Fiziksel hareketliliğin farklı sebeplerle tehlikeli hale gelmesi, çocukların evlere “hapsolmasına” neden oluyor. Bu koşullarda bağımsızlık ve keşif arzularını gidermek için başvurdukları dijital ortamlar ise tehdit ve tehlikeleri beraberinde getiriyor. Kaliforniya Üniversitesi’nden evrimsel antropoloji alanında doktora öğrencisi Eli Stark-Elster, Psyche internet sitesinde yayımlanan yazısında, çocukların neden bu tür fiziksel olmayan alanlara yöneldiğini ve ebeveynler olarak bu ortamları nasıl daha güvenli hale getirebileceğimizi anlatıyor.
Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:
“ (…) 2025 Harris Anketi’nin sonuçlarına göre, 8-12 yaş arasındaki Amerikalı çocukların yüzde 62’si yanlarında bir yetişkin olmadan hiçbir yere yürüyerek veya bisikletle gitmemiş. Yaklaşık aynı oranda çocuk, yetişkin yardımı olmadan arkadaşlarıyla plan yapmamış ve neredeyse yarısı bir mağazada ebeveynlerinden farklı bir koridorda yürümemiş. (…)
Peki, keşfetme ve oyun oynama özgürlüğü olmadan çocuklar ne yapar? Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırması, Avrupa, Orta Asya ve Kanada’daki ergenlerin üçte birinin her gün dijital oyun oynadığını gösteriyor. Başka bir çalışma ise ABD’de 12-17 yaş arası kişilerin yarısının günde ortalama dört saat veya daha fazlasını ekran başında geçirdiğini ortaya koyuyor. Dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde, çok daha küçük çocukların parlak ekranların önünde oturduğunu görmek mümkün.
Bunlar çok önemli değişiklikler. Önde gelen entelektüeller ve politikacılar ise bu gerçekliğe çocukların dijital ortamlara nadiren girmesi, hatta hiç girmemesi gerektiğini savunarak karşılık veriyorlar. Örneğin ABD’deki birçok okul artık öğrencilerden akıllı telefonlarını manyetik kılıflara koymalarını talep ediyor. Avustralya, Birleşik Krallık ve Fransa gibi pek çok ülke, çocukların ve gençlerin sosyal medya hesaplarına erişimini yasaklamayı düşünüyor veya hâlihazırda bu tür tedbirleri uygulamaya koymuş durumda.”
Yazar, bu tür kısıtlamaların çocukları hayal ettiğimiz kadar özgürleştirmediğini savunuyor: “Aslında bazı çocuklar için internet, dünyanın her yerindeki çocukların evrimsel olarak yaptığı şeyi yapabilecekleri son alanlardan biri olabilir: Akranlarıyla bağımsız olarak oynamak ve keşfetmek.
Ormanda büyümek
Evrimsel tarihimizin büyük bölümünde insanlar avcı-toplayıcıydı ve çocukların özgürce dolaşmasına izin veriliyordu. Şu ifadeyi duymuşsunuzdur: Bir zamanlar saftık, medeniyetin kısıtlamalarından muaftık; şimdi ise her yerde zincirlere vurulmuş haldeyiz.
Çocukluğun doğal yapısının hangi koşullar altında evrimleştiğini anlamak için pala örneği faydalı olacaktır. 2025 Harris Anketi, Amerikalı çocukların yüzde 71’inin hayatında hiç keskin bıçak tutmadığını ortaya koyuyor. Ancak Kongo’daki BaYaka gibi modern avcı-toplayıcı gruplarda çocuklar konuşmayı öğrenmeden önce bıçaklarla oynamaya başlıyor.
Antropolog Gül Deniz Salalı’nın 2025 tarihli Rising in the Forest (Ormanda Büyümek) adlı belgeselinin başında, BaYaka çocuklarından birinin elindeki uzun bir pala ile yere vurduğunu görürüz. Diğerleri fidanlara tırmanıyor ve nehirlerde yıkanıyor. Bir noktada, Salalı’nın kamerası, yaşları 1-11 arasında değişen yetişkinlerden tamamen uzak bir grubun gün boyu sürecek bir balık avı gezisine hazırlığını takip ediyor.
Benzer derecede bağımsızlık, 20’nci yüzyılın başları ve ortalarında antropologlar tarafından belgelendiği üzere, başka küçük ölçekli kültürlerde de çocuklara tanınmıştı. Colin Turnbull, Orta Afrika’da avcı-toplayıcı bir grup olan Mbuti’lerde, kamptan uzakta kurulmuş derme çatma oyun alanlarının olduğunu gözlemlemişti. (…) Halkbilimciler Iona ve Peter Opie, savaş sonrası Britanya’daki çocukların yaşamlarını belgelediklerinde, bombalanmış alanlarda gruplar halinde dolaşmayı, saklambaç oynamayı ve kamp ateşinde patates kızartmayı sevdiklerini fark etmişlerdi. 1930’larda peyzaj mimarı Carl Theodor Sørensen, Danimarka’da yerel çocukların kendisinin özenle tasarladığı parklar yerine terk edilmiş inşaat alanlarında oynamayı tercih ettiklerini gördüğünde hayrete düşmüştü. ‘Hurda oyun alanları’ adını verdiği bu yapılar, (…) çocukların kendi aktivitelerini yönlendirmelerine olanak tanıyordu. Daha sonra İngilizler tarafından benimsenen ve ‘macera oyun alanları’ olarak yeniden adlandırılan bu yapılardan yüzlerce inşa edildi. (…)
Birlikte keşfetme imkânının ortadan kalkması
Bu kanıtlar bize insan gelişimi hakkında önemli bir şey söylüyor: Çocuklar birlikte keşfetmek ve yetişkinlerin yöntemlerinden kısmen farklı, bağımsız akran kültürleri oluşturmak istiyorlar. Buna karşın 1970’lerin başından beri birçok Batı ülkesi çocukların sosyal ve fiziksel bağımsızlığını giderek kısıtladı. Örneğin, 1970’ten 1990’a kadar İngiltere ve İsveç’te yaşayan çocukların bağımsız hareketliliği önemli ölçüde azaldı. Politika Çalışmaları Enstitüsü’nün araştırmasına göre, 1971’de İngiliz çocukların yüzde 63 ila yüzde 94’ünün okul dışında başka yerlere yalnız başına gitmesine izin verilirken, bu oran 1990’da yüzde 37’ye düştü. Benzer şekilde, 1981 itibarıyla İsveçli çocukların yüzde 60’ının kütüphaneye yalnız başına gitmesine izin verilirken, 2009’da aynı ayrıcalık sadece yüzde 15’ine tanındı.
Bu değişimlerin ardındaki hikâye karmaşık. Muhtemelen kentleşme, kaçırılma korkusu, arabalara daha fazla bağımlılık ve diğer birçok faktörü içeriyor. Play England’ın 2022’deki bir anketine göre birçok ebeveyn, özellikle kaçırılma ve trafikten endişe duyuyordu. (…) Bu endişelerde haklılık payı var elbette. Birçok aile artık araçların varlığı nedeniyle serbest dolaşım için daha az güvenli olan mahallelerde yaşıyor. Çocuklarının sokaklarda dolaşmasına izin verenler yasal sonuçlarla da karşı karşıya kalabiliyor. Örneğin bir anket, Amerikalı ebeveynlerin üçte birinden fazlasının, 10 yaşında bir çocuğun yakındaki bir parkta üç saat boyunca yalnız başına oynadığını görürlerse çocuk koruma hizmetlerini aramayı makul bulduğunu gösteriyor. Okullar artık daha fazla ödev veriyor, teneffüs ve tatilleri kısaltıyor ve çocuklara her zamankinden daha küçük yaşlarda rekabetçi standartlar dayatıyor. Sonuç olarak, çocuklar evde hapsoluyor.
Bu fiili hapis durumu, çocukların fiziksel ve ruhsal sağlığına zarar veriyor. 2009 ve 2010 yıllarına ait verileri kullanan bir çalışma, bağımsız hareketlilik ölçütlerini çocukluk çağı iyilik hali ölçütleriyle ilişkilendirerek açık bir örüntü ortaya koyuyor: Daha az hareketlilik, daha düşük iyilik hali anlamına geliyor. (…)
Fiziksel mekânlarda çocukların hareket özgürlüğünü kısıtlıyor, bizsiz oynamalarına ve keşfetmelerine izin vermiyoruz. Ancak bu, kaçış yolları aramayacakları anlamına gelmiyor. Nitekim son 20 yılda çocuklar, dolaşacakları yeni bir yer keşfettiler: İnternetin uçsuz bucaksız cangılını. (…)”
Yazar, çevrimiçi dünyanın yalnızca zorlayıcı yönlerine odaklanırsak, onun çocuklara yönelik daha derin çekiciliğini gözden kaçırabileceğimizi söylüyor: “Tüm zamanların en çok satan video oyunu Minecraft örneğini ele alalım. 2017’de yapılan bir araştırmaya göre, Avustralya’da 6-12 yaş arası çocukların yarısından fazlası oyunu düzenli olarak oynuyordu. Peki neden bu kadar çekiciydi? Bunun oyunun bağımlılık yapan tasarımıyla pek ilgisi yok. Çocuklar Minecraft’ı sonsuz, karmaşık ve tamamen kendi yönlendirdikleri bir dünyayı keşfetme imkânı sunduğu için seviyorlardı.
Ortaokuldayken arkadaşlarımla sürekli Minecraft oynardık. Yoğun programlarımız çoğu zaman yüz yüze bir araya gelmeyi zorlaştırıyordu ve buluşabildiğimiz zamanlarda bile, yaşadığımız yerde dolaşabileceğimiz pek ilginç yer yoktu. Ama Minecraft bu sınırlamaları ortadan kaldırdı. Keşfedilecek ormanlar ve tundralar, gizli tapınaklarla doluydu. Çevrimiçi olarak fikir alışverişinde bulunabileceğimiz ve bir şeyler öğrenebileceğimiz, aynı derecede tutkulu oyuncularla dolu topluluklar keşfettik. Çocukluğumu farklı kılan anları düşündüğümde, Minecraft kesinlikle merkezde yer alıyor. Sıkı bir şekilde denetlenen bir hayatta bana gizli bir dünya vermişti.
Gerçek tehditler
Elbette bu, dijital ortamların gerçek riskler içermediği anlamına gelmiyor. Bazı sosyal medya platformları özellikle tehlikeli: 2024 yılında X (eski adıyla Twitter), kullanıcılarına, kadınların ve bazı durumlarda çocukların müstehcen ve rızasız görüntülerini oluşturmak için yaygın olarak kullanılan bir yapay zekâ sohbet robotuna (Grok) erişim imkânı sağladı. Her gün 100 milyondan fazla kişi (çoğu çocuk) tarafından oynanan Roblox gibi popüler video oyunları da dijital öğeler karşılığında kullanıcılarından gerçek para almaya çalışıyor. (…) Roblox şu anda, platformları aracılığıyla genç kullanıcıları cinsel istismardan koruyamadığı iddiasıyla açılan davalarla karşı karşıya. Bunlar ciddi tehditler ve ebeveynler bunlara karşı kayıtsız kalmamalı.
Ancak çocukların tarihsel olarak keşfetmekten fayda sağladığı aktivitelerin ve yerlerin hiçbir zaman tamamen güvenli olmadığını da akılda tutmak lazım. Örneğin BaYaka çocukları, ağaçlardan düşme veya pala ile kendilerini kesme riskiyle karşı karşıya. Yine de ağaca tırmanmayı ve keskin bıçakları sallamayı gerektiren bir dünyada, bu riskler keşif özgürlüğünün faydalarıyla dengeleniyor. BaYaka ebeveynleri, çocuklarını kısıtlamak yerine tehlikeleri sınırlamanın yollarını buluyorlar. Dijital yaşamın görünen riskleri de gerçek, ancak özellikle dijital yetkinliğin mevcut ve gelecekteki önemi göz önüne alındığında, sunduğu keşif fırsatları ve faydalarını ciddiye almamız gerekiyor.
Kuzey Borneo Dusun halkından bir baba, palaların oyuncak olarak kullanılmasına dair durumu şu sözlerle en iyi şekilde özetliyor: ‘Bıçağı kullanmadan onu nasıl kullanmayı öğrenebilirsiniz?’
Çocukların dijital ortamla nasıl etkileşim kurduğuna dikkatlice baktığımızda, bağımsız keşif arzusunun gözden kaçması imkânsız. (…) Sosyal bilimciler Emily Weinstein ve Carrie James’in araştırmalarının da gösterdiği gibi, bağlantı kurmayı sağlayan platformlar ve uygulamalar, gençlerin birbirleriyle neredeyse sürekli iletişim halinde kalmalarına yardımcı olabiliyor. (…) Şu bir gerçek ki bazı şeyler geri alınamaz, en azından bu, doğrudan yapılamaz. Örneğin arabalara olan bağımlılığımızı ortadan kaldırmamız pek olası değil. Ancak daha iyi çevrimiçi dünyaları savunarak, hayal ederek ve yaratarak çocukluğun gerekli özgürlüklerine daha fazla zarar vermekten kaçınabiliriz. Kalan özgür yerler bir ekranın arkasındaysa, öyle olsun. En azından çocuklarımızın saklanabileceği son bir yer daha olacak.
Bazıları için, özellikle de sosyal medya ve çevrimiçi oyunların varlığıyla gerçekliğimizin yoksullaştığına inananlar söz konusu olduğunda, bu, karamsar bir sonuç gibi görünebilir. Ancak dijital dünya her zaman doğası gereği daha aşağıda görülmemelidir. Sanal alanlar, daha önce hayal bile edilemeyen yeni keşif ve sosyal oyun biçimleri için fırsatlar sunabilir.”
Bu yazı ilk kez 4 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.




