Erkekler güçlü görünmek zorunda mı?

Kişinin vücudunun yeterince kaslı veya fit olmadığını düşünmesi anlamına gelen kas dismorfisi (bigoreksi) giderek yaygınlaşıyor. Peki genellikle erkeklerde görülen bu durumun kaynağı ne? Psikanalitik bakış açısı, nasıl bir çözüm sunuyor?

Spor salonlarında geçirilen saatler, düzenli kullanılan takviyeler, saati ve miktarı şaşmayan öğünler eşliğinde günbegün şişen kaslar neden bazı erkeklere yeterli gelmiyor? San Francisco’daki Golden Gate Üniversitesi Psikoloji Okulu’nun kurucu dekanı, psikanalist Tom Wooldridge, Psyche internet sitesinde yayımlanan yazısında, giderek yaygınlaşan kas dismorfisinin nedenlerini ve çözüm yollarını psikanalitik açıdan anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Daniel, ilk görüşmemizden önce bekleme odasında dimdik, gerginlikten elektriklenmiş gibi duruyordu. Tişörtü, saatlerce süren antrenmanlarla şekillenmiş vücuduna yapışmıştı. Kollarının altındaki damarlar belirgindi. Görüşme esnasında antrenman planından, birkaç saatte bir hazırladığı protein içeceklerinden, takviyelerden bahsetti. Nasıl hissettiğini sorduğumda gülümseyip kayıtsızca omuz silerek, ‘İyiyim. Disiplinli kalmaya çalışıyorum’ dedi.

İlerleyen haftalarda bu ‘disiplinin’ hayatının temel ekseni olduğunu keşfettim. (…) Her sabah şafak sökmeden uyanıp antrenman yapıyor, yediği her porsiyonu tartıyor, günde onlarca kez aynaya bakıyordu. Antrenmanını kaçırırsa panik atak geçiriyor, planında olmayan bir şey yerse yoğun suçluluk duyuyordu. Bu katı tutumun altında dile getirilmeyen bir korku yatıyordu: Bir anlığına bile gevşerse, bedeni ona ihanet edecek, yumuşayacak, sıradanlaşacaktı.

Daniel hiç de yalnız değil. Son birkaç on yıldır, erkek çocuklar ve genç erkekler arasında yeni bir rahatsızlık kök saldı: Kas dismorfisi. Bu rahatsızlık, vücut ne kadar büyük veya belirgin olursa olsun, kişinin vücudunun yeterince kaslı veya fit olmadığını düşünmesi anlamına geliyor. (…)

Elbette sağlıklı bir disiplin, dengeleyici ve anlamlı olabilir. Vücudunuzu hareket ettirmenin hayata daha bağlı hissetmenize yardımcı olacağını düşünerek veya ortaya çıkan fiziksel görünümü değerli bulduğunuz için spor salonuna gidebilirsiniz. (…) Ancak egzersizler aşırı suçluluk duygusu olmadan atlanamaz hale geldiğinde ve beslenme korkuyla yönetildiğinde, rutin artık kişiye fayda sağlamaz. Bu durumda disiplin, bir güç kaynağından kendini cezalandırma aracına dönüşmüştür.

Klinik olarak kas dismorfisi, vücut dismorfik bozuklukları şemsiyesi altında yer alır. Sonuçları oldukça şiddetlidir: Cezalandırıcı diyetler ve her gün saatlerce spor salonunda vakit geçirmek, çoğu zaman sosyal etkinliklerin ihmal edilmesine yol açar. Son çalışmalar, spor salonuna giden erkeklerin onda birinin önemli semptomlar gösterdiğini; ergenler arasında ise bu sayının arttığını gösteriyor. Kas dismorfisi erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmekle birlikte kesin oran tartışmalıdır ve birçok kadında da bu bozukluk gelişir.

Kelimelerin yerini alan kaslar

Eğer kas dismorfisi bir beden imajı sorunu değilse, nedir? Psikoterapi terimleriyle ifade edecek olursak, Daniel’in gücü, yani kasları, kelimelerinin yapamadığı işi yapıyor diyebiliriz. Düşünülemeyeni taşıyor, kaygıyı harekete ve kas kütlesine dönüştürüyorlar. Burada bedenlerle ilgili gibi görünen şey, aslında duygularla ilgilidir.

Öz saygıyı ustalık ve duygusal kontrolle ilişkilendiren kültürel bir denklem vardır. Birçok erkek çocuğu küçük yaşlardan itibaren güvenliklerinin güce, aidiyet duygularının ise kırılmazlığa bağlı olduğunu öğrenir: ‘Erkek gibi davran’, ‘yumuşak olma’. Ergenliğe gelindiğinde şu inancı benimsemişlerdir: Kırılgan olmaktansa hissiz olmak daha iyidir.

Çoğu erkek için güçlü olma emri inceliklidir. Bir bakıştan, bir sessizlikten, gelişim boyunca öğrenilen birçok küçük dersten gelir. Bazen oğlunun gözyaşlarına dayanamayan babadır. Bazen de aşağılanmayı motivasyonla birleştiren antrenör. Ya da biçimli vücudu ve kendinden emin sesiyle çevrimiçi içerik üreticisidir (influencer). Nasıl gelirse gelsin, mesaj aynıdır: Kırılgan olmayın.

Psikanalitik açıdan bu figürler, çocuğun bireyselleşmesine ve kendi failliğini keşfetmesine yardımcı olan babalık işlevini somutlaştırır. (…) Babalık işlevi aynı zamanda dayanıklılığı da örnekler: Kişinin zorluklarla inkâr etmeden yüzleşmesine yardımcı olan azim. Fakat bu işlev şefkatten yoksun kaldığında, güç, kişinin duygularını bastırmasına dönüşür. (…)

Hastalarımın çoğu kesinlikle canavar olmayan babalarla büyümüştü. Kendi yumuşaklıklarından korkan erkeklerdi bunlar. Hayatlarının erken dönemlerinde şefkati tehlike ve kırılganlıkla eşdeğer tutarak bu duygusal dersi bir miras gibi çocuklarına aktarmışlardı. Oğlunun gücü babanın güvencesi olurken, onun otoritesi de oğlunun hapishanesi haline gelmişti. Bazı hastalarım ise babalık figürlerini sporda bulmuşlardı; burada sevgi sınırlıydı ve övgü çoğunlukla acı ve rekabet yoluyla kazanılıyordu. ‘Üstesinden gel’, ‘pes etme’, ‘yaralıyken de oyna’. Bu tür cümleler muhtemelen dayanıklılığı artırmak için söylense de duygusal inkârı öğretiyordu. (…)

Konuştuğumuz ilk dil bedenimizin dilidir. Açlığa bir isim vermeden önce feryat ederiz. ‘Korkuyorum’ demeden önce midemizde boşluk hissederiz. İdeal durumda, birileri bu duyumları anlamlandırmamıza yardımcı olur. Duyguları kelimelere dökerek, onlar üzerinde düşünebilir ve böylece onlarla ilgili seçim yapma imkânı bulabiliriz. Eğer üzgün olduğumu biliyorsam, bir arkadaşımın anlayışlı kulağını arayabilir veya kendime yas tutmak için zaman ve alan tanıyabilirim. Ama üzgün olduğumu bilmiyorsam, dürtüsel davranışlarda bulunma olasılığım daha yüksektir, çünkü altta yatan rahatsız edici duyguyu boşaltmanın bulabildiğim tek yoludur bu.

Birçok erkek çocuğuna bu aktarma eylemi öğretilmez. Korku, utanç ve özlem gibi bazı duygular büyük ölçüde dile getirilmez. Bunun nedeni bu duygulara sahip olmamaları değil, onları ifade etmenin alay konusu olmaya veya içine kapanmaya yol açacağını öğrenmiş olmalarıdır. Bu nedenle bedenleri, ifade etmenin tek aracı haline gelir. (…) Tekrarlayan gerilim ve gevşeme ritüelleriyle spor salonu hem sığınak hem de dil olur. (…)

Kas dismorfisi, bu durumun pençesine düşenler için son derece çekici, hatta haklı bir his uyandırabilir. Açıkça ortaya konmuş yapı, gözle görülür ilerleme, kaotik bir duygusal yaşamda tutarlılık duygusunu besler. Psikanalitik dilde, bu erkeklerin duyguları kelimeler yerine eylemlerle ifade etmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Zor duyguları ellerindeki aletlerle yönetmeye çalışırlar. Ağırlık kaldırma hareketi, hiç gerçekleşmemiş bir konuşmanın yerini alır; laktik asit kaynaklı ağrı, terk edilmenin acısından uzaklaştırır.

Zamanla bu dil kendi kendini besleyen bir döngü haline gelir. Ne kadar işe yararsa, teslim olmak o kadar zorlaşır. Sonuçta kaslar bize ihanet etmiyor gibidir. Tartışmazlar, terk etmezler, hayal kırıklığına uğratmazlar. Ve böylece beden bir sığınak haline gelir.

Daniel üzgün hissettiğinde spor salonuna gider. Antrenmanından sonra, öncesinde yaşadığı tüm duygular dağılır ve yerini vücudundaki sertlikten duyduğu gurur alır. Duyguları zaman zaman bu şekilde yönetmekte bir sakınca yoktur, ancak Daniel ve onun gibiler için bu bir saplantı haline gelir. Karmaşık veya zor duyguların yerini kaygı ve fiziksel disiplin ile kas gücüne duyulan istek alır.”

Zayıf hissetmeye yetecek kadar güçlü olmak

Yazar, terapi sürecinin küçük izinlerle başladığını söylüyor: “Dinlenmek, yorgun hissetmek, güç arayışının yorucu hale geldiğini kabul etmek. Birçok kişiye bu, radikal bir değişim gibi gelir. Yorgunluğu zayıflık, kırılganlığı ise çöküş olarak anlamaya alışmışlardır. Amacım, gücü yumuşaklıkla değiştirmelerini sağlamak değil, onları bütünleştirmek, açık ve esnek kalabilen bir güç biçimi bulmalarını sağlamaktır.

Daniel gibi genç bir adam öfkesini giderek daha ağır ağırlıklar kaldırmaya yönlendirmek yerine dile getirebildiğinde veya kederini hissetmesine izin verebildiğinde, bedenin değil, ruhun kasları gelişebilir. Bu, ruhsal gelişim, yani duygusal duyumun anlama dönüştürülmesidir. Daha basit bir ifadeyle, duyguların tehlikeli olmadığını öğrenmektir. Bir zamanlar fiziksel disipline harcanan enerji, merak, ilişkiler ve hayatın diğer yönleri için kullanılabilir hale gelir. (…)

Bu anlamda terapi, kişinin güce bakış açısını yeniden şekillendirmekle ilgilidir. Daniel’e ve diğer hastalara olgunluğun sanatının gücü ve kırılganlığı bir arada tutmakta yattığını öğretiyorum. Onlara, kırılganlık olmadan gücün katılaşmaya; güç olmadan kırılganlığın ise çöküşe yol açtığını söylüyorum. Zayıf hissetmeye yetecek kadar güçlü olmak, her insanın sonunda yüzleşmesi gereken bir paradokstur. İnsanlar ancak zırhlarını kırma gücünü bularak kendileriyle ve başkalarıyla bağlantı kurmaya başlayabilirler.

Elbette bunların hiçbiri kas dismorfisi olan erkeklerle veya genel olarak erkeklerle sınırlı değil. Hepimiz duygusal kırılganlığımızı gözden uzak tutmak için bedenlerimiz, kariyerlerimiz veya kimliklerimiz aracılığıyla kaleler inşa ederiz. Ancak her kalenin, ne kadar zarif olursa olsun, bir bedeli vardır: İzolasyon, katılık, kopukluğun acısı. Hayatın kendisi daha geçirgen, daha insancıl bir şey istiyor.

Amaç, kırılganlığımızı yenmek değil, onunla farklı bir ilişki geliştirmektir. Onu bir kusur yerine derinliğin bir göstergesi, yakınlığın ve bağlantının, empatinin ve gerçek, sağlam temelli cesaretin bir yolu olarak görmektir. Beden, zihnin konuşamadığı şeyleri ifade etmek zorunda kalmadığında daha nazik hale gelir; bir kale değil, koruyacak kadar güçlü, nefes alacak kadar yumuşak bir yuvadır artık.”

Bu yazı ilk kez 7 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Tom Wooldridge’in Psyche internet sitesinde yayımlanan “Why some men seek refuge in ever bigger muscles” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://psyche.co/ideas/why-some-men-seek-refuge-in-ever-bigger-muscles

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Erkekler güçlü görünmek zorunda mı?

Kişinin vücudunun yeterince kaslı veya fit olmadığını düşünmesi anlamına gelen kas dismorfisi (bigoreksi) giderek yaygınlaşıyor. Peki genellikle erkeklerde görülen bu durumun kaynağı ne? Psikanalitik bakış açısı, nasıl bir çözüm sunuyor?

Spor salonlarında geçirilen saatler, düzenli kullanılan takviyeler, saati ve miktarı şaşmayan öğünler eşliğinde günbegün şişen kaslar neden bazı erkeklere yeterli gelmiyor? San Francisco’daki Golden Gate Üniversitesi Psikoloji Okulu’nun kurucu dekanı, psikanalist Tom Wooldridge, Psyche internet sitesinde yayımlanan yazısında, giderek yaygınlaşan kas dismorfisinin nedenlerini ve çözüm yollarını psikanalitik açıdan anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Daniel, ilk görüşmemizden önce bekleme odasında dimdik, gerginlikten elektriklenmiş gibi duruyordu. Tişörtü, saatlerce süren antrenmanlarla şekillenmiş vücuduna yapışmıştı. Kollarının altındaki damarlar belirgindi. Görüşme esnasında antrenman planından, birkaç saatte bir hazırladığı protein içeceklerinden, takviyelerden bahsetti. Nasıl hissettiğini sorduğumda gülümseyip kayıtsızca omuz silerek, ‘İyiyim. Disiplinli kalmaya çalışıyorum’ dedi.

İlerleyen haftalarda bu ‘disiplinin’ hayatının temel ekseni olduğunu keşfettim. (…) Her sabah şafak sökmeden uyanıp antrenman yapıyor, yediği her porsiyonu tartıyor, günde onlarca kez aynaya bakıyordu. Antrenmanını kaçırırsa panik atak geçiriyor, planında olmayan bir şey yerse yoğun suçluluk duyuyordu. Bu katı tutumun altında dile getirilmeyen bir korku yatıyordu: Bir anlığına bile gevşerse, bedeni ona ihanet edecek, yumuşayacak, sıradanlaşacaktı.

Daniel hiç de yalnız değil. Son birkaç on yıldır, erkek çocuklar ve genç erkekler arasında yeni bir rahatsızlık kök saldı: Kas dismorfisi. Bu rahatsızlık, vücut ne kadar büyük veya belirgin olursa olsun, kişinin vücudunun yeterince kaslı veya fit olmadığını düşünmesi anlamına geliyor. (…)

Elbette sağlıklı bir disiplin, dengeleyici ve anlamlı olabilir. Vücudunuzu hareket ettirmenin hayata daha bağlı hissetmenize yardımcı olacağını düşünerek veya ortaya çıkan fiziksel görünümü değerli bulduğunuz için spor salonuna gidebilirsiniz. (…) Ancak egzersizler aşırı suçluluk duygusu olmadan atlanamaz hale geldiğinde ve beslenme korkuyla yönetildiğinde, rutin artık kişiye fayda sağlamaz. Bu durumda disiplin, bir güç kaynağından kendini cezalandırma aracına dönüşmüştür.

Klinik olarak kas dismorfisi, vücut dismorfik bozuklukları şemsiyesi altında yer alır. Sonuçları oldukça şiddetlidir: Cezalandırıcı diyetler ve her gün saatlerce spor salonunda vakit geçirmek, çoğu zaman sosyal etkinliklerin ihmal edilmesine yol açar. Son çalışmalar, spor salonuna giden erkeklerin onda birinin önemli semptomlar gösterdiğini; ergenler arasında ise bu sayının arttığını gösteriyor. Kas dismorfisi erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmekle birlikte kesin oran tartışmalıdır ve birçok kadında da bu bozukluk gelişir.

Kelimelerin yerini alan kaslar

Eğer kas dismorfisi bir beden imajı sorunu değilse, nedir? Psikoterapi terimleriyle ifade edecek olursak, Daniel’in gücü, yani kasları, kelimelerinin yapamadığı işi yapıyor diyebiliriz. Düşünülemeyeni taşıyor, kaygıyı harekete ve kas kütlesine dönüştürüyorlar. Burada bedenlerle ilgili gibi görünen şey, aslında duygularla ilgilidir.

Öz saygıyı ustalık ve duygusal kontrolle ilişkilendiren kültürel bir denklem vardır. Birçok erkek çocuğu küçük yaşlardan itibaren güvenliklerinin güce, aidiyet duygularının ise kırılmazlığa bağlı olduğunu öğrenir: ‘Erkek gibi davran’, ‘yumuşak olma’. Ergenliğe gelindiğinde şu inancı benimsemişlerdir: Kırılgan olmaktansa hissiz olmak daha iyidir.

Çoğu erkek için güçlü olma emri inceliklidir. Bir bakıştan, bir sessizlikten, gelişim boyunca öğrenilen birçok küçük dersten gelir. Bazen oğlunun gözyaşlarına dayanamayan babadır. Bazen de aşağılanmayı motivasyonla birleştiren antrenör. Ya da biçimli vücudu ve kendinden emin sesiyle çevrimiçi içerik üreticisidir (influencer). Nasıl gelirse gelsin, mesaj aynıdır: Kırılgan olmayın.

Psikanalitik açıdan bu figürler, çocuğun bireyselleşmesine ve kendi failliğini keşfetmesine yardımcı olan babalık işlevini somutlaştırır. (…) Babalık işlevi aynı zamanda dayanıklılığı da örnekler: Kişinin zorluklarla inkâr etmeden yüzleşmesine yardımcı olan azim. Fakat bu işlev şefkatten yoksun kaldığında, güç, kişinin duygularını bastırmasına dönüşür. (…)

Hastalarımın çoğu kesinlikle canavar olmayan babalarla büyümüştü. Kendi yumuşaklıklarından korkan erkeklerdi bunlar. Hayatlarının erken dönemlerinde şefkati tehlike ve kırılganlıkla eşdeğer tutarak bu duygusal dersi bir miras gibi çocuklarına aktarmışlardı. Oğlunun gücü babanın güvencesi olurken, onun otoritesi de oğlunun hapishanesi haline gelmişti. Bazı hastalarım ise babalık figürlerini sporda bulmuşlardı; burada sevgi sınırlıydı ve övgü çoğunlukla acı ve rekabet yoluyla kazanılıyordu. ‘Üstesinden gel’, ‘pes etme’, ‘yaralıyken de oyna’. Bu tür cümleler muhtemelen dayanıklılığı artırmak için söylense de duygusal inkârı öğretiyordu. (…)

Konuştuğumuz ilk dil bedenimizin dilidir. Açlığa bir isim vermeden önce feryat ederiz. ‘Korkuyorum’ demeden önce midemizde boşluk hissederiz. İdeal durumda, birileri bu duyumları anlamlandırmamıza yardımcı olur. Duyguları kelimelere dökerek, onlar üzerinde düşünebilir ve böylece onlarla ilgili seçim yapma imkânı bulabiliriz. Eğer üzgün olduğumu biliyorsam, bir arkadaşımın anlayışlı kulağını arayabilir veya kendime yas tutmak için zaman ve alan tanıyabilirim. Ama üzgün olduğumu bilmiyorsam, dürtüsel davranışlarda bulunma olasılığım daha yüksektir, çünkü altta yatan rahatsız edici duyguyu boşaltmanın bulabildiğim tek yoludur bu.

Birçok erkek çocuğuna bu aktarma eylemi öğretilmez. Korku, utanç ve özlem gibi bazı duygular büyük ölçüde dile getirilmez. Bunun nedeni bu duygulara sahip olmamaları değil, onları ifade etmenin alay konusu olmaya veya içine kapanmaya yol açacağını öğrenmiş olmalarıdır. Bu nedenle bedenleri, ifade etmenin tek aracı haline gelir. (…) Tekrarlayan gerilim ve gevşeme ritüelleriyle spor salonu hem sığınak hem de dil olur. (…)

Kas dismorfisi, bu durumun pençesine düşenler için son derece çekici, hatta haklı bir his uyandırabilir. Açıkça ortaya konmuş yapı, gözle görülür ilerleme, kaotik bir duygusal yaşamda tutarlılık duygusunu besler. Psikanalitik dilde, bu erkeklerin duyguları kelimeler yerine eylemlerle ifade etmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Zor duyguları ellerindeki aletlerle yönetmeye çalışırlar. Ağırlık kaldırma hareketi, hiç gerçekleşmemiş bir konuşmanın yerini alır; laktik asit kaynaklı ağrı, terk edilmenin acısından uzaklaştırır.

Zamanla bu dil kendi kendini besleyen bir döngü haline gelir. Ne kadar işe yararsa, teslim olmak o kadar zorlaşır. Sonuçta kaslar bize ihanet etmiyor gibidir. Tartışmazlar, terk etmezler, hayal kırıklığına uğratmazlar. Ve böylece beden bir sığınak haline gelir.

Daniel üzgün hissettiğinde spor salonuna gider. Antrenmanından sonra, öncesinde yaşadığı tüm duygular dağılır ve yerini vücudundaki sertlikten duyduğu gurur alır. Duyguları zaman zaman bu şekilde yönetmekte bir sakınca yoktur, ancak Daniel ve onun gibiler için bu bir saplantı haline gelir. Karmaşık veya zor duyguların yerini kaygı ve fiziksel disiplin ile kas gücüne duyulan istek alır.”

Zayıf hissetmeye yetecek kadar güçlü olmak

Yazar, terapi sürecinin küçük izinlerle başladığını söylüyor: “Dinlenmek, yorgun hissetmek, güç arayışının yorucu hale geldiğini kabul etmek. Birçok kişiye bu, radikal bir değişim gibi gelir. Yorgunluğu zayıflık, kırılganlığı ise çöküş olarak anlamaya alışmışlardır. Amacım, gücü yumuşaklıkla değiştirmelerini sağlamak değil, onları bütünleştirmek, açık ve esnek kalabilen bir güç biçimi bulmalarını sağlamaktır.

Daniel gibi genç bir adam öfkesini giderek daha ağır ağırlıklar kaldırmaya yönlendirmek yerine dile getirebildiğinde veya kederini hissetmesine izin verebildiğinde, bedenin değil, ruhun kasları gelişebilir. Bu, ruhsal gelişim, yani duygusal duyumun anlama dönüştürülmesidir. Daha basit bir ifadeyle, duyguların tehlikeli olmadığını öğrenmektir. Bir zamanlar fiziksel disipline harcanan enerji, merak, ilişkiler ve hayatın diğer yönleri için kullanılabilir hale gelir. (…)

Bu anlamda terapi, kişinin güce bakış açısını yeniden şekillendirmekle ilgilidir. Daniel’e ve diğer hastalara olgunluğun sanatının gücü ve kırılganlığı bir arada tutmakta yattığını öğretiyorum. Onlara, kırılganlık olmadan gücün katılaşmaya; güç olmadan kırılganlığın ise çöküşe yol açtığını söylüyorum. Zayıf hissetmeye yetecek kadar güçlü olmak, her insanın sonunda yüzleşmesi gereken bir paradokstur. İnsanlar ancak zırhlarını kırma gücünü bularak kendileriyle ve başkalarıyla bağlantı kurmaya başlayabilirler.

Elbette bunların hiçbiri kas dismorfisi olan erkeklerle veya genel olarak erkeklerle sınırlı değil. Hepimiz duygusal kırılganlığımızı gözden uzak tutmak için bedenlerimiz, kariyerlerimiz veya kimliklerimiz aracılığıyla kaleler inşa ederiz. Ancak her kalenin, ne kadar zarif olursa olsun, bir bedeli vardır: İzolasyon, katılık, kopukluğun acısı. Hayatın kendisi daha geçirgen, daha insancıl bir şey istiyor.

Amaç, kırılganlığımızı yenmek değil, onunla farklı bir ilişki geliştirmektir. Onu bir kusur yerine derinliğin bir göstergesi, yakınlığın ve bağlantının, empatinin ve gerçek, sağlam temelli cesaretin bir yolu olarak görmektir. Beden, zihnin konuşamadığı şeyleri ifade etmek zorunda kalmadığında daha nazik hale gelir; bir kale değil, koruyacak kadar güçlü, nefes alacak kadar yumuşak bir yuvadır artık.”

Bu yazı ilk kez 7 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Tom Wooldridge’in Psyche internet sitesinde yayımlanan “Why some men seek refuge in ever bigger muscles” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://psyche.co/ideas/why-some-men-seek-refuge-in-ever-bigger-muscles

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x