiyetler söz konusu diaspora mensupları için farklı birer anlam taşımıştı.

Hırvatistan da 2018’deki performansını sürdürecek, bu sefer yarı finale kadar gelecek ve yarı finalde Arjantin ile karşılaşacaktı. Arjantin, ilk maçında Suudi Arabistan’a yenilerek futbolseverleri şaşırtmışsa da son 16 turunda Avustralya’yı zor da olsa 2-1 yendi, çeyrek finalde ise güçlü Hollanda’yı penaltılarla mağlup etti. Hırvatistan karşısında ise daha rahat bir Arjantin vardı ve bu maçı 3-0 kazandılar. Böylelikle finalin adı Arjantin-Fransa olarak belirlendi.

18 Aralık’ta Doha’daki Lusail Stadyumu’nda oynanan bol gollü final maçı 2-2 beraberlikle sonuçlandı; uzatmalarda da karşılıklı gelen gollerle süre 3-3’lük eşitlikle tamamlanınca penaltı atışlarına geçildi ve burada kazanan taraf Arjantin oldu. Bir ay boyunca tüm dünya sahadaki futbola odaklanmış ve kupanın sonuna gelinmişti. İşte bu son anda da Katar’ı yine eleştirilerin merkezine oturtacak bir görüntü ortaya çıkacaktı. Kupa töreninde Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamed Al-i Sani, Arjantin kaptanı Lionel Messi’ye kupayı kaldırmadan hemen önce Katar’ın geleneksel kıyafeti bişt’i giydiriverdi ve bu ana tüm dünyada televizyonları başında milyarlarca insan tanık oldu. Bir bakış açısına göre bu Katar’ın kupada son bir kültürel tanıtımı olarak ele alınırken, birçokları da o özel anın ev sahibine değil şampiyona ait olması gerektiği, Katar’ın bu şekilde şampiyon Arjantin’den ve kaptanından bir oldu bittiyle rol çaldığı şeklinde eleştiri getirdi.

Katar’da düzenlenen 2022 Dünya Kupası, ev sahibi ülkeye yönelik insan hakları, kültürel değerler, çevre politikaları ve spor diplomasisi üzerine yürütülen daha geniş tartışmaların odak noktası haline geldi. Ancak bu tartışmaların belirli bir küresel bağlam içerisinde yapıldığını unutmamak gerekir. Covid-19 pandemisi sonrasında dünya, ABD-Çin rekabeti, ticaret savaşları, Ukrayna’daki savaş, ekonomik çalkantılar, enerji krizleri derken, tüm bu sorunların aynı anda patlak vererek birbirlerini şiddetlendirdiği bir “çoklu krizler çağına” girmişti. Katar’a yönelik eleştiriler şüphesiz ki tamamen haksız değildi. Ancak 1930’dan beri birçok Dünya Kupası benzer olumsuzluklar içinde ve/veya otoriter rejimler altında yapılmıştı ve hatta bunların sonuncusu da bir önceki kupa, Rusya 2018’di. Katar’ı bu kadar eleştiri oklarının hedefine yerleştiren, yine haklı olan eleştirileri not etmek kaydıyla, zaten sarsılmakta olan küresel dengeleri bu sefer Ortadoğu’dan bir aktörün, yani bir “ötekinin” zorlaması ve tüm dünyanın artık “çoklu krizler çağının” çatışmacı ortamına girmiş olmasıydı. Katar’ın Dünya Kupası ev sahipliğinden sonraki dört yılda da bu ortam değişmeyecek, tersine daha da şiddetlenecek ve bu sefer meşin yuvarlak, Dünya Kupası için “çoklu krizler çağının” tam merkezinde süper güç olarak yer alan Trump ABD’sine ve komşuları Meksika ile Kanada’ya doğru yuvarlanmaya başlayacaktı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 9 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.

Altay Atlı
Altay Atlı
Dr. Altay Atlı - Küresel ekonomik ilişkiler ve uluslararası piyasalar üzerine danışmanlık hizmetleri veren Atlı Global firmasının kurucu direktörü ve Sabancı Üniversitesi bünyesindeki İstanbul Politikalar Merkezi’nde kıdemli uzman. Aynı zamanda Koç Üniversitesi ile Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları yüksek lisans programında dersler veriyor. İstanbul Özel Alman Lisesi mezunu olan Atlı, lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nde tamamladı, Avustralya’nın Melbourne kentindeki Deakin University’de Uluslararası İşletme üzerine master yaptı ve doktorasını da yine Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden aldı. Atlı, bir dönem Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda (DEİK) araştırma koordinatörü olarak görev yaptı ve hâlen Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) Çin Çalışma Grubu uzman üyesi. Eski bir hentbol kalecisi olan Atlı, Türkiye Hentbol Federasyonu’nda da yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

2022 Katar: Çoklu krizler çağının kupası

Katar 2022 Dünya Kupası’yla dünyaya ne anlatmak istiyordu? Turnuva neden insan hakları, göçmen işçiler ve spor diplomasisi tartışmalarının merkezine yerleşti? Tartışmaların odağında yalnızca Katar mı vardı, yoksa değişen küresel güç dengeleri de mi rahatsızlık yaratıyordu? Dr. Altay Atlı yazdı.

FIFA’nın Aralık 2010’da, 2018 Dünya Kupası’nın ev sahipliğini Rusya’ya verdiği kongrede 2022’nin ev sahipliği için de Katar’ı seçmesi uluslararası kamuoyunda büyük şaşkınlık yarattı. Bir tarafıyla Dünya Kupası organizasyonunun tarihinde ilk kez Ortadoğu’ya, bir Arap ülkesine ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeye gitmesi, futbolun gerçek anlamda küreselleşmesi ve üst düzey organizasyonların daha kapsayıcı bir hale gelmesi açısından son derece olumluydu. Ancak diğer taraftan da birçok gözlemci, güçlü futbol geleneğine sahip ülkeler yerine yaz aylarında aşırı sıcaklıkların görüldüğü, futbol kültürü sınırlı ve nüfusu küçük bir Ortadoğu ülkesinin tercih edilmesini beklemiyordu. Eleştiriler bu noktada da kalmadı. Kararın açıklanmasının ardından Katar’ın ev sahipliği süreci, FIFA içerisindeki yolsuzluk iddialarından insan hakları tartışmalarına kadar uzanan geniş ve yoğun bir çerçevede uluslararası ölçekte tartışmalara hedef oldu.

Katar açısından ise Dünya Kupası uzun vadeli bir ulusal kalkınma ve dış politika stratejisinin parçasıydı. 1995 yılında iktidara gelen Emir Hamed bin Halife Al-i Sani ve daha sonra onun yerine geçen oğlu Emir Temim Bin Hamed Al-i Sani, ülkelerini doğal gaz gelirlerinden elde edilen büyük mali kaynakları kullanarak küresel ölçekte görünür ve etkili bir aktöre dönüştürmeye çalıştılar. Bu stratejinin temel amacı, sınırlı nüfusa ve askeri kapasiteye sahip küçük bir devletin uluslararası sistemde kendisine güvenli ve etkili bir alan açmasıydı.

Bu çerçevede Katar, 1990’ların sonlarından itibaren spor, medya, diplomasi ve yatırım alanlarında kapsamlı bir yumuşak güç politikası izlemeye başladı. 1996 yılında kurulan Al Jazeera medya ağı, Katar’ın uluslararası görünürlüğünü artıran en önemli araçlardan biri oldu. Ülke aynı dönemde dünyanın farklı bölgelerinde stratejik yatırımlar gerçekleştirirken, çeşitli uluslararası arabuluculuk girişimleriyle de diplomatik profilini yükseltti. Spor ise bu geniş stratejinin giderek daha önemli bir unsuru haline geldi.

Spor Katar’ın yumuşak gücüne nasıl dsönüştü?

Katar’ın spor diplomasisi alanındaki yükselişi Dünya Kupası’ndan çok önce başlamıştı. Doha, 2006 Asya Oyunları’na ev sahipliği yaptı ve organizasyonu başarıyla gerçekleştirerek bir anlamda büyük spor etkinlikleri düzenleme kapasitesini kanıtladı. Ardından Katar, uluslararası spor yayıncılığında önemli bir aktör haline gelen beIN Sports ağını kurdu. 2011 yılında ise devlet destekli yatırım fonu aracılığıyla Fransa’nın köklü kulüplerinden Paris Saint-Germain’i satın alarak küresel futbol ekonomisinin en görünür aktörlerinden biri haline geldi. Formula 1, tenis, hentbol, atletizm ve bisiklet gibi farklı branşlarda yapılan yatırımlar da Katar’ın uluslararası spor dünyasındaki görünürlüğünü sürekli artırdı.

2022 Dünya Kupası ise Katar’ın tüm bu yatırımlarının zirve noktası, ülkeyi yalnızca enerji ihracatçısı bir Körfez devleti olarak değil, küresel ölçekte etkin, modern ve etkili bir aktör olarak konumlandıracak etkinlik olacaktı. Dünya Kupası hazırlıkları kapsamında gerçekleştirilen devasa altyapı yatırımları da bu vizyonun bir parçasıydı. Yeni metro hatları, otoyollar, havaalanı kapasitesinin genişletilmesi, oteller, stadyumlar ve yeni yerleşim alanları yalnızca turnuva için değil, Katar 2030 Ulusal Vizyonu kapsamında planlanan ekonomik dönüşüm için de önemli görülüyordu. Doha yönetimi, Dünya Kupası’nı bir aylık bir spor etkinliğinden ziyade ülkenin gelecek on yıllarını şekillendirecek bir kalkınma projesi olarak değerlendirdi.

Katar, 2022 Dünya Kupası’na ev sahipliği yaparak uluslararası anlamda daha fazla nüfuz sahibi bir aktör haline gelmeyi amaçlarken bir yanda da uluslararası kamuoyunda Katar’ın ev sahipliğine karşı eleştiriler ve yapılan tartışmalar bu amacı gölgeliyordu. Tartışmaların merkezinde öncelikle Katar’ın ekonomik dönüşümünü mümkün kılan göçmen işgücü sistemi yer aldı. Dünya Kupası için inşa edilen stadyumlar ve diğer altyapı projelerinde yüz binlerce göçmen işçi çalıştırıldı. Uluslararası insan hakları örgütleri, özellikle Güney Asya ülkelerinden gelen işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını sert şekilde eleştirdi. Uzun çalışma saatleri, yüksek sıcaklık altında çalışma zorunluluğu, ücretlerin gecikmesi veya ödenmemesi, işverenlere bağımlılığı artıran “kefalet” sistemi ve iş kazaları uluslararası medyada geniş yer buldu. Katar hükümeti 2010’da ev sahipliği hakkını kazandıktan sonraki süreçte bazı reformlar gerçekleştirmişse de eleştirmenler uygulamadaki sorunların devam ettiğini savundular.

Bir diğer tartışma alanı ise Katar’ın toplumsal ve kültürel yapısıyla ilgiliydi. Batılı ülkelerdeki birçok siyasetçi, medya kuruluşu ve sivil toplum örgütü, Katar’ın LGBT bireylere yönelik politikalarını ve ifade özgürlüğü konusundaki sınırlamalarını eleştirdi.

Futbol imaj temizleme aracına mı dönüştü?

Katar’ın ev sahipliği çevresel sürdürülebilirlik açısından da sorgulandı. Çöl iklimine sahip bir ülkede devasa spor tesisleri ve altyapı projelerinin inşa edilmesi, turnuvanın karbon ayak izi ve enerji tüketimi hakkında tartışmaları beraberinde getirdi. Katar yönetimi organizasyonu “karbon nötr” olarak tanımlamaya çalışırken, birçok çevre örgütü ve uzman bu iddialara kuşkuyla yaklaştı.

Bütün bunlara ek olarak, Katar’ın Dünya Kupası’nı uluslararası imajını güçlendirmek ve küresel nüfuzunu artırmak amacıyla kullanırken “sportswashing” yaptığı, başka bir deyişle futbolun ve Dünya Kupası’nın birleştirici ve olumlu gücünden yararlanılarak kamuoyunun dikkati olumsuzluklardan başka yöne çekmeye çalıştığı suçlamaları da sıkça gündeme geldi. Katar yönetimi ise ülkenin “tarihte başka hiçbir ülkenin maruz kalmadığı ölçekte bir karalama kampanyası ile karşı karşıya olduğunu” ifade edip bu suçlamaları reddederek, Dünya Kupası’nın ülkeyi dünyaya tanıtmak, bölgesel önyargıları kırmak ve Ortadoğu’nun büyük ölçekli organizasyonlar düzenleyebileceğini göstermek için önemli bir fırsat olduğunu savunmaya devam etti.

Bu arada yapılan eleştirilerde mutlaka haklılık payı olmakla birlikte, Katar’da düzenlenen Dünya Kupası’ndan maddi anlamda esas kazananın FIFA olduğu, kurumun bu turnuvadan yaklaşık 7,5 milyar dolarlık bir gelir elde ettiği, eleştirilen inşaat projelerinin Katarlı firmalarla birlikte Avrupalı firmalar tarafından gerçekleştirildiği ve dolayısıyla burada ortak bir sorumluluk olduğu gibi konular da uluslararası kamuoyunda çok da fazla dile getirilmedi.

Belki de Batı için esas rahatsız edici olan Katar’ın ev sahipliği ile ilgili olarak eleştirilen insan hakları, kültürel değerler, çevre politikaları gibi konular kadar, ya da aslında bunlardan daha da fazla, küresel güç dengelerinin ciddi bir şekilde sarsılıyor olması, Ortadoğu’dan bir ülkenin bir Dünya Kupası düzenleyecek kadar küresel ölçekte etkili bir konuma yükselmiş olmasıydı. Ya da belki de asıl konu özellikle Avrupa’nın Katar’a ekonomik anlamda giderek daha fazla bağımlı hale geldiği şeklindeki rahatsız edici gerçeklikti. Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgali, Avrupa güvenlik mimarisini derinden sarsmış, savaşın yarattığı jeopolitik gerilim yalnızca askeri ve siyasi alanla sınırlı kalmayıp küresel enerji piyasalarına da doğrudan yansımıştı. Avrupa’nın Rus doğalgazına bağımlılığını hızla azaltma çabası, kıtada ciddi bir enerji arz güvenliği krizini beraberinde getirmişti. Bu bağlamda Katar, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçılarından biri olarak, Avrupa için alternatif ve stratejik bir tedarikçi konumuna yükselmişti. Rusya’dan uzaklaşmaya çalışan Avrupa, giderek Katar’a, otoriter bir rejimle yönetilen bir Ortadoğu ülkesine yaklaşmak zorunda kalıyordu, ki bu da mecbur kalınsa da hoşa giden, daha doğrusu Avrupa’nın değerler söylemine uyan bir durum değildi.

Enerji krizi güç dengelerini nasıl değiştirdi?

2022 Dünya Kupası tüm bu tartışmalar altında 20 Kasım tarihinde oynanan açılış maçı ile başladı. 1930’daki ilk kupadan beri Haziran-Temmuz aylarında oynanan kupa bu sefer, Katar’da yaz aylarının aşırı sıcak ve nemli olması nedeniyle, Kasım-Aralık dönemine çekilmişti. Bu durum başta Avrupa’nın büyük ligleri olmak üzere dünya genelinde ulusal futbol müsabakalarına uzunca bir ara verilmesi ve takvimlerin ciddi bir şekilde etkilenmesi anlamına geliyordu ve bu da Katar’da düzenlenen Dünya Kupası’na yönelik eleştirilerin üzerine yeni bir katman eklemiş oldu.

Ukrayna’da devam eden savaş, 2022 Dünya Kupası’nı doğrudan etkiledi. Avrupa elemelerinde Rusya ve Ukrayna gruplarında ikinci sırada yer almış ve Katar’a Avrupa’dan en iyi ikinciler arasından gidecek olan üç takımı belirleyecek olan play-off maçlarını oynamaya hak kazanmışlardı. Rusya ile aynı play-off grubunda olan Çek Cumhuriyeti, Polonya ve İsveç, Rusya’yı boykot edeceklerini açıkladılar. Bunun üzerine FIFA ilk etapta Rusya’nın iç saha maçlarını tarafsız sahalarda ve seyircisiz oynamasına, ayrıca milli takımın “Rusya Futbol Federasyonu” adı altında, bayrak ve milli marş olmadan mücadele etmesine karar verdi. Ancak kısa süre içinde durum daha da sertleşti ve 28 Şubat 2022’de FIFA, Rusya’nın tüm uluslararası turnuvalardan men edildiğini açıkladı. Ukrayna’nın ise İskoçya ile oynaması gereken play-off ilk maçı Ukrayna’nın talebi üzerine Mart ayından Haziran’a ertelendi. Ukraynalılar bu maçı kazansalar da bir sonraki maçta Galler’e yenilerek Katar’a gitme şansını elde edemediler.

2022 Dünya Kupası’nın ilk turunda en ilginç eşleşmelerden birisi İran ile ABD’nin aynı gruba düşmesi oldu. İran o dönem protestolarla sarsılıyordu. 16 Eylül 2022 tarihinde 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin Tahran’da gözaltında bulunduğu sırada şüpheli bir şekilde ölmesi üzerine protestolar şiddetlenmiş ve tüm ülkede etkili olmaya başlamıştı. Katar’da da tribünlerde İranlı muhalif ve aktivistler üzerlerinde “Woman Life Freedom” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) yazılı tişörtlerle ve Şah döneminin bayraklarıyla protestoda bulunurken (güvenlik güçlerinin maç girişlerinde bu tür malzemeleri toplama çabalarına rağmen), hükümet yanlısı taraftarlarla aralarında gerginlikler de yaşandı. Gruptaki ilk maçlarında İngiltere’yle karşılaşmadan önce seremonide milli marşı okumayan İranlı futbolcular, gelen eleştiriler üzerine ABD karşısında milli marşlarını okudular. Diğer yandan ABD Futbol Federasyonu’nun sosyal medya paylaşımında İran bayrağını ortasındaki İslam Cumhuriyeti’nin sembolü olmadan kullanması krize yol açarken İran yönetimi, ABD’nin turnuvadan ihraç edilmesini talep etti ancak bu talep karşılık bulmadı. ABD ile İran arasındaki maçı 1-0 ABD kazandı ve İran ilk turda turnuvaya veda etti.

Jeopolitik gerilimler sahaya nasıl yansıdı?

İlk kez bir Ortadoğu ve Arap ülkesinde düzenlenen turnuvanın sürpriz başarı hikâyesi de yine bir Ortadoğu ve Arap ülkesinden geldi. Grup aşamasında bir önceki kupanın ikincisi Hırvatistan ile berabere kalan ve Belçika ile Kanada’yı mağlup eden Fas son 16 turuna yükseldi ve İspanya’yı penaltılarda rakibinin tek bir penaltıyı bile gole çevirmesine izin vermeden yenerken, çeyrek finalde de Portekiz’i 1-0 mağlup ederek yarı finale çıktı ve bu seviyeye ulaşan ilk Ortadoğu ve Arap takımı unvanını kazandı. Yarı finalde ise Fas’ın gücü Fransa’ya, yani bir önceki kupanın şampiyonuna yetmedi. Fas, yarı finale gelene kadar neredeyse her maçını kendi insanlarının göçmen olarak yaşadığı ülkelerin milli takımlarına karşı oynamış ve bu maçlarda alınan galibiyetler söz konusu diaspora mensupları için farklı birer anlam taşımıştı.

Hırvatistan da 2018’deki performansını sürdürecek, bu sefer yarı finale kadar gelecek ve yarı finalde Arjantin ile karşılaşacaktı. Arjantin, ilk maçında Suudi Arabistan’a yenilerek futbolseverleri şaşırtmışsa da son 16 turunda Avustralya’yı zor da olsa 2-1 yendi, çeyrek finalde ise güçlü Hollanda’yı penaltılarla mağlup etti. Hırvatistan karşısında ise daha rahat bir Arjantin vardı ve bu maçı 3-0 kazandılar. Böylelikle finalin adı Arjantin-Fransa olarak belirlendi.

18 Aralık’ta Doha’daki Lusail Stadyumu’nda oynanan bol gollü final maçı 2-2 beraberlikle sonuçlandı; uzatmalarda da karşılıklı gelen gollerle süre 3-3’lük eşitlikle tamamlanınca penaltı atışlarına geçildi ve burada kazanan taraf Arjantin oldu. Bir ay boyunca tüm dünya sahadaki futbola odaklanmış ve kupanın sonuna gelinmişti. İşte bu son anda da Katar’ı yine eleştirilerin merkezine oturtacak bir görüntü ortaya çıkacaktı. Kupa töreninde Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamed Al-i Sani, Arjantin kaptanı Lionel Messi’ye kupayı kaldırmadan hemen önce Katar’ın geleneksel kıyafeti bişt’i giydiriverdi ve bu ana tüm dünyada televizyonları başında milyarlarca insan tanık oldu. Bir bakış açısına göre bu Katar’ın kupada son bir kültürel tanıtımı olarak ele alınırken, birçokları da o özel anın ev sahibine değil şampiyona ait olması gerektiği, Katar’ın bu şekilde şampiyon Arjantin’den ve kaptanından bir oldu bittiyle rol çaldığı şeklinde eleştiri getirdi.

Katar’da düzenlenen 2022 Dünya Kupası, ev sahibi ülkeye yönelik insan hakları, kültürel değerler, çevre politikaları ve spor diplomasisi üzerine yürütülen daha geniş tartışmaların odak noktası haline geldi. Ancak bu tartışmaların belirli bir küresel bağlam içerisinde yapıldığını unutmamak gerekir. Covid-19 pandemisi sonrasında dünya, ABD-Çin rekabeti, ticaret savaşları, Ukrayna’daki savaş, ekonomik çalkantılar, enerji krizleri derken, tüm bu sorunların aynı anda patlak vererek birbirlerini şiddetlendirdiği bir “çoklu krizler çağına” girmişti. Katar’a yönelik eleştiriler şüphesiz ki tamamen haksız değildi. Ancak 1930’dan beri birçok Dünya Kupası benzer olumsuzluklar içinde ve/veya otoriter rejimler altında yapılmıştı ve hatta bunların sonuncusu da bir önceki kupa, Rusya 2018’di. Katar’ı bu kadar eleştiri oklarının hedefine yerleştiren, yine haklı olan eleştirileri not etmek kaydıyla, zaten sarsılmakta olan küresel dengeleri bu sefer Ortadoğu’dan bir aktörün, yani bir “ötekinin” zorlaması ve tüm dünyanın artık “çoklu krizler çağının” çatışmacı ortamına girmiş olmasıydı. Katar’ın Dünya Kupası ev sahipliğinden sonraki dört yılda da bu ortam değişmeyecek, tersine daha da şiddetlenecek ve bu sefer meşin yuvarlak, Dünya Kupası için “çoklu krizler çağının” tam merkezinde süper güç olarak yer alan Trump ABD’sine ve komşuları Meksika ile Kanada’ya doğru yuvarlanmaya başlayacaktı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 9 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.

Altay Atlı
Altay Atlı
Dr. Altay Atlı - Küresel ekonomik ilişkiler ve uluslararası piyasalar üzerine danışmanlık hizmetleri veren Atlı Global firmasının kurucu direktörü ve Sabancı Üniversitesi bünyesindeki İstanbul Politikalar Merkezi’nde kıdemli uzman. Aynı zamanda Koç Üniversitesi ile Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları yüksek lisans programında dersler veriyor. İstanbul Özel Alman Lisesi mezunu olan Atlı, lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nde tamamladı, Avustralya’nın Melbourne kentindeki Deakin University’de Uluslararası İşletme üzerine master yaptı ve doktorasını da yine Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden aldı. Atlı, bir dönem Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda (DEİK) araştırma koordinatörü olarak görev yaptı ve hâlen Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) Çin Çalışma Grubu uzman üyesi. Eski bir hentbol kalecisi olan Atlı, Türkiye Hentbol Federasyonu’nda da yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x