Rusya-Ukrayna savaşının sonlandırılmasına yönelik çabalar devam ederken, ABD tarafında bir isim öne çıkıyor: Jared Kushner. İnsan Hakları Vakfı’nın Kleptokrasiyle Mücadele Programı Başkanı ve United States of Oligarchy: How America’s Wealthiest Ally with Dictators, Weaken the U.S., and Destroy Democracy (Amerika Birleşik Devletleri Oligarşisi: Amerika’nın En Zenginleri Diktatörlerle Nasıl İttifak Yapıyor, ABD’yi Nasıl Zayıflatıyor ve Demokrasiyi Nasıl Yok Ediyor) kitabının yazarı Casey Michel, Foreign Policy internet sitesinde yayımlanan yazısında, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Kushner’ın yükselişini ve Amerikan oligarşisinin geleceğinin dünya için ne anlama gelebileceğini anlatıyor.
Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:
“16 Kasım 2025’te Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, hoparlörü açık telefondan tanımadığı bir ses duydu. Amerikan aksanıyla konuşan bu yeni muhatap, Zelenski’ye bir plan sunuyordu. Ukrayna’nın Rusya ile savaşını sona erdirmek için Zelenski’nin yapması gerekenleri maddeler hâlinde sıralayan plan, ABD Başkanı tarafından onaylanmıştı.
Washington’ın planı mı, Kremlin’in listesi mi?
Uzayıp giden talepler listesine göre Ukrayna’nın ordusuna yeni sınırlamalar getirmesi gerekecekti ki bu da Rusya’nın savaş alanındaki üstünlüğüne asla ulaşamayacağı anlamına geliyordu. Ülkenin NATO’ya katılma hayallerinden tamamen vazgeçmesi gerektiği gerçeği de söz konusuydu. Üstelik Ukrayna’nın kendini savunma kapasitesi azalırken Rusya’ya yönelik yaptırımların yakında kaldırılacağı, Moskova’nın da savaş hiç yaşanmamış gibi yeniden jeopolitik düzene kabul edileceği ortaya çıkıyordu.
Ama hepsi bu değildi. Yeni sesin Zelenski’ye verdiği talimatlara göre, Ukrayna nihayetinde sadece Kırım’dan değil, Rusya’nın henüz işgal etmediği topraklar da dahil olmak üzere Donbas’ın tamamından resmen vazgeçecekti. Yıllarca süren çatışmalar ve milyonlarca kayıp sonrasında Ukrayna, Rusya’nın hiç ele geçirmediği topraklardan vazgeçmek ve bu bölgelerde yaşayan Ukraynalıları kaderine terk etmek zorunda kalacaktı.
Bir damadın güç alanı
Talepler, Zelenski’nin ya da yönetiminin o güne dek işittiği her şeyin ötesindeydi. Moskova dışındakilerin önerdiklerinin de ötesine geçiyordu. (…) Aslında, müzakere edilmiş noktalar listesinden ziyade, doğrudan Kremlin’den gelen bir dilek listesi gibiydi. Zelenski o sıralar bilmiyordu ama listenin kaynağı herhangi bir Batı başkenti değil, Moskova’ydı. Bu yeni talepleri sıralayan kişi Jared Kushner’dı. Artık gölgelerden çıkıp Rusya-Ukrayna savaşının merkezine yerleşen Kushner, Zelenski’ye planın bundan böyle Washington’a ait olduğunu ve uygulanmasını sağlamak için orada bulunduğunu söylüyordu.
Kushner’ın 2025 sonlarında ortaya attığı sözde ‘barış planı’nın tüm kirli öyküsü, anında manşetlere taşındı ve hızlı bir tepkiyle karşılandı. Ancak birçok kişi, planın beceriksiz ve gelişigüzel doğasına ve Kushner ile ortağı Steve Witkoff dışındakilerin, olayların ayrıntıları hakkında çok az şey bilmesine odaklanırken, teklifin sonuçlarına veya ABD dış politikasının oligarkların eline geçmesi açısından ne anlama geldiğine daha az dikkat edildi. Zira Kushner, Ukrayna’dan Rusya’nın savaş alanında asla kazanmadığı toprakları vermesini talep ederken, (…) ABD’de oligarşinin geleceği ve yükselişinin küresel istikrar için ne anlama geleceği hakkında da bir şeyler söylüyordu.
Öncelikle Kushner’ı ele alalım. Aylarca büyük ölçüde gözden uzak bir şekilde faaliyet gösterdikten, arka plandan işe alımları yönetip politikaları yönlendirdikten sonra, 2025’in ikinci yarısında yeniden dikkatleri çekti. Kapsamı ve önemi giderek artan finansal işlemler vardı; örneğin, Suudi yatırımcılarla ortaklık kurarak dünyanın gördüğü en büyük kaldıraçlı satın alımını gerçekleştirdi ve video oyun şirketi Electronic Arts’ı satın aldı. Arnavutluk’taki hükümet, Kushner’ın son lüks gayrimenkul projesini hızlandırarak, Arnavutlar tarafından çok değer verilen önemli arazileri ona verdi; bu da Arnavutluk’ta günümüze kadar devam eden büyük protestolara yol açtı. En akılda kalanı ise, Kushner’ın Gazze’de sözde bir ateşkesin hazırlanmasındaki rolüydü; bu ateşkes İsrail’e bölgenin büyük bir kısmını işgal etme hakkı verdi ve İsrail’in Filistin devletinin sonsuza dek kurulmasını engelleme hedefini hızlandırdı.”
Barış planından nükleer riske
Yazar, tüm bunların, Kushner’ın Ukrayna’daki çatışmaları sona erdirmek için ABD’nin çabalarına liderlik etme konusundaki ani hamlesinin bir ön hazırlığı olduğunu belirtiyor: “Ekim 2025’in sonlarında Kushner ve Witkoff, Kushner’ı Moskova’nın yanına çekmekle görevlendirilen Kremlin çalışanı Kirill Dmitriev ile toplantı için Miami’de bir araya geldi. Bir dizi ‘yoğun tartışma’ sonucunda Kushner ve Witkoff, Rusya ile Ukrayna arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için sözde ana noktaları bir araya getirdiler.
Ancak gazeteci Christo Grozev ve Michael Weiss’ın daha sonra ortaya koyduğu üzere, Kushner’ın sözde barış planı hiç de özgün değildi. Aksine, ‘en tartışmalı koşullarının çoğu, aylar önce Kremlin’den yayılan bir belgede yer alıyordu.’ Gazeteciler, Kushner’ın Ukrayna’nın Moskova’ya teslim olacağı tüm yolları sıralayan planının, ‘Dmitriev tarafından tek başına kaleme alınan daha önceki bir metinde neredeyse kelimesi kelimesine aynı şekilde yer alan ifadeler içerdiğini’ yazdı.
Söz konusu iki belge tam olarak aynı değildi. Bazı maddelerde ufak değişiklikler yapılmış, bazıları genişletilmiş veya çıkarılmıştı. (…) Sızdırılan bir telefon görüşmesinde, Dmitriev’in başka bir Rus yetkiliye, ‘Moskova’nın belgesini gayriresmî olarak doğrudan ileteceğim ve bunun gayriresmî olduğunu söyleyeceğim. Onlar da (Kushner ve Witkoff) bunu kendi belgeleriymiş gibi sunabilirler’ dediği bildirildi. Ve tam olarak da öyle oldu.
Yeni bir nükleer çağ
Kushner’ın sadece Rusya’nın propaganda söylemlerini aklamaya çalışırken yakalanması, başka bir şey olurdu. Ancak bunun sadece Ukrayna veya Rusya için değil, dünyanın geri kalanı için de doğuracağı sonuçlar üzerinde durup düşünmeye değer. Kushner, Washington’da oligarşinin yükselişinin doruk noktası olmakla kalmadı; aynı zamanda dünyayı daha geniş anlamda istikrarsızlaştırma ve yeni bir nükleer çağı, on yıllardır görülmemiş bir nükleer yayılma yarışını tetikleme tehdidi taşıyan bir planı da hayata geçiriyordu.
Kushner’ın, kayınpederinin de desteğiyle, emperyalist bir güce daha küçük bir komşusunu boğma fırsatı veren bir yatıştırma politikası izlemesi tek başına yeterli değildi. Birdenbire, jeopolitikte yepyeni bir ilke hepimizin gözünün önünde belirmişti. Kushner’ın planıyla ABD, nükleer bir gücün nükleer olmayan bir komşusunu kendi topraklarında bölüşme hakkını tanıma sözü vermişti. Rusya, Ukrayna’nın tamamını, en azından şimdilik, alamayacaktı. Ancak en azından bir kısmını (Ukrayna topraklarının bir bölümünü, Ukrayna nüfusunun da bir kısmını) alacak ve daha sonraki bir tarihte işgaline devam etmeye hazır bulunacaktı.
Başka bir deyişle, Rusya’nın nükleer blöfü işe yaramıştı. Bu, sınırlarına yakın nükleer silahlı emperyalistlerle karşı karşıya kalan Japonya, Güney Kore, Kanada, Polonya, Kazakistan, Avustralya, Almanya ve daha pek çok nükleer olmayan gücün unutmayacağı bir dersti. Bu ders, doğrudan bir ABD oligarkının ağzından geldi: Seçilmemiş, hiçbir denetim veya açıklama zorunluluğuna tabi olmayan, yalnızca kayınpederiyle olan ilişkisi sayesinde orada bulunan bir milyarder. Şimdi ise ABD politika yapımına ve çok daha fazlasına hükmediyor.
Rusya’nın emperyalizminden Çin’in irredantizmine, ABD’nin stratejik miyopluğuna ve ittifakları başarıyla yönetme yetersizliğine kadar, nükleer silahların yayılmasının yaşanacağı bu döneme yol açan düzinelerce başka faktör var. Ancak bu yeni nükleer güçlerin yükselişi hikâyesinin merkezinde, kendi çıkarları için hareket eden, geri kalanımızı ya da saltanatının dünya için ne anlama gelebileceğini veya dünyadan geriye ne kalacağını pek düşünmeyen bir ABD oligarşisinin yükselişi yer alacaktır.”
Bu yazı ilk kez 8 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.




