Popülistler ‘halk’ adına konuşurken tam olarak kimden bahsediyorlar?

Popülizm kavramı tüm dünyada giderek neden popülerleşiyor? Liderlerin ağzından düşürmedikleri “halk”, kimlerden oluşuyor? Söylemleri neden bazı kesimlere cazip geliyor?

Tüm dünyada ‘halk’ın çıkarlarını savunduğunu ve yozlaşmış seçkinlerle mücadele ettiğini söyleyen popülist hareketlere destek artıyor. Peki, bahsettikleri halk, kimlerden oluşuyor? Bu liderler neden yoğun ilgi görüyor? Barselona Üniversitesi’nden araştırmacı Clara Juarez Miro, The Conversation internet sitesinde yayımlanan yazısında, araştırmalarından yola çıkarak konuya açıklık getiriyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Dünya genelinde popülist hareketlere verilen destek giderek artarken, terim de popülerleşti. Popülist ifadesi, birbirinden çok farklı siyasi bağlamlarda yer alan çeşitli hareketleri ve tanınmış isimleri tarif etmek için kullanılıyor. Bu isimler; Brezilya’dan Jair Bolsonaro ve Hindistan’dan Narendra Modi gibi sağcı figürlerden, ABD’den Bernie Sanders, İspanya’dan Pablo Iglesias ve Güney Afrika’dan Julius Malema gibi solculara kadar çeşitlilik gösteriyor.

Meseleyi daha da karmaşık hale getiren bir diğer husus, akademisyenlerin popülizme dair farklı tanımlar üzerinden çalışmaları. Kimileri onu bir ideoloji, kimileri bir söylem türü, hatta bir yönetim biçimi olarak görüyor. Bu farklılıklara rağmen tanımların çoğu temel bir fikirde uzlaşıyor: Popülizm, toplumu ‘saf halk’ ve ‘yozlaşmış seçkinler’ olmak üzere iki karşıt gruba ayırıyor.

‘Halk’ kavramı popülizmin temel taşıdır; ancak destekçilerin kendilerini bu grubun bir parçası olarak görmelerinin gerçekte ne anlama geldiğine dair hâlâ nispeten az şey biliyoruz. Pek çok araştırma, bizzat popülist partilere ve liderlere; özellikle de kendi ‘halk’ tasavvurlarını yozlaşmış elitlere kıyasla ahlaki açıdan üstün bir konumda nasıl sunduklarına odaklanıyor. Benim araştırmam ise diğer tarafa, yani onları iktidara taşıyan destekçiler için bunun ne anlama geldiğini anlamaya odaklanıyor.

Son derece esnek bir kavram

Bazı yazarlar, ‘halk’ın kim olduğunun belirsizliğinin aslında popülizmin güçlü cazibesinin temel bir unsuru olduğunu öne sürüyor. Kavram geniş ve esnek bir nitelik taşıdığı için ülkeler ve siyasi ideolojiler arasında yayılabilir; böylece farklı seçmen grupları onunla özdeşleşebilir ve kendilerini aynı ve daha geniş bir topluluğun parçası olarak görebilirler.

Bu durum sadece ‘halk’ için geçerli değil; ‘‘müesses nizam’ veya ‘seçkinler’ gibi terimler de ‘halk’tan olmayanları genel hatlarıyla tanımlamak amacıyla benzer bir işlevle kullanılıyor. Söz konusu esneklik, ‘halk’ kavramı kapsamına giren kişilerin önemli ölçüde değişkenlik gösterebileceği anlamına geliyor. Siyasetçiler bu terimi, belirli bir kültürel kimliği paylaşanları ifade etmek için kullanabiliyor; nitekim Fransız sağcı popülist Marine Le Pen de Fransız vatandaşlarına öncelik tanıyan politikaları savunurken bu ifadeye başvuruyor.

Benzer şekilde, başkaları da bunu ulusal gruplarla doğrudan örtüşen bir durum olarak nitelendiriyor. Örneğin İspanya’nın popülist radikal sağ partisi Vox, sıklıkla ‘İspanyol halkı’ adına konuştuğunu iddia ediyor.

Siyasi duruşu aşırı sol ve sağın unsurlarını birleştiren Alman popülist Sahra Wagenknecht gibi isimler ise, örneğin ‘siyasetçiler tarafından yıllardır unutulmuş’ kesimleri savunarak; daha yüksek ücretler ve daha güçlü sosyal haklar talep etmek suretiyle, ekonomik açıdan dezavantajlı grupları tanımlamak için bu ifadeyi tercih ediyor.

Bu hayali grubun üyeleri birbirinden tamamen farklı olabilse de, siyasi yelpazenin her kesiminden popülistler, ‘halkı’, çıkarları yozlaşmış seçkinler tarafından görmezden gelinen veya ihanete uğrayan, bütünlüklü ve ahlaki açıdan iyi bir grup olarak sunuyorlar. Popülist figürler ve partiler kendilerini çözüm olarak; yani ezilmiş ve ihmal edilmiş bir seçmen kitlesini anlama ve onlara hizmet etme konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip bir güç olarak konumlandırıyorlar.”

Yazar, siyasetçilerin bu hayali topluluğa kimleri dahil ettiğine dikkat etmenin, kimleri dışarıda bıraktıklarına dikkat etmek kadar önemli olduğunu belirtiyor: “Siyasi yelpazenin sağında bu ayrım genellikle kültürel veya ırksal temellere dayanırken, sol kanat tipik olarak daha varlıklı toplumsal sınıfları dışarıda tutar.

Popülist siyasetçiler, kendileriyle aynı fikirde olmayan hiç kimsenin aslında ‘halk’a gerçekten dahil olmadığını bile öne sürebilirler. Britanyalı popülist ve Brexit’in mimarı Nigel Farage, ‘Biz halkız. Brexit Partisi halktır,’ dediğinde bu durumu en dolaysız ifadelerle dile getirmişti.

Popülistlerin destekçileri

Önceki araştırmalar, bireysel seçmenlerin kendilerini ‘halk’ ile ne ölçüde özdeşleştirdiklerini ölçmüştü. Ancak bu gruba aidiyetin ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabilmek için bir adım geri çekilip, destekçilerin bu hayali topluluğa yükledikleri anlamlara, duygulara ve deneyimlere de bakmamız gerekir.

Bunu yapmanın bir yolu, ‘halk’a mensup olmanın neleri gerektirdiğine dair anlayışlarını kavramak amacıyla farklı popülist hareketlerin destekçileriyle konuşmaktır. Bir diğer yol ise, bu destekçilerin çevrimiçi topluluklardaki iletişimlerini incelemek olabilir. Bu mecralar; siyasi mesajları birlikte yorumlamak, ortak bir kimlik ve aidiyet duygusu geliştirmek ve kimlerin ‘halk’a dahil edilip kimlerin dışarıda bırakılacağını müzakere etmek için coğrafi sınırlarla kısıtlanmamış ortamlar sunar.

Kendi araştırmalarımda da bu iki doğrultuyu izledim. Yakın tarihli bir çalışmada, 6.000 çevrimiçi topluluk etkileşiminin yanı sıra, sağ ve sol görüşlü popülist destekçilerle yapılan 33 derinlemesine görüşmeyi analiz ettim. Analiz, popülist destekçilerin kendilerini ‘halk’ ile üç yolla özdeşleştirdiklerini ortaya koydu: Grubu zihinlerinde nasıl canlandırdıkları, gruba dair neler hissettikleri ve grubun bir parçası olma deneyimini nasıl yaşadıkları.

Önceki araştırmaların da ortaya koyduğu üzere, destekçiler genellikle ‘halk’ı çalışkan, (bir şeyleri) hak eden ve ahlaki açıdan meşru olarak tasavvur ediyor. Sağ görüşlü destekçiler bu kimliği kültürel aidiyetle ilişkilendirirken, sol görüşlü destekçiler ise işçi sınıfı kimliğini vurguluyor. (…) Destekçiler, tercih ettikleri popülist siyasetçilere karşı derin bir sevgi ve sadakat beslerken; elitler, muhalifler ve topluluk için tehdit oluşturduğunu düşündükleri gruplar karşısında öfke ve korku hissediyorlar. Ayrıca, ister daha soyut bir topluluk olsun isterse çevrimiçi ya da çevrimdışı ortamda temas halinde oldukları belirli kişilerden oluşsun, ‘halk’ın diğer üyelerine karşı derin bir sevgi ve anlayış besliyorlar.

Öte yandan, ilişkiler ve siyasi katılım yoluyla da ‘halk’ı deneyimliyorlar. ‘Halk’ın diğer üyeleri olarak görülen kişilerle etkileşime geçmek aidiyet, onaylanma ve amaç duygusu yaratırken; miting ve protestolarda yüz yüze ya da çevrimiçi ortamda gerçekleşen siyasi faaliyetler bu topluluk hissini güçlendirebiliyor ve katılımı teşvik edebiliyor.

Tüm bunlar bir arada değerlendirildiğinde, popülist desteğinin yalnızca siyasi fikirler veya politikalarla ilgili olmadığı görülüyor. ‘Halk’ kavramıyla özdeşleşme durumu işe yarıyor; zira bu terimin esnekliği siyasetçilerin onu etkileyici biçimlerde kurgulamasına olanak tanırken, destekçilerin yorumları da söz konusu siyasi mesajlarla örtüşüyor. (…) Destekçilerin bir yere ait ve bir amaca bağlı olduklarını, başkaları tarafından anlaşıldıklarını hissetmelerine yardımcı oluyor.”

Bu yazı ilk kez 17 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

Clara Juarez Miro’nun The Conversation internet sitesinde yayımlanan “Populists claim to speak for ‘the people’ – but who are they actually talking about?” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://theconversation.com/populists-claim-to-speak-for-the-people-but-who-are-they-actually-talking-about-290641

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Popülistler ‘halk’ adına konuşurken tam olarak kimden bahsediyorlar?

Popülizm kavramı tüm dünyada giderek neden popülerleşiyor? Liderlerin ağzından düşürmedikleri “halk”, kimlerden oluşuyor? Söylemleri neden bazı kesimlere cazip geliyor?

Tüm dünyada ‘halk’ın çıkarlarını savunduğunu ve yozlaşmış seçkinlerle mücadele ettiğini söyleyen popülist hareketlere destek artıyor. Peki, bahsettikleri halk, kimlerden oluşuyor? Bu liderler neden yoğun ilgi görüyor? Barselona Üniversitesi’nden araştırmacı Clara Juarez Miro, The Conversation internet sitesinde yayımlanan yazısında, araştırmalarından yola çıkarak konuya açıklık getiriyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Dünya genelinde popülist hareketlere verilen destek giderek artarken, terim de popülerleşti. Popülist ifadesi, birbirinden çok farklı siyasi bağlamlarda yer alan çeşitli hareketleri ve tanınmış isimleri tarif etmek için kullanılıyor. Bu isimler; Brezilya’dan Jair Bolsonaro ve Hindistan’dan Narendra Modi gibi sağcı figürlerden, ABD’den Bernie Sanders, İspanya’dan Pablo Iglesias ve Güney Afrika’dan Julius Malema gibi solculara kadar çeşitlilik gösteriyor.

Meseleyi daha da karmaşık hale getiren bir diğer husus, akademisyenlerin popülizme dair farklı tanımlar üzerinden çalışmaları. Kimileri onu bir ideoloji, kimileri bir söylem türü, hatta bir yönetim biçimi olarak görüyor. Bu farklılıklara rağmen tanımların çoğu temel bir fikirde uzlaşıyor: Popülizm, toplumu ‘saf halk’ ve ‘yozlaşmış seçkinler’ olmak üzere iki karşıt gruba ayırıyor.

‘Halk’ kavramı popülizmin temel taşıdır; ancak destekçilerin kendilerini bu grubun bir parçası olarak görmelerinin gerçekte ne anlama geldiğine dair hâlâ nispeten az şey biliyoruz. Pek çok araştırma, bizzat popülist partilere ve liderlere; özellikle de kendi ‘halk’ tasavvurlarını yozlaşmış elitlere kıyasla ahlaki açıdan üstün bir konumda nasıl sunduklarına odaklanıyor. Benim araştırmam ise diğer tarafa, yani onları iktidara taşıyan destekçiler için bunun ne anlama geldiğini anlamaya odaklanıyor.

Son derece esnek bir kavram

Bazı yazarlar, ‘halk’ın kim olduğunun belirsizliğinin aslında popülizmin güçlü cazibesinin temel bir unsuru olduğunu öne sürüyor. Kavram geniş ve esnek bir nitelik taşıdığı için ülkeler ve siyasi ideolojiler arasında yayılabilir; böylece farklı seçmen grupları onunla özdeşleşebilir ve kendilerini aynı ve daha geniş bir topluluğun parçası olarak görebilirler.

Bu durum sadece ‘halk’ için geçerli değil; ‘‘müesses nizam’ veya ‘seçkinler’ gibi terimler de ‘halk’tan olmayanları genel hatlarıyla tanımlamak amacıyla benzer bir işlevle kullanılıyor. Söz konusu esneklik, ‘halk’ kavramı kapsamına giren kişilerin önemli ölçüde değişkenlik gösterebileceği anlamına geliyor. Siyasetçiler bu terimi, belirli bir kültürel kimliği paylaşanları ifade etmek için kullanabiliyor; nitekim Fransız sağcı popülist Marine Le Pen de Fransız vatandaşlarına öncelik tanıyan politikaları savunurken bu ifadeye başvuruyor.

Benzer şekilde, başkaları da bunu ulusal gruplarla doğrudan örtüşen bir durum olarak nitelendiriyor. Örneğin İspanya’nın popülist radikal sağ partisi Vox, sıklıkla ‘İspanyol halkı’ adına konuştuğunu iddia ediyor.

Siyasi duruşu aşırı sol ve sağın unsurlarını birleştiren Alman popülist Sahra Wagenknecht gibi isimler ise, örneğin ‘siyasetçiler tarafından yıllardır unutulmuş’ kesimleri savunarak; daha yüksek ücretler ve daha güçlü sosyal haklar talep etmek suretiyle, ekonomik açıdan dezavantajlı grupları tanımlamak için bu ifadeyi tercih ediyor.

Bu hayali grubun üyeleri birbirinden tamamen farklı olabilse de, siyasi yelpazenin her kesiminden popülistler, ‘halkı’, çıkarları yozlaşmış seçkinler tarafından görmezden gelinen veya ihanete uğrayan, bütünlüklü ve ahlaki açıdan iyi bir grup olarak sunuyorlar. Popülist figürler ve partiler kendilerini çözüm olarak; yani ezilmiş ve ihmal edilmiş bir seçmen kitlesini anlama ve onlara hizmet etme konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip bir güç olarak konumlandırıyorlar.”

Yazar, siyasetçilerin bu hayali topluluğa kimleri dahil ettiğine dikkat etmenin, kimleri dışarıda bıraktıklarına dikkat etmek kadar önemli olduğunu belirtiyor: “Siyasi yelpazenin sağında bu ayrım genellikle kültürel veya ırksal temellere dayanırken, sol kanat tipik olarak daha varlıklı toplumsal sınıfları dışarıda tutar.

Popülist siyasetçiler, kendileriyle aynı fikirde olmayan hiç kimsenin aslında ‘halk’a gerçekten dahil olmadığını bile öne sürebilirler. Britanyalı popülist ve Brexit’in mimarı Nigel Farage, ‘Biz halkız. Brexit Partisi halktır,’ dediğinde bu durumu en dolaysız ifadelerle dile getirmişti.

Popülistlerin destekçileri

Önceki araştırmalar, bireysel seçmenlerin kendilerini ‘halk’ ile ne ölçüde özdeşleştirdiklerini ölçmüştü. Ancak bu gruba aidiyetin ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabilmek için bir adım geri çekilip, destekçilerin bu hayali topluluğa yükledikleri anlamlara, duygulara ve deneyimlere de bakmamız gerekir.

Bunu yapmanın bir yolu, ‘halk’a mensup olmanın neleri gerektirdiğine dair anlayışlarını kavramak amacıyla farklı popülist hareketlerin destekçileriyle konuşmaktır. Bir diğer yol ise, bu destekçilerin çevrimiçi topluluklardaki iletişimlerini incelemek olabilir. Bu mecralar; siyasi mesajları birlikte yorumlamak, ortak bir kimlik ve aidiyet duygusu geliştirmek ve kimlerin ‘halk’a dahil edilip kimlerin dışarıda bırakılacağını müzakere etmek için coğrafi sınırlarla kısıtlanmamış ortamlar sunar.

Kendi araştırmalarımda da bu iki doğrultuyu izledim. Yakın tarihli bir çalışmada, 6.000 çevrimiçi topluluk etkileşiminin yanı sıra, sağ ve sol görüşlü popülist destekçilerle yapılan 33 derinlemesine görüşmeyi analiz ettim. Analiz, popülist destekçilerin kendilerini ‘halk’ ile üç yolla özdeşleştirdiklerini ortaya koydu: Grubu zihinlerinde nasıl canlandırdıkları, gruba dair neler hissettikleri ve grubun bir parçası olma deneyimini nasıl yaşadıkları.

Önceki araştırmaların da ortaya koyduğu üzere, destekçiler genellikle ‘halk’ı çalışkan, (bir şeyleri) hak eden ve ahlaki açıdan meşru olarak tasavvur ediyor. Sağ görüşlü destekçiler bu kimliği kültürel aidiyetle ilişkilendirirken, sol görüşlü destekçiler ise işçi sınıfı kimliğini vurguluyor. (…) Destekçiler, tercih ettikleri popülist siyasetçilere karşı derin bir sevgi ve sadakat beslerken; elitler, muhalifler ve topluluk için tehdit oluşturduğunu düşündükleri gruplar karşısında öfke ve korku hissediyorlar. Ayrıca, ister daha soyut bir topluluk olsun isterse çevrimiçi ya da çevrimdışı ortamda temas halinde oldukları belirli kişilerden oluşsun, ‘halk’ın diğer üyelerine karşı derin bir sevgi ve anlayış besliyorlar.

Öte yandan, ilişkiler ve siyasi katılım yoluyla da ‘halk’ı deneyimliyorlar. ‘Halk’ın diğer üyeleri olarak görülen kişilerle etkileşime geçmek aidiyet, onaylanma ve amaç duygusu yaratırken; miting ve protestolarda yüz yüze ya da çevrimiçi ortamda gerçekleşen siyasi faaliyetler bu topluluk hissini güçlendirebiliyor ve katılımı teşvik edebiliyor.

Tüm bunlar bir arada değerlendirildiğinde, popülist desteğinin yalnızca siyasi fikirler veya politikalarla ilgili olmadığı görülüyor. ‘Halk’ kavramıyla özdeşleşme durumu işe yarıyor; zira bu terimin esnekliği siyasetçilerin onu etkileyici biçimlerde kurgulamasına olanak tanırken, destekçilerin yorumları da söz konusu siyasi mesajlarla örtüşüyor. (…) Destekçilerin bir yere ait ve bir amaca bağlı olduklarını, başkaları tarafından anlaşıldıklarını hissetmelerine yardımcı oluyor.”

Bu yazı ilk kez 17 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

Clara Juarez Miro’nun The Conversation internet sitesinde yayımlanan “Populists claim to speak for ‘the people’ – but who are they actually talking about?” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://theconversation.com/populists-claim-to-speak-for-the-people-but-who-are-they-actually-talking-about-290641

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x